Prof. Dr. Esat Rennan PEKÜNLÜ’nün hapis cezası neden 2 yıl + 1 ay??


Dostlar,

20 Kasım 2014 günü Rennan hocanın sağlık raporu bitti ve infaz ertelemesi sona erdi. 

portresi

CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) uyarınca 10 gün içinde Savcılığa teslim olması ve hapis cezasının infazına (yürütülmesine) başlanması gerekiyor.

Perşembe günü Türk Ceza Yasası‘nı karıştırırken cezanın ertelenmesi koşullarına baktık. Üst sınır olan 2 yılın, suçun işlendiği tarihte failin 65 yaşın üstünde olması durumunda
3 yıl olarak alınacağı md. 51’de açıklanıyordu. Heyecanla, başından beri üstün ve örnek bir çaba gösteren Sn. Prof. Dr. Kayhan Kantarlı hocayı (TÜMÖD İzmir Şb. Bşk.) cep telefonundan aradık..

Ne yazık ki olmadı.. Rennan hoca bu koşula uymuyordu..

Bu gün 24 Kasım.. Öğretmenler günü..

Bir üniversite öğretmeni, ilkel bir güdü ile

  • Kuran’da yeri olmayan “türban” denen
    Siyasal İslam uydurması ve dayatması

uğruna, gözdağı için hapse sokulacak.. Türkiye susmaya devam ediyor..

Barolar Birliği Başkanı Ceza Hukuku Profesörü M. Feyzioğlu ağzını açmıyor.
Hukuk Fakültesi dekanları Profesörler de..
İlahiyat Fakültesi dekanları Profesörler de..
Diyanet İşleri Başkanı Profesör Mehmet Görmez de..
Dinci medya da..
Mehmet Şevket Eygi bile..

Bunun bir tarihsel ve vicdani sorumluluğu olacaktır elbet..
Tarih yarglılayacak ve hükmünü verecektir.

– Bu hükmü veren yargıcın,
– Davacı olan öğrencinin ve de
– Kanıtları yargıdan kaçıran Ege Üniversitesi Rektörünün vicdanı rahat mıdır?

Haydi AİHM, elini tez tut..
Son 5-6 güne girdik..
Geç kalan adalet adalet değildir!

Lütfen aşağıdaki haberi okur musunuz?

Size düşen birşeyler de olabilir, vardır..
Bu arada çooook teşekkürler İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL!

Sevgi ve saygı ile.
24.11.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Prof. Dr. Esat Rennan PEKÜNLÜ’nün hapis cezası neden 2 yıl + 1 ay??

İSTANBUL Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal,
çarpıcı bir noktaya dikkat çekti

İSTANBUL Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, Prof. Dr. Rennan Pekünlü’ye üniversitede türban yasağını uyguladığı için verilen 2 yıl 1 ay hapis cezasını ve Pekünlü’nün
30 Kasım’da cezaevine girecek olmasını Aydınlık‘a değerlendirdi. Kocasakal,
gelinen noktada kimsenin yargıya güvenmediğini belirterek,

  • “Yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu kanıtlaması gerekir.
    Geldiğimiz noktada ise kimse yargıya güvenmiyor.
    Eskiden %80’lerde olan yargıya güven,
    bugün %20’lere düşmüş durumda. Yargının da oturup bunu bir düşünmesi gerek.”

dedi.

CEZANIN SÜRESİ ERTELEME KARARINA ENGEL

Pekünlü’ye verilen cezanın 2 yıldan 1 ay fazla olması nedeniyle CMK’ya göre
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına tabi olamadığını vurgulayan Kocasakal, şöyle devam atti:

“Bazı şeyler gizlenmeye çalışılsa da olmuyor. Eğer Pekünlü’ye verilen ceza 2 yıl olsaydı yasal olarak hükmün açıklanması geri bırakılabilir ya da ertelenebilirdi.
Mahkeme ne ilginçtir ki, 2 yılın bir ay üzerine çıkarak bu yolları kapatmış.
Bu kimsenin dikkatinden kaçmış değil. Ben ceza hukukçusuyum. Haklı olarak bir kuşku taşırım. Pekünlü’nün cezaevine girmesi için özellikle 2 yılın üzerine çıkılmış.”

RENNAN HOCA İÇİN MÜCADELE HAFTASI

Kitle örgütleri ve siyasal partiler, Prof. Dr. Rennan Pekünlü’ye verilen 2 yıl 1 ay hapis cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine harekete geçti. Önümüzdeki hafta Rennan hoca için mücadele haftası olacak.

Ege Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu (ADT),  9 Eylül Üniversitesi ADT,
Ege Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği, TGB, Eğitim-İş, TÜMÖD ve İzmir Barosu Pekünlü için 26 Kasım Çarşamba günü üniversitenin Astronomi ve Uzay Bilimleri binası önünde toplanarak;

  • “Rennan hocamızın yanındayız, karanlığa geçit yok!”

diyecek.

Barolar ve öğretim üyeleri dernekleri de Pekünlü için 29 Kasım’da ortak bir eyleme
imza atacak. Eyleme İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve
YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu‘nun da katılması bekleniyor.

Pazar, 23 Kasım 2014

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/57893-umit-kocasakal-carpici-bir-noktaya-dikkat-cekti.html

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu için Cumhurbaşkanı’na ivedi çağrı

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu hoca yakın dostumuzdur.
Dava arkadaşımızdır.

Bir onur anıtı gibi dimdik Silvri zulümhanesinde 4. yılı doldurmak üzeredir.

Yıllardan beri süregelen ve Silvri zulümhanesinin koşullarıyla hızla ilerleyen,
gerekli biçimde sağaltımı-izlemi-beslenmesi-dinlenmesi.. asla yapılamayan
Hepatit C enfeksiyonu ile başbaşadır.

Bu hastalık karaciğer kanserinde dönüşebildiği gibi,
ilerleyici sirozla karaciğer yetmezliğine de neden olabilmektedir.

Verilere göre Fatih hocanın durumu çok ama çok ciddidir.

Portresi_sizin_Allahiniz_yok_mu

Geçtiğimiz aylarda 21-22 yaşındaki evladını da yitirmenin kahredici acısı içindedir.
Fatih hoca, babasını da geçmişte acılı biçimde yitirmişti..

Bu insanın ne kanıtları değiştrecek – bozacak gücü ne de olanağı var..
Ne de bunlara tenezzil edecek kişiliği.. Kaçmak mı? Fatih hocayı öldürseniz bile böyle birşeyi yaptıramazsınız..

DENETİMLİ SERBESTLİK çok etkili yöntemler içermektedir.
Neden bu yola başvurulmaz?
Zaten Fatih hocanın tutukluluğunun yürütümünün sağlık nedeniyle ertelenmesinden söz ediyoruz. İstenen, “suçunun” ya da “cezaının” infazının bağışlanması değildir. Kaldı ki kanıtlanmış suç ve hükme bağlanmış da ceza ortada yoktur!

Üstelik  4 – 5 yıldır artık toplanmayan kanıt mı kaldı ?

Öte yandan, hala kanıtlar toplanmadı ise, hangi kanıtlarla insanları yıllarca
hapiste tutuyor, adeta yargısız infaz yapıyoruz ?

Böyle adalet olur mu??

Biz de bu konuyu sitemizde kezlerce yazdık. Ceza Muhakemeleri Yasası‘nın
ilgili maddelerini aktardık. Bir kez daha sunalım :

Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih 5275 sayılı CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) md. 16/2’de, sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

  • “… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”
  • Madde 16/3, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam donanımlı hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumu’nca onaylanan rapor üzerine infazın yapıldığı yerin cumhuriyet başsavcılığınca verilir.”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e son çağrımızdır..
Yarın çok geç ve dönüşümsüz olabilir..
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, insancıl duygularla yetkisini kullanmalıdır.

  • Türk Tabipleri Birliği, üyeleri olan Fatih Hilmioğlu’nun durumunu görüşmek üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den ivedi randevu istemelidir..

Tüm Öğretim Üyeleri Derneği TÜMÖD İstanbul Şubesi’nin aşağıdaki çağrısını tümüyle payaşıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 10.1.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

PROF. DR. FATİH HİLMİOĞLU DERHAL TAHLİYE EDİLMELİDİR!

Ergenekon davasından dört yıldır Silivri zindanlarında tutuklu bulunan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu bir süredir karaciğer kanseriyle mücadele ediyor. On beş yıldır siroz hastası olan hocamızın karaciğer hastalığı çok ileri bir aşamaya gelmiştir. Doktor raporlarına göre yatak tedavisi görmesi gerekirken, sürekli cezaevi ve hastane arasında gidip geliyor.  Şayet Prof. Fatih Hilmioğlu serbest bırakılmazsa zaten ilerlemiş olan hastalığı yaşamsal tehdit boyutunataşınacaktır. Bizler, üniversite öğretim üyeleri olarak Fatih Hilmioğlu hocamız başta olmak üzere Silivri’de tutuklu bulunan vatansever, Atatürk Cumhuriyeti’nden yana bilim insanlarının yaşamlarından kaygılıyız.

Bilinmektedir ki, Silivri’de artık bir mahkeme yoktur. Yıllardır verilen yoğun mücadelelerle gerçekler bir bir ortaya çıkarılmış ve tüm iddiaların asılsız olduğu kanıtlanmıştır.  Açıklamalarından anlayacağımız üzere mevcut iktidar bile bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmıştır.  Silivri’de kurulan mahkemenin iktidarın talimatları doğrultusunda hareket ettiği herkes tarafından bilindiğine göre, Fatih Hilmioğlu’nu hastane yollarında ölüme terk etmek apaçık iktidarın bir bilim insanına olan korkusunu ifade etmektedir.

Baştan aşağı yalan ve iftiralarla dolu bir mahkemenin bütün suçlamaları çürütülmüşken ve artık toplum karşısında hiçbir itibarı kalmamışken;hukuksuz mahkemelerin tek amacı memleketine büyük katkılar sağlamış,vatanını seven bilim insanlarını, kokuşmuş zindanlarda ölüme hapsetmek değil midir?  Anlıyoruz ki hukukun bitirildiği Silivri’de vicdanlar da iflas etmiştir.

Bizler, üniversitenin bilim ve aydınlanmadan yana olan vatansever öğretim üyeleri olarak bir çağrı yapıyoruz.  Bir an önce Fatih Hilmioğlu hocamızın tahliye edilmesini ve tedavisinin uygun koşullarda yürütülmesini talep ediyoruz!

Bu vesileyle tüm üniversite bileşenlerini, öğretim üyeleri ve öğrencilerini 10 Ocak Perşembe günü Silivri Mahkemesi önüne davet ediyoruz.

TÜM ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ (TÜMÖD)

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu Sehven (!) Cinayete Kurban Olmak Üzere..

,
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu karaciğer kanseri ile mücadele ediyor!

Şubat 2009’da cezaevine girdikten sonra Hilmioğlu’nun hastalığı cezaevi şartlarında kontrol altına alınamadı ve hızla ilerledi. Ergenekon davalarında sehven (!) yapılan hataları biliyoruz. Ancak Fatih Hilmioğlu’nun kanser hastası olduğu halde
hala hapiste tutuluyor olması sehven (!) cinayete teşebbüstür.

Ben, sehven (!) cinayete kurban gitmiş bir başka Ergenekon sanığı Kuddusi Okkır’dan bahsetmek istiyorum. Okkır için iş işten geçmiş diyebilirsiniz, ancak Okkır’ın başına gelenlerden alınacak ders Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun hayatını kurtarabilir.

Kuddusi Okkır Ergenekon davasının tutuklu sanıklarındandı. Tutuklandığında sağlığı yerindeydi ancak tutuklandıktan kısa bir süre sonra kansere yakalandı. Gönderildiği hastanede kendisine tam teşekküllü bir hastanede tedavi görmesi gerektiğine dair epikriz raporu verildi. Eşi Sabriye Okkır’ın ve avukatlarının tahliyesi için savcılara, mahkemeye, Cumhurbaşkanı’na yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı.

YANIMA ÖLÜYÜ VERDİLER

Kuddusi Okkır hapishanede kendine bakamaz hale gelmişti. Hapishane müdürü onu, Kuddusi Okkır’a bakmaya gönüllü olan Erol Ölmez adında genç bir Ergenekon sanığının koğuşuna verdi. Bu sanık bir süre Kuvayi Milliye Derneği Başkanlığını yürütmüş olan Emekli Albay Fikri Karadağ ile aynı koğuşta kalıyordu. Kendisi de
Kuvayi Milliye Derneği üyesi olan Erol Ölmez, Kuddusi Okkır’ın başına gelenleri duruşmada şöyle anlattı.

“…Kuddusi Okkır’ı yanımıza verdiler, ama ölüyü verdiler yanımıza, canlı bir şey vermediler. Okkır saçı sakalı birbirine karışmış, kirli ve çok hasta haldeydi.
Savcılara defalarca Okkır’ın durumunu anlattım, ‘ bu adamı artık tahliye edin’ dedim.

…Okkır’ın durumuna üzülüyordum, bunun üzerine Savcı Zekeriya Öz‘e sürekli mektup yazmaya başladım. Öz’le görüşebilmek için mektubumda, ‘Çok önemli şeyler anlatacağım. Ek ifade vermek istiyorum’ ifadesini kullandım.

…Zekeriya Öz’ün yanına götürüldüm. Öz’e, Kuddusi Okkır için geldiğimi söyledim
ama Öz beni ciddiye almadı. Bana,
Muzaffer Tekin ve arkadaşlarının neler yaptığını, neler konuştuklarını sordu. ‘Bilmek isteyebileceğim bir şeyler var mı?’ dedi.

