ÇANAKKALE SAVAŞI VE ATATÜRK

ÇANAKKALE SAVAŞI VE ATATÜRK

Celal TOPKAN
20. Dönem CHP Adıyaman Milletvekili
18 Mart 2021

Osmanlı İmparatorluğu’nun üzerine oturduğu temel coğrafya Anadolu’yu ele geçirmek isteyen İngiliz ve Fransız güçleri Şubat 1915’te Çanakkale Boğazını işgal ettiler, Çanakkale topraklarına asker çıkardılar. Mustafa Kemal’in komutanlığında işgalci İngiliz ve Fransız askeri ile Osmanlı Devleti askerleri arasında büyük bir savaş başladı. Mustafa Kemal, bu savaşta büyük bir komutanlık ve liderlik ortaya koydu. Savaş, 18 Mart 2016’da Osmanlı ordularının büyük utkusu  ile sonuçlandı. İngiliz ve Fransız işgal güçleri ve destekçileri tarihsel bir yenilgi aldılar, 250 bin yitik verdiler, Osmanlı ordusu ise 214 bin yitik verdi.

Çanakkale Savaşı’nda Birleşik Krallık (İngiltere) adına savaşan askerlerin çoğunluğu, Birleşik Krallık yönetiminde olan Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinden oluşuyordu. Birleşik Krallık adına savaşan 8.700 Avustralyalı, 2.700 Yeni Zelandalı olmak üzere toplam 11.400 dolayında ANZAC (Australia & New Zeland Army Corps) paralı askeri (lejyoneri) bu savaşta öldü.

Tarihte, Osmanlı Devleti ile Avustralya ve Yeni Zelanda devleti arasında, savaş gerektiren bir sorun yaşanmamıştı. Ama binlerce “masum” ANZAC askeri, ülkelerinde binlerce kilometre uzakta, Çanakkale Savaşı’nda emperyalist ağababalarının kanlı serüveninde ölmüştü.

Çanakkale Savaşı’nda cephede iri yapılı ve savaş eğitimli ANZAC askerleriyle göğüs göğse savaşan Mustafa Kemal Atatürk, 1934’te, ANZAC askerlerinin annelerine seslenen tarihsel ve insancıl (hümanistik), eşsiz bir mektup yazdı. Bu benzersiz Mektup’ta:

  • “Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar; burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçik’lerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar; gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” dedi.

İstençleri (iradeleri) dışında Çanakkale’de savaşmak zorunda bırakılan ve kendileri için hiçbir anlamı olmayan bu savaşta ölen, cenazeleri bile ülkelerine götürülemeyen ANZAC askerleri için,

  • … Onlar sizin evlatlarınız olduğu kadar, bizim de evlatlarımızdır. Biz onları tıpkı Mehmetçikler gibi kendi evlatlarımız olarak görüyor ve bağrımıza basıyoruz.” dedi.

O güne dek tarihte örneği yaşanmamış olan büyük devlet adamlığı örneği sergiledi.

İnsanları savaşmaya değil birbirlerini sevmeye ve barış içinde yaşama çağırdı.
***

Türk Kurtuluş Savaşı, Batı’nın emperyalist işgalci devletlerinin, tarihsel süreçte büyük bir yenilgiye uğradıkları, ilk ve tek sıcak savaş oldu.

Kurtuluş Savaşımızın eşsiz Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra,

  • Savaş zorunlu olmalıdır, zorunlu olmayan savaş cinayettir!” dedi.

Yurtta barış dünyada barış” çağrısı yaptı.

Yurtta ve dünyada barışı savundu. Yurtta ve dünyada barış ve erinç (huzur) olmasını, insanların barış ve erinç içinde yaşamasını istedi.

Büyük bir askeri ve siyasi dahi olan Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı sonrası, savaşı değil yurtta ve dünyada barışı savunması, karşılıksız kalmadı. Komşu devletler başta olmak üzere dünyada yaygın karşılık buldu.

15 Mayıs 1919’da İngiltere ve Fransa’nın yönlendirmesi ve desteği ile İzmir’i işgal eden,  Sakarya’ya dek ilerleyen, işgal ettiği yerleri yakıp yıkan, Atatürk’ün Başkomutanlığında çok ağır bir tarihsel yenilgiye uğrayan Yunan ordularının komutanı ve Yunanistan’ın önde gelen devlet adamlarından Elefterios Venizelos, tarihi tersine çevirdi. O güne dek tarihte örneği yaşanmamış bir davranış ortaya koydu. 12 Ocak 1934’te Nobel Barış Ödülü Komitesi başkanlığına bir mektup yazdı.

Savaş zorunlu olmalıdır, zorunlu olmayan savaş cinayettir!” diyen,
Yurtta barış dünyada barış” çağrısı yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Nobel Barış Ödülüne, aday gösterdi.

19 MAYIS 1919 GÜNÜ NELER OLDU?


19 MAYIS 1919 GÜNÜ NELER OLDU?

Zeki Sarıhan

Zeki_Sarihan_portresi

19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Türkiye’de ve Türkiye ile ilgili olarak dünyada olup bitenler şunlardı:

1.       9. Ordu Birlikleri bölgesinde asayişi sağlamak ve Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın uygulanmasını denetlemek üzere 16 Mayıs günü İstanbul’dan
Bandırma Vapuru ile  ayrılmış olan 9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal Paşa
ve yanındakiler, sabah saat yedide Samsun’a ulaştılar. Mülki ve askeri ileri gelenler tarafından karşılandılar. Paşa, kendisi için ayrılmış bir Rum otelinde karargâhını kurdu. Teftiş bölgesinde bulunan idareci ve komutanların bölgelerindeki asayiş durumunu
bir telgrafla sordu.

2.       İstanbul’daki İngiliz karargâhı, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gönderilmesinden tedirgin olmaya başladı. Karadeniz Orduları Başkumandanı General Milne, Osmanlı Harbiye Nezareti’ne “Mustafa Kemal Heyeti’nin Samsun’a gönderilme nedeni nedir?” diye sordu.(Bu yazıya 24 Mayıs’ta “Ateşkes hükümlerini denetlemek üzere gönderildi.” yanıtı verilecektir.)

3.       Türkiyeli bütün Müslümanlar, 15 Mayıs günü Yunanların İzmir’i işgalini
protesto etmeye devam ediyor. Bugün Fatih’te işgali kınayan bir miting yapıldı. Konuşmacılardan Halide Edip Hanım “Her gecenin bir sabahı vardır” dedi.
Devletler Hukuku Profesörü Profesör Selahattin Bey “Milletler uyanıyor,
devlet oluyorlar, hakkını isteyen bir millet ortadan kaldırılamaz.” 
diye konuştu.
Gazeteci Hüseyin Ragıp Bey, “Hiçbir milletin bize efendi olmasını kabul edemeyiz” dedi. İstanbul’da dükkânlar beş gün süre ile kepenklerini kapattılar. İngilizler miting alanı üzerinden uçaklar uçurarak halkı korkutmak istediler. Üniversite’de ve Türkocağı’nda da gösteriler yapıldı. İngilizler, Sadrazam Damat Ferit Paşa’dan mitinglere karşı
önlem alınmasını istediler. Niksar’da yapılan mitingde de Wilson İlkelerinin uygulanmayışı protesto edildi. (ABD Başkanı Wilson, Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerin Türkiye’ye bırakılacağını barış programında açıklamıştı). Gece Alaşehir’in Ulucami’sinde yapılan kalabalık bir toplantıda Kuvayı Milliye kurulması kararlaştırıldı. Edirne’den çekilen telgrafta şöyle denildi:

“İzmir’in işgali Edirne’de duyulunca, bütün memleket yaslı bir ruh haleti içinde
gece gündüz baştan başa titredi. Bugün yapılan halk toplantısında bu açık haksızlığın büyük devletlerin kendi koydukları formüller içinde düzeltilmesini dileriz.”

Babaeski’den çekilen telgrafta da on bin kişinin miting halinde bulunduğu belirtilerek “İşgal operatif amaçla geçici ise İtilaf Devletlerince yapılsın..” denildi.

4.       İzmir’in işgali üzerine müşkül durumda kaldığı için 16 Mayıs’ta istifa eden ve Padişah tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Damat Ferit Paşa’nın
İkinci Hükümeti açıklandı. Kendisi Sadrazamlığın yanında Dışişleri Bakanlığını da üstlendi. Kamuoyunu yatıştırmak için, ünlü bazı devlet adamları da sandalyesiz bakan olarak yeni hükümete alındı. Mustafa Sabri Efendi yeniden Şeyh-ül İslamlığa,
Birinci Damat Ferit Paşa kabinesinde Eğitim bakanı olan gazeteci Ali Kemal
bu kez İçişleri Bakanlığı’na, Şevket Turgut Paşa Harbiye, Sait Bey Eğitim Bakanlıklarına getirildi. Şakir Paşa, Reşit Akif Paşa, Abdurrahman Şeref Efendi, Haydarizade İbrahim Efendi, Ahmet Abuk Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa, İsmail Hakkı Paşa, Rıza Paşa, Sadık Bey de bu “Büyük kabine”de sandalyesiz bakan oldular.

5.       Damat Ferit Paşa, İkinci hükümetini kurma vesilesiyle yayımladığı bildiride

“Bu felaketli devrede Padişah’ın kalbi, milletin kalbi ile beraber çarpıyor.
Ben tekrar sadrazam oldum. Fakat icap ederse yarın vatanın bir eri olarak
vazife yapmaya hazırım!” 
dedi.

6.       İtilaf devletleri arasında işgal yarışı devam ediyor. İtalyanlar 28 Mart’ta
işgal ettikleri Antalya’dan sonra Burdur ve Bucak’ı, Yunanlar Torbalı’yı işgal ettiler. İngilizler de İzmit’i işgal etti.

7.       Aydın-Denizli bölgesinde İzmir’in işgali üzerine yapılan moral kırıcı propaganda, askerlerde panik yaratmaya devam ediyor. Kaçışlara engel olmak için 57. Tümen komutanı Mehmet Şefik Bey, vur emri çıkardı.

8.       İzmir Jandarma Kumandanı Süreyya Bey, Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderdiği raporda, İzmir’in işgali günü Yunanlar tarafından nasıl gözaltına alındıklarını ve uğradıkları hakaretleri anlattı. Dün harabe haline dönmüş dairedeki  görevlerine döndüklerini fakat kendisinin artık burada görev yapamayacağını bildirdi, başka bir yerde görevlendirilmesini istedi.  Urla’daki Türk subay ve er aileleri bir Yunan muhribiyle İzmir’e sevk edildi.

9.       Hindistan Müslümanları ileri gelenlerinin önceki gün Paris Barış Konferansı’nda Türkiye lehine yaptıkları uyarı üzerine Dört Büyükler (İngiltere, Fransa, İtalya, ABD), Türkiye ve Padişah’ın geleceğini yeniden tartıştılar. İngiliz Başbakanı yeni bir manda planı sundu. İtalyan temsilci, bütün Anadolu’nun İtalyan mandasına verilmesini istedi. Yunanistan’ın işgal edeceği bölge İzmir ve Ayvalık’la sınırlandı. Dört büyükler ayrıca Macaristan’da proletarya diktatörlüğünü nasıl yıkacaklarını tartıştılar.

10.   ABD, İngiltere ve Fransa, Paris Barış Konferansı’nın yeni İtalyan delegesi Sannino’dan Anadolu kıyılarına yaptıkları çıkarma konusunda bilgi istediler. Sannino, Londra ve St. Jean Anlaşmalarındaki İtalyan haklarının gözetilmediği ve sözü edilen yerlerde karışıklık olduğu için çıkarma yaptıklarını söyledi. ABD Başkanı Wilson,
İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Fransa Başbakanı Clamenceau, İtalya’nın böyle bir hakkı olmadığını söylediler.

11.   Venizelos, İzmir’i işgal eden kuvvetlerin komutanı Zafiriu’ya düzenin sağlanması ve göçmenlerin dönüp yerleşebilmesi için memleket içine girilmesini emretti. Yunanistan’ın İzmir’e siyasal temsilci olarak atadığı Steryadis, Yanya’dan Atina’ya geldi. Bakanlar Kurulu’nun toplantısına katıldıktan sonra İzmir’e gitmek üzere Pire’ye
hareket etti.

12.   İstanbul’da 60’tan çok parti ve derneğin oluşturduğu
Millî Kongre, ABD Başkanı Wilson’a bir muhtıra gönderdi.

O’na adil bir barış için koyduğu ilkeleri ve sözlerini anımsattı. İzmir’in işgalinin bu ilkelere aykırı olduğunu bildirdi. 1500 yıllık varlığı olan Türk milletinin imha siyasetine
boyun eğmeyeceğini belirtti.

Muhtırada “Silahlarımızı, prensiplerinizin doğruluğuna güvenerek terk ettik.
Sesimiz galiplerin süngüleri altında boğuldu.
Ümitlerimiz boşa çıktı.
Son karar bizimdir ve o karar, şeref ve namusla ölmektir.”
 denildi.

13.   İstanbul’da Divan-ı Harpte, İttihat ve Terakki Fırkası bakanları ve
genel merkez yöneticilerinin yargılanmasına, İzmir’in işgali üzerine bir süre ara verildi.

14.   Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın uygulanmasını denetlemek ve çıkacak pürüzleri gidermek amacıyla 13 Kasım’da Türkiye ve İtilaf Devletleri temsilcilerinden kurulmuş olan Ateşkes Karma Komisyonu Başkanı Galip Kemali Bey,
İzmir’in işgali üzerine “İtilaf devletlerinin aleti olamam” diyerek istifa etti.

15.   İngiliz Yüksek Komiserliği’nden Amiral Webb’in raporu:

“İzmir’in işgali bütün ülkede fırtına kopardı. Sükûnetle yapılan gösterilere izin veriliyor.”

Webb’in başka bir raporu:

“Ferit Divan-ı Harp yargılamalarından memnun değil. Tutukluların Malta’ya götürülmesini tavsiye ediyor!”

Webb’in Milne’e mektubu:

“Tutuklular, Türk Hükümeti’nin rızası olmaksızın Malta’ya götürülebilir. Liste eklidir.”

Yüksek Komiser Calthorpe’un İzmir’den raporu:

“İzmir tahkimatı Yunanlara teslim olundu. 21 Mayıs’ta İstanbul’a döneceğim.”  

16.   Kuzey Irak’taki Süleymaniye’de Kürt aşiret reislerinden Şeyh Mahmut,
Kürtlerin istiklalini isteyerek İngilizlere isyan etti. (İngilizler tarafından Hindistan’a sürgüne gönderilecektir.)

17.   Fransız Hükümeti’nin yarı resmî organı Le Temps’ın yazısı:

“İngiltere Ortadoğu’da Fransız etki alanını daraltıyor.
İmparatorluğun parçalanması Fransız çıkarlarına uymaz.” 

Marsilya gazetesi ise şöyle yazdı:

“Mademki Türkiye parçalanıyor, ziyafete geç kalanlardan olmayalım.”

18.   İzmir’de Yunanlar basını sansür koydu.

19.   Bugünkü İstanbul gazetelerinin manşetleri ve kimi köşe yazılarının özeti şöyle:

*Hadisat: “Ahalimizin millî dayanışması.”, “İşgal hakkında tafsilat.”, “Zafiriu’nun bildirisi.”   Süleyman Nazif: “İnsaf ve basiret.”

*Memleket: “İstanbul dün matem içindeydi. Bütün mektepler, müesseseler, ticarethaneler, mağazalar, dükkanlar kapalı, bütün yüzler hüznün ve kasvetin
timsali idi. Bütün gözler ağlıyor, fakat yaşlarını kalplerine gömüyorlardı.”, “ Darülfünun’un azmi.”

*İkdam: “Heyecan ve buhran devam ediyor.”, “İzmir olayının İstanbul ve illerdeki tesirleri.”

*Zaman: “Dünkü matem münasebetiyle.”,
“İzmir’in işgali ve milletin üzüntüleri, Anadolu’nun gözyaşları.”

*Sabah: “Dünkü millî matem.”, “ Taşradaki gösteriler.”

*İstiklal’de İzmir işgali karşısında halkın tepkisi ile ilgili haberler. Rauf Ahmet, Hükümetin kurulmasındaki gecikmeyi eleştiriyor: “Tehlikeli tereddütler: Yegâne selamet çaresi hilafet makamının, Osmanlı tahtının etrafında yekvücut olarak hükümetimize yardım etmek, dünya medeniyetine karşı millî varlığımızı sükûn ve azimle göstermektir.”

*İleri: “Hükümet buhranı.”,  “Dün bütün Anadolu’da olduğu gibi şehrimizde de
İzmir’in işgalinin doğurduğu üzüntüyle birçok millî gösteri olmuştur.”
“Türkler İzmir’i unutamaz.” “Türk milleti zindedir.”

*Vakit’te M. Asım: “Milletin matemi”, “Darülfünun’da heyecanlı bir toplantı.”,
”İzmir beşiğimiz, yatağımız ve mezarımızdır.”

*Tasviriefkâr’da Velit Ebüzziya: “Bütün bu gösteriler, memleketin gerçek evlatlarının vatanının devam ve varlığına ait meselelerde nasıl sağlam ve azimli olduğunu göstermektedir. Millî kitlenin gösterdiği birlik öyle bir kuvvettir ki, o kuvvet her halde ve her zaman tesir ve hükmünü icra edebilir.

*Alemdar’da, Hürriyet ve İtilaf’ın İzmir işgali üzerine tepkisini dile getiren millete teşekkürü.

(Toplu kaynak: Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. I, Ankara 1993,
Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 255-9)

ATATÜRK’ü SİLMEYE GÜÇ YETMEZ!

Dostlar,

Sayın Av. Ertuğrul Latif KAZANCI, ADD’nin 2003-4 ve 2004-6 dönemleri
Genel Başkanıdır. Bu dönemlerde ADD Genel Merkez Yönetiminde biz de
Marmara Bölgesi’nden sorumlu Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve 2004-6 arasında da
Genel Başkan Yardımcısı ve zaman zaman Genel Başkan vekili görevini üstlenmiştik.

2. adına tam uyumlu “Latif” bir kişilik ve beyefendi olarak kendisini ve ADD’ye
özverili hizmetlerini hep anıyoruz. Birlikte pek çok hizmet üretmenin keyfini yaşıyoruz.
Bir örneği vermeden geçemeyeceğiz :

ADD parasal olarak hep sıkıntılı olmuştur..

  • Ertuğrul bey, zaman zaman binadan aşağıya iner ve telefon kulübesinden kart ile örgütümüzden kendisini arayanları yanıtlardı. Derneğe yük olmamak adına böylesine çok özverili bir davranış sergilerdi; hiç unutamıyoruz.

Sayın Kazancı, biz bu dizeleri yazarken bizi aradı ve 20 dk. dolayında telefon söyleşisi yaptık. Makalesi ile ilgili açıklamalar yaptı. Derin birikimine hayran kaldık bir kez daha..

Cumhuriyet‘te (12.12.12) ve ADD webinde (16.12.12) yer alan bu değerli ve
özlü makaleyi, bizimle de paylaştığı için size sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
19.12.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================================

Av. Ertuğrul Latif KAZANCI
Eski ADD Genel Başkanı

ATATÜRK’ü SİLMEYE GÜÇ YETMEZ!

  • “Mazlum” ulusların antiemperyalist önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, devrimci ideolojisiyle birlikte kendi ülkesinde yok edilmek istenmektedir. Ama bilinmesi gereken odur ki; tarihsel akışın çağcıllık ve bilimsel mantığına aykırı bu uğraş, ulusumuzun değer tanır bilincinde yer bulmayacaktır.

Ülke ve ulusunun kıvanç ve övgüleri ötesinde evrensel kabul görerek olumlu bir önemsenme alanı yaratmış kişiler, haksız ve insafsız yergilere hedef olabilmişlerdir. Ömürlerini canları pahasına toplumlarına adamış insanların, katı bir karşıtlığın önyargılarıyla karalanmak istenmeleri, şaşkınlık ve hatta dehşet vericidir.

Atatürk de kimilerince aynı kınanası söz ve davranışlara muhataptır. Akıl, bilim ve algı öğelerini dışlayanlar için Atatürk, günümüz Türkiye’sinde ve Sevr’cilerin Batı dünyasında başlıca ve bağnazca bir hedeftir.

Oysa Atatürk ne yapmıştır? Çanakkale’de Osmanlı’nın onurunu kurtarmış, sömürgecilere fırsat vermeyen bir direnci tarihe armağan etmiştir. 1909’da yönetimden indirilen eski Devlet Başkanı II. Abdülhamit’in bu konudaki anıları okunmalıdır.
İlgi çeken vurgulama; Anafartalar kahramanı” na duyulan takdir dolu ifadelerdir. Çanakkale ve Atatürk’ü yan yana getirmemeye çalışanlar, Bu anıları dikkatle okumalıdırlar (Abdülhamid’in Hatıra Defteri, syf. 155-6, Alter yay. Ankara, 2009*).

Atatürk, emperyalizmin öğütlerine göre davranan uzlaşmacı alçalışa,
Anadolu İhtilâliyle bayrak açan halk mücadelesine rehberidir.
Kendisinin yanı sıra, İstanbul’un idam fermanlarına hükümlü yurtseverlerle birlikte, özgürlük ve bağımsızlık kıvancını ülkeye yaşatan “öncü iradedir”. İleri ve toplumcu ölçütlü ulus-devlet kurumunun da yetkin bir yol göstericisidir.

İrdeleme                            :

  • “Kemalist” devrimin hangi bölümü yadsınabilir ve hangisi halk zararınadır? 

Nesnel ölçütlerle vurgulanması gerekirse; “biat” yöntemine, Cumhuriyet son vermiştir.

  • Tebaalık, yurttaşlık sıfatıyla konum değiştirmiştir.

Eğitim, sağlık, ulaşım, sanayi ve tarımı kapsayan üretime dayalı çabalar,
toplumsal aşamalardır.

  • Hukuk, kadın hakları, yazı, dil, harf, kıyafet ve güzel sanatlara ilişkin atılımları nasıl bir devrim gerçekleştirmiştir? 

Bilim ve fen zeminini amaç saydığı ya da halkçı-devletçi, barışçı ve demokrat,
ulusal bir Cumhuriyet yolu için mi Atatürk suçludur ?

Nerede ve hangi bağışlanmaz yanlışları söz konusudur ki; koyu yergilerden tutunuz da suikast girişimleri bile Atatürk’ü bulmuştur? “Devrimin, halka mal olmamış safhaları vardır” diyebilen siyasal iktidarların eleştirilerine neden muhatap kılınmıştır?

Düşünce ve siyaset adamları, Gandi’den; Lenin, Muhammet Ali Cinnah, Venizelos ve Nehru’ya, Mao’dan; Nasır, Castro, Chavez ve Tito’ya, De Gaulle’den; Habip Burgiba, Sukarno ve Nkrmah’a, Churchill’den; Roosevelt, Kalinin ve Briand’a doğru dile getirilen övgülerle anılan bir liderin, temelini attığı ülkede “hezeyanlarla” karşılaşması acı
değil midir?

Küba, Venezuella, Şili, Meksika, Hollanda, İtalya, Belçika, Yeni Zelanda, Avustralya, Hindistan, Pakistan, Romanya, Bulgaristan, Makedonya, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Japonya niçin Atatürk’ün heykel, anıt ve cadde adlarını taşıyor?

Daha da yapılacak saptamaların ötesinde neden bunca dış ülke
Mustafa Kemal’i simgelerle bağrında tutuyor?

Kurtuluş savaşımızda düşman ama sonrasının dostu Yunan ozan Nomdis’in:

Ulusları çatıştıran emperyalizmdir.” gerçeğinden yola çıkarak;

“Sana selam, sana hayranlık” dizelerini kaleme aldığını hiç mi okumamışlardır?

Keskin sömürgeci İngiliz Başbakanı L’loyd George:

  • Tarih ender olarak dahi yetiştirir. Ne yazık ki o dahi Türk Ulusu’na nasip oldu. Ben O’na, Mustafa Kemal’e yenildim, başkasına değil. İstifa ediyorum!

itirafını dürüstçe yaparken ve üzerinde güneş batmayan imparatorluğun başbakanlığından onuruyla ve “neredeyse kıvanç duyarak” istifa ederken,
Atatürk karşıtları hiç mi ders almamışlardır ?

Atatürk’ü küçülterek Cumhuriyet ve devrime özensiz tavır almak, tarihi bilmezlikle eşdeğerdir.

Kurtuluş savaşında yalnızca Yunanlarla çarpışılsaydı,

  • İsmet İnönü Lozan Antlaşmasını imzalarken karşısında
    niçin 
    11 ülkenin delegeleri vardı?

Atatürk, zulümden kurtarmak için başına geçtiği, kamuya yararlı düşünce ve eylemlerle yaşamsallık verdiği bir halka güvenmiştir. Ama yurtsever halkın arasına karışarak
“pusu kuranlara” da işaret etmiştir.

Gerçekten de onlar; “ret ve inkâr” dolu hınçlarını eksiltmemişlerdir.
Önce canice tertiplerle canına, sonra da Cumhuriyet ve devrime kastetmişlerdir!

Bu ne üzücü durumdur?

Gündemlerine “Ulusçulukla hesaplaşmayı” aldıklarını beyan edenler, anıtların yollarını kesenler, Kurtuluş Savaşı isyancıları adına Vakıflar kuranlar, Lozan düşmanlığında Sevr’cileri aratmayanlar, “Atatürkçülüğü çöpe atmaktan” konu açanlar, “vicdan” özgürlüğünü kötüye kullananlar, hukukun üstünlük ve işleyişini örseleyenler, emperyalizmle işbirliği yapanlar ve nihayet eskinin dönek liberalleri,
Atatürk’ü tasfiye peşindedirler.

  • Bu ulus; emperyalizmin “yedi düveline” meydan okumuş ve üstelik
    içteki şakilerle başetmiş onurlu bir geçmişin kalıtımını taşımaktadır.
  • Bu ulus; egemenlik erkini “cumhura” mal eden kudrettir. 
  • Bu ulus; demokratik halk devrimini gerçekleştiren özgün bir kuvvettir.

Sonuç                                                :

  • “Hurafe ve safsatalara” dayalı siyasetler gün olur becerisini yitirir.
  • Ortada kalacak olan; ilerici ve toplumcu ulus-devlet zeminidir.
  • Atatürk’ü halkından kopararak; silmeye çalışanlar, yalnızca “bedhahlar” yani kötü kötücüllerdir.
  • Tarihin çöplüğü de Atatürk’ü değil, onları beklemektedir… (Aralık 2012)