Emekli olmana az kaldı!

Emekli olmana az kaldı!

Selçuk Erez

Cumhuriyet, 21.6.18

Sevgili Mahmut,
Bu günlerde çok keyifsizmişsin, somurtuyormuşsun. Merak ettim, “Neden böyle yapıyor” diye sordum. Latif, “Emekli edeceklermiş ondan” dedi. Emekli olmanı ertelemek için çareler arıyormuşsun. Yahu yapma böyle. Sırası gelen namusuyla tekaüt oluyor. Sen neden öyle yalancı şahitler bulup yaşını küçültmeye kalkıyorsun? Sakın on yıl, yirmi yıl genç olduğunu gösteren düzmece belgeler çıkarma. Sabıkan var; yemezler!
Emekli olmak yaşamın sonu değildir Mahmut. Birçok insan emekli olduktan sonra eskisinden daha başarılı olmuştur. Belki sen de öyle olursun. Grandma (Büyükanne) Moses adlı Amerikalı bir hatun, 78 yaşında resim yapmaya başlamış ve öyle meşhur olmuştur ki aklın durur: Bugün resimleri, Şikago Sanat Enstitüsü , Nev York’taki Metropolitan Müzesi ve Vermont’da Bennington Müzesi gibi en önemli yerlerde sergilenmekte.
Evet belki hobilerin yok ama senin pek çok yeteneğin var. Her şeyi hepimizden daha iyi bildiğini söylersin. Kuşkusuz bu doğrudur. Televizyondaki bilgi yarışma programlarına girsene; daha da zengin olursun.
Sonra emekliliğin öyle sıkıcı bir şey olduğunu sana kim söyledi? Doğru değil! Kendine ayıracak daha fazla zamanın olur. Mesela canın mı sıkıldı? Çıkarsın sokağa, metroya, metrobüse biner, gider köprüde balık tutarsın. Sonra Kapalıçarşı’ya gidersin, başka bir gün Kadıköy’e uzanırsın; herkes seni bağrına basar.
Sen iyi futbol oynamaz mıydın? Eee? “Futbol oynamam ama hakemlik yapabilirim” demişsin. Bak bu olur ama hakemliği sakın Vodafone Arena’da falan yapma; amatör küme maçlarında çık sahaya… Oralarda öyle tezahürat yapmazlar.
Allahını seversen depresyonlara filan dalıp dünyanın ilacını yutma. Yapabileceğin başka o kadar çok şey var ki… Mesela reklamlara neden çıkmazsın ? Ne reklamı mı? Ne bileyim, egzos veya deodoran, böcek ilacı da olur.
Hiç artistlik yapmayı düşünmez misin? Mesela çizgi filmlerde oynamayı? Şirinler’de pekâlâ Gargamel olabilirsin!
Bunlar içini açmazsa bir şeyler yaz… Yaşam öykünü mü diyorsun? Olur ama başına dert açma; hemen şimdi değil, on sene sonra düşün bunu. Sen en iyisi yaşam öykünden önce bir yemek kitabı yaz; yediklerini tarif etsen beş on cilt dolar.
Ne söylesek bir kusur buluyor, beğenmiyorsun… Sen en iyisi güzel bir estetik yaptır ve değişik adlarla bir yerlere git dolaş. Neresi mi? Brezilya’ya git, Karnaval’a katıl ya da Münih’e, Oktoberfest’e git.
“Canlı bomba olmak istiyorum” mu diyorsun? Yok birader, öyle saçmalama, acele etme… Önce ötekilerini bir dene, olmazsa düşünürsün.
Sağlıcakla kal.
En iyi arkadaşın
Hasan

Prof. Onur Hamzaoğlu hürriyetine kavuşmalıdır!

Prof. Onur Hamzaoğlu hürriyetine kavuşmalıdır!

Selçuk Erez
(Prof. Dr., İstanbul Tabip Odası önceki başkanı)
Cumhuriyet, 14.6.18
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Demokrasilerde halk, isteklerini yönetime yalnızca istidalar (AS: dilekçeler) yazarak iletmez: Yola çıkıp sloganlarla, pankartlarla yürümek, Gezi’de görüldüğü gibi bir yerde dikilip durmak da demokratik isteklerin açığa vurulması için kullanılagelmiş olan yöntemlerdir. Antikapitalist Müslüman Hareketi’nin yeryüzü sofraları da etkin bir istek, bir düşünce açıklama yoluydu. 
Ülkede baskılara direnen basın kuruluşları azalmışsa, aksaklıklar konusunda düşünce açıklamak için sokağa çıkanın başı gözü yarılmaktaysa başka eylem yolları ön plana geçer: Tiyatro bu konuda yararlanılmış olan çok değerli bir ortam olagelmiştir. 
Haldun Taner bu amaçla kabare tiyatrosu formunu kullanmıştı. Taner, ilk kabare tiyatrosu denemesini 1962’de gerçekleştirmiş, demokrasinin eksikliklerini ve gününün yöneticilerinin yetersizliklerini bu yoldan eleştirmişti. Taner’in bu konuda söyledikleri önemliydi: 
“Bizde politik-hiciv tiyatrosunun eksik olduğunu görüyordum. Bizim halkımız da buna yatkındı. Oynadığımız oyunun adı ‘Bu Şehr-i Stanbul ki ’62’ idi. Metnini ben yazdım, rejisini ben yaptım, hatta takdimciliğini dahi ben üzerime aldım.” 
Geçen yıl çok sayıda akademisyen geçerli bir gerekçe gösterilmeden üniversitelerden uzaklaştırıldığında ve memleketin en üst düzeyde bilgili insanları olan öğretim üyelerinin barışı yeğlemeleri suç sayıldığında İstanbul Tabip Odası insan hakları, düşünce özgürlüğü ve akademik özerkliğin güvence altına alınması isteklerini duyurmak için tiyatroya sığınmıştı. 
Görevlerinden uzaklaştırılmış akademisyenler ve İstanbul Tabip Odası, Taner’in Dostoyevski’nin bir öyküsünden esinlenerek yazmış olduğu Timsah” oyununu sahneleyerek bu tutumu İstanbul’da, İzmir’de ve Eskişehir’de eleştirmişti. 
Ancak bunca yazılana, çizilene karşın hata düzeltilmemiş, sürdürülmüştür: 
Yayınlarıyla, yetiştirdiği öğretim üyeleri ve öğrencilerle, Kocaeli Üniversitesi’nde yapmış olduğu araştırmalarla bilime çok önemli katkılarda bulunmuş ve Dilovası’ndaki çevre felaketini gün ışığına çıkarmış olan Prof. Onur Hamzaoğlu, barışı yeğleyen açıklamayı imzaladığı için üniversitesinden uzaklaştırılmış, Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü olarak açıkladığı düşünceleri nedeniyle de tutuklanmıştır. 
Geçen hafta, İstanbul Tabip Odası üyeleri ve Barış Akademisyenleri, sona ereceği umulan bu yanlış gidişin sürdürülmesi konusundaki eleştirisini Prof. Onur Hamzaoğlu’nu konu edinen bir oyun ile açıkladılar. Oyun, Genco Erkal’ın danışmanlığında ve Gülsüm Soydan’ın yönetiminde bir okuma tiyatrosu biçiminde sunuldu.. 
* Prof. Onur Hamzaoğlu gibi çok önemli bir bilim insanının yerinin hapishane değil üniversitedeki kürsüsü olduğu gerçeği 12 Haziran’da kalabalık izleyici kitlesinin katılmasıyla kuvvetle vurgulandı. Basına etkin bir şekilde yansıyan bu isteğin gerçekleşeceği günlerin uzak olmadığına inanıyoruz.
======================================
Dostlar,
Meslek büyüğümüz – hocamız Prof. Dr. Selçuk Erez’in kaleme aldığı bu makale için kendisine teşekkür ederek yayınlıyor ve içeriğini bütünüyle paylaşıyoruz.Geçtiğimiz ay, bizim de içinde olduğumuz 24 Halk Sağlığı Profesörü bir basın açıklaması – çağrı yaparak, uzmanlık alanı Halk Sağlığı olan meslektaşımız Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun tutuksuz yargılanmasını istemiştik..

Sevgili Onur, 17 Şubat’tan bu yana Sincan cezaevinde tutulmaktadır ve hakkında herhangi bir hüküm kurulmamıştır. Bu dönemde, hastalanan annesini ziyaret etmesine bile izin verilmemiş ve ancak cenazesine katılabilmiştir. Ergenekon – Balyoz vb. FETÖ tuzağı (kumpası) davalarda gördüğümüz acımasızlık sürdürülmektedir. Bunlar insanlık adına utanç vericidir ve yapılmamalıdır. Adalet, gün olur herkese -gerek değil- elzem olur; akıldan çıkarılmamalıdır.
Prof. Hamzaoğlu’nun bütün görüşlerine katılmadığımızı daha önce de belirtmiştik. Ancak Dr. Hamzaoğlu’nun yazıp – söylediklerinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu düşünüyoruz ve bu eksende kendisini özgürce dile getirmesinin en temel insan haklarından biri olduğu inancındayız. Sevgili kardeşimiz Onur Hamzaoğlu için bu sitede daha önce de aynı bağlamda yazılara yer verilmiştir. Birkaçının erişkesi aşağıda.. Okunmasını ve gereğinin yapılmasını diliyoruz..
– http://ahmetsaltik.net/2018/05/14/ttb-baskanlarindan-cagri-prof-dr-onur-hamzaogluna-ozgurluk/
– http://ahmetsaltik.net/2013/10/03/prof-onur-hamzaoglundan-dik-durus-aynaya-bakamazdim/
– http://ahmetsaltik.net/2018/02/23/onur-hoca-ile-timsah/
– http://ahmetsaltik.net/2018/05/22/elbette-kazanacagiz/
Sevgi ve saygı ile. 15 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

Kıyamet mi kopacak?

Kıyamet mi kopacak?

Selçuk Erez
Cumhuriyet
, 7 Haziran 2018
Bugüne kadar kıyametin, ona günah diye ezberlettiklerinin, mesela zinanın, zulmün, vicdan muhasebesi yapmayanların çoğalması sonucu kopacağını sanırdı. Bu yüzden merkez üssü denizlere yakın yerlerde olduğu söylenen birçok sarsıntı ona birer kıyamet habercisi gibi gelmedi. Ama bunları başka belirtiler izleyince irkildi: Zamanla denize yakın, denizden uzak birçok yerleşim biriminden de homurtular gelmeye başladı: İnsanlar eskisi gibi sakin ve sessiz oturmuyor, kendisinden başkalarının konuştukları meydanlara doluyor, slogan atıp, bayrak sallıyorlardı.

Uykuları bozuldu. Avuç avuç uyku ilacı, hatta -aramızda kalsın- rakıların âlâsı bile artık pek bir şeye yaramadı. 
Olanları, bugüne kadar öğrendiği, bildiği kıyametlerin hiçbirininkine benzemeyen işaretlere bakıp yorumlamaya çalıştı: 
– Çöllere kar mı yağdı? Yağmadı! Çöle kar düşmeden kıyamet mi kopar? Sular kan kızılına mı döndü? Yoo! Sonra kıyamette çekirgeler gelir, her yeri tarumar ederlermiş… Böyle bir şey de yok. Öyleyse bu neyin kıyameti? Kendi kendine “Bu patırdılardan, bu gürültülerden belki de bu kadar korkmamalı” deyip toparlanmaya çalıştıysa da olmadı. 
Bir yaver çekine çekine yanına yaklaştı, “Beyfendi” dedi, “Kıyamette Deccal gelir” derler; GBT sorgulamalarını sıklaştırıp kıyameti koparamadan yakalayalım onları… Akşam haberlerinde vatandaşlar, tevelerin altyazılarında “Aksaray’da 14 Deccal yakalandı.. Gaziantep’te basılan evde başkanları ve altı kalaşnikof..” gibi haberler okusunlar. 
“Tamam” dedi, “bunlar aynen yapılsın”! 
“Sonra şu duvardaki Saatli Maarif Takvimi’nde ‘kıyamet kopacak’ diyen bütün sayfaları da yırtsak kıyamet mıyamet kopmaz.” 
Bu da yapıldı. 
– Binanın ön cephesinin pencere görevlilerini sabahları çok erken uyandırın, nöbetleri boyunca pancurların arasından baksınlar: Güneş batıdan mı doğuyor? Böyle bir şey olursa hemen alarm zillerine basılsın. 
– Bir de dikkat etsinler, Deccal meccal geçiyor mu caddeden. 
– Deccal nasıl bir şeydir” diye soruyorlar. 
– Alnında “kâfir” yazarmış; okuma yazması olsun olmasın her Müslüman bunu okurmuş. Ayrıca ellerinin başparmağı yokmuş. Belki de var ama bunu saklar, sadece dört parmağını gösterirmiş bize. Bağırınca alt dudağı sarkar, gözleri pörtlermiş. 
Oysa bilemedikleri, düşünemedikleri gerçek, Nâzım’ın şiirlerinde vardı: 

Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır
duyuldu kim ölüm satılıp
 kâr edile
kendi kendilerin reddü inkâr
 edile
ve duyuldu kabuğuna tık ettiği
 civcivin
duyuldu uykusundan uyandığı

zincirinden başka kaybedecek şeyi olmayan devin!” 


Bunu bilenler az değildi ama gerçeği ona söylemekten çekinen yakını çoktu.

Diktatörler için rehabilitasyon

Diktatörler için rehabilitasyon

Selçuk Erez
Cumhuriyet, 24.5.2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)


Diktatörler, aslında aynen Martin Luther King’den önceki ABD zencileri gibi hakları yenilen, Çarlık Rusyası’nın mujikleri gibi ikinci sınıf insan muamelesi gören kimselerdir: Vatandaşlarının sayısı giderek artan bir bölümü, bu zavallılara hakaret eder, beddua okur, onları yeren, onlarla alay eden şiirler yazar, şarkılar besteler, bazen de bunları kentin en işlek caddelerinin duvarlarına bile yazarlar. Diktatörler, bugüne dek bir sendikada ya da dernekte bir araya gelip haklarını arayamamış olduklarından başlarına kötü şeyler gelir.

Onlar, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” gibi slogan atan eylemcilere sinirlenip üzerlerine polis, göz yaşartıcı gaz ve su fışkırtan TOMA araçları salacaklarına, onların dediklerine kulak verselerdi örgütlü mücadeleden başka çıkar yol olmadığını kavrarlardı.

Diktatörler gelecekleri konusunda da herhangi bir güvenceye sahip değillerdir: Belli bir emekliye ayrılma yaşları yoktur; çoğunun emeklilik işlemleri genellikle aceleye gelir, apar topar gitmek zorunda kalırlar.

Bahtsızlıkları, emekli olduktan sonra da sürer: Örneğin Merkezi Afrika Cumhuriyeti’nde 13 yıl ortalığı kasıp kavurduktan sonra bir darbe ile devrilen Bokassa, 7 yıl ülke ülke dolaşıp memleketine döndüğünde başına gelenler, pişmiş tavuğun ibiğine bile değmemiştir: Birçok insanı öldürtmek, bazısını da yemekle suçlanıp önce idama mahkûm edilmiş, sonra karar hapse çevrilmiştir.

İran Şahı Rıza Pehlevi de bunlardandı: Günün birinde gümbürdek emekli edileceğini, kendisine emekli aylığı bile bağlanmayacağını babasından öğrenmiş olduğundan “sırası gelince sığınırım” diye ABD’nin bir dediğini iki etmemişti. Bu tutumu bir işe yaradı mı? Ne gezer? Hasta hasta gittiği ABD, O’nu kısa sürede sınır dışı etti: Zavallı, ömrünün son yıllarında ülke ülke dolaşmak zorunda kaldı, sonunda Kahire’de öldü.

Bütün bu çektiklerine karşın onların dertleriyle Rohinya Müslümanlarınınki kadar bile ilgilenen yoktur. “İktidardayken o denli çok aşağılık davranışlarda bulunmuş, gaddarlık sergilemiş, kötülük yapmış olan bu güruha yerlerinden ayrıldıktan sonra neden acıyalım?” diyenlerin sayısı maalesef pek çoktur..

Konuya böyle bakanlar haklıysalar, yani diktatörleri gerçekten örneğin yaşamları boyunca çok yanlış şeyler yapmış uyuşturucu bağımlıları gibi düşünmemiz gerekiyorsa yine de ellerinden tutmalı ve aynen “Drug addicts anonymous” yani “Adsız Narkotikler” ya da “Adsız Alkolikler” gibi bir “Dictators Anonymous” yani “Adsız diktatörler” grubu kurup onları bir araya getirmeli ve bu kötü alışkanlıklarından vazgeçmelerini sağlayıcı bir rehabilitasyon tedavisinden yararlanmaları sağlanmalıdır.
==================================
Dostlar,

İstanbul Tabip Odası’nın önceki başkanı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin duayen kadın – doğum hocalarından, 80+ yaşlardaki “delikanlı” yazarı Prof. Selçuk Erez hocamızın hiciv yeteneğine alkış!

Dileyelim, gökten düşen 3 elma doğru sahiplerini – yerlerini bulur, gerekli dersler alınır ve yapılması gerekenler ilgililerce zamanında yapılır!?

Sevgi ve saygı ile. 28 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not     : Biz yazıyı sonlandırırken Erdoğan’ın Isparta konuşması TV ekranına geldi..
Erdoğan, sesini olabildiğince yükselterek mitingi izleyenlere Üniversiteyi Isparta’ya kimin getirdiğini sordu 2 kez üst üste. Ardından da yine çooook bağırarak ve vurgulu bir tonla, “Biz getirdik üniversiteyi Isparta’ya, biz getirdik..” diye öfori içinde haykırdı..

İnternetten hemen araştırdık; bu üniversitenin kuruluş tarihi 11 Temmuz 1992..
Erdoğan o zaman Refah Partisi’nde siyasete ısınıyor.. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olması 1993.

Takdirini halkımıza ve tarihe bırakıyoruz..
Basit bir dil sürçmesi mi, heyecan mı (!), halka yutturma denemesi mi; yoksa ileri derecede yorgunluğun – tükenmenin – sürmenajın ipucu mu? Örn. konfabulasyon (masal uydurma) mu?

M. Akşener de dün mitinginde;
– başı direksiyona düşen,
– yorgun ve uykusuz,
– üstelik de ehliyetsiz

bir şoförün otobüsüne biner misiniz??… diye kitlelere soruyordu..

Biz de açık açık yazdık bu sitede, Erdoğan artık çekilmeli..

Erdoğan biyolojik ve psikolojik olarak çok yıprandı hatta tükendi.
Ciddi hatalar yapabilir, yapıyor ve ülkemize çooook zararlı olabilir, olmakta…

  • Erdoğan’ın 13 Mayıs 2018’de Londra’da Bloomberg TV’de söyleşide yaptığı çok ciddi – kritik hatalar, ülkemizi ağır bir devalüasyona, uzun sürecek ekonomik bunalıma sürükledi..
    (Bu konuyu da Kadri Gürsel’in makalesini web sitemizde yayınlayarak işledik..)

Erdoğan, tam donanımlı bir özerk – yansız üniversite hastanesinden veya TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği) kuracağı bağımsız uzmanlar kurulundan sağlık raporu alabilir mi?
“Kamu görevine uygundur” raporu alabilir mi?
“Cumhurbaşkanlığı yapmaya sağlığı elverişlidir” raporu alabilir mi??
Alsa ve malvarlığı gibi düzenli olarak her yıl, Batı’da olduğu gibi kamuoyuna açıklasa ne olur?

Sevgi, saygı ve kaygı ile. 28 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Seninki yine görücüye çıkıyor

Seninki yine görücüye çıkıyor

Selçuk Erez
– “Vazgeç” dedik.. “İpliğin pazara çıktı” dedik, “iç yüzün anlaşıldı, dış yüzün de hayli buruşuk.. Bundan sonra seni umduğun kadar beğenmezler” dedik. Kızıyor.

– Anlıyor mu?
– Ne gezer? Kimseyi dinlemiyor. İlla ki yeniden görücüye çıkacak. 
Sen de, ben de biliyoruz: Eskisi kadar çekici değil.. Beş-on yıl önce de öyle aşırı baş döndürücü bir şey değildi ama “albenisi var, karizması var” deniyordu ve fazla ince eleyip sık dokumazsan, ayrıntılarda dolaşmazsan idare ediyordu. 
Bunca zaman geçtikten sonra defoları belirginleşti: Saçları döküldü, burnunun kemeri çöktü, gözlerinin altında süpermarket poşetleri oluştu.. Makyajcısı, bunları sabah akşam boyayıp uyutmaya çalışıyor: Dört-beş yıl evvel fondötene kıyıp kat kat kremleyince çaprazdan çekilmiş görüntülerinde engebeler bir dereceye kadar saklanabiliyordu ama artık bu da yetmiyor. 
– Peki, Lady Gaga sahneye çıktığında saldıkları mavi ya da bol renkli sahne sislerinden edinsek, bizimki geldiğinde ortalığı duman kaplasa olmaz mı? Yapabilsek güdük yönleri belki dikkat çekmez..
– Uzaktan bakıldığında üç beş dakika idare eder ama dumanlar dağılınca ortaya BeyonceRihanna filan değil de hecin devesi gibi bir şey çıktığında el âlem tepki gösterir! 
– Defolu ve huysuz atları satmak için pazara götürmeden kedi otu ve rezene yedirirlermiş; denesek. 
– Belki olur ama aklıma başka bir çare geldi: Amcam on dokuzuna varıp gördüğü her kıza sarkmaya başladığında “Şunu bir rezalet çıkmadan baş-göz edelim” demişler. Birisi Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın ibrikçibaşısının kızını salık vermiş. 
– Bizimki Abdülhamid’e bayılır! 
– Kız ve ailesi söz kesmeye gelmişler. Onlar evlerine döndükten sonra bahçıvan, bahçede yarısı içilmiş bir konyak şişesi bulunca iş anlaşılmış. O yıllarda hastalıklı gelinleri elma yanaklı, sağlıklı göstermek için kızlara damadın evine ayak basmadan önce konyak içirtir, sonra da iki yanağına birer şaplak indirirlermiş. Bunu yapsanıza. 
– Ağzına hâkim olabilse, olmadık yerlerde şarlamasa, her konuştuğunda şuna buna saldırmasa belki tokatlamadan da yutacak, sindirecek birkaç kişi buluruz ama seninki kendini tutamıyor. 
– Onu artık fiziği, karakteri değil, parası için alacak çıkabilir.. 
– Eskiden de aslında böyle olurdu ama bu kez dolar çok yükseldi, bu da yaramayabilir. 
– Yahu, yakında seçim yok mu? 
– Vaar! 
– Gitsin, kazanabileceklere takılsın.. Belki biri seçim vaatlerinin arasına katar bizimkinin isteğini. 
– Bak bu çok iyi fikir. Sence kime gitsin? 
– Ben olsam Muharrem’den şaşmam!
===========================================
Dostlar,

80’ini devirmiş Prof. Selçuk Erez hocamızın zekasına, espri yeteneğine alkış tutuyor ve bereket diliyoruz..
Biz de Muharrem’den şaşmama niyetindeyiz

Sevgi ve saygı ile. 18 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com