Karşıdevrim kendi eğitim kuşağını tasarlıyor

Karşıdevrim kendi eğitim kuşağını tasarlıyor

portresi

 

Orhan BURSALI
17.4.2016, Cumhuriyet

 

Takvimlerin 17 Nisan’a yöneldiği her yıl büyük bir “cumhuriyetçi eğitim imanıyla” çalışan ve çok değerli bir fikri ısrarla yaşamda tutmaya çalışan Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği ve Vakfı harekete geçiyor. Bu gönüllü hareket bir odak. Sayıları giderek azalan Köy Enstitüleri mezunları, artık çocukları ve torunlarıyla birlikte bu çatı altında yaygın faaliyet gösteriyorlar. Kemal Kocabaş Hoca yüklenmiş götürüyor…
Ben de dün Denizli’de, bugün de İzmir’de bu etkinliklerin bir parçası olarak görevdeyim! Sanırım, Rize’nin Derepazarı Varangoz köyü camisinin sınıfa dönüştürülmüş bir odasında toplanmış 1-5 sınıf öğrencilerinin hepsine birden eğitim veren “İzmirli” öğretmenimiz Köy Enstitülü idi.
Eğitim, hiçbir ülkenin “başıboş” bırakmadığı ve ülkenin gereksinimlerine göre yönlendirdiği, siyasetin, ülkenin ve devletin temel politikasıdır! Dahası: En temel!
Şüphesiz nasıl bir ülke istiyorsanız, eğitimi de ona göre düzenlersiniz.
Cumhuriyet nasıl bir ülke düşü kurduysa, ona uygun bir eğitime gitti. Öncelikle herkesin okuma yazma öğrenmesinden başladı… Üretime yönelik kitlesel ve toplumsal eğitime önem verdi. Halkevleri gibi yaygın eğitim kurumlarını kurdu.
Ve eğitimde en büyük devrimi ise Köy Enstitüleri’yle ve arkasından Köy Enstitüsü Yüksek Öğretmen Okulları açarak yaptı.
Köy Enstitüleri gerçeği, Cumhuriyeti kuranların, ülkeyi yöreten devrimci kadronun, “toplum yapısını yönlendirici uygulamalarının en belirgin örneklerindendir”.(*)

Büyük bir aydın kuşağı yetişti
21 Köy Enstitisü’nden 1953 yılına dek 17.341 öğretmen mezun oldu. Bunların 1398’i kadındı.
Tabii bunun bir önceki adımı da vardı: 1936’da “eğitmen kursları” açılmıştı. 1947’ye kadar 8.675 eğitmen diploma aldı. Aralarında 1.248 sağlık memuru vardı.
İşte Cumhuriyet Türkiyesi’ni önemli ölçüde ve tabanda omuzlayan, yüklenen bu eğitim sistemi oldu… Köy çocuklarının iyi bir eğitim sistemiyle ne büyük başarılara imza atabileceğinin evrensel bir örneği idi bu eğitim modeli.
Kuşkusuz, ressamı, yazarı, romancısı ile tüm sanat ve edebiyat alanında da Köy Enstitüleri derin bir iz bıraktılar. Onlar toplumsal hayatımızda, “Köy Kökenli Aydın Kuşağı” olarak, Cumhuriyetin sonrasında kurucu temel taşları arasına katıldı.
Cumhuriyet bu sayede Cumhuriyet oldu ve bir millet yaratıldı!

Üreten özgür yurttaşlar ülkesi
Tabii salt bunlar değil, uçak yapımından tutun, büyük mühendislik atılımları, yurtdışına gönderilen ve döndükten sonra ünversite ve eğitim yaşamına damga vuran bilim ve eğitim neferleri ile, dört bir alanda kurulan araştırma enstitüleriyle, laik, çağdaş ve uygar bir ülkenin temelleri atıldı.
Üreten, eleştiren, Cumhuriyetin yükselişine katkı koyan özgür yurttaşlar Cumhuriyeti amaçlandı.
Biliyoruz ki bugün hâlâ ayakta isek ve İslam coğrafyasından hâlâ farklı isek, onlar sayesindedir. Bu, Kurtuluş Savaşı’yla gerçekleşen, Kuruluş ile geliştirilen, dünya tarihinde az rastlanır cinsten büyük bir devrimdi. Bu devrimin neferleriyiz hepimiz.

Ama şimdi?!
Türkiye dünyanın parasını harcıyor eğitime, diyelim. Ama aldığı sonuç, acaba ilköğretim ve liseleri kaldırsak daha mı iyi olur sorusunu sordurtacak kadar kötü. Eğitimle, dünyanın kültürel, ekonomik ve bilimsel gereksinimleri için cahil yetiştirme rekorunu kırıyor olabiliriz.
Denizli Havaalanı’ndan kente girerken, sağ tarafta imam hatip okulları inşaatları kale gibi yükseliyordu!
Ne demiştik: Cumhuriyet devrimi, “toplum yapısını yönlendirici uygulamalarının en belirgin örneklerini” verdi.
Bu devrimlerin tam karşıtını yaşıyoruz şimdi.

  • Karşıdevrim yönetimi ele geçirdi ve devrimci Cumhuriyetin tüm kazanımlarını
    tasfiye etme girişimindeler.

Meşruiyetlerini aldıkları sandık sonuçlarının, ülkede her şeyi darmadağın etme hakkı, her şeyi yıkıp geçme hakkı, her şeyi gerçekleştirme, her türlü hukuksuzluğu yapma ve onların orada varoluşlarını sağlayan anayasayı bile askıya alma hakkını verdiğini düşünerek yapıyorlar her şeyi. Eğitimi de imam hatipleştirerek, türlü çeşitli cemaat okulları, Ensar-Kaimder yuvaları ve evleriyle tasfiyeyi sürdürüyorlar.

‘Ne güzel günlerdi’yi bırakalım!
Geçmişe ağıt yakma zamanları değil. Bugün eğitimle ilgili neler yapabiliriz, toplumu, çevremizi, insanları, öğrencileri, toplumun ileri, lider ve önder kesimlerini nasıl etkileriz?
Yarının öncülerinin ortaya çıkması için bize düşenler nedir, bence herkesin odaklanması gereken noktalar bunlar.
Yeni girişimlere büyük ağırlık verilmeli… Madem eğitim bu kadar özelleştirildi, o halde bu çerçevede ne yapılabilire kafa yormak gerekir.
Peki ne yapabiliriz, başka neler yapabiliriz?                                        
(*) https://toplumsaltarih.wordpress.com/2012/09/07/koy-enstitulerineden- kuruldu-neden-kapatildi/

=========================================

Dostlar,

Teşekkürler değerli yazar Sayın Orhan Bursalı‘ya.
Yılların deneyimi, birikimi ve de doğrultu tutarlığı budur işte..
Selam olsun KÖY ENSTİTÜSÜ fikrinin sahipleri Mustafa Kemal Paşa‘ya, İsmet İnönü‘ye, mimarları Hasan Ali Yücel‘e, İsmail Hakkı Tonguç‘a, Saffet Arıkan’a… ve adsız emek sahiplerine..

Selam olsun oradan yetişen 200 bine yakın AYDINLIK insanımıza…
Günümüzde ne yapabileceğimizi, nasıl yapabileceğimizi, daha daha iyiyi nasıl yakalayabileceğimizi ve en önemlisi de AKP – RTE eliyle Batı emperyalizminin ülkemize dayattığı KARŞI DEVRİMİ nasıl aşabileceğimize çooook kafa yormalıyız, bunu başarnalıyız.

Sevgi ve saygı ile.
17 Nisan 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BİR 17 NİSAN DAHA GELDİ

BİR 17 NİSAN DAHA GELDİ!

ZEKİ KENTEL

17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİ…!
Köy Enstitüleri’ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini…
ANADOLU’NUN DİNAMİĞİ ÜLKENİN KALKINMASINA NASIL KATILACAK…?
KÖYE RAĞMEN KÖY İÇİN, MİLLETE RAĞMEN MİLLET İÇİN NASIL OLUR…?
17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİ...!

Değerli Dostlar,

1940’lı yılların başındayız… Alman orduları; Volga kıyılarında Stalingrad’ta, Bulgaristan’da, Yunanistan da Türkiye sınırlarında, Meriç kıyılarında. Türkiye; yurdun savunması ve bir Alman işgali yaşamamak için 20 yaş kesimi (1317 – 1336 / 1901 – 1920 doğumluları) insanını silâh altına almış. Kahraman ordu, Trakya’da insan boyu kar, diz boyu çamurda yüzbinlerin üzerinde Mehmetçiği ile çadırlı ordugâhta… Ordugâhın savaş hazırlıkları ve yer değişimleri Mehmetçik yaya, malzeme ve mühimmat öküz arabaları, talikalar ve katırlar ile büyük zorluklar içinde yapılıyor. Milli Mücadele’nin yaralarını saramamış yeni devlet, 2. Dünya Savaşı’na girmeden savaşa girmiş kadar zor koşullar içinde. Ekmek, aş yok… Hayvana sap yok, saman yok… Kışın soğuğundan, yazın sıcağından barınacak yer yok…! Cephane var mı, yok mu bilmem ama asker süngü hücumu ile saldırı ve savunma ağırlıklı talim ve terbiye görüyor…!

Haydarpaşa Asker Hastanesi tüm katları, koğuşları ve koridorları; iki katlı ranza, iki katlı kereste raflarda ot yataklarda; soğukların, yoklukların hastalıkların içinde (tifus, ciğer, uyuz, sıtma, zafiyet vb.) şifa bekleyen Mehmetçiklerle koyun koyuna dop dolu. Yeni gelen hastalara boş yatak yok. İlâç yok. Yerli aspirin taklitleri. Kaput bezinden sargılar. Şifayap olan da yok. Eli ayağı tutan memleketine 6 aylık hava değişimi ile gönderiliyor.

İşte bu yokluk ve yoksulluk içinde devlet, bu yokluk ve yoksulluğu kırmak için köye okul götürmek, köylüyü okutmak istiyor. Cumhuriyetle birlikte ülkenin gelişip zenginleşmesinin, kalkınmasının başlangıç noktasının köy olacağı kafalara DANK etmiş durumda. 17 Nisan 1940, Köy Okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirme, yöre kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere Türkiye koşullarına özgü eğitim kurumları yasası TBMM’de kabul ediliyor.

Zeki Kentel’in babası Trakya’da bu çadırlı orduğâhta iki yıl geçirdi ve çevresinin diz boyu çamur ve insan boyu karla kaplı o çadırda genç yaşta ömrünü tamamladı. Şehirde yaşama şansımız kalmamıştı. İlkokul diplomamı babama göstermek kısmet olmadı. Annem ile köye, eğitmen olan dayımızın yanına döndük… Dayının çocuklarıyla birlikte kendine zor yeten çorbasına şehirden iki kaşık daha katılmıştı. Babasız yetim kalışının ardından okumak için çırpınan, ailenin de okutmak için çırpındığı, tek suçu şehir ilkokulu mezunu olduğu için Zeki Kentel, KEPİRTEPE KÖY ENSTİTÜSÜ‘nün kapısından geri döndürüldü… Belki tüm yaşamı boyunca KEPİRTEPE özlemini, ülke kalkınmasının, köy kalkınmasının rüyalarını süsleyen coşkularının sıcaklığını ve bilincini hiç yitirmeden yaşayan ve yaşatan, ileri yaşında ülke sorunlarına aykırı ve sıradışı yaklaşım içinde bir Zeki Kentel, KÖY ENSTİTÜLERİ gerçeğine aykırı ve sıradışı bir yaklaşım ile karşınızda. Cumhuriyet Türkiyesi’nin ülke gerçeğine, kendi öz kaynaklarına dayalı olarak kurduğu bir eğitim sisteminin adıdır KÖY ENSTİTÜLERİ. Yabana muhtaç olmadan kendini yeniden üreten, kendini, kendi kendine üretken bilgi ve beceriyle donatan bir eğitim kurumunun adıdır KÖY ENSTİTÜLERİ.

O günlerin KEPİRTEPE KÖY ENSTİTÜSÜ’nün basit yün-aba giysileri içinde köy çocukları, Ankara HASANOĞLAN KÖY ENSTİTÜSÜ‘nün temelinde, kerpicinde, duvarında, çatısında emeği olan köy çocukları, ülkenin imarına ellerinin nasırlarını bıraktıkları, yeni nasırlar kazandıkları, ülkede büyük bir hızın, büyük bir değişimin kıvılcımları olmuşlardır. Her yıl 17 Nisanlarda panelde, söyleşide, köşe yazısında, ekranda KÖY ENSTİTÜLERİ üzerine konuşulanları dikkatle izlerim ama sadece izlerim. Bu izlediklerimden kendi dağarcığıma hemen hemen hiçbir şey girmez. Onlar bir kulağımdan girip diğerinden çıkan nostaljilerini, özlemlerini, masallarını anlatırlar. Bunları izlerken gözlerimin önünde hangi anıların, hangi acı gerçeklerin ve hangi özlemlerin dolaştığını sizlere ifade edecek bir gücüm yoktur. Yaşamını, geçimini, çocuklarının yetişmesini sanat okulunun verebildiği üretken bilgi ve elbecerisi ile sağlamış bir kişiden edebi benzetmeler elbette kimse beklemeyecektir.

30-40 senedir bu konuda KÖY ENSTİTÜLERİ hakkında sadece özlemleri dile getirenleri yadırgadığımı da, belki yazımın en sonunda söylenmesi uygun olacak bir sözü yeri geldiğinde yazımın başında da söylemekten çekinmeyeceğimi ve aykırı olacağımı belirtmeliyim. EVET, 1936’larda askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy çocukları 6 ay süreli tarımsal uygulamalı kurslarda yetiştirilerek köylerinde eğitmen oldular. Bu deneyimlerin ardından, uygulamaların olumlu sonuçlar vermesi üzerine ülke eğitimine daha köklü çözüm getirmek amacıyla 17 Nisan 1940, Köy Okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirme, yöre kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere Türkiye koşullarına özgü eğitim kurumları yasası TBMM’de kabul edilmiştir. Köye okul girişi 1937 ve 1939 yıllarında Saffet Arıkan‘ın ve Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç‘un ilköğretim Müdürlüğü dönemlerinde etkin olarak ülke gündeminde kendine lâyık olduğu yeri almıştır. KÖY ENSTİTÜLERİ’ne 5 yıllık köy ilkokulunu bitirenlerle, köyün kendi, sadece okuma yazma bilen insanından 6 ayda eğitmen olarak yetiştirilenlerin okuttukları 3 yıllık köyokullarından çıkan 2 yıllık hazırlık sınıfı okuyan sadece ve sadece köy çocukları alınıyordu.

Sayıları 20’ye ulaşan KÖY ENSTİTÜLERİ’nde genel bilgi ve kültür derslerinin yanı sıra tarımsal ve teknik üretken bilgi ve beceriler kazandırmaya yönelik uygulamalı dersler ağırlıklı idiler. Böylece ENSTİTÜLERİ’N kendi altyapı sorunları da devlete yük olmadan kendi üretkenliği içinde çözülmüs oluyordu. Evet, idealler güzeldi. Fakat bu güzel ideallerın yanında sosyal güvenlik başta olmak üzere birçok eksiklikler vardı. Bu çocuklar kendilerini vatan ve millet için bir kurbanlık görmenin ezikliği içinde idiler. Yasada, zorunlu yirmi yıllık göreve karşılık olarak, değişmez yirmi lira aylık ile hiçbir zaman uygulamaya konulamayan, ekip biçebileceği kadar arazi, hayvan ve araç – gereç verileceği yazılı idi. Cumhuriyetin üzerine kurulduğu mantık içinde, içinden çıktıkları köyün geleneğinden, örflerinden koparılmışlardı. Sanki köydeki kalkınma köylüsüz olacaktı. Sanki köye rağmen köy için mantığı ile yetiştirilmişlerdi. Köyde bir şeyleri kırmak istiyorlardı. Kendilerine öğretilenlere göre belki haklıydılar ama alacakları yoktu. Kendi öz köyünde kendi öz köylüleri ile, kendi insanları ile çatışmalar yaşadılar. Köy ile, Anadolu ile bütünleşmeleri zayıf kalmıştı. Ayni dili konuşamıyorlardı.

Aslolan köyünden kopmadan köylü ile birlikte olmanın sırrı öğretilememişti. Köylünün, kendi çocuklarına sahip çıkması için gerekli ortamın sırrı, davranış biçimi henüz keşfedilmemiş ve öğretilmemişti. Millete mal edilemediler. Kendilerini içinden çıktıkları köye kabul ettirebilmelerinde karşılarına büyük zorluklar çıktı. Bunun için de daha yeşermeden, çevresini yeşertmeden Anadolu’nun dinamiğini ülkenin kalkınmasına katacak Anadolu kırsalının gençliğine karşı acımasız saldırılar yapıldı. Bu acımasız saldırılara karşı hiç kimsenin ama hiç kimsenin gıkı çıkmadı. Evet bir yanlışlık ve bir eksiklik vardı ama kimse buna kafa yormadı, kimse bu soruya yanıt vermek için kendisini üzmedi…. Anılan süreçte, ülkede sürüp giden komünist suçlamasından bu okullar en ağır şekilde nasiplerini aldılar. Kenan Öner-Hasan Ali Yücel davası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Türk Milli Eğitimine büyük destek veren ve bu okulların kuruluşuna büyük katkısı olan İsmet Paşa bile Hasan Ali Yücel’i ve kendi eseri olan okulları savunmadı. Hasan Ali Yücel bu okullar yüzünden komünizmden suçlu bulundu ve ceza yedi.

Bulunduğum okula, amacı ülkeye kaliteli ve kalifiye işçi yetiştirmek olan bir okula, mezunu olmakla kıvanç duyduğum bir okula, bir spor karşılaşması için beyaz yün ceket-pantolon içinde gelen kız-erkek Anadolu pırlantaları karşılaşma süresince, onlar kadar çulu olmayan sınıf arkadaşlarım tarafından Moskof …., vb. hakaretlere maruz kaldılar. Köylülük bilinci ile karşı çıkışıma bir meydan dayağım eksik kalmıştı. Bugün kuruluş yıldönümlerinde ağıtlar yakan gazetelerin köşelerinin ve manşetlerinin 1950 öncesinde ve sonrasında Kenan Öner’den geri kalan yanları yoktu. Demokrat Parti‘den mebus olmak isteyen, hızlı Atatürkçü (açık olarak yazıyorum, Nadir NadiCumhuriyet, SESSIZ KALARAK) ve başkaları bu saf Anadolu çocuklarına ve okullarına en ağır suçlamaları yaptılar. Bu pırlantalar, askerlik görevini yapmak üzere geldikleri yedek subay okullarında komünist ön yargısı ile “Gözün üstünde kaşın var” kabilinden suçlamalarla kıtalara onbaşı – çavuş olarak çıkarıldılar. Ne yani ayak takımı başımıza bir de subay mı, amir mi olacaktı…!

1946’lı yıllarda İsmet Paşa’nın ülkeye bela ettiği demokrasi! ilkönce bu okulların başını yedi. Öyle ki, KÖY ENSTİTÜLERİ’ne karşı yapılan acımasız saldırılarda okulların kurucusu olan CHP hükümetleri bu okulların yıkımlarının öncüsü oldular. Köy Enstitüleri kapatılırken bu kurumlarla bütünleşmiş olan bir avuç insanın ve Anadolu çocuğunun içine düştükleri acılarından hiç kimsenin ama hiç kimsenin haberi olmadı. Şimdi bana kızacaklar olabilir. Ama işte gerçek bu. Ben KÖY ENSTİTÜLERİ üzerine en az 40 yıldır doğru veya yanlış konuşan, arada sırada da bir şeyler yazan kişi olarak, maalesef gerçek bu. Bana, İsmet İnönü başta olmak üzere, Halide Edip Adıvar, Nadir Nadi, Fethi Okyar, Makbule Atadan, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Şemsettin Günaltay, Celal Bayar ve başka birçok Milli Mücadele adamının (Gazi Mustafa Kemal‘in devrimlerinin en yakın arkadaşlarının) aynı çelişkiyi yaşamadıklarını kim söyleyebilir? Geride başka adam mı kaldı ki….?

BUNLARIN HANGİSİ KÖY ENSTİTÜLERİNİ SAVUNDU…? HİÇ KİMSE SAVUNMADI…!
BUGÜNKÜ KÖY ENSTİTÜLERİ SAVUNUCULARININ HEPSİ, O GÜNLERİ YAŞAMAYANLARIN HEPSİ SADECE BİR NOSTALJİYİ, BİR HAYALİ, BİR ÖZLEMİ, BİR HİKAYEYİ SAVUNUYORLAR…… EVET…. KÖY ENSTİTÜLERİ, Türkiye’nin çağdaşlığı yakalaması için gerekli Samurayları yetiştirecek kurumlar olmamaları için bir neden yoktu… Ama bildiğiniz gibi Japon mucizesi, kaynağını kendi dinamiklerinden, kendi geleneğinden, örfünden alıyordu. KÖY ENSTİTÜLERİ, KÖYLÜ VEYA ANADOLU HALKI İSTEDİ DİYE KURULMAMIŞTI. KAPATILMALARI DA YİNE KÖYLÜ VEYA ANADOLU HALKI İSTEDİ DİYE KAPATILMADI. BURADA ANADOLU GERÇEĞİNDEN SOYUT BAZILARI AĞALARDAN, KIRSALIN AĞALARINDAN SÖZ EDERLER. BURADA SÖZÜ EDİLECEK AĞA KIRSALIN KENDİSİNDEN HESAP SORACAĞI KORKUSUNU YAŞAYAN EGEMEN OLİGARŞİNİN AĞASIDIR. KİMLER KURDU İSE KAPILARINA KİLİT VURULMASI DA ONLAR ELİYLE OLDU! KÖY ENSTİTÜLERİNİN BAŞARISIZLIKLARI KÖYE RAĞMEN KÖY İÇİN YANLIŞLIĞINDAN KAYNAKLANMAKTADIR.

BİZ SEKSEN YILDIR BİR ÇUVALDIZ BOYU YOL ALAMADIYSAK, BUNUN EN BAŞTA GELEN NEDENİ MİLLETTEN SOYUT, ONUN DİNAMİĞİNDEN HABERSİZ KENDİ İÇİMİZDEN ÇIKARDIĞIMIZ, ÖZÜMÜZE YABANCI YETİŞTİRDİĞİMİZ EGEMEN OLİGARŞİDİR. Demokratlığı kimseye bırakmayanlar, KÖY ENSTİTÜLERİ’ne ağıt yakanlar durumu bir kez de Anadolu insanının bakış açısından yeniden değerlemelidir. KÖY ENSTİTÜLERİ’nin bunu gerçekleştirememelerinin nedeni, Anadolu’yu çağa dönüştürme yolunda, kurucuların hareket noktalarının maddi gerçekleri doğru olmakla birlikte; Anadolu’nun sahip olduğu dinamikten, bu dinamiğin çıktığı kültür, örf ve gelenekten soyut olmalarından kaynaklanmaktadır. Hasan Ali Yücel de CHP iktidardan düştükten sonra yayınladığı yazılarda bu somut gerçeğe uzak olduklarını vurgulamıştı. Anadolu’dan soyut bir radikal hareketin, zayıf da olsa varolan demokratik koşullarda başarılı olması mümkün değildir. Bugün dünyada komünizm öcüsü kalmadı ama yeni başka öcüler üretildi. Bugün de vatana büyük katkısı olacak Anadolu dinamiği ve gençler (aynı kırsalın çocukları) benzer dışlanma ile karşı karşıya bulunuyor.

Sonuç olarak bilmemiz gereken, eğer tarihten ibret alacaksak, KÖY ENSTİTÜLERİ komünist yuvasıdır diyenler kimlerdi…? O saf Anadolu çocuklarını Yd. Sb. okullarından gözünün üstünde kaşın vardır denilerek kıtalara er veya onbaşı olarak çıkaranlar kimlerdi…? Hasan Ali Yücel`i bu okullar nedeniyle komünizmden mahkum olmasına seyirci kalanlar kimlerdi? İnönü`nün Yargıtay Başkanı Halil Özyörük DP’den Mebus olmak için Menderes`in yanında idi ve Adalet Bakanı oldu. Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan CUMHURİYET’in Nadir Nadi‘si Menderes`in koltuğunun altında MEBUS oldu. Köy Enstitüleri kapatılırken tek bir kişi evet tek bir kişi karşı çıkmadı. Bugün Köy Enstitüleri gerceğini çok az da olsa kıyısından, köşesinden özlemle AAHHH..AAAHHH….! edebiyatını yapanlar işte o suçluların torunlarıdır. O gün bu okulları suçlayanların çocukları, dedelerinin görevlerine devam ediyorlar. Yine bir başka okulda ama Anadolu`nun kendi kurduğu okullara giden çocuklara hiçbir yol göstermeksizin ve yardım etmeksizin Sen okumayacaksın! Senin okumaya hakkın yok! Sen cahil kalacaksın!” dayatmasını yapıyorlar.” Çünkü onlar köylü, onlar şopar, onlar zenci…!!!

ONLAR AŞAĞILIK KASTIN VE ORADA KALMASI GEREKEN ÇOCUKLARI….!
Üstelik Anadolu’dan köyden çıkıp da, kendi özümüze yabanci bir eğitimle yetiştikten sonra Ankara’da sistemle bütünleşince kendi köylüsüne aynı zenci muamelesini yine onlar yapıyor…! Sistem kendi özünü, kendi kökünü yadsıdığı sürece biz bu kör döğüşüne devam edeceğiz. Dün ülkede egemen oligarşinin iç düşman olarak gördüğü komünist yuvaları KÖY ENSTİTÜLERİ ile komünizm temizlendi. Nazım, Said-i Nursi, vb. içdüşmanlar zindanda çürütüldüler. Bugün yeni içdüşmanlaımız yetişti. Aynı egemen kadro İmam Hatipler ve başörtüsü ile kafayı öyle bulmuş ki, ülkenin kalkınması yolunda, Anadolu kırsalının dinamiğinin ülkenin kalkınmasına katma yolunda gündeminde tek bir önerisi yok… Biz sürekli düşman üretiriz. Dış düşmanımız kalmayınca içeride komünistler ve şeriatçılar sıra ile baş düşmanımız oldular. Dün şeriatçıların desteği ile komünistleri temizledik. Bugün de eski tüfeklerin desteği ile şeriatçıları temizleme savaşı veriyoruz. Ülkenin kalkınmasına sıra ne zaman gelecek….? Ülkenin kalkınmasının projelerini bilen var mııııı…?

Bu yanıtsız soruların karşısında Zeki Kentel de aykırı düşünmeye, eğer fırsat verilirse aykırı söylemeye ve aykırı yazmaya devam edeceğe benziyor.! Bilmem anlatabiliyor muyum ? KÖY ENSTİTÜLERİ, Türkiye Cumhuriyeti‘nin en büyük ve en parlak başarılarından biridir. Ne yazık ki, aynı zamanda da en büyük bozgunlarından biri olmuştur. Milleti adam yerine koymayan bu kafa, bu egemen oligarşi, devam ettiği sürece bu bozgunlar devam edecektir.

Saygılarımla, 14.4. 2016

======================================

Dostlar,

Sayın Zeki Kentel‘in yazısı yeterince uzun ve yeterince “hazin“..
Biz birşey eklemeyelim.. Sitemizde Köy Enstitüleri hakkında epey yazı – sunu var ayrıca..
İkisinin erişkesi aşağıda..

http://ahmetsaltik.net/2015/11/26/24-kasim-ogretmenler-gunu-kutlamasi-kurulusunun-75-yilinda-koy-enstituleri/

http://ahmetsaltik.net/2016/03/18/ulusal-egitim-dernegi-konferansi-koy-enstituleri-sistemi/

Bu örnek kurumları yaratan Mustafa Kemal ATATÜRK’e, İsmet İnönü’ye, Hasan Ali Yücel’e, Saffet Arıkan’a, adsız kahramanlara, sayıları 20 bine varan her biri birer bilge olan mezunlarına selam olsun, aşk olsun!

Koy_Enstituleri

1930 sonları – 1940’lar cehennemi boyunca sayıları 500’e varan Batı Klasiklerini, çok sınırlı dil bilenlere karşın Türkçe’ye kazandırarak basan, ücretsiz dağıtan, Köy Enstitüsü öğrencilerine , Halkevleri ve Halkodalarında halkımıza akıllıca teşviklerle okutan, tahta bavullarında yavan kuru ekmeğe kitabı katık yapan, insanımızın evrensel kültüre açılımını sağlayan… “Türk Irkçı – Milliyetçilerine” (!?!), başta Hasan Ali Yücel ve Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ olmak üzere “teessüf ediyoruz” (!?!)…Sevgi ve saygı ile.
17 Nisan 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Ulusal Eğitim Derneği Konferansı : KÖY ENSTİTÜLERİ SİSTEMİ

 

Onur Öymen : El Cezire için CB seçimi değerlendirmesi


El Cezire için CB seçimi değerlendirmesi

Portresi_ATA_ile


Onur Öymen

Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olarak
El Cezire Televizyonun istemi üzerine
yazdığım makale aşağıdadır.


10 Ağustos 2014’te yapılan Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçları Türk siyaseti açısından derslerle doludur. Öncelikle seçimlere katılma oranının uzun yıllardan beri görülmemiş derecede düşük olmasının nedenleri üzerinde düşünmek gerekiyor. Seçmenlerin dörtte birinin sandığa gitmemesi,
bir milyona yakın seçmenin de geçersiz oy vermesi geniş halk kesimlerinin verdiği önemli bir ileti olarak değerlendirilmelidir. Bu iletinın, esas olarak,
halkın büyük bir bölümünün içtenlikle benimseyeceği bir çatı adayı göstermeyen muhalefet partilerine tepki olduğu anlaşılıyor.

İktidarın adayı Recep Tayyip Erdoğan kendi partisinin tabanını birlik içinde tutabilmiş, Partisinin önceki seçimlerde aldığı oyları koruyabilmiş hatta bir miktar artırabilmiştir (AS: 400 bin artış!). Buna karşılık muhalefet partileri CHP ve MHP’nin
çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu bu iki partinin son seçimlerde aldığı toplam oydan 5 milyon daha az oy almıştır. Bu da çatı adayının partilerin tabanı ve bu partiye
oy verenlerce olumlu karşılanmadığının göstergesidir.

Kimi kamuoyu araştırma şirketleri CHP seçmeninin %12’sinin, MHP seçmeninin de
% 16’sının başka adaylara oy verdiğini gösteriyor. Bu da aynı tepkinin başka bir göstergesidir.

Adı ilk kez kamuoyuna açıklandığı andan başlayarak düzenlenen kamuoyu yoklamalarında İhsanoğlu’nun başarılı olamayacağı anlaşılmıştı. Adaylıklar kesinleşmeden başka bir çatı adayının bulunması çeşitli çevrelerce önerilmişti.
CHP Meclis grubunun 20’den çok üyesi bu çatı adayına destek vermemişti.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre 20 milletvekilinin cumhurbaşkanı seçiminde aday göstermesi mümkündür. Kimi milletvekilleri bu yola başvurarak Parti tabanının daha sıcak bakacağı başka bir aday bulunması için çaba gösterdiler. Ancak CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İhsanoğlu’nun adaylığını ısrarla savundu ve başka bir aday çıkartmak isteyen milletvekillerini güçlü ifadelerle uyardı. Bu durum geniş kitlelerin içtenlikle oy verebilecekleri bir seçeneğin halka sunulmasını olanaksız kılmış oldu.

Çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçim kampanyası sırasında söylediği kimi sözler de muhalefet partilerinin tabanında tepki uyandırdı. Örneğin eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in Türkiye’de diktatörlüğü sona erdirdiği yönündeki sözleri rahatsızlık yarattı. Bu sözler Menderes’in iktidarından önce Cumhurbaşkanı olan ve Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçmesine öncülük eden İsmet İnönü’ye, hatta ilk Cumhurbaşklanı Atatürk’e karşı haksız bir suçlama olarak değerlendirildi.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adı daha önce liderlerin çeşitli siyasalkişiliklerle,
Meclis Gruplarıyla ve sivil toplum örgütleriyle yaptıkları değerlendirme toplantılarında dile getirilmemişti. Bu adın Parti içinde bile tartışmaya açılmadan CHP Genel Başkanının kişisel önerisi gibi ortaya atılması şaşırtıcı oldu.

  • İhsanoğlu’nun adının kimlerce ve hangi düşüncelerle CHP Genel Başkanına önerildiği henüz açıklık kazanmadı.

Geçmişte siyasal İslam felsefesine yakınlığıyla tanınan bir kişinin ideolojik yaklaşımı
ve dünya görüşü arka planda bırakıldı. İhsanoğlu daha çok “bütün toplumu kucaklayıcı bir kişi” gibi tanıtılmaya çalışıldı.Bu yaklaşım toplumda gerekli karşılığı bulamadı.
Çatı adayının kendisini ortak aday olarak gösteren siyasal partilerden birinin görüşlerini tümüyle benimsemesi kuşkusuz beklenemezdi. Ancak iki partinin temel ilke ve görüşleriyle uyumlu olmayan bir dünya görüşünün sahibi olması da makul karşılanmadı

Son yıllarda siyasetin içinde aktif olarak yer alan bir iktidar adayına karşı muhalefetin siyasal deneyim sahibi olmayan bir adayı tercih etmesi başarılı sonuç vermedi.

Başbakan Erdoğan seçim kampanyasında, devletin ve medyaların bütün olanaklarından yararlandı. Buna karşılık muhalefet adayı güçlü ve etkileyici bir kampanya yapamadı. Erdoğan bunu kendisi açısından bir avantaj olarak kullandı
ve seçimi ilk turda bu en önemli rakibini 13 puan geride bırakarak kazandı.

Bütün bu olumsuz ögelerin etkisiyle seçimin çatı adayını öneren partiler açısından başarısızlıkla sonuçlanması CHP içinde ve basında eleştirilere ve tepkilere yol açtı. Ana muhlefet partisinin üst düzeyde sorumluluk taşıyan milletvekilleri arasında
seçim sonuçlarını hezimet olarak nitelendirip Parti yönetimini suçlayanlar var.

Çok sayıda parti üyesi ve aydın, bu yenilgi üzerine, Kılıçdaroğlu’nun, başka demokratik ülkelerde örnekleri görüldüğü gibi istifa etmesi ve Parti Kurultayı’nın toplanarak
yeni bir lider seçmesi için çağrıda bulundu.

Bu tepkileri yalnızca son seçim yenilgisine bağlamak eksik bir değerlendirme olur.
Bir süreden beri Partinin geçmişine sahip çıkmak yerine kuruluş felsefesinden uzaklaşmakta olması, hatta Partinin “Yeni CHP” olarak nitelendirilmesi rahatsızlık yaratmaktaydı.

Ayrıca, Parti yönetiminin muhafazakar kesimlerden oy almak için sağa kayma eğilimleri göstermesi çağdaş düşünceyi benimseyen kesimler tarafından kaygıyla karşılanmaktaydı. Partinin, temel ilklerinden biri olan laiklikle bağdaşmayan bazı söylemlerle Siyasi İslam çizgisindeki akımlara karşı oldukça yumuşak bir tavır içine girildiği izleniminin yaratılması yoğun biçimde eleştirilmekteydi.

Öte yandan, Partinin yıllardan beri sürdürdüğü terörle kararlı mücadele yaklaşımından uzaklaşması da Parti tabanında ve Cumhuriyetin değerlerini savunan geniş halk kesimlerinde hoşnutsuzluğa yol açmaktaydı. Son seçim yenilgisi bu hoşnutsuzluğu daha da arttırmıştır.

Gerek 2011 genel seçimlerinde, gerek 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde, gerekse son Cumhurbaşkanı seçiminde alınan başarısız sonuçlar, Partiyi sağa kaydırarak başarı sağlanamayacağını göstermiştir. Aynı biçimde, radikal etnik gruplara hoş görünecek kimi söylemler kullanmanın da siyasal bir avantaj sağlayamadığı Doğu ve Güneydoğu illerinde CHP’nin aldığı başarısız sonuçlarla bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Aynı politikalarla ve aynı söylemlerle yola devam edilmesinin 2015 genel seçimlerinde Partiyi başarıya götürebileceğini düşünmek zordur. Alınan başarısız seçim sonuçlarından sonra özeleştiri yapılarak bu yanlış politika ve söylemlerden uzaklaşılması Partinin gücünü artırabilir ve ilerisi için ümit verebilirdi. Ne yazık ki,
Partiyi yönetenler, alınan bu başarısız sonuçlara karşın, izledikleri politikalardan
ve söylemlerden vazgeçmeye niyetli görünmemektedirler.

Seçimlerdeki başarısızlığın nedenlerini oy vermeyen seçmenlere veya Parti yönetiminin tutumunu eleştirenlere yüklemeye çalışmak ileride daha başarılı sonuçlar alınmasına katkı sağlayamaz.

Gelecek seçimlere CHP’nin başka partilerle işbirliği içinde girmesini de beklememek gereklidir. Çünkü farklı siyasal partilerin seçimlerde tek bir aday üzerinde uzlaşmaları ancak istisnai (AS: ayrıksı) durumlarda başvurulabilecek bir yöntemdir. CHP ve MHP’nin son seçimde başvurdukları ve üstelik başarılı sonuç da vermeyen bu yöntemin ilerideki seçimlerde benimsenecek bir yaklaşım olması beklenmemektedir. Bu gibi birliktelikler partilerin temel ideolojilerinde aşınmalara yol açabilir. Özellikle CHP’nin sosyal demokrat kimliğinin böyle yöntemlere başvurulması durumunda büsbütün zarara uğrayacağı kuşkusuzdur.

  • Seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
    Türkiye Cumhuriyeti’nin temel yapısını ve çağdaş değerlerini değiştirerek Türkiye’yi din ağırlıklı muhafazakar bir topluma dönüştürme iddiasıyla
    göreve gelmiştir.

O’nun bu yaklaşımının sonuç vermesini önlemek, ancak Atatürk’ün kurduğu
laik Cumhuriyetin dünya görüşünü savunan bir ana muhalefet partisinin kararlı mücadelesiyle mümkün olabilir. Bunun için Cumhuriyet Halk Partisinin lideriyle, kadrolarıyla, politika ve söylemleriyle özüne dönerek yeni bir başlangıç yapması gerekmektedir.

Saygılar, sevgiler.
15.8 2014
=========================================

Dostlar,

Sn. Öymen’in makalesi ne denli dengeli, tutarlı, ağırbaşlı ve de yol gösterici değil mi??

İletinin asıl hedefine de ulaşmasını dileriz El Cezire TV izleyicilerinden önce..

Sevgi ve saygıyla.
16.8.2014, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net