T.C. Devletini Yalancı Yaptınız, Utanın!


E. Tümg Naci BEŞTEPE

Naci_Bestepe_portresi

T.C. Devletini Yalancı Yaptınız, Utanın!

11 Mart’a “BUGÜN SİLİVRİ ” demiştim.

12 Mart, HADIMKÖY ve HASDAL oldu.

64 Hadımköylü, 96 Hasdallı silah arkadaşımdan toplam dördünü seçmem gerekiyordu. Kural öyle.
Öyle yaptım.
Oysa gönlüm hepsini görmek istiyordu, birer-ikişer dakika da olsa.
Ama olası değil.
Çünkü onlar, suçu kanıtlanmamış suçlu.
Siyasal bir oyunun senaryosu gereği tutuklu olduklarını tüm ülke gibi onlar da biliyor elbette.
Bir SAT komandosu arkadaşım bu bilinçle ve yurtseverliği söndürülememiş yüreği ile diyor ki;

– Biz ülkemiz için gerektiğinde seve seve canımızı feda etmeye yemin ettik.
KARDAK‘a çıkarken yeminimizi yinelemiştik. Bizim hapis yatmamız ülkemizin yararına ise seve seve yatmaya devam ederiz.Bu sözler hiç yabancı gelmedi bana. Hasdallı Alb. İkrami Özturan’ın yeni çıkan kitabı ELVEDA’nın 510’uncu sayfasındakine ne kadar da benziyordu;

“Türk milleti istediği sürece, hatta gerekirse ömür boyu cezaevinde kalmaya da, üniformalarımızı çıkarmaya da razıyız. Eğer cezaevlerinde son nefeslerimizi vermemizin, üniformalarımızla vedalaşmanın ülkemize, devletimize ve aziz Türk milletine bir faydası olacaksa bizle bunun için, hatta cezaevinde ölmek için tereddüt etmeyiz… Ancak yalan, iftira ve komployla suçsuz ve günahsız yere hapis yatmaya, zulüm görmeye direnmek, insanlığın ve askerliğin doğasındandır.”

Denizici bir silah arkadaşım görevini başarıyla yapanların huzuru ve gururu ile konuşuyor;

– Bizi hapsederek cezalandıramazalar. Ben 9 şiddet fırtınada bir tek personelimin burnu kanamadan gemimi limana getirdim. Biz bunları da atlatırız.
(Öğrendim ki, 9 şiddet fırtına 100 knot esen rüzgardır. 15 Mart’ta Ankara’da esen ve ayaklarımı yerden kesen 45km/s hızındaki rüzgarın 4 katı kadar. Ne demek istediğini anladım. Akşam haberlerde de neler yaptığını gördüm.)

Hepsinin bir ortak serzeniş var o da TSK’dan gördükleri vefasızlık.
Bellerini büken asıl balyoz da bu vefasızlık.

Hava Orgeneral Sayın Bilgin BALANLI‘nın söylediklerini sona bıraktım, özellikle.
Türk milletini utandıracak bir gelişmeyi anlattı. TBMM’den aldığım belgeden de yararlanarak olayı aktarıyorum :

12 Eylül 2012’de, Vardiya Bizde Platformu, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu’na yazılı başvuruda bulunuyor. Grup, T.C. Hükümeti’nden konuyla ilgili bilgi istiyor. T.C. Hükümeti adına, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü adına Gn. Md. Dr. Nurdan Okur tarafından imzalanarak gönderilen belgede;”İstanbul Savcılığına göre, Balyoz grubu, 2. aşamada belirlenen hedeflere ulaşmak için çeşitli eylem planları hazırlamıştı. Bu eylem planlarından olan Oraj, Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına tarafından imzalanmış…

…İstanbul Savcılığı, Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek tarafından imzalanmış Suga adlı başka bir eylem planına değinmekte…” şeklinde ifadeler kullanılmıştır.

Konuyu tespit eden CHP Muğla Milletvekili Prof. Dr. Nurettin DEMİR, 22 Şubat 2013 tarihinde, 1906 sıra numarası ile MSB İsmet Yılmaz‘a yönelttiği soruda; bu gerçek dışı bilginin amacını ve ” SEHVEN” yapılan bir hata değilse BM’e düzeltme gönderilip gönderilmeyeceğini ve hata yapanlara yapılacak işlemi sormuştur.

Sayın vekil TBMM edebine yakışacak nezaketle “gerçek dışı ifadeler” tanımını kullanmıştır. İki yılı aşan sürede devam eden davada sağır sultan da duymuştur ki,
tek bir imzalı belge yoktur.

Bu durumda sayın vekilin tanımının doğrusu ve açıkçası “YALAN İFADELER” dir.
Yalan, T.C. Hükümeti adına, yani milletin kendini yönetme yetkisini verdiği yürütme organı adına söylenmiştir.

Yani TÜRK ULUSU adına, T.C. DEVLETİ adına yalan söylenmiştir.

BALYOZ düzmece davasında yapılan yurt içi sahtekarlıklar yetmemiş,
uluslararası alana da taşınmıştır. Yalan, zorunlu olarak yalanı doğurmuştur.
Yalanlarla ne ülkemizde ne de uluslararası alanda gidilecek yol ve yer kalmamıştır.
Foyalar bir bir dökülecektir.

T.C. Devletini ve Türk Ulusunu yalancı konumuna düşürenler, UTANIN!

Biz sizden utanıyoruz.

Naci BEŞTEPE

Akademisyenler Fatih Hoca için yürüdü

FATİH HİLMİOĞLU’na ÖZGÜRLÜK

Öğretim üyeleri, Ergenekon davasında tutuklu yargılanan Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu için “Fatih Hoca çıkacak hesap soracak” sloganıyla yürüdü.

Eylemde konuşan 68’liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan

“Faşizmden merhamet dilenmez, mücadele edilir.” dedi.

Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD), karaciğer kanseri olan Fatih Hilmioğlu’nun tutukluluğunu dün Taksim’de protesto etti.

İstanbul Barosu önünden Galatasaray Lisesi’ne kadar gerçekleşen yürüyüşe İşçi Partisi, Türkiye Gençlik Birliği (TGB), Eğitim-İş, 68’liler Birliği Vakfı, Sanatçılar Girişimi ile Vardiya Bizde Platformu da destek verdi.

(AYDINLIK, 27.1.13)

Biz de bu önemli girişime bütünüyle destek veriyoruz..

Sitemizde daha önceleri, çok değerli arkadaşımız Sayın Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu için pek çok yazı yazdık.. Aynen yineliyoruz..

Çok geç olmadan, Cumhurbaşkanı Gül, Ceza Muhakemeleri Yasası’ndaki yetkilerini kullanmalıdır..

Aman dikkat; yarın çok olabilir…

Sevgi ve saygı ile.
28.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Cumhuriyet Gazetesi 6 Aralık 2012 günlü sayısı

Dostlar,

Sözün tükendiği yer..

Kelepçe ile ameliyata..

Bu sitede,

“TUTUKLU ve HÜKÜMLÜLERİN ULUSAL ve ULUSLARARASI HUKUKTAN KAYNAKLANAN SAĞLIK HAKLARI

(http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/Tutuklu_ve_Hukumlulerin_Saglik_Haklari.pdf)

konusunu kapsamlı yazdık. İstanbul Barosunun Kasım-Aralık 2011 tarihli dergisinde
ve TEORİ Aralık 2011’de yayımlandı.

Ulusal Kanal‘da canlı yayın yaptık yaklaşık 2 saat..
19.12.12 günü Nurzen Amuran’ın DOSYA Programında Nilgül Doğan ve
TTB Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu ile.

Hepsi, hepsi boşuna mıydı?

Yazık oluyor Türkiye’ye ve insanlarımıza..

Tablodan son çözümlemde siyasal iktidar sorumludur.

AKP hükümeti derhal gereğini yapmalıdır.

Sevgi ve saygı ile.
6.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

LEVENT KIRCA’nın “AZINLIK” OYUNUNDAYDIK..

BİR 26 AĞUSTOS GECESİ SİLİVRİ’de
LEVENT KIRCA’nın “AZINLIK” OYUNUNDA

Dr. Ahmet Saltık
29.8.12, Tekirdağ
www.ahmetsaltik.net

Biz de oradaydık, çok coşkuluyduk.. Nilgül Doğan hanımefendiye,
“Çetin Paşamı benim için de koklayınız lütfen”.. dedik.

26 Ağustos 2012 günü 21:00 dolayında biz de Silivri liman girişinde Levent Kırca’nın
Silivri tutsakları için sergilediği AZINLIK oyununu izlemek üzere dostlarla buluştuk.
Liman girişi silme insanla doluydu. Plastik sandalyelerde oturanlar kadar da ayakta insan vardı (biz dahil). Kestirimime göre 5 bine yakın katılımcı oradaydı. Mütevazi olanaklarla bir sahne, ses düzeni ve perde düzenlenmişti. Kırca usta, buruk gönülle izleyenlerini eğlendirerek, coşturarak düşündürdü. Dayanışma bilincini tazeledi,
insan duyarlığına gönderme yaptı.
Ajitasyon yapmadı, yuhalama ve ıslıklamaları ustalıkla engelledi..

Usta mizah örnekleriyle, sınırlı görsel ögeler (“effekt” yerine Türkçesini yeğledim)
ve ses desteğiyle sahne daha etkili kullanıldı. Yardımcı oyuncular çok sınırlı
sahne aldılar.

Kırca, sahneyi tüm ustalığıyla, çok yönlü ve yüksek bir tempoda dolduruyordu.
Silivri tutsaklarına yapılan insanlık dışı işlemleri, hücrelerin vahşi koşullarını bizleri ürperterek aktardı. Oraya, duruşmalara gidilmesinin insanlara ne çok
moral verdiğini ısrarla işledi.

Silivri tutsakevi karşısında dayanışma çadırlarında yaşananları, battaniyelere sarılarak tuttuğu gece 01:00 – 03:00 nöbetini aktardı. “Çadırlar başı Hıdır Hokka” ekibine yardım edilmesini istedi.

Bunların romanı da yazılacak, filmi de çevrilecek. 30 yıl sonra nasıl 12 Eylülcülerden sözde de olsa hesap soruluyor hatta 28 Şubat 1997′nin hesabı soruluyor;
elbet bunun da yasal hesabı sorulacak.

Kırca’nın sunumundan sonra Hıdır Hokka, “AZINLIK” oyununa Silivri Dayanışma Çadırları adına “7. Ödülü” verdi. 30 cm çaplarında bir seramik tablo üzerinde Atatürk-bayrak portresi idi.. İzleyiciler duygulu alkışlar yolladılar. Kırca, bu ödülün en değerlisi olduğunu söyledi, teşekkür etti.

Sanatçılar Girişimi Sözcüsü Ataol Behramoğlu sahneye davet edildi. “Yunus Gibi” adlı şiirinin (7 Nisan 2012) ilk ve son 4′lüğünü okudu :

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur
…………..
Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur

Bu şiiri size sitemizde tümüyle ayrıca sunduk (28.8.12).

Perde arkası açıkhava “kulis” inde Behramoğlu’nu kucakladık ve geçirdiği tıbbi operasyon sonrası bir hekim olarak, “İyileş de gelecek olsun” dedik; Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan öğrendiklerimizle.. “Geçmiş olsuna” çok kızıyordu rahmetli usta..

Çetin Doğan paşamızın eşi, Vardiya Bizde Platformu Sözcüsü Nilgül Doğan hanımefendi de
sahneye çağrıldı ve gösterilen dayanışmaya teşekkür etti. Bu karabasanın yakında biteceğine ilişkin umut ve dileğini seslendirdi. Biliyorsunuz kendisi ve bir başka paşamızın eşi hakkında da “Gülağacı davası” açıldı ve 1 yılı aşkın hapis isteniyor!

Orgeneral Çetin Doğan’ıneşi Nilgül Doğan ve Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk’un eşi
İrem Kutluk, eşlerinin yanı sıra sanık sandalyesine oturtuluyor..

Silivri zulmü eşlere uzanıyor bu kez..

Bitip tükenmez bir kin..

Öyle ya, Başbakan RT Erdoğan “Kininizi sakın eksik etmeyin, unutmayın..” demedi mi?

Toplum tümüyle felç edilerek teslim alınmak isteniyor. Bu konuda sitemizde
Sn. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in yazısı ve dayanışma çağrısı-çığlığı var,
okumanız dileğiyle.
(http://ahmetsaltik.net/izmir-milletvekili-birgul-ayman-gulerden-cagri/, 26.8.12)

Nilgül hanımı da Behramoğlu gibi ama perde önünde yakaladık sarıldık.. O’na,

“Çetin paşamı benim yerime de derin bir özlemle kucaklayın lütfen..” dedik.

İkimizin de gözleri nemlenmişti.. Sn. Nilgül Doğan ve TTB Başkanı Sn. Dr. Eriş Bilaloğlu’nun da katılımıyla, 22.12.11 gecesi Ulusal Kanal’da Sn. Nurzen Amuran’ın
DOSYA programına katılmıştık. “Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakları” idi konu.
TEORİ (Aralık 2011, syf. 36-59) ve İstanbul Barosu Dergisinde (Kasım-Aralık 2011,
syf. 12-28) yer alan kapsamlı bir makalemiz (tam metin sunulmuştur; http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/Tutuklu_ve_Hukumlulerin_Saglik_Haklari.pdf..)
o akşam program konusu idi. Program öncesi ve sonrasında Sn. Nilgül Doğan ve
kızkardeşi Nilsen hanımefendi ile epey sohbet etmiştik. Her 2 kız kardeş
öyle zariftiler ki, bu makalem ve program için bana teşekkür ediyorlardı!
Oysa çok daha fazlasını yapabilmem gerekirdi onların değerli teşekkürünü hak etmek için..

Bunlar karşılıklı aklımızdan geçti herhalde..

Sonra Sn. Şule Perinçek sahnede söz aldı. ATABE (Atatürk’ün Bütün Eserleri) gibi
dev bir projeyi başarı ile tamamlamıştı. Kaynak Yayınları, 30 ciltlik bu hazineyi
basmış ve piyasaya vermişti.. Her eve 1 takım mutlaka gerekli idi..

Şule hanım, kısa ama, zekasına ve yurtseverliğine yakışır, herkesi derinden sarsan
sözler etti. Öz olarak (“mealen” yerine Türkçe!) dedi ki :

– Bana nasıl dayandığımı soruyorlar, eşin içeride, oğlun içeride..
Ben ayağımı, bölünmemiş vatan toprağına sağlam basmak isterim.
Vatanın bağımsızlığı gittikten sonra kocanız, oğlunuz olsa ne olur ??

Elbette duygulu bir alkış tufanı koptu. Çok bakındım ama Şule hanımın elini sıkamadım.

Son olarak “Hıdır Hokka”ya da sarılarak “Helal olsun sana yiğit adam!” dedik.
Kaç zamandır Silivri Tutukevinin karşısında açık alanda adeta Robinson Krüzo yaşamı sürdürüyorlar. İçerideki “can” lara destek için.

“Biz buradayız” deyip yanık türküler yollamak için hücrelere..
Çadırları 8 Ekim 2011’de ziyaret etmiştik bir küme (“grup” yerine) hekim olarak..
Çektiğimiz fotoğrafları size bir dosya olarak sunarız. Sonra, nasıl oldu ise, kiraladıkları o arazi Silivri Tutsakevini genişletmek üzere T.C. Adalet Bakanlığınca satın alındı. Binbir mihnetle taşındılar yeni kiralanan toprağa.

Binlerce insan umut ve çoşku ile alanı terk ettiler.. Edirne ADD’den otobüs tutarak gelen 27 eski dostu gördüm, özlem giderdik.. (1996-2000 arası 2 dönem bu Şubenin başkanlığını yapmıştık..)

Silivri’den Tekirdağ’a dönen son otobüsü 23.15 gibi, saniyeler öncesinde “üstgeçidin altında” nefes nefese yakaladık.. Bunları tarihe not düşmek istedik.
“Verba volent, scripta manent..” ünlü Latin atasözüdür..

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR..

Tarihçilere ve toplumsal belleğe bir demet yaşanmışlık sunmak istedik.

Önemli son not :
27/28 Ağustos 2012 gecesi bu kez hiç beklenmeyen zalım bir Ağustos fırtınası vurdu
bu insanlık dramının yaşandığı çadırları. Karşı tepeye yapıştı hemen hepsi..

SİLİVRİ Çadırlarındaki yurtsever, özverili, çileli, acılı ama yiğit ve gözü pek dostlara ivedi el atmalı. (Biz dün, 28.8.12, mütevazi bir maddi destek yolladık Gülşah Arslan adına açılan hesaba, İş Bnk. Beyoğlu Şb.)

Silivri’nin romanı yazılacak ve gelecekte NOBEL edebiyat ödülü alacak..
Söylemiş olalım şimdiden.

Okur ve okutur musunuz ??
Şimdi bu yazımızı, yakın gelecekte de NOBEL edebiyat ödüllü “SİLİVRİ” romanını..

Sabahın erken saatlerinden beri şakaklarım zonkluyor.. Tam 90 yıl önce bu gün,
memleket evlatları Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetiminde bir ölüm kalım savaşı veriyorlardı Afyon ovasında. Top sesleri, nal şakırtıları, Allah Allah naraları,
ölen-yaralananların canhıraş çığlıkları kulaklarımda uğulduyor.. Bu “acayip koro”nun icrası hala bestelenmedi. Bir Türk “Vangelis”i çıkmadı! Haydi Fazıl Say..
dahi sanatçı, yurtsever evlat.. el at bu işe;
iğrenç saldırılara boş ver, bunu bestele!

Dr. Ahmet Saltık
Sevgi ve saygı ile, umut ve dayanışma ile..
27.8.12, Tekirdağ

Baskıya boyun eğmeyen 5 bin yürek Kırca ile Silivri’de..

Biz de oradaydık, çok coşkuluyduk..
Nilgül Doğan hanımefendiye,
“Çetin Paşamı benim için de koklayınız lütfen”.. dedik.

Baskıya boyun eğmeyen 5 bin yürek

Usta tiyatrocu Levent Kırca, Ergenekon ve Balyoz tutsakları için oynadığı
“Azınlık” oyununu Silivri’de sahneledi. Binlerce yurttaşın izlediği oyun
bir şölene dönüştü. Yürekler Silivri tutsaklarıyla bir çarptı,
tertipçiler Kırca’nın taşlamalarıyla güldürü konusu oldu.

Usta tiyatrocu Levent Kırca “Azınlık” adlı oyununu bu kez
Silivri’deki yurtseverler için oynadı.

Silivri Liman girişinde sahnelenen oyuna İstanbul ve çevre illerden binlerce yurttaş katıldı. Yurtseverler oyunun sergileneceği alanı saatler öncesinden doldurdu.

Açıkhavada sahnelenen oyuna ilgi fazla olunca yüzlerce kişi
oyunu ayakta izlemek zorunda kaldı.

Usta tiyatrocu Levent Kırca, oyundan önce Ulusal Kanal’a konuştu.

Oyunun başlamasına dakikalar kala meydanda tam bir şölen havası oluştu.

Alanı tıklım tıklım dolduran binlerce yurtsever hep bir ağızdan marşlar söyledi.

Usta tiyatrocunun sahneye çıkmasıyla birlikte coşku iki kat daha arttı.

İzleyicileri bir yandan güldüren Kırca,
bir yandan da Türkiye’nin acı gerçeklerini ortaya koydu.

Yaklaşık 1 buçuk saat süren oyunun sonunda,
Çadır Nöbetçileri adına Hıdır Hokka, Kırca’ya plaket ve
“Azınlık” oyunu için 7. Ödülünü sundu.

Sanatçılar Girişimi Sözcüsü Ataol Behramoğlu da oyunu izleyenler arasındaydı.
Behramoğlu, oyunun sonunda sahnye çıkarak söz aldı.

Vardiya Bizde platformundan Nilgül Doğan yaptığı konuşmada,
aydınlık günlerin yakın olduğunu vurguladı.

ATABE Genel Yayın Yönetmeni Şule Perinçek’in konuşması da coşkuyla alkışlandı.
(ulusalkanal.com.tr, 27.8.12)

==============================================

Dostlar,

26 Ağustos 2012 günü 21:00 dolayında biz de Silivri liman girişinde Levent Kırca’nın
Silivri tutsakları için sergilediği AZINLIK oyununu izlemek üzere dostlarla buluştuk.

Liman girişi silme insanla doluydu. Plastik sandalyelerde oturanlar kadar da
ayakta insan vardı. Kestirimime göre 5 bine yakın katılımcı oradaydı.

Mütevazi olanaklarla bir sahne, ses düzeni ve perde düzenlenmişti.

Kırca usta, buruk gönülle izleyenlerini eğlendirerek, coşturarak düşündürdü.
Dayanışma bilincini tazeledi, insan duyarlığına gönderme yaptı.
Ajitasyon yapmadı, yuhalama ve ıslıklamaları ustalıkla engelledi..

Usta mizah örnekleriyle, sınırlı görsel ögeler (“effekt” yerine Türkçesini yeğledim)
ve ses desteğiyle sahne daha etkili kullanıldı. Yardımcı oyuncular çok sınırlı
sahne aldılar. Kırca, sahneyi tüm ustalığıyla, çok yönlü ve yüksek bir tempoda dolduruyordu.

Silivri tutsaklarına yapılan insanlık dışı işlemleri, hücrelerin vahşi koşullarını
bizleri ürperterek aktardı. Oraya, duruşmalara gidilmesinin insanlara ne çok
moral verdiğini ısrarla işledi.

Silivri tutsakevi karşısında dayanışma çadırlarında yaşananları, battaniyelere sarılarak tuttuğu gece 01:00 – 03:00 nöbetini aktardı. Hıdır Hokka ekibine yardım edilmesini istedi.

Bunların romanı da yazılacak, filmi de çevrilecek ileride..
30 yıl sonra nasıl 12 Eylülcülerden sözde de olsa hesap soruluyor hatta
28 Şubat 1997’nin hesabı soruluyor; elbet bunların da yasal hesabı sorulacak.

Kırca’nın sunumundan sonra Hıdır Hokka, “AZINLIK” oyununa Silivri Dayanışma Çadırları adına “7. Ödülü” verdi. 30 cm çaplarında bir seramik tablo üzerinden
Atatürk-bayrak portresi idi.. İzleyiciler duygulu alkışlar yolladılar.
Kırca, bu ödülün en değerlisi olduğunu söyleyerek teşekkür etti.

Sanatçılar Girişimi Sözcüsü Ataol Behramoğlu sahneye davet edildi.
“Yunus Gibi” adlı şiirinin (7 Nisan 2012) ilk ve son 4’lüğünü okudu :

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur
…………
…………..

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur

Bu şiiri size tümüyle ayrıca sunacağız..
Perde arkası açıkhava “kulis” inde Behramoğlu’nu kucakladık ve geçirdiği
tıbbi operasyon sonrası “iyileşin de gelecek olsun” dedik; Fazıl Hüsnü
Dağlarca’dan öğrendiklerimizle.. “Geçmiş olsuna” çok kızıyordu rahmetli usta..

Çetin Doğan paşamızın eşi, Vardiya Bizde Platformu Sözcüsü Nilgül Doğan hanımefendi de sahneye çağrıldı ve gösterilen dayanışmaya teşekkür etti. Bu karabasanın yakında
biteceğine ilişkin umut ve dileğini seslendirdi. Biliyorunuz kendisi ve bir başka paşamızın eşi hakkında da “Gülağacı davası” açıldı ve 1 yılı aşkın hapis isteniyor.
Silivri zulmü eşlere uzanıyor bu kez.. Bitip tükenmez bir kin.. Öyle ya,
Başbakan RT Erdoğan “Kininizi sakın eksik etmeyin, unutmayın..” demedi mi?
Toplum tümüyle felç edilerek teslim alınmak isteniyor. Bu konuda sitemizde
Sn. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in yazısı ve çağrısı var, okumanız dileğiyle.

Nilgül hanımı da Behramoğlu gibi ama perde önünde yakaladık sarıldık..

O’na, “Çetin paşamı benim yerime de derin bir özlemle kucaklayın lütfen..” dedik.
İkimizin de gözleri nemlenmişti.. Sn. Nilgül Doğan ve TTB Başkkanı Sn. Dr. Eriş Bilaloğlu’nun da katılımıyla, 22.12.11 gecesi Ulusal Kanal’da Sn. Nurzen Amuran’ın
DOSYA programına katılmıştık.

“Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakları” idi konu. TEORİ (TEORİ, Aralık 2011, syf. 36-59) ve İstanbul Barosu Dergisinde (Kasım-Aralık 2011, syf. 12-28) yer alan kapsamlı bir makalemiz (bu sitede sizlere tam metin sunulmuştur..) o akşam program konusu idi.
Program öncesi ve sonrasında Sn. Nilgül Doğan ve kızkardeşi Nilsen hanımefendi ile
epey sohbet etmiştik. Her 2 kız kardeş öyle zariftiler ki, bu makalem ve program için bana teşekkür ediyorlardı! Oysa çok daha fazlasını yapabilmem gerekirdi onların değerli teşekkürünü hak etmek için.. Bunlar karşılıklı aklımızdan geçti herhalde..

Son olarak Sn. Şule Perinçek sahnede söz aldı. ATABE gibi dev bir projeyi başarı ile tamamlamıştı. Kaynak Yayınları, 30 ciltlik bu hazineyi basmış ve piyasaya vermişti..
Her eve 1 takım mutlaka gerekli idi..

Şule hanım, kısa ama, zekasına ve yurtseverliğine yakışır, herkesi derinden sarsan
sözler etti. Öz olarak (“mealen” yerine Türkçe!) dedi ki :

– Bana nasıl dayandığımı soruyorlar, eşin içeride, oğlun içeride..
Ben ayağımı, bölünmemiş vatan toprağına sağlam basmak isterim.
Vatanın bağımsızlığı gittikten sonra kocanız, oğlunuz olsa ne olur ??

Elbette duygulu bir alkış tufanı koptu.
Çok bakındım ama Şule hanımın elini sıkamadım.

Binlerce insan umut ve çoşku ile alanı terkettiler..
Edirne ADD’den otobüs tutarak gelen 27 eski dostu gördüm, özlem giderdik..
(1996-2000 arası 2 dönem bu Şubenin başkanlığını yapmıştık..)

Silivri’den Tekirdağ’a dönen son otobüsü 23.15 gibi, saniyeler öncesi
“üstgeçidin altında” nefes nefese yakaladım..

Bunları tarihe not düşmek istedim.

“Verba volent, scripta manent..” ünlü Latin atasözüdür..

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR..

Tarihçilere ve toplumsal belleğe bir demet yaşanmışlık sunmak istedim.

Okur ve okutur musunuz ??

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 28.8.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Biz de oradaydık, çok coşkuluyduk.. Nilgül Doğan hanımefendiye,
“Çetin Paşamı benim için de koklayınız lütfen”.. dedik.

Sevgi ve saygı ile
Umut ve dayanışma ile..
27.8.12, Tekirdağ

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net