Sınırdaki tehlikeli plan!..

Sınırdaki tehlikeli plan!..

Mehmet FARAÇ

Mehmet FARAÇ
farac65@gmail.com
YENİÇAĞ, 23 Eylül 2019

Türk siyaseti son yıllarda yalnızca Atatürk‘ün “Yurtta barış- dünyada barış” sözünü bir kenara bırakmadı…

AKP ile birlikte, şaşkın dış politikanın yarattığı erozyon Türkiye’nin itibarını sarsarken, sosyo-ekonomik yıkımın boyutları da giderek büyüyor…

Ve son 8 yılda Suriye’nin parçalanması planında ABD ve Avrupa Birliği’nin yanında yer alan Türkiye, skandal diplomatik şaşkınlığın bedelini milyarlarca dolarlık kayıpla öderken, perde gerisinde şaşırtıcı- ürkütücü ve sarsıcı gelişmeler yaşanıyor!!!

O halde Suriye öncesinden başlayarak anlatalım;

ABD’nin; toprağını- yeraltı kaynaklarını ve coğrafi üstünlüğünü elde etmek için bir “ileri karakol” düşüyle önce kargaşa çıkarıp sonra da iç savaşa sürüklediği Irak, yalnızca Saddam’ın sonunu getirmedi…

Emperyal tuzak bir yandan Bağdat hükümetini yıktı, diğer taraftan da ülkeyi kanlı bir kaosun ardından parçalanma sürecine yönlendirdi…

Tuhaf değil mi; işte o savaştan da Irak dışında, dünya genelindeki ülkeler içinde en çok Türkiye olumsuz etkilendi…

Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da sınır ticaretinin yanı sıra, Türk müteahhitlerin en büyük yatırım alanı olan Irak, tüm Anadolu için bir ekonomik rezerv olmaktan çıktı ve Türk işadamlarının iflaslarının ardından, bölgede ithalat-ihracat durdu…

Doğu ve Güneydoğu’da yüzbinlerce insan ABD’nin keyfi Irak operasyonu yüzünden işsiz kaldı, binlerce işyeri kapandı ve bölgeye canlılık getiren Irak pazarının yok edilmesinin ardından, Doğu’nun çıkmazları daha da büyüdü…

Yani, Turgut Özal’ın “bir koyup, üç almak” düşü hezimetle sonuçlandı…

Bekaa ve “beka!..”

Türkiye’nin diplomasideki beceriksizliği “Arap Baharı” denen bölgesel tuzağın Libya halkasında da büyük bir hezimet yarattı…

Peki; Kaddafi’ye yönelik linç operasyonunun Libya’yı karıştırmak dışında, Türk ekonomisini vurmasına ne demeli?..

Yani, binlerce müteahhitin iflası ve devasa bir dış pazarın kaybedilmesi gafletini nasıl karşılamalı?..

Son yıllardaki gaflet diplomasisinin yalnızca bölgesel açıdan değil, küresel açıdan en büyük kaybı da, Suriye‘den sonra Türkiye’de yaşandı…

Irak gibi en yakın komşumuz olan Suriye’de, ABD ve Avrupa Birliği’nin hırsı yüzünden kışkırtılan iç savaş ülkeyi parçalanma noktasına getirirken, yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi, göç dalgasının sosyo-ekonomik ve güvenlik açısından en büyük darbeyi vurduğu ülke de Türkiye oldu…

Ancak AKP’nin aklı başına gelmedi… Libya’dan sonra Türk işadamları Suriye pazarından da oldu, Doğu ve Güneydoğu’dan bu ülke ile yapılan ithalat- ihracat kesintiye uğrayınca, bölgedeki binlerce işyeri kapandı, yüzbinlerce kişi de işsiz kaldı…

Evet; Irak- Libya- Suriye hattındaki hezimet tablosuna dikkat çekmemizin nedeni salt sosyo-ekonomik yıkımlar getirmesi değil, bir başka önemli tehdidin de Suriye üzerinden dayatılmış olması!..

Nasıl oluyor acaba… ABD; Esad‘ı yıkamadı ama iç savaş kışkırtıcılığının yarattığı tahribatın en büyük etkisi Türkiye’de yaşanırken, bir de son aylarda karanlık- tuhaf ve sarsıcı gelişmeler oluyor ki, bu konu artık “yanıbaşımızda bir devlet mi kuruluyor” sorusuna kadar geldi…

“IŞİD’le mücadele ediyor” bahanesiyle PKK ve yan unsurlarını eğittiğini açıkça itiraf eden Amerika, bir yandan 2 binden çok askeri ve 18 üssüyle bölgeyi dizayn etmeye çalışırken, öte yandan da yüzlerce TIR dolusu araç-gereç ve silahı bölgeye yığmaya devam ediyor… Bu tehlike medyaya dün şöyle yansıdı;

“ABD ile Türkiye arasında varılan ‘güvenli bölge’ mutabakatına rağmen, Washington’un PKK’nın Suriye kolu YPG’ye verdiği destek sürüyor. ABD, bu kapsamda önceki akşam, Suriye-Irak sınırındaki Simelka kapısından YPG/PKK işgalindeki bölgelere 200 TIR dolusu inşaat malzemesi, kapalı kasalar, prefabrik evler ve yakıt tankerleri sevk etti. Örgütün işgalindeki Ayn İsa ve Şeddadi bölgelerine 9 Eylül’de 55 TIR, 4 Eylül’de de geniş araçlar, iş makineleri, yakıt tankerleri ve jeneratörler bulunan 60 TIR sokulmuştu…”

Peki; IŞİD ile mücadeleyi gerekçe göstererek 2015’ten bu yana YPG/PKK’ya askeri destek veren ABD‘nin bölgedeki üsleri, emperyalizmin hangi yeni “böl- parçala -yönet” planına hizmet ediyor?..

Ve bu plan yakın zamanda Türkiye’yi acaba nasıl vuracak?..

ABD taşeronluğu yüzünden Esat’a düşman olan Türkiye, Bekaa Vadisi‘nden (!) çok daha büyük bir coğrafi tehditle karşı karşıya mı bırakılacak?..

Bu yaşamsal soruları lütfen kimse aklından çıkarmasın, çünkü yakında Suriye coğrafyasında, Türkiye’yi sarsacak çok tehlikeli gelişmeler olabilir!..

PYD-PKK ilişkisi ve Türkiye’den beklenenler

PYD-PKK ilişkisi ve Türkiye’den beklenenler

 portresi_kursude_bayrakla

 

Onur ÖYMEN
15 Şubat 2016

 

Suriye sınırımınız güneyindeki bazı bölgeleri ele geçirmeye çalışırken Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından topçu ateşine tututan PYD o bölgedeki gerginliklerin ve çatışmaların odak noktalarından biri olmuştur. IŞİD’le mücadeledeki rolü nedeniyle ABD tarafından desteklenen, Rusya tarafından da himaye edilen PYD, onlardan aldığı güçle Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum içine girmiştir.

Cenevre’de ve Münih’te son günlerde yapılan görüşmelerde Suriye’de bir ateşkes umudunun ortaya çıktığı bir dönemde başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı ülkelerin bir kara savaşından söz etmeleri, Türk yetkililerin de zaman zaman çelişkili ifadelerle de olsa,
bazı koşullarda böyle bir operasyona katılabileceğimiz izlenimi vermeleri, bazı Rus yetkililerinin Soğuk Savaşın yeniden başladığı, hatta 3. Dünya Savaşı çıkmasının olası olduğu yolundaki açıklamaları kaygı vericidir. Bu ortamda, özellikle Rus uçaklarının
Halep ve dolayını bombalamaları yeni göç dalgaları yaratmış ve Türkiye üzerindeki riskleri büsbütün taşınamaz duruma getirmiştir.

Şimdi bütün ilgili tarafların gerginliği daha çok tırmandırmaktan vaz geçmeleri ve
çabalarını barışçı çözümler doğrultusuna yönlendirmeleri gerekmektedir.

Burada PYD’ye de görev düşmektedir. Bu örgütün, oradaki koşullardan yararlanarak yayılