Etiket arşivi: Yolsuzluk algı endeksi

PAZAR SOHBETİ : EN BÜYÜK SORUN

Nurzen Amuran ~ Ayda Bir ~ "Uğur Mumcu" Anısına. 1993 - YouTubePAZAR SOHBETİ : EN BÜYÜK SORUN

Nurzen Amuran

Seçime giderken siyasette beklenen saydamlığın olmayışı, etik kuralların göz ardı edilmesi, yanıtları verilmeyen yolsuzluk savları, usulsüzlüklerin önemsenmeyişi, nüfuz kullanma alışkanlıklarının sürmesi, siyasal iktidar için yeni sorunlar yaratacaktır. Rüşvetin, adam kayırmanın önüne geçilmesi ve yolsuzlukların üzerine gidilmesi için yeni yasal düzenlemelere gereksinim varsa, bu düzenlemelerin caydırıcı olması isteniyorsa, o zaman Meclis’e yeni yasa önerilerinin getirilmesi gerekmez mi?

Bu gelişmeler olurken Sosyolog ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ahmet Özer’in kaleme aldığı, Independent Türkçe de yayınlanan, “Temiz toplum ve temiz siyasete giden yolda siyasi partilerin rolü” başlıklı makaleyi okumanızı öneririm. Prof. Özer, “Temiz bir toplum yaratmanın yolu temiz siyasetten geçer. Temiz siyaset ise kuralları önceden belirlenmiş, ilkeli ve siyasi etik kurallarına göre işleyen bir sistem üzerinde yükselebilir ancak.” diye yazısına başlıyor.. İlerleyen bölümlerde şunu dile getiriyor: “…. Oysa bugün genellikle siyasi ve bürokratik kadroların bir kısmı siyasi iktidarı, ülkeyi yönetmenin aracı olmaktan ziyade, ganimet gibi algılamakta, devleti ise bu paylaşımın aracı olarak görmekte, kullanmakta ve ona göre yaklaşmaktadır.”

  Prof. Özer, ayrıntılı bir bilimsel değerlendirme yapmış.

Bugün siyasetin gölgesinde kalan yargı, yolsuzluk usulsüzlük iddialarına karşı yapılan suç duyurularında, iddiaların kanıtlarını yeterli bulmuyor, soruşturmaya gerek olmadığına da karar verebiliyor veya soruşturmayı uzatıyor. Bu gidişin ekonomiye, siyasete ve toplumsal değerlere vereceği zarar yanında, gelecek kuşaklara etkisi de göz ardı ediliyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün, 2021 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi geçtiğimiz günlerde yayınlandı. BBC’nin haberine göre, hazırlanan raporda, “Sivil ve politik özgürlüklerin olduğu ülkelerde yolsuzluğun daha iyi denetim altına alındığı” belirtiliyor. İnsan hakları ihlallerinin ve demokratik düşüşün engellenmesi için acilen yolsuzluğa karşı savaşı hızlandırmak gerektiği vurgulanıyor. Endekse göre 131 ülke, yolsuzluğa karşı mücadelede 2021 yılında neredeyse hiçbir ilerleme kaydetmemiş. 27 ülkede ise son 10 yılda tarihsel bir puan yitimi yaşanmış. Bu ülkeler arasında Türkiye de var. 38 puanla 180 ülke arasında 96. sıraya düşmüş.

Peki öbür ülkeler yolsuzlukla savaşımda (mücadelede) ne gibi önlemler alıyor, siyasetin temiz kalması için nasıl bir düzen getirilmiş, kısaca değinelim:

En çarpıcı örnekleri Japonya’da görüyoruz. Siyasetçi ölçüsünde Japon halkı da yolsuzluklarla savaşımda son derece duyarlı. Geçen yılın Aralık ayında Eski Japonya Başbakanı Şinzo Abe, Tokyo’da savcılar tarafından sorguya çekildi. Abe’nin siyasal fonlar yasasını ihlal ettiği, destekçileri için düzenlediği “Sakura-kai” yemekleri için 8 milyon Yen’lik tutarı, bu fondan karşıladığı savlandı.

1990’lı yıllarda “Temiz eller” operasyonuyla İtalya’nin ünlü savcısı Antonio Di Pietro dünya kamuoyunun dikkatini çekmiş, öbür ülkelerde de “Di Pietro kadar yürekli savcılar” aranmaya başlanmıştı. Şubat 1992’den başlayarak 2 yıl İtalya’da üst düzey politikacılar, bürokratlar, iş adamları da içinde, 4500’den çok kişi hakkında soruşturma başlatılmış, açılan davalarda yolsuzluk ve bağlantılı suçlardan mahkum olanların sayısı 1233’e ulaşmıştı. Bu sonuçlardan mutlu olmayan 1 kişi vardı: O da, Antonio Di Pietro. 2012’de verdiği bir demeçte önemli bir konuya parmak basmıştı: Sözleri salt İtalya için değil, pek çok ülke için geçerliydi:

“20 yıl sonra acı olan şu: Her şey değişti ama hiçbir şey değişmedi… Dün iktidar, paraya erişim için kullanılıyordu, bugün para, iktidara erişim için kullanılıyor. Roller tersyüz edildi.”

Bugün İtalya’da sorun elbette çözülemedi ama yasal düzenlemelerle, oluşturulan bir kurumla (ANAC) yolsuzluklar, daha önlenebilir, daha denetlenebilir duruma geldi.

ABD’de 1972 yılında patlayan Başkan Nixon’un istifasına yol açan Watergate skandalından sonra gelişen olaylar çerçevesinde Amerikan Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Yasası FCPA çıkarıldı. Yasa, hem ulusal hem de küresel boyutta düzenlemeler getiriyor. Yalnızca gerçek kişilerin değil, tüzelkişilerin de rüşvet ve yolsuzluğa karşı uyması gereken kuralları düzenliyor.

Otoriter sistemlerde ise saydamlık olmadığı için yolsuzluk ve rüşvetin daha çok olduğu kesin. Nüfuz kullanma, haksız çıkar elde edilmesi, kamu kaynaklarının kuralsız kullanılması, rüşvetin yaygınlaşması ve toplumsal çıkarların göz ardı edilmesi bu sistemlerin adeta bir parçası haline gelmiş durumda. Ancak kimi ülkelerde çok ciddi önlemler alınarak soruna çözüm aranıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cin Ping, 2012’de Çin Komünist Partisinin liderliğini devralmasından sonra yolsuzluğa karşı savaşım başlatarak, “tüm partinin tetikte olmasını” istemiş ve “yolsuzluğu, partinin yaşamda kalmasına karşı tehdit olarak gördüğünü” belirtmişti. Bugün Çin’de, caydırıcı cezalarla önlem alınmaya çalışılıyor.

Çin’de yolsuzluk nedeniyle kamunun enerji şirketi olan Sinopec Group’un eski Genel Müdürü Vang Tienpu’nun yargılandığı davada, “sanığın yasa dışı yollardan elde ettiği iddia edilen kazancına el konulmasına ve 3,2 milyon Yuan (yaklaşık 468 bin 300 Dolar) para ödemesine ayrıca 15 yıl 6 ay hapis cezasına” karar verilmişti.

Daha önce Çin Merkez Bankasında çeşitli görevlerde bulunan, sonra Varlık Yönetimi Şirketinin başına getirilen Lai, ülkenin yolsuzluk soruşturması geçiren üst düzey yetkilileri arasındaydı. Lai’ın şirkette gelişigüzel operasyonlar yaptığı, devlet malını zimmetine geçirerek rüşvet aldığı, kamu malıyla lüks restoranlarda yemek verdiği ve akrabalarının seyahat giderlerini şirket bütçesinden karşıladığı ileri sürülmüştü.

Ulusal Denetleme Kurumu Başkanı Hu Zejun, 970 yetkilinin yolsuzlukla savaşım fonunda usulsüzlük yaptığını, 1.363 kişinin ise barınma fonlarını kötüye kullandığını açıklamıştı.

Bugün Almanya’da da, para karşılığı yabancı bir ülkenin lobi faaliyetlerini sürdürdükleri savıyla siyasetçiler sorgulanmaya başlandı. Ama bu arada Alman halkının siyasal etiğe duyarlığını da anımsatalım.

Genel olarak evrensel boyutta yalnızca yasal önlemler yeterli değil, aynı zamanda ulusların ve yönetimlerin, etik kurallarında yolsuzluklara karşı siyasal bir kültürün oluşması da önemli.

Dünyada bu yönüyle hoşumuza giden olaylara da rastlıyoruz. Ben bu yazımda dünya basının da yer alan kimi çarpıcı örnekleri vermekle yetineceğim.

– Çok sayıda insanın öldüğü bir tren kazasının sorumluluğunu üstlenerek bakanlıktan istifa eden Mısır Ulaştırma Bakanı Rashad Al-Mateeni;

– Elektrik faturalarının kabarık gelmesi yüzünden ülke genelinde yapılan protestolar üzerine görevinden istifa eden Bulgaristan Başbakanı Borisov:

– Bir alışveriş merkezinde çatının çökmesiyle 54 kişinin yaşamını yitirmesinde, “Benim de sorumluluğum var.” diyen Letonya Başbakani Valdis Dombrovskis;

-Kamu malını kötüye kullandığı suçlaması üzerine henüz soruşturma başlamadan istifa etmeyi tercih eden Fransa İletişim Bakanı Alain Carignon;

-Yabancı kaynaklardan yasadışı bağışlar aldığı yönünde savlar basında yer alınca, anında istifa eden Japonya Dışişleri Bakanı Seiji Maehara.. daha niceleri örnek olarak gösterilebilir.

İhalelerde yolsuzluk yaptığı ve bir işadamından 10.350 Euro değerinde saat aldığı ortaya çıkınca istifa eden İtalya Altyapı ve Ulaştırma Bakanı Maurizio Lupi ve vadettiği yaşlılık maaşını uygulamaya geçiremediği için istifasını veren Güney Kore Sağlık ve Refah Bakanı Jin Yong, siyasi etik açısından unutulmayanlar arasında.

Bir de bugün bizim durumumuza bakalım:

Çorlu yakınlarındaki hızlı tren kazasında ölenlerin sorumluluğu iki üç çalışanın üzerine kaldı, söz verildiği halde 3600 ek gösterge verilemedi, (Yasanın Mayıs ayında TBMM’ye geleceği söyleniyor), EYT’lilerin durumu göz ardı edildi. Ekonomideki sorunlar çözülemedi, yüksek enflasyonun ağır baskısında kalan halk, artmayan gelirleriyle geçinmek için büyük savaşım verirken, 2-4 maaş alan kamu görevlileri ortaya çıktı. Bu süreçte yüksek elektrik faturalarının sorumluluğunu hiçbir kurum ve siyasi üstlenmedi, özelleştirmeye karşı çare olarak önerilen kamulaştırma kararına yanaşılmadı. İşsiz sayısı arttı, üniversite öğrencileri tarikat yurtlarına mahkum edildi, dernek – vakıf adı altında tarikatlar, sivil toplum örgütü işlemi gördü, siyasetin gölgesinde kalan yargı, zaman zaman beklenen adaleti sağlayamadı, haklıyla haksız karıştı,

  • 80 yaşına ulaşmış / aşmış Paşalar, FETÖ’nün oluşturduğu sahte belgelerle cezaevlerine gönderildi,

Anayasal hakları olan gösteri yürüyüşü yapan Boğaziçi’li gençler tutuklandı, kamudaki görevlendirmelerde liyakatın yerini, sadakat aldı. Kısacası çok övülen sistem tıkandı.

Şu anda gerek duyulan, etkin denetlenebilir parlamenter sistemin yeniden oluşturulması, yolsuzluklara karşı siyasal duyarlık sağlanması, ayrıca caydırıcı yasal düzenlemeler getirilmesi ve yasaların uygulanmasını sağlayacak yansız ve bağımsız yargı düzeninin yerleştirilmesi, saydam yönetimle halkta güven sağlanması..

İşte o zaman “HERKESİN KISKANDIĞI GÜÇLÜ TÜRKİYE’NİN” yollarını açabiliriz.

Hepinize güzel bir hafta diliyorum. 06.02.2022

 

CHP’den ‘Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası’ broşürü

CHP’den rapor    :
Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası’ 

(AS: Bizim atkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet Halk Partisi son beş yıldır ekonomideki gidişatı inceleyen bilgileri “Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası” broşüründe bir araya topladı. Broşürde son 5 yılda Türkiye’nin ulusal gelirinin 202 milyar $ eridiği, 2013’te 950 milyar $ olan ulusal gelirin 2019’un ilk 3 ayında 748 milyar $’a indiği belirtildi.

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığınca, Parti Sözcüsü Prof. Faik Öztrak’ın eşgüdümünde, hükümetin ekonomi politikalarına yönelik eleştirilere yer verilen bir broşür hazırlandı. CHP’den yapılan yazılı açıklamada, Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığı tarafından, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın eşgüdümünde hazırlanan “Tek Adam Parti Devleti Hevesinin Milletimize Faturası” başlıklı broşürle, parti devleti inşa sürecinin Türkiye’ye maliyetinin ortaya konduğu ifade edildi.

‘SON 5 YILDA ULUSAL GELİR 202 MİLYAR $ ERİDİ’

Broşürde, 2014’ten bu yana Türkiye ekonomisindeki değişimlerin ele alındığı belirtilen açıklamada, son 5 yılda Türkiye’nin ulusal gelirinin 202 milyar $ eridiği, 2013’te 950 milyar $ olan ulusal gelirin 2019’un ilk 3 ayında 748 milyar $’a indiği savunuldu.

Son bir yılda dolar alan yandı altın alan kazandı

Son bir yılda dolar alan yandı altın alan kazandı

‘EN BÜYÜK 20 EKONOMİDEN DÜŞME RİSKİ’

Kişi başına düşen gelirin 2013’ten bu yana 3404 $ azalarak 9076 $’a gerilediği kaydedilen açıklamada, 2013’te 950 milyar $’lık ulusal gelirle dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin, 6 yılda ulusal gelir sıralamasında 4 basamak gerileyerek en büyük 20 ekonomi liginden düşme riskiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

Enflasyon oranının 2017’den başlayarak çift hanelere yerleştiği aktarılan açıklamada, “2013’te % 9 olan işsizlik 2015’ten bu yana çift haneye çıktı, küresel krizden bu yana en yüksek düzeylere geldi. Resmi işsiz sayısı 4 milyonu aşarken, gerçek işsiz sayısı 8 milyona dayandı. Üniversiteli işsiz sayısı ise bu dönemde rekorlar kırarak 1 milyon sınırını aştı. Mevsim etkisinden arındırılmış rakamlarla 2013 sonunda her 100 gençten 16’sının işsiz olduğu Türkiye’de, 2019 nisan döneminde her 100 gençten 26’sı işsiz.” saptamasına yer verildi.

TÜRKİYE’NİN TOPLAM BORCU ARTTI

Türkiye’nin toplam borcunun ulusal geliri aştığı bildirilen açıklamada, toplam borcun 4 trilyon 162 milyar TL’ye çıktığı belirtildi. Hazinenin iç borçlanma faiz oranı 2013’te %7,6 iken 2019’da bu oranın %22,2’ye yükseldiği belirtilen açıklamada, şu bulgulara yer verildi:

TL, $ KARŞISINDA % 66 DEĞER YİTİRDİ!

“2013 ile 2019 Ağustos ayı arasında Türk lirası, ortalama kurlarla, $ karşısında % 66, Euro karşısında %60 değer yitirdi. 2013 yıl sonundan bu yana, benzer ekonomiler içinde, Arjantin Pezosu’ndan sonra en çok değer yitiren para birimi TL oldu.

Son 5 yılda Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 2014’ten bu yana 50 basamak birden gerileyerek 109. sıraya düştü.

Yolsuzluk algı endeksinde ise Türkiye son 5 yılda 25 sıra kötüleşerek 78. sıraya geriledi.

Türkiye, küresel mutluluk endeksinde 2 basamak, küresel barış endeksinde ise 18 basamak düştü.”

Broşürde;
– İnsani Gelişmişlik Endeksi,
– Hukukun Üstünlüğü Endeksi
,
– Yolsuzluk Algı Endeksi,
– Dünya Mutluluk Endeksi ve
– Küresel Barış Endeksi’nde

ilk 10 ve son 10 sırada yer alan ülkelerin yönetim sistemlerinin incelendiği ayrı bir bölümün yer aldığı belirtilen açıklamada, bu endekslerde ilk 10 sırada yer alan ülkelerin tümüne yakınının parlamenter sistemle, son 10 sırada yer alan ülkelerin tümüne yakınının ise başkanlık ya da yarı başkanlıkla yönetildiği belirlemesine yer verildi.

Açıklamada, CHP’nin krizden çıkış için önerdiği tedbirlerin hiçbirinin uygulanmadığı, krizin aspirin sağaltımı (tedavisi) ve pansuman önlemleriyle (tedbirleriyle) geçiştirilmeye çalışıldığı savunuldu.
(AA, 13.8.19)
===========================
Dostlar, 

CHP’nin geçtiğimiz yıl 11 Ağustos’ta (2018) yayımladığı 13 maddelik döviz bunalımından çıkış reçetesi aşağıdaki gibiydi..

CHP’nin 13 maddelik krizden çıkış reçetesi                   :

  1. madde: “Devlette liyakat yoksa devlette çürüme vardır. Yapılması gereken en önemli işlerden birisi devlette liyakat sisteminin yeniden inşa edilmesidir.
  2. madde: Hukukun üstünlüğü ve güvenliği milletvekillerinin öğrencilerin hapiste olduğu bir ülkede‘Yabancılar gelsin yatırım yapsın’ diye beklerseniz hayal ortamında yaşarsınız.
  3. madde: Merkez Bankası’nın bağımsızlığı. Bugün merkez bankalarıyla ilgilenen dünyadaki bütün çevreler Türkiye’deki Merkez Bankasının bağımsız olmadığına inanıyorlar. Siyasi otorite yüzünden bağımsız karar alamıyor. Eğer bu güvenceyi verirseniz farklı bir merkez bankası profili ortaya çıkar.
  4. madde: Sıcak para yönetimi. Akılcı bir sıcak para yönetimine geçmek gerekiyor.  Dolar kurundaki her on kuruşluk artışın bize maliyeti 22 milyar lira. Yılbaşından bu yana $ kurunun yükseliş maliyeti 580 milyar lira.
  5. madde: Dolar temel alınarak ihaleler yapılıyor, yani $ baştacı ediliyor, bu politikadan vazgeçilmeli. Dolar temel alınarak hızla  TL’ye dönüştürülmeli eğer TL’ye güveniyorsanız ‘TL bizim paramız’ diyorsanız hızla ihaleleri Türk Lirasına dönüştürün. Dolara endeksli geçiş ücretleri var. Bunların da tümüyle  TL’ye dönüştürülmesi gerekiyor. Bunu yapmanın mevcut yönetim tarafından zor olduğunu biliyorum.
  6. madde: Kamu İhale Yasasının mutlaka değişmesi gerekiyor. Yolsuzluğun temel kaynağı budur. 16 yılda tam 186 kez ihale mevzuatı değişti.”
  7. madde: Hepimiz vergi ödüyoruz çocuk doğduğu andan başlayarak vergi ödüyor. Vergilerin nereye ödendiğini denetleyen Sayıştay uluslararası standartlarına dönmeli. Sayıştay’ın şu anda denetim yapacağı alanlar kısıtlı, eli kolu bağlı durumda.
  8. madde: Bütçe dışı uygulamalar. Kim bütçenin dışında fonlar oluşturdu? TOKİ vb. yapıların hepsinin kaldırılması gerek. Bütçe disiplinin bu bağlamda sağlanması gerek.
  9. madde: Dış politika bugün izlenen politikanın 180 derece değişmesi gerek. Dış politikada hamaset söylemlerine, dost söylemlerine yer yoktur. Her ülke kendi çıkarları için söylem oluşturur. Güçlü bir ekonomi oluşturamazsanız başka ülkelerin sömürdüğü ülkeler haline gelirsiniz Türkiye’nin bugün geldiği nokta bu. Trump bir tweet atıyor, Türkiye’de $ yükseliyor. Neden böyle oluyor? Güçlü bir ekonomi olmadığı için. Trump’ın attığı her tweet Türk halkının onurunu zedeliyor. Asla kabul etmiyoruz. Bu konuda Türkiye’de bir görüş birliğinin sağlanması çok önemli. Eğer iç politikayı, dış politikanın malzemesi durumuna getirirseniz güçlü kalamazsınız.
  10. madde: Kontrolsüz borçlanma. Bunun için bir anayasal kural getirmek gerekiyor. Herkes gönlünce borçlanamaz. Çocuklarımızı, torunlarımızı borç altında bırakamayız. Bunun sınırları ve kurallarının olması gerek. TBMM’ye hesabı verilmeli. Bu borçları kim ödeyecek? Bu borcu 80 milyon ödeyecekse hepimizin soru sorma hakkımız var.
  11. madde: Fakirin, fukaranın sırtına yıkılan bir vergi politikası var. Türkiye’nin bunu düzeltmesi gerek. Vergi cennetlerinde dolarları olanlar var. Bu dolarları olanlar Türkiye’ye getirdiğinde vergi ödemiyorlar. Fakir ekmek alırken, su içerken vergi ödüyor. Milyarlarca dolarla uğraşanlar vergi ödemiyor. Bunu engellemek için 2006’da Parlamento üstüne düşeni yapmış. ‘Dolarlar ülkeye gelirse %30 vergi alacağım’ demiş. Bu kararname 2006 yılından beri çıkmıyor. Biz bu kararnamenin hızla çıkmasını istiyoruz. O vergi cennetleri nereler herkes biliyor.
  12. madde: Üretimi önceleyen politikaya ihtiyacımız var. Bir ülke üretirse güçlü olur.
  13. madde: İsraf ekonomimizi hepiniz görüyorsunuz. Lüks arabalardan geçilmiyor. Tasarruf yapacağız diyorsanız kamudaki araba saltanatına son verin. Kiralık binalarda oturuyorlar. Neden? Eskiden bakanlıklarda otururlardı. Beğenmiyorlar.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1052422/Kilicdaroglu_ndan_doviz_krizi_aciklamasi.html, 11.08.2018)

‘Parlamentoda görüşülmesi bizim en büyük arzumuz’

Saydığı önerilerin bir bölümünün ‘derhal yapılabilir’, bir bölümünün ise ‘orta vadede’ yapılabilir olduğunu söyleyen CHP lideri Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

Bir bölümünün sonuçları uzun sürede çıkabilir. Hem yasaların hem uygulamaların gelişmesi gerekiyor. Yasama ve yürütmenin bunu el ele vererek yapması gerekiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Sayıştay’ın güçlenmesi pek çok yasal düzenlemeye her türlü desteği vereceğiz ve izleyicisi olacağız. Hükümet yok. Artık bakanlar kurulu yok. Yasa önerilerini milletvekilleri verecek. Bu önerilerin krizden çıkma yolunda bir uzlaşmayla Parlamentoda görüşülmesi bizim en büyük arzumuz. Her türlü katkıyı veririz. Bir kişinin egosuna ülke teslim edilemez. Parlamentoda üzerimize düşeni yapacağız. Ülkeyi yönetenlerin hızla karar alması gerek.”
******

Siyaset bilimci Dr. Alev Coşkun‘un son derece yerinde uyarısıyla bağlayalım (Cumhuriyet, 28.7.2019)  :

“Çağdaş ve evrensel demokrasi rejimi anlayışına aykırı olan bu sistem er ya da geç değiştirile­cek ve Türkiye yeniden demok­ratik parlamenter sisteme döne­cektir. Ülkemizin gerek ekonomik, gerek toplumsal yüzlerce soru­nu çözüm beklerken, siyasal ik­tidarın bunları çözmek yerine kavga ve çatışmaya dayalı po­litikalarla enerji tüketmesi; de­mokrasiye uymayan, hataları görülmüş ve onarım olanağı da ol­mayan Cumhurbaşkanlığı hü­kümet sisteminde ısrar etmesi, kaçınılmaz olarak, siyasal ikti­darı bir süre sonra “yöneteme­yen demokrasi” konumuna geti­recektir.“

Sevgi ve saygı ile. 14 Ağustos 2019, Tekirdağ

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com