‘Bilmek istediğiniz ne olabilir?’ dedim.

‘Ben seni araştırdım, orada burada kalıyormuşsun, mağdurmuşsun. Sende pek bir şey yok. Sen bana yardımcı olursan bir şeyler gelişebilir bugün burada’ dedi.
Ben o anda anladım, bir şeyler var savcıda.

Avukatım o sırada telefonuyla oynuyordu. Bir mesaj geldi. ‘Misafirim gelmiş aşağıya’ dedi, çıktı. Savcı, jandarmaya da, ‘Siz biraz dışarıda bekler misiniz?’ dedi.
Onlar çıkınca, ‘Erol’um’ dedi. O ara çekmecesini açıp evraklar çıkardı.
Alpaslan Aslan‘ı tanıyor musun?’ dedi. Tanımadığımı söyledim.

‘Tanımıyorsun biliyorum, tanıyacaksın’ dedi. ‘Ben şimdi senden bir şeyler isteyeceğim. Sen benim söylediklerimi kendi el yazınla yazacaksın, ek ifade gibi vereceksin.
Sen daha cezaevine varmadan ben seni tahliye ettireceğim.
Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım‘la birlikte olduğunu anlatacaksın. Ben seni tanık korumaya alacağım’ dedi.

Tanık korumanın ne olduğunu sordum. ‘Sen gizli tanık olacaksın’ dedi.

  • Ben tanımadığım insanlar hakkında iftira atacağım… 

Erol Ölmez, kimsesiz diye gariban diye parası, pulu yok diye onursuz bir adam mı?”

Erol Ölmez’in anlattıklarını Fikri Karadağ da doğruladı.
Kuddusi Okkır’ın altını temizlemek zorunda bile kalmışlardı.

ÜSKÜL HAK İHLALİ YOK DEDİ

Sonunda Kuddusi Okkır tahliye edildi ama iş işten geçmişti. Tahliyeden beş gün sonra Kuddusi Okkır Trakya Üniversitesi Hastanesi’nde öldü. Doktorlar sadece uyuşturucuyla ağrılarını azaltabilmişlerdi.

O dönemin Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Üskül, Kuddusi Okkır’ın ölümü ile ilgili olarak, Adalet Bakanlığı’ndan gelen dosyaları incelediğini ve olayda
bir insan hakları ihlali görmediğini söylemiş.

Toplumun vicdanına soruyorum, Kuddusi Okkır öldü mü?
Yoksa bir cinayete kurban mı gitti?  

Kuddusi Okkır için artık çok geç ama Fatih Hilmioğlu’nu kurtarabiliriz.
Eğer
Hilmioğlu Silivri’de ölürse onun sehven (!) cinayete kurban gitmesinden davanın savcıları, yargıçları ile birlikte, ölümcül hastalığı olan tutukluları tahliye etme yetkisi olan Cumhurbaşkanı Gül de sorumlu olacaktır.

A.  Metin Akpınar
Odatv.com,
2.1.13

==================================

Dostlar,

Bu sitede daha önce de yazdık dostumuz, kardeşimiz, meslektaşımız
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun durumunu / dramını..

Bir kez daha yazalım ilgili yasa maddesini :

Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih
5275 sayılı CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) md. 16/2’de,
sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

  • “… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile
  • hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”

Madde 16/3, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam donanımlı hastanelerin
sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumu’nca onaylanan rapor üzerine
infazın yapıldığı yerin cumhuriyet başsavcılığınca verilir.”

İlgili mahkemeyi, savcılığı, Adalet Bakanlığını ve de özellikle
Cumhurbaşkanlığı makamını iş işten geçmeden İVEDİLİKLE GÖREVE çağırıyoruz..

Cumurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e çağrımızdır :
Lütfen Fatih Hilmioğlu olayına acilen el koyunuz..

TTB’yi de bu konudaki girişimlerini artırmaya davet ediyoruz..

Fatih Hilmioğlu 17 Nisan 2009’da tutuklanmıştı. 3,5 ay sonra 4 yıl dolacak:
4 yıldır karar ortada yok… Peki kanıtlar toplanmadı mı ki serbest bırakarak yargılanmıyor? Yeter kanıt yoksa neden 4 yıldrı turuklu? Ağır hastalığına
ve bu durumunun kurul raporlarıyla belgelenmesine karşın??
Fatih hoca bu durumuyla yurtdışına mı kaçacak? Yasak koyarsınız..
Gözetim önlemleri alırsınız..
Bu davranış nasıl, neyle adlandırılabilir??

Sevgi ve saygı ile.
3.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net