İMPARATORUN RUH SAĞLIĞI

Cumhuriyet, 26 Temmuz 2018
Tarih, bize her çağda, her ülkede ruh sağlığı yerinden kaymış imparatorların, başbuğların görüldüğünü yansıtır. Birkaç tanesini anımsayalım: 


1. Kaligula: 
Roma İmparatorluğu’nu 37 den 41’e kadar yönetmiş olan Kaligula önceleri akıllı ve dingin biri sanılırken kısa bir süre içinde değişip zalim ve savurgan bir Tiran’a dönüşmüş: Görkemini yansıtmak için büyük binalar, kendisi için kocaman saraylar yaptırmış. 

“Halk beni desteklesin” diye gıda dağıtırmış; bunların ve yaptırdığı inşaatların giderlerini karşılayabilmek için de malı, mülkü olanlardan, evlenenlerden, dava açanlardan vb. ağır vergiler toplatırmış. Sonunda baskısından usanan senatörler tarafından öldürtülerek giderilebilmiş. 

2. Bizans İmparatoru 2. Justin (520-578): Halktan ağır vergiler toplayıp büyük yapılar ve kendisinin kafası boğa, bedeni insan minotorlarla savaştığını gösteren anıtsal heykeller yaptırırmış. Bitmez tükenmez baskılarından bunalanlar, 693’te bir darbe düzenleyip Justin’i devirmişler ve burnunu kestirip Ukrayna’ya sürgüne yollamışlar. 
Burada burnunu örtecek altından bir maske yaptıran ve Bulgar Hanı’nın desteğini alıp asker toplayan Justin, on yıl sonra başkente yürüyüp tahtı yeniden ele geçirmiş, düşmanlarından intikam almaya başlamış. Zamanla daha da anormalleşmiş, mesela muhafızlarını ısırmaya başlamış.. 578’de öldürülmüş. 

3. Fransa Kralı Altıncı Charles: Ülkesini 1380’den 1422’ye dek yönetmiş. 1392’de durup dururken kendi şövalyelerine saldırıp dördünü öldürünce onu tutup sarayına götürmüşler, yaptığını strese bağlamışlar. Zamanla sarayın koridorlarında kurt gibi uluyarak koşmaya başlamış. Bu sırada kendisine dokunulduğunda da korkuyor, camdan yapılmış olduğunu, dikkat edilmezse kırılıp parçalara ayrılabileceğini söylüyormuş. 

4. Çin İmparatoru Zhende: 16. yüzyılda yaşamış. Sarayının bahçesinde ufak bir mahalle yaptırmış; bakanlarının bu mahallede gezinmelerini, sıradan vatandaşmış gibi davranmalarını ister, kendisi de burada bir satıcı olduğunu söyler, oyununa katılmayanları bakanlıktan kovarmış. 1519’da bir prensin isyanını bastırmak için kalkışma bölgesine vardığında isyanın o bölgenin görevlilerince bastırıldığını görüp sinirlenmiş, “Ben bastıracaktım!” demiş, isyan eden prensi serbest bıraktırmış ve peşinden gidip tekrar yakalamış ve öldürtmüş. 

Bu olgulardan çıkaracağımız sonuçlar: 

1. Devlet başkanları akıl sağlıklarını yitirebilirler. 
2.Üşüttüklerinde saçma sapan işler yapar, ülkelerine zarar verirler. 
3.Yaptıklarını eleştirenleri eziyetle, ölümle cezalandırırlar. 
4.Bunlar genellikle işin başında normal sanılırlar, saçmalamaya başladıklarında iş işten geçmiş olur. 
 
Çaresi: Birleşmiş Milletler düzeyinde oluşturulacak bir “Uluslararası Psikiyatri Uzmanları Şûrası”nın üyeleri, seçim kazanan tüm başkanları ve tahta yeni geçenleri muayene edip “sağlam” raporu vermeden bunlar göreve asla başlatılmamalıdır.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“İMPARATORUN RUH SAĞLIĞI” üzerine 3 yorum

  1. Türklerin 50,000 senelik tarihinde ne demokrasi vardı ve ne de çok partili düzen adı altında bin başlılık.. Türk Kağanları Türklere liderlik etti ve milletin ayakta kalmasını sağladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Bulgarlar, Ruslar, Amerikalılar ve İngilizler zorlayarak Osmanlı’da meclis açılmasını sağladı. Ancak kısa sürede ülke içindeki Rum, Yahudi, Ermeni ve Mason yapıları meclisi ele geçirdiler. Padişah hemen meclisi kapattı. Ardından yine aynı devletler Osmanlı’yı alenen tehdit ettiler. Bu sefer de Kanun-i Esasi getirildi ve meclis yine açıldı. Bu sefer İtalyan P6 Mason locası bünyesindeki Yahudi liderlerin güç verdiği İttihatçılar devreye girdiler. Yine aynı gayri Türk azınlıklar meclisi ele geçirdi. Padişahı da zorla tahttan indirdiler. Bunun sonrasında İttihatçılar ve azınlıklar hızla ülkeyi savaşlara götürdü. Yani batının empoze ettiği demokratik sistem tamamen emperyalizmin küresel kontrol sağlamak üzere uydurduğu bir sistem olarak yerini aldı. Batıda “demokrasi” şu demektir “her an çıkabilecek kargaşa ve savaş, düzensizlik ortamı”. Demokles’in Kılıcı da batı dünyasının doğuluların boynunu vurmak üzere harekete geçmiştir. Tamamiyle Türk düşmanlığının bir tezahürüdür. Batının anlattığı masallardan ibaren tarih saçmalıklarına bakarak yorum yaparsanız ancak yalan dünyada boğulur gidersiniz. Zira batının anlattığı tarih tamamiyle yalanlardan ibarettir. Gerçek tarihi gizlemektedirler. Cengiz Han “gökyüzünde tek bir Tanrı olduğu gibi yeryüzünde de tek bir Kağan olmak zorundadır” demiştir. Demokratik sistemle mutlu olabilmiş tek bir ülke bile yoktur. Avrupalı ülkelerin hepsi İllüminati çetesinin hükümranlığı altındadır. Avrupa’da halen pekçok krallık vardır. Amerikan Gizli Hanedanlığı ve İngiliz Gizli Hanedanlığı küresel vesayet sistemi ile kontrolünü sağlar. Eskiden işlerini gizli yaparlardı ve teşkilatlarını gizli tutarlardı, artık alenen yapıyorlar. Bizler gerçekleri görmemekte ısrarcı olduğumuz için 95 senedir giderek kötüye giden bir ülke modeli meydana çıkarttık. Siyaset bataklığındakiler siyaseti bir iş ve bir meslek olarak görüyorlar. Tatlı kazanç ve makam, güç için bu sistemi savunuyorlar. Türk Kağanlarının zamanındaki gücün binde birine bile şu anda sahip değiliz. Bütün Türk değerleri ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Herkes oturmuş seyrediyor. Değerleri ve onuru olmayan bir milletin hiçbir şeyi yoktur. Sayfalar dolusu daha yazabilirim. Yaza yaza sıkıldım. Zira insanlar bildiğini okumakta ısrarcı. Beğenmedikleri bir görüş olduğunda hemen görüş sahibini aşağılama, kötüleme, öteleme moduna giriyorlar. Kimsenin de gerçekleri görmeye cesareti yok. Herkes kendi yalanlarında debelenip duruyor. Mevlana “görmek istemeyen kadar kör olanı yoktur” demiş. Umarım bir uyanış evresine gireriz ve idrak yollarımız bir an önce açılır. Zira şu anda uçurumdan düşmek için sadece bir ayak kayması mesafesindeyiz.

    1. Değerli okurumuz “Kızıl Kurt”,

      İlk olarak açık kimliğinizi bilmek isteriz.
      İkinci olarak görüşlerinize katılmasak da saygı duyuyoruz.
      Zamanın akışı ne yazık ki sizin nostaljik özlemlerinizle örtüşmüyor.
      Günümüz insanı, pek haklı olarak kendisi hakkındaki kararlara katılmak istiyor.
      Siyaset tarihinin akışı da böyle.
      Miladın 1215 tarihli Magna Carta Libertatum olduğunu biliyoruz.
      64 maddelik bu tarihsel metin İngiltere’de mutlakiyetin sonu, Meşrutiyetin ilanıdır.
      Bu dönemeçte sizin belirttiğiniz karanlık güçler yok.. Güçlenen burjuvazi var aristokrasiye karşı çıkan.
      Giderek temsile dayalı demokrasi..
      Güçler Ayrılığı
      ve..
      Yarı-doğrudan demokrasi..
      Görünen o ki, son değil ama bir sonraki durak “doğrudan demokrasi”..
      Teknolojik olanaklar bu sisteme altyapı desteği verebilir.
      Örn. cep telefonu ile oy kullanılabilir..

      Sonuç olarak, özlemleriniz günümüz koşullarında sürrealist..

      Saygı ile. 30.7.18

      Dr. Ahmet SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir