Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN’dan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na açık mektup


Dostlar,

Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN’dan CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU‘na
açık mektup adeta tarihsel bir manifesto gibi..

Tülay hoca,  Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı öğretim üyesi.
Yani konunun uzmanı bir akademisyen aynı zamanda.

Dileyelim, Kılıçdaroğlu ve CHP içindeki öbür duyarlı yetkililer dikkate alsınlar..

Zaman büyük bir hızla ve de açıkça aleyhte akmakta..

Sevgi ve saygı ile.
10.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=========================================

Sayın Kılıçdaroğlu’na açık mektubumdur…

Sayın Kılıçdaroğlu;

Çok değil CHP’de vekil olduğunuz 2002’den, 6. Genel Başkan Sayın Deniz Baykal’ın kaset komplosu ile gönderilmesi ile Genel Başkan olduğunuz 2010  arasında CHP’nin temel ideolojisi hakkında bir kafa karışıklığı olmadığını
en iyi bilenlerdensiniz. Bir anımsatma: Siz 2009’da İstanbul Büyükşehir 
Belediyesi’ne başkan adayı olduğunuzda arkanızda güçlü bir medya desteği vardı.
Ne giydiniz, ne dediniz, nereye gittiniz haber programlarında yer buluyordu. Aynı şans CHP’nin diğer iddialı adayları Karayalçın, Kocaoğlu, Akaydın için tanınmamıştı medyada. Seçimi kazanmamıştınız, ama İstanbul’da CHP’nin oylarını artırmıştınız… Medya seçim sonrasında da arkanızdaydı. Ve kaset operasyonu sonrası sizi
işaret eden medyanın ancak sizinle şişirilecek balonmuş gibi elinize tutuşturduğu bir CHP buldunuz. Operasyon tam da CHP oylarını yükselttiği dönemde yapılmıştı.

Sayın Kılıçdaroğlu, CHP artık sizin teslim aldığınız parti değil. Zaten siz de böyle olmadığını anlatmak için partinin başına “yeni” kelimesini eklediniz. Türk siyasal hayatında ilk kez, kurumsal kopuş yaşanmadan parti  kimliği dönüştürülmüş oldu. Yıllarca CHP için çalışmış, ideolojisi ile partiye yürekten bağlı partililer (CHP’liler) partiye yeni gelen particilerce (CHP’dekiler) devre dışı bırakılarak parti erimeye başladı.  Medya’da rüzgarlar artık sizden yana değil, size karşı şekilde estiriliyor. Toplum AKP’nin yaptıkları yerine, çarmıha gerilen CHP’yi konuşuyor. Medya görevlileri  CHP’yi gündemde tutacak her manevrayı uygularken; şişirerek elinize tutuşturdukları balonu yavaş yavaş söndürmekteler. Bu arada haksız tutukluluklar, hukuk devletinin yasa ile yok edilişi, devletin temel çatısını ortadan kaldıracak anayasa çalışmaları, ayrılıkçı söylemlerin yayılışı, kimliklerin ortaya saçılışı üzerinden yürütülen ulusalcılık karşıtı politikalardan, özelden kamu sektörüne kadar mali denetim yolu ile kurulan baskılardan, toplumsal yaşama müdahale eden düzenleme ve fiili uygulamalardan yılmış olan toplumda muhalefet özlemi çığ gibi büyüyor.

Sayın Kılıçdaroğlu; siz bu çığı görebilirseniz ve bugün CHP’de yer bulmuş olan ve büyük bir olasılıkla AKP anayasasına oy vermek için CHP’ye sızmış olan partidekilerin kovduğu partilileri yeniden partiye kazanacak bir yapılanmaya giderseniz, CHP bu çığı kartopuna dönüştürebilir, aksi halde görünen o ki,
Y-CHP ısrarınız partiyi bu çığın altında bırakacaktır.

Satır başları ile, demokrasiden uzak, tekçi bir yapı ile oluşturulacağı anlaşılan yeni anayasa çalışmaları içinde Y-CHP yer aldı. CHP böyle bir oluşumun içinde yer almazdı. Bu meşru olmayan süreci meşrulaştırmaz, çarpıklıkları topluma anlatmayı görev bilirdi. Nitekim CHP’ye kaset operasyonu yapılmasının nedenlerinden biri de buydu. Hani şu iki kişiden biri iktidara oy verdi söylemi var ya… Aslı astarı yok. Ama bunu anlatacak muhalefet de yok. Kimlerle bir araya gelsek, herkes ülke adına endişelerini dile getiriyor. Korkusundan susmayı seçiyor bazıları, ancak iktidar yandaşıyım diyen tek kişi göremiyoruz etrafımızda. Tüm yaşananlara, özellikle özel yaşama kadar uzanarak artan baskılara açık ve örtülü dillendirilen hoşnutsuzluk yanında, giderek fütursuzlaşan otoriter/keyfi uygulamalar nedeniyle artan endişe ve tepki var.

Sayın Kılıçdaroğlu;

CHP’nin ulusalcı kimliğini ve dolayısıile ulusalcıları tahkir eden söylemlerin arttığı bir süreçte, konuyu bilimsel duyarlılıkla anlatmaya çalışan Birgül Ayman Güler Hoca‘nın söylemini çarpıtan medyanın linç harekatı sonrasında getirdiğiniz “konuşmak yasağı” hepimizi şaşırttı ve üzdü. Parti ideolojisine aykırı söylemleri olan Hüseyin Aygün için söz konusu bile edilmeyen yasak, ulusalcılığı ile tanınan  bir kadın milletvekili üzerinden giydirilmiş oldu CHP’ye. “Sus” telkini kadın için umut gördüğümüz partide ve kadın üzerinden verilmiş oldu. Giderek taraftar ve sempatizanlarını kaçıran bu yapı ile
yerel seçimlere giderseniz, partinin ideolojisinin dışına çıkarılışından rahatsız olan partililerden gelecek tepkileri de iyi hesaplamanız gerekiyor. Toplumun değişik katmanlarında yeni bir parti arayışı ciddi bir şekilde dillendirilmeye başlandı.

Bu arada, kurmaylarınız toplumun ilettiği uyarı mesajlarına kulak vermek yerine,
tepki göstererek eleştirileri baskılamaya çalışıyorlar. İzmir’e lütfen kulak verin ve İzmir’i kurmaylardan değil, tabandan dinleyin. İzmir yalnız CHP’nin değil, Türkiye’nin kaderinin belirleyicisi bir kenttir.

Sayın Kılıçdaroğlu; 

Hiçbir ideoloji karşıtına dönüşerek büyüyemez. 

  • AKP ideolojisinin anayasal kılıf arayışına girdiği bu sürece destek vererek büyütemezsiniz CHP’yi.

Lütfen toplumdaki muhalefet özleminin oluşturulduğu çığı görün.
Oklarını kırıp kendisine saplayan, konjonktürle sürüklenen bir parti değil, kurucu felsefesi ile ayakta dimdik duran bir CHP özlemi var toplumda.
Savunmada değil, atakta bir parti özlemi var. Partinin kuruluş felsefesinin gereklerini yerine getirmek ve sıkıştırıldığı yerden çıkarılması gibi tarihi görevleriniz var.

Partiye sızanların çekiştirdiği yöne doğru sürüklenmesine
daha fazla izin vermeyiniz.

Sayın  Kılıçdaroğlu; 

CHP’yi konuşmaktan AKP’yi konuşamaz hale gelen topluma sizin anımsatmanız gerekiyor. Bugün kurumsal ve ekonomik iktidar gücünü baskı yöntemleri ile elinde tutan AKP’nin gerçek oy oranının hesabını, sandıktan çıkan oyla değil; boşaltılmış sistem partileri ile yapmalısınız. Bu partilerin tavanları AKP’ye kaçarken, tabanları toplumsal muhalefette kaldılar. Siz hesap uzmanı olarak bu hesabı daha doğru yapabilirsiniz. 

Demem o ki; çarpıtılmış rakamlarla çoğaltılan konjonktürel bir parti Türkiye’nin kaderini belirlemeye çalışırken, bu kaderin anayasa ile topluma zorla giydirilmesine köklü parti CHP aracılık edemez. Siz Atatürk’ün koltuğunda oturuyorsunuz. Devlet kuran partinin (başkan) koltuğunda!…
AKP gelinceye kadar, tartışılmayan değerlerin kurucu ve koruyucusu olan bir partinin başındasınız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne temel felsefesi ile yön vermiş bu parti dönüştürülmeden devlet çözülemez. 

Ulus yoksa devlet de yok. 

Kağıt üzerinde kurulan günümüz devletçiklerinin de gücü yok.

  • Uluslaşmanın mimarı olan partiye ayrışmanın,
    çözülüşün katalizörü rolü verilmeye çalışılıyor.

Sayın Kılıçdaroğlu; 

Toplum Y-CHP’yi istemiyor; yeniden CHP diyor.

Lütfen bu sesi duyun. Eritilmeye çalışılan bir partinin başındasınız. Birbirinin benzeri göstermelik iki partili başkancı sistemin uydu partisi haline getirilmek isteniyor CHP. (Burada bir sözüm de MHP’ye:
Anayasa çalışmalarına katkı koyarak hala milliyetçi olduğunu savunan MHP,
AKP anayasası sonrasında artık Türk siyasal yaşamına veda edeceğini  göremiyor olabilir mi gerçekten?!..)

CHP’nin ve devletin kurucusu Atatürk

  • “Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız.
    Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.”
     demişti.

Bu görev hepimize; ama bu konjonktürde herhalde en fazla O’nun kurucusu olduğu CHP’ye ve Genel Başkan olarak size düşüyor. Umudun ve geleceğin partisi CHP‘nin, partiyi konjonktüre teslim ettirmeyecek ulusalcı bir tabanı var. Çığ gibi büyüyen bir taban bu. CHP’nin bugünkü kadroları ya bu çığın sesini duyup, bundan kartopu yapacaklar; ya da çığın altında kalacaklar. 

Sözümüz çok, yerimiz dar; mesajımız açık ve  Türkiye’nin özlemi olan ancak bugünkü konjonktürün kaldıramayacağı, herkesin yayınlayamaya
ya da paylaşmaya cesaret edemeyeceği kadar net.

Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN

Generallerin eşleri yargıç karşısında

Dostlar,

Dehşet verici bir durum..
Bu konuyu sitemizde daha önce “Gülağacı Davası” olarak işlemiştik.

“İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’den çağrı”
Aşağıdaki erişkeyi tıklayarak bu yazımıza ulaşabilirsiniz.

http://ahmetsaltik.net/izmir-milletvekili-birgul-ayman-gulerden-cagri/

En çok anlayamadığım konu :

Türkiye’de bu tür uygulamaları yapabilecek kindar kuşaklar ne zaman ve nasıl, nerede yetiştirildi?
Cumhuriyete ilişkin ne varsa inanılmaz ve ölçüsüz bir kin ve nefret iklimi Türkiye’nin neresinde varedildi, yaşatıldı?

Bakar kör mü olduk? Neden göremedik bu tehkileli olguyu?

Şimdilerde de Başbakan RT Erdoğan, açık açık “kininizi eksik etmeyin!” demekte hiç sakınca görmeyebiliyor??

Ülkemize yazık oluyor. Kuşaklar boyunca barışı, sevgiyi, kardeşliği kurmada çok ama çok zorlanacağız.

Herkes ama HER – KES önkoşulsuz ŞİDDETİ bırakmalı..

Bu bataktan kurtulmanın ilk adımı, ilk nefesi ve oksijeni bu..

Özellikle kendilerini herkesten çok “Müslüman” görenler..
Müslüman olmayı neredeyse kendi tekellerinde sananlar..

İslam dininin hangi sağlam kaynağında “kin ve nefret” önerilmektedir?

Kuran’da hangi surede, hangi ayette kin ve nefret düzenlenmiştir?

Bana numaralarını söyleyebilir misiniz?

Ama sıkı durun, kaynak gösterecekseniz hemen şu soruyu da soracağım, baştan söyleyeyim :

“İslam dini, bir kin ve nefret dini midir?”

Bu soruya hangi aklı başında Müslüman “evet” diyebilir??

LÜTFEN, ama lütfen bir derin nefes alalım..

Aynaya bakalım ve “Ben ne yapıyorum??” sorusunu artık kendimize soralım..

Bir sorum daha olacak :

Eğer İslami kaynaklar “kin ve nefreti” yasaklıyor ise, bunu yapanlar dinden çıkmıyor mu?
Ya da Müslüman görünen takiyyeciler mi??
Halkı nereye dek kandırmayı sürdürebilirler??

Derin üzüntüyle, kaygıyla.

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 12.9.12 (Tatil için)

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================================

Generallerin eşleri hakim karşısında

Orgeneral Çetin Doğan’ın eşi Nilgül Doğan ve emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk’un eşi İrem Kutluk’un “izinsiz gösteri yürüyüşü yapmak” suçlamasıyla yargılanmasına Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı.
(Cumhuriyet portalı, 11.9.12)

Haklarında 1.5-3.5 yıl hapis cezası istenen Nilgün Doğan ve İrem Kutluk, 5 Mayıs 2011 tarihinde Hıdırellez kutlaması için yaptıları “dilek” eyleminin, barışçı olduğunu ifade ederek “Demokratik hakkımızı kullandık, suç işlemedik” dediler. Olay gününe ilişkin kamera kayıtlarının istenilmesine karar verilen dava, 6 Kasım tarihine ertelendi.

Davanın ilk duruşması nedeniyle Nilgül Doğan ve İrem Kutluk’a destek için CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler, Cumhuriyet Kadınları, İP Öncü Kadın, Simgesel Eylem Grubu, Vardiya Bizde Platformu temsilcileri ve bazı CHP’li kadınlar Silivri Adliyesi önünde toplandı. Nilgül Doğan ve İrem Kutluk, duruşmaya çağrıldığında destek için gelen grubun alkışları arasında salona girdi.Nilgül Doğan, iddianamedeki “Jandarma aracının önüne geçerek ‘Bekleyeceksiniz. 5 dakika bekleyeceksiniz. Beni de ez. Hiç mi insanlık duygunuz yok. Burada rahat su içiyorsanız onların sayesinde’ gibi sözler sarf ederek geçişi engellediği” şeklindeki suçlamaları reddetti.Nilgül Doğan şöyle konuştu:

“Eşleri babaları tutuklu olanlar masum dileklerini agaca bağladılar. Eylemlerimiz hep barışçıdır. O ağaç da bir tutuklu yakını tarafından getirilmiş. Hatta dilekleri de kendi hazırlamış. Bu bizim de hoşumuza gitti ve basında ilgi gösterdi. Savcıya soruyorum. Toplu olarak yolun karşısına geçmek suç mu? Aradan 1 yıl geçtikten sonra sonra dava açılması normal mi? O grup içinde sadece biz mi varız? Demokratik hakkımızı kullandık. Suç işlemedik beraatimi istiyorum.”

İrem Kutluk

Duruşmada, İrem Kutluk’a olay sırasında çekilen fotoraflarda yanlış teşhis yapıldığını ifade eden hakim, “Kendinizi yuvarlak içine alın” dedi. Duruşma sırasında İrem Kutluk, eşlerinin hukuka aykırı olarak tutuklu yargılandığını belirterek

“Bu durum bazen dayanılmaz bir hal alıyor. Davanın basında yeteri kadar yer almaması nedeniyle Vardiya Bizde Platformu olarak çeşitli faaliyetlerde bulunuyoruz. Vardiya Bizde Platformu, amatör bir grup ve başkanı da yok” dedi. İrem Kutluk savunmasını şöyle sürdürdü:

“Biz kimi zaman balon uçurduk, kimi zaman lokma dağıttık ancak iddianamede belirtildiği gibi yol kapamadık. Yolu kapayan görüntü almaya çalışan basın mensuplarıydı.”

Silivri Ceza İnfaz Kurumları kampusuna TEM ve E-6 karayollarından ulaşımı sağlayan yolu kestiklerinin doğru olmadığını söyleyen Kutluk, “Araç ısrarla üzerimize geldi. Hıdırellez’de gül ağacına dileklerin asılması gibi barışçı bir eylem nasıl dava konusu oldu? Toplu halde yapılan bu eylemde benim lider olduğuma kim nasıl karar verdi? Ayrıca iddianame gül fidanı için ‘çelenk’ denmiş. Bu nasıl oldu anlamadım. İddia haksız ve asılsızdır beraatimi istiyorum.” diye konuştu.

Çaput davası

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, Silivri Adliyesi önünde yaptığı açıklamada “Bu davanın adı ‘Çaput Davası’ isterseniz ‘Hızır’ davası.. Hıdırellez’de ‘eşlerimiz vatanseverdir, haksız yere yargılanıyorlar’ diye hisseden sanık eşlerinin bir gül fidanına 5 Mayıs 2011’de dilek bağlamaları nedeniyle açılmış bir davadır” dedi. Güler şöyle devam etti:

“Biz burada destek amacıyla bulunmuyoruz, biz burada protesto amacıyla bulunuyoruz. Hiçbir yargılama sanığı aşıp ailelere uzanamaz. Burada dava ailelere uzandı. Eşler ve çocuklar yargılanmaya başlandı. Roma hukundan beri suçun şahsiliği ilkesi vardır. Biz Roma hukukunun da gerisinde kalmaya başladık. Bunu yani hukuk devleti katliamını, haksız yargılanmayı ve özellikle eşlere uzanan bu tehdidi protesto etmek için buradayız.”

11 Eylül 2012

LEVENT KIRCA’nın “AZINLIK” OYUNUNDAYDIK..

BİR 26 AĞUSTOS GECESİ SİLİVRİ’de
LEVENT KIRCA’nın “AZINLIK” OYUNUNDA

Dr. Ahmet Saltık
29.8.12, Tekirdağ
www.ahmetsaltik.net

Biz de oradaydık, çok coşkuluyduk.. Nilgül Doğan hanımefendiye,
“Çetin Paşamı benim için de koklayınız lütfen”.. dedik.

26 Ağustos 2012 günü 21:00 dolayında biz de Silivri liman girişinde Levent Kırca’nın
Silivri tutsakları için sergilediği AZINLIK oyununu izlemek üzere dostlarla buluştuk.
Liman girişi silme insanla doluydu. Plastik sandalyelerde oturanlar kadar da ayakta insan vardı (biz dahil). Kestirimime göre 5 bine yakın katılımcı oradaydı. Mütevazi olanaklarla bir sahne, ses düzeni ve perde düzenlenmişti. Kırca usta, buruk gönülle izleyenlerini eğlendirerek, coşturarak düşündürdü. Dayanışma bilincini tazeledi,
insan duyarlığına gönderme yaptı.
Ajitasyon yapmadı, yuhalama ve ıslıklamaları ustalıkla engelledi..

Usta mizah örnekleriyle, sınırlı görsel ögeler (“effekt” yerine Türkçesini yeğledim)
ve ses desteğiyle sahne daha etkili kullanıldı. Yardımcı oyuncular çok sınırlı
sahne aldılar.

Kırca, sahneyi tüm ustalığıyla, çok yönlü ve yüksek bir tempoda dolduruyordu.
Silivri tutsaklarına yapılan insanlık dışı işlemleri, hücrelerin vahşi koşullarını bizleri ürperterek aktardı. Oraya, duruşmalara gidilmesinin insanlara ne çok
moral verdiğini ısrarla işledi.

Silivri tutsakevi karşısında dayanışma çadırlarında yaşananları, battaniyelere sarılarak tuttuğu gece 01:00 – 03:00 nöbetini aktardı. “Çadırlar başı Hıdır Hokka” ekibine yardım edilmesini istedi.

Bunların romanı da yazılacak, filmi de çevrilecek. 30 yıl sonra nasıl 12 Eylülcülerden sözde de olsa hesap soruluyor hatta 28 Şubat 1997′nin hesabı soruluyor;
elbet bunun da yasal hesabı sorulacak.

Kırca’nın sunumundan sonra Hıdır Hokka, “AZINLIK” oyununa Silivri Dayanışma Çadırları adına “7. Ödülü” verdi. 30 cm çaplarında bir seramik tablo üzerinde Atatürk-bayrak portresi idi.. İzleyiciler duygulu alkışlar yolladılar. Kırca, bu ödülün en değerlisi olduğunu söyledi, teşekkür etti.

Sanatçılar Girişimi Sözcüsü Ataol Behramoğlu sahneye davet edildi. “Yunus Gibi” adlı şiirinin (7 Nisan 2012) ilk ve son 4′lüğünü okudu :

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur
…………..
Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur

Bu şiiri size sitemizde tümüyle ayrıca sunduk (28.8.12).

Perde arkası açıkhava “kulis” inde Behramoğlu’nu kucakladık ve geçirdiği tıbbi operasyon sonrası bir hekim olarak, “İyileş de gelecek olsun” dedik; Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan öğrendiklerimizle.. “Geçmiş olsuna” çok kızıyordu rahmetli usta..

Çetin Doğan paşamızın eşi, Vardiya Bizde Platformu Sözcüsü Nilgül Doğan hanımefendi de
sahneye çağrıldı ve gösterilen dayanışmaya teşekkür etti. Bu karabasanın yakında biteceğine ilişkin umut ve dileğini seslendirdi. Biliyorsunuz kendisi ve bir başka paşamızın eşi hakkında da “Gülağacı davası” açıldı ve 1 yılı aşkın hapis isteniyor!

Orgeneral Çetin Doğan’ıneşi Nilgül Doğan ve Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk’un eşi
İrem Kutluk, eşlerinin yanı sıra sanık sandalyesine oturtuluyor..

Silivri zulmü eşlere uzanıyor bu kez..

Bitip tükenmez bir kin..

Öyle ya, Başbakan RT Erdoğan “Kininizi sakın eksik etmeyin, unutmayın..” demedi mi?

Toplum tümüyle felç edilerek teslim alınmak isteniyor. Bu konuda sitemizde
Sn. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in yazısı ve dayanışma çağrısı-çığlığı var,
okumanız dileğiyle.
(http://ahmetsaltik.net/izmir-milletvekili-birgul-ayman-gulerden-cagri/, 26.8.12)

Nilgül hanımı da Behramoğlu gibi ama perde önünde yakaladık sarıldık.. O’na,

“Çetin paşamı benim yerime de derin bir özlemle kucaklayın lütfen..” dedik.

İkimizin de gözleri nemlenmişti.. Sn. Nilgül Doğan ve TTB Başkanı Sn. Dr. Eriş Bilaloğlu’nun da katılımıyla, 22.12.11 gecesi Ulusal Kanal’da Sn. Nurzen Amuran’ın
DOSYA programına katılmıştık. “Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakları” idi konu.
TEORİ (Aralık 2011, syf. 36-59) ve İstanbul Barosu Dergisinde (Kasım-Aralık 2011,
syf. 12-28) yer alan kapsamlı bir makalemiz (tam metin sunulmuştur; http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/Tutuklu_ve_Hukumlulerin_Saglik_Haklari.pdf..)
o akşam program konusu idi. Program öncesi ve sonrasında Sn. Nilgül Doğan ve
kızkardeşi Nilsen hanımefendi ile epey sohbet etmiştik. Her 2 kız kardeş
öyle zariftiler ki, bu makalem ve program için bana teşekkür ediyorlardı!
Oysa çok daha fazlasını yapabilmem gerekirdi onların değerli teşekkürünü hak etmek için..

Bunlar karşılıklı aklımızdan geçti herhalde..

Sonra Sn. Şule Perinçek sahnede söz aldı. ATABE (Atatürk’ün Bütün Eserleri) gibi
dev bir projeyi başarı ile tamamlamıştı. Kaynak Yayınları, 30 ciltlik bu hazineyi
basmış ve piyasaya vermişti.. Her eve 1 takım mutlaka gerekli idi..

Şule hanım, kısa ama, zekasına ve yurtseverliğine yakışır, herkesi derinden sarsan
sözler etti. Öz olarak (“mealen” yerine Türkçe!) dedi ki :

– Bana nasıl dayandığımı soruyorlar, eşin içeride, oğlun içeride..
Ben ayağımı, bölünmemiş vatan toprağına sağlam basmak isterim.
Vatanın bağımsızlığı gittikten sonra kocanız, oğlunuz olsa ne olur ??

Elbette duygulu bir alkış tufanı koptu. Çok bakındım ama Şule hanımın elini sıkamadım.

Son olarak “Hıdır Hokka”ya da sarılarak “Helal olsun sana yiğit adam!” dedik.
Kaç zamandır Silivri Tutukevinin karşısında açık alanda adeta Robinson Krüzo yaşamı sürdürüyorlar. İçerideki “can” lara destek için.

“Biz buradayız” deyip yanık türküler yollamak için hücrelere..
Çadırları 8 Ekim 2011’de ziyaret etmiştik bir küme (“grup” yerine) hekim olarak..
Çektiğimiz fotoğrafları size bir dosya olarak sunarız. Sonra, nasıl oldu ise, kiraladıkları o arazi Silivri Tutsakevini genişletmek üzere T.C. Adalet Bakanlığınca satın alındı. Binbir mihnetle taşındılar yeni kiralanan toprağa.

Binlerce insan umut ve çoşku ile alanı terk ettiler.. Edirne ADD’den otobüs tutarak gelen 27 eski dostu gördüm, özlem giderdik.. (1996-2000 arası 2 dönem bu Şubenin başkanlığını yapmıştık..)

Silivri’den Tekirdağ’a dönen son otobüsü 23.15 gibi, saniyeler öncesinde “üstgeçidin altında” nefes nefese yakaladık.. Bunları tarihe not düşmek istedik.
“Verba volent, scripta manent..” ünlü Latin atasözüdür..

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR..

Tarihçilere ve toplumsal belleğe bir demet yaşanmışlık sunmak istedik.

Önemli son not :
27/28 Ağustos 2012 gecesi bu kez hiç beklenmeyen zalım bir Ağustos fırtınası vurdu
bu insanlık dramının yaşandığı çadırları. Karşı tepeye yapıştı hemen hepsi..

SİLİVRİ Çadırlarındaki yurtsever, özverili, çileli, acılı ama yiğit ve gözü pek dostlara ivedi el atmalı. (Biz dün, 28.8.12, mütevazi bir maddi destek yolladık Gülşah Arslan adına açılan hesaba, İş Bnk. Beyoğlu Şb.)

Silivri’nin romanı yazılacak ve gelecekte NOBEL edebiyat ödülü alacak..
Söylemiş olalım şimdiden.

Okur ve okutur musunuz ??
Şimdi bu yazımızı, yakın gelecekte de NOBEL edebiyat ödüllü “SİLİVRİ” romanını..

Sabahın erken saatlerinden beri şakaklarım zonkluyor.. Tam 90 yıl önce bu gün,
memleket evlatları Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetiminde bir ölüm kalım savaşı veriyorlardı Afyon ovasında. Top sesleri, nal şakırtıları, Allah Allah naraları,
ölen-yaralananların canhıraş çığlıkları kulaklarımda uğulduyor.. Bu “acayip koro”nun icrası hala bestelenmedi. Bir Türk “Vangelis”i çıkmadı! Haydi Fazıl Say..
dahi sanatçı, yurtsever evlat.. el at bu işe;
iğrenç saldırılara boş ver, bunu bestele!

Dr. Ahmet Saltık
Sevgi ve saygı ile, umut ve dayanışma ile..
27.8.12, Tekirdağ

İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’den çağrı

Kimden: birgül a. güler
Tarih: 26 Ağustos 2012 13:31
Konu: Gül Ağacı Duruşması
Kime: haber@halktv.com.tr

Selamlar,

Balyoz duruşması sahte dijital delillere dayanıyor.
Sanıklar sahtecilik kanıtlarını mahkemeye sunuyorlar.
Mahkeme bu iddiayı ne savcıya soruyor ne de incelemeye alıyor.
Deliller incelenip tartışılmıyor.

Üç iddianame çerçevesinde 367 subay 2010 yılından bu yana tutuklu.
Tutukluluk “kuvvetli şüphe” gerekçesine dayalı olarak sürdürülüyor.
Delil incelemesi kabul edilse, “kuvvetli şüphe” de sınanmış olacak.

Sanıklar kendi tanıklarının dinlenmesini talep ediyor; mahkeme bu talebi de reddediyor.
Sonuç olarak savunma hakkı tanınmıyor.

Bu ortamda mahkeme, tutuklu eşlerine birbiri ardına dava açıyor.
Davalardan biri MHP mv. Engin Alan’ın eşine açılmış; 1 yıl 3 ay hapis cezası kesilmiş.
Şimdi de iki generalin eşine 1,5 – 3 yıl arası hapis istemiyle dava açılmış durumda.
Aynı şey, Tuncay Özkan’ın arkadaşının başında dolanıyor..

Yargılama tutuklulardan ailelere genişlemiş durumda.
Bunun ne anlama geldiğini anlayabiliriz: Savunma hakkı, bir de eşler tehdit edilerek bastırılıyor.

Balyoz duruşmalarını izledim.
Hatırı sayılır sayıda tutuklu ve aileleriyle görüştüm.
Burada ilerici subayların yargılandıklarını; bir siyasi projeye kurban edildikleri sonucuna vardım.

Ama bunların ötesinde, eşlerin yargılanmasının her türlü siyasetin üstünde,
bir kin-öfke sarmalının ürünü olduğu sonucuna vardım.
Böyle bir muameleye karşı hiçbir vicdan susamaz.

Bu nedenle kitle örgütlerine bir mektup yazdım ve kamuoyuna bir açık davetiye çıkardım. Ekte sunuyorum.

Bu davete icabet edeceğinizi umarak, daha geniş bir kamuoyuna duyurulması için desteğinizi talep ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla, 26.8.12

Birgül Ayman Güler
İzmir Milletvekili

Mektup Metni: http://www.birgulaymanguler.net/index.php?option=com_content&view=article&id=845:chpli-guelerden-capt-davas-sanklar-cin-dayanma-cars&catid=114:ulusalcalma&Itemid=171

Sayın,

Bildiğiniz gibi İstanbul Silivri İlçesi’nin Duruşma Salonu’nda, 367
subay yargılanıyor.

Eşler ve çocuklar, Ocak 2010’da başlayan sürecin duruşmalarını hiç aksatmadan izliyor. Kararlılığın bedeli ağır. Balyoz adı verilen dava süreci, iki yıl sonra
30 Ocak 2012 günlü “Hızır’a başvurma ve gül ağacına çapıt bağlama eylemi” çerçevesinde eşlere de genişliyor.

O gün Hıdrellez zamanı. 2011 yılının 5 Mayıs’ı.
Bizde Hıdrellez’de yemek kaplarıyla eskiden para keselerinin şimdilerde cüzdanların ağızları açık bırakılır; bolluk bereket dilenir. Gül ağaçlarının altına olması dilenen şeyin maketleri bırakılır. En çok da, gül ağacına kırmızı kurdela,
bu kadar özeli bulunamamışsa bir çaput bağlanır; dilek dilenir; dileğin o yıl gerçek olacağı umut edilir. Çünkü bizde Hızır kalbi temiz insanların yardımcısı;
dertlinin dermanı hastanın şifacısı; bolluk – bereketin güvencesidir.

Subay eşleri ve çocukları, adaletten uzak yargılama sona ersin ve vatansever eşlerine reva görülen tutsaklık bitsin dileklerini 5 Mayıs 2011 Perşembe günü Hızır’a sunuyorlar.

Hıdrellez’e denk gelen duruşmadan sonra, salonun hemen önünde getirdikleri
gül fidanına dileklerini asıyorlar.Bu sırada iki jandarma aracı sokaktan geçemiyor. Jandarmalar siren çalınca eşler tepki gösteriyor. Bu “eylem”sonucunda emekli Orgeneral Çetin Doğan’ıneşi Nilgül Doğan ve Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk’un eşi İrem Kutluk sanık sandalyesine oturtuluyor. 30 Ocak 2012 tarihli bir iddianame ile Nilgül Doğan ve İrem Kutluk’a “toplantı gösteri yürüyüş düzenlemek; yönetmek suçu”ndan dava açılıyor.

Kadın ve çocuklardan oluştuğu anlaşılan “Hızır’ın Gül Ağacı Hareketi’nin iki kadın yöneticisi “Nilgül DOĞAN ile İrem KUTLUK yargılanacak.” Suç 2911 sayılı gösteri yürüyüşleri yasasının 28-1 maddesini ihlal ve ceza da TCK 53-1. maddesi…
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, Nilgül Doğan ve İrem Kutluk’a toplantı ve gösteri yürüyüşlerini düzenleyen 2911 sayılı kanuna muhalefet suçlamasıyla 1.5 yıl ile 3 yıl arası hapis cezası istiyor.

İddianame, hemen Duruşma Salonu önündeki patika yolu “TEM – E5 Otoyolu’nu bağlayan yol”a dönüştürmüş; Hıdrellez’in gül ağacını da “çelenk” olarak görüyor.
İçeride yargılanan eş ve babaların duruşmayı izlemeye gelmiş en yakınlarını “gösterici” haline getirmiş; göstericileri de “toplu” oldukları için toplumsal tehdit sayıyor.

11 Eylül 2012 Salı günü Silivri Duruşma Salonu’nda Hızır’ın gül ağacı yargılanacak.

Adil yargılama, yargılamaların ailelere yayılmasını önleme ve ülkemizin aydınlık geleceği adına dayanışma sorumluluğumuzun gereği olarak bu süreci izleyelim;
mümkünse orada olalım.

Sevgi ve saygılarımla bilgilerinize sunuyorum.
Birgül AYMAN GÜLER İzmir Milletvekili CHP Parti Meclisi Üyesi

======================================================

Dostlar,

Bunca kin, nefret, zulüm nerede, nasıl, ne zaman birikti asla anlayabilmiş değilim..

Sayın Birgül Ayman Güler’e insan duyarlığı ve toplumsal sorumluluğu için çok teşekkür ediyorum.

Girişiminizi destekliyorum.

Sevgi ve saygı ile. 27.8.12

Dr. Ahmet Saltık
wwwa.ahmetsaltik.net