‘Erdoğan ateşle oynadı, şimdi cayır cayır yanıyor’

‘Erdoğan ateşle oynadı, şimdi cayır cayır yanıyor’

Alman basını, İdlib’de onlarca askerin yaşamını yitirmesi sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hamlelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. (https://haber.sol.org.tr/dunya/erdogan-atesle-oynadi-simdi-cayir-cayir-yaniyor-281607, 29 Şubat 2020)

Frankfurter Allgemeine Zeitung‘daki “Erdoğan’ın hatası” başlıklı yorumda, Suriye’de “köşeye sıkışan” Türkiye’nin güvenliğini NATO‘ya borçlu olduğu yazıldı.

“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ateşle oynadı. Şimdi cayır cayır yanıyor. Zira Türk ordusu doğrudan Suriye birlikleri ile askeri çatışmaya girdi ve dolaylı olarak da Ruslarla. Suriye’de maceracı tutum izleyen ve Rusya ile yakınlaşan Erdoğan’ın risk alabilmesinin tek nedeni NATO’nun korumasına sahip olması. Ancak bu, NATO’nun 5’inci maddesinin uygulanması çağrısında bulunarak, Erdoğan’ın çıkarttığı yangını söndürmek zorunda olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’nin yaptığı hatanın sorumluluğunu kendisini üstlenmesi gerekiyor.”


‘KİMSENİN GÖNÜLLÜ OLARAK YANINDA OLMADIĞINI GÖRÜYOR’

DW Türkçe‘nin haberine göre, Ludwigshafen’da yayımlanan Rheinpfalz gazetesindeki yorumda Türkiye’nin Batı’nın desteğini almak için Suriyeli sığınmacıları baskı araç olarak kullanmak istediği, ancak bunun işe yaramayacağı dile getiriliyor:

“Suriye’de yaşanan son gerilim, Türk hükümetine ne kadar yalnız olduğunu gösterdi. Ankara’nın uzun zamandır sıkı ilişkiler içinde olduğu Rus yönetimi Esad’a destek veriyor. Batılı müttefikler de ihtiyatlı davranıyor. Türkiye’nin yeterince önemli olduğu ve müttefiklerini kendi ihtiyaçlarına göre seçebileceği varsayımıyla, Erdoğan geçen yıllarda Batı’ya karşı kaba bir tutum izledi. Artık Türkiye en azından Avrupalıları desteğe zorlamak için masum Suriyeli sığınmacıları baskı aracı olarak kullanıyor. Erdoğan hükümeti, Batı’da hiçbir devletin gönüllü olarak kendi yanında olmadığını biliyor.”

‘NATO’NUN DESTEK VERMEK İÇİN NEDENİ YOK’

Kassel’da yayımlanan Hessische Niedersächsische Allgemeine’de gazetesindeki yorumda da NATO’nun Türkiye’ye destek vermesi için bir nedeni olmadığı savunuluyor:

“İdlib’deki insani felaketin baş sorumluları devlet başkanları Esad, Putin ve Erdoğan. Sonuncusu Suriye’deki çatışma alanında kendini çıkmaza sokacak bir manevra yaptı. Bu nedenle de transatlantik ittifakı hatırlayarak, NATO desteğinde ısrar ediyor. NATO birlikleri Erdoğan’ın yanında Esad’ın ordusu ve koruyucusu Rusya’ya karşı savaş girerse, NATO anlaşmasının tam tersi olacak. Özgürlük ve demokrasiyi savunmak için kurulan bir ittifakın askerleri, saldırgan bir liderin yayılmacı çabaları için hayatlarını tehlikeye atacaklar. Çünkü Erdoğan’ın Suriye’de nüfuzunu garanti altına almak ve savaştan bağımsız olarak Türk sınırından Kürtleri uzak tutmaktan başka hiçbir niyeti yok.”

‘AVRUPA SANTAJA BOYUN EĞMEMELİ’

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesindeki yorumda da aynı konu ele alınıyor:

“Erdoğan, bir milyon Suriyeli mültecinin daha gelmesi halinde Türkiye’nin bu yükü kaldırmakta zorlanacağını söylerken haklı. Türkiye yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor ve ağır bir yükü taşımak zorunda. Avrupa’nın bunu kabul etmesi ve mültecilerin barınması ve ihtiyaçlarının karşılanması için Ankara’ya yardım sağlaması gerekiyor. Ancak Avrupalılar şantaja boyun eğmemeli. Erdoğan’ın Avrupa’ya ihtiyacı var. Siyasi olduğu kadar ekonomik olarak da Avrupa Birliği’ne bağımlı, Moskova’nın artık güvenilmez olmasından beri de bu bağımlılık eskiye göre daha fazla. Avrupalıların düşüncesiz Türk dış politikasına aynı düşüncesizlikle karşılık vermesi için nedeni bulunmuyor.”

Mannheimer Morgen gazetesindeki yorumda ise Suriye krizi nedeniyle Avrupa’nın Rusya’ya baskıyı artırması gerektiği söyleniyor:

“Suriye’de gerilim daha da tırmanırsa, Avrupalıların ne yapacağını düşünmesi gerekiyor. Erdoğan zor bir müttefik olabilir ama Putin çok daha kötü. Avrupa Birliği Suriye’de yaşananları uzun süre boyunca hiçbir şey yapmadan izledi ve Putin’in askeri müdahalesine de ses çıkarmadı. Almanya’da Rusya’ya yönelik yaptırımların yumuşatılmasını isteyen siyasetçilerin olması inanılmaz. Ama kimsenin aklına Rusya’ya yönelik yaptırımların sertleştirilmesinin gelmemesi de garip.”

Hüsnü Mahalli : İDEOLOJİK SAPLANTI


İDEOLOJİK SAPLANTI

Portresi

 

Hüsnü Mahalli
YURT Gazetesi, 10.11.14

 

 

Özgür Suriye Ordusu denilen silahlı grup Antakya’da, Suriye muhalefetini temsil ettiği söylenen Suriye Ulusal Konseyi ise İstanbul’da kuruldu. Suriye krizinin ilk günlerinden başlayarak o ülkede yaşanan tüm süreçlerde AKP iktidarı baş rolde. AKP ilk günden başlayarak mezhepsel söylemleri ile o ülkede savaşan tüm silahlı gruplara sınırsız destek verdi. Bu da yetmedi, dünyanın dört bir yanından gelen on binlerce ruh hastası Türkiye üzerinden Suriye’ye sokuldu. Katar, S. Arabistan ve Kuveyt gibi bölgesel ülkeler ile ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere emperyalist ülkeler de
AKP’ye yardım etti.


Sonuç ortada.

.
Şimdi çıkmış aynı ekip ‘IŞİD’e karşı savaşacağız’ diyor.
Erdoğan ve ‘çok sevdiği’ Sisi aynı ekibin içinde.
Sisi ve hamisi Suudi Kral Abdullah, IŞİD’in ilham kaynağı Müslüman Kardeşlere terörist’ diyor Erdoğan onları Türkiye’de konuk ediyor. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan başka ne diyor? ‘Benim için önemli olan Esad’.
40 aydır aynı söylem. 40 aydır Suriye topraklarında tampon ve kuzeyinde uçuşa yasak bölgeler istiyor.
Neden?
Suriye’de savaşan silahlı grupları Esad’ın ordu ve uçaklarından korumak için.
Şimdi neden istiyor.
PYD ve IŞİD’i Türk sınırından uzak tutmak ve Türk askerini Suriye topraklarına yerleştirmek için.
Ya sonrası?
ABD tarafından eğitilecek Suriyeli ılımlı muhalifler IŞİD ve Esad’a karşı savaştırılacak.
PYD bu savaşa destek vermezse tampon bölgenin hedefinde Kürtler de olacak.
Oysa ne demişti AKP Hükümeti ve ‘ulvi idealleri olan’ yandaş medya:

IŞİD ve PYD Esad’ın adamları!

IŞİD Suriye’nin %20’sini işgal etmiş, binlerce Suriye askerini öldürmüş ve halen milyonlarca insana günlük acı çektiriyor ama yine IŞİD’çiler Esad’ın adamı olmalı!

PYD ise Suriye’nin kimi bölgelerinde özerklik ilan etmiş ama Kürtler yine de
Esad’ın adamı olmalı.

Yoksa bu nedenle mi AKP iktidarı Kobani’yi kuşatan IŞİD’e ses çıkarmıyor?
Yoksa bu nedenle mi AKP iktidarı kuşatma altındaki PYD’lilere yardım etmiyor?
AKP iktidarı bir taş ile çeşit çeşit kuş mu vuracak?
Belki de Türkiye gecikmeli de olsa terörist ilan ettiği IŞİD, masaya oturup
barış görüşmeleri yaptığı PKK ve onun Suriye kolu PYD ve hepsinden önemlisi
Esat’tan kurtulmayı hesaplıyordur.

Ne kadar da kolaymış!

Beyler burası Ortadoğu ve bu Ortadoğu’da binlerce yıldır herkes artist ama bazıları artiz.

ABD’liler bile ‘Biz bu IŞİD ile 30 yıl uğraşırız’ diye dalga geçiyor ama Ankara’dakiler ‘ Biz bu işi 3-5 günde bitirir oradan da Şam’a uzanır Emevi Camisi’nde şükür namazı kılarız’ ısrarında bulunuyor.
Merak edilen şey, 5 bin PKK’lı ile 30 yıl uğraşan Türkiye, AKP mucizesi ile
50 bin adamı olan IŞİD‘i nasıl yok edecek?

Üstelik takas edilecek bir şey de kalmadı.

Merak edilen şey, Kandil’e 27 kez sınır ötesi operasyon düzenleyen ve bir türlü
sonuç alamayan Ankara, Suriye toprakları içinde o bölgenin insanları olan PYD’liler ile nasıl baş edecek?

Belki de ‘bölgeyi Kürtlerden temizlemek’ isteyen IŞİD son anda ideolojik paralelliğini düşünerek Ankara’ya destek verir.

  • Halka yalan söylemekten vazgeçin.

‘Arap Baharı’ sonrasında  yanlışlığı ve riski kanıtlanmış ideolojik saplantılarınızdan vazgeçin.
Bu saplantılar tüm bölgeye olduğu kadar Türkiye’ye de büyük zarar verdi, veriyor
ve verecek.

Önceki gün yaşanan acı olaylar bu gerçeği anlatmıyorsa,
o zaman herkes bu coğrafyanın karanlık geleceğine hazır olsun!

Böyle bir karanlıkta kimin neyi, nasıl ve neden yapacağını yalnızca karanlık beyinliler bilir.
Kadın ve erkek IŞİD’çilerin siyaha bürünmeleri boşuna değil!
Adı üzerinde : Saplantı.

*********************

Dostlar,

Ortadoğu uzmanı gazeteci – yazar Hüsnü Mahalli’den müthiş bir çözümleme..

Özellikle AKP iktidarı dikkatle okumalı..

“Senin aklına ihtiyacımız yok” diyerek anamuhalefet partisi CHP Genel Başkanı
Kemal Kılıçdaroğlu’nu haşlayan RTE ve Başbakan Davutoğlu da..

Son derece ayıp olmuştur.. Akademik ünvan sahibi Profesör başbakan bu tümcesi ile geriye kalan karizması her ne denli kaldı ise, onu da çizdirmiştir.
Yine de geç değil..
RTE’den vazgeçtik, Başbakan Davutolu Kılıçdaroğlu’ndan özür dilemeli ve
muhalefet partilerini toplayıp gelişmeler hakkında bilgi vermeli ve görüş almalıdır. Toplumsal gerilimi düşürmek herkesin görevidir.

Daha önce de yazdık; TBMM derhal toplanarak iç – dış savaş koşullarını değerlendirmelidir.

Davutoğlu ve RTE, Hüsnü Mahalli’nin aklını da dışlayacak mıdır?
Yazdığı çarpıcı gerçek ve uyarılardan yararlanmayacak mıdır?
Çok yazık oluyor Türkiye’ye..
Siyasal sorumlular çoook özel niteliklere sahip olmalı..
Öfke denetimi bunların başında..
Sükunet her zaman iyidir..

Söz konusu olan ülkemiz ve ulusumuzdur..

Herkes her adımını özenle atmalı, her sözünü tartarak etmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
10.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Hüsnü Mahalli : ÖZERK PYD


ÖZERK PYD

Özerk PYD

Hüsnü Mahalli

hmahalli@hotmail.com

“PKK’nın Suriye Kolu” olarak tanımlanan PYD; birlikte hareket ettiği Kürt, Arap ve Süryani gruplarla, Suriye’nin ‘Kürt Bölgesi’nde geçici bir yönetim ilan etti. Klasik olarak, ilk tepki Ankara’dan geldi. Oysa Irak’ta Kürtlerin federal bölgesi ile her türlü işbirliğine girişen ve onun hatırı için Türkiye’nin tüm kırmızı çizgilerinden vazgeçen Ankara,
her nedense Suriyeli Kürtlerin özerkliğine çok kızdı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu PYD’yi ‘ikircikli tutum takınmak’la suçladı ve
“Biz Suriye’de hiçbir etnik ya da mezhepsel bir grubun karşısında değiliz. PYD’nin yaptığı en büyük hata; denetimi altındaki bölgelerde bulunan öbür Kürt muhalifleri ezmeleri, diğer Kürtlere karşı  büyük baskı uygulamaları oldu.” dedi.

Çok ilginç…

1- ‘Suriye Krizi’nin başlangıcından bu yana, Başbakan Erdoğan ile birçok hükümet ve AKP yetkilisi Esad’ın Aleviliğine vurgu yaparak, O’na karşı ‘cihad’ ilan eden
tüm radikal Sünni gruplara sınırsız destek verdi. Bu da yetmedi, Ankara ‘Alevi’ Esad’a destek verdiği gerekçesiyle; ‘Şii’ Maliki, İran ve Hizbullah’a da yüklendi.

2- Ankara; ‘Sünni’ ama Kürt PYD’ye karşı savaşan ve Kürt bölgesini ele geçirmek isteyen ‘Arap’ ve Sünni Nusra, El Kaide ve ÖSO militanlarına her türlü yardımı yaptı. PYD lideri Müslim bu militanların sürekli Türkiye sınırından sızdıklarını söylüyor.

3- PYD’nin önünü kesemeyen Ankara, bu kez PYD lideri Müslüm’ü Ankara’ya çağırarak, kendi yanına çekmeye çalıştı. Üç kez Türkiye’de konuk edilen Müslim’e, Ankara
“Esad’a karşı ayaklan!..” dedi ama O bunu yapmadı. Yapmayınca, Ankara O’na
çok kızdı ve Suriye’nin Kürt Bölgesi ile olan sınırını kuşatma altına aldı. Hatta duvar örmeye başladı. Bununla da yetinmeyen Ankara, stratejik müttefiki Barzani’den aynı şeyi yapmasını istedi, O da bunu kabul etti. Yani 1995’te olduğu gibi, Ankara ile Barzani
bir kez daha PKK’ya karşı aynı cephede. Yani bir kez daha, Ankara ile Barzani
Bağdat’a karşı. Hem de Erdoğan’ın Maliki ile barışma yollarını aradığı bir sırada…

Bakalım, Davutoğlu’nun Türkiye’ye davet ettiği Maliki, hafta sonundaki
Erdoğan’ın Barzani ile Diyarbakır  buluşmasına ne diyecek ya da nasıl bakacak? Bakalım BDP, PYD’yi sıkıştırmaya çalışan Ankara’nın Barzani ile birlikte yeni hamlesine nasıl yaklaşacak. Hem de ‘Irak Kürdistanı’nda Barzani’ye karşı tepkilerin giderek artığı, buna karşın PKK’nın Türkiye, Suriye, İran hatta Iraklı genç Kürtler arasında prestij ve gücünün sürekli yükseldiği bir dönemde. Yükseldiği için de Barzani, Erbil’deki Ulusal Kürt Konferansı’nı sürekli  erteleyip duruyor.

Anlayacağınız, tüm bölge politikalarında olduğu gibi, AKP’nin Kürt politikasında da bir yığın çelişki var. Örneğin; PKK ile barış sürecini sürdürmeye çalışan hükümet, PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD’ye savaş ilan ediyor ve bunu PKK ve Öcalan’ı kıskanan Barzani ile yapıyor. AKP Barzani’nin desteğini garantileyebilmek için Bağdat ile savaşında Erbil’e arka çıkıyor. Oysa “Kerkük benimdir” diyen Maliki değil, Barzani’dir. Anlaşılan, Türkmenlerin geleceği bile AKP’nin ilgisini çekmiyor.
Oysa Kerkük’te, Barzani’nin elindekinden çok daha fazla petrol ve doğalgaz var!

  • AKP; Barzani ile ilgili tüm hesaplarında yanıldığını çok yakında görecektir.

Çünkü, Iraklı Kürtler yalnızca Barzani demek değildir. Talabani’nin hastalığından dolayı, göreceli olarak sorun yaşayan KYB, Irak ve Kürdistan denkleminde çok önemli bir faktördür. Üstelik, bu aralar KYB’liler Barzani’den ve onun KDP’sinden
hiç hoşlanmıyorlar. Barzani’den hoşlanmayanlar arasında İran da var.
Erbil’deki İslamcı parti ve örgütler ise şimdilik ikili oynuyor; bir yandan Barzani ve AKP’ye yanaşıyor, öbür yandan PYD’ye karşı savaşan Nusra ve Kaide’ye militan gönderiyor.

Denklem çok bilinmeyenli ve bir o kadar karışık.

  • AKP bu denklemi asla çözemeyecektir.
  • Çünkü AKP bu coğrafyanın gerçeklerini bilmiyor ya da bildiklerini yanlış anlıyor.
  • Yanlış anladığı için de hep yanlış yapıyor.
  • Mısır ve Suriye’de olduğu gibi!

AYDINLIK’ın 4 Aralık 2012 sayısı ve yorumlarımız..


Dostlar
,

AYDINLIK‘ın 4 Aralık 2012 sayısının kapağı aşağıda.

* Komuta kademesi rehin..

Bu dosyanın hemen ardından sitemize koyacağımız Sayın E. Amiral Türker Ertürk‘ün AYDINLIK ve İLK KURŞUN‘da bu gün yayımlanan makalesi de aynı başlığı taşıyor..

Meslektaşımız Dr. Serhan Bolluk‘un her zamanki gibi kısa ve özlü, vurucu başyazısına dikkat :

VATAN REHİNDE..

Sevgi ve saygı ile.
04.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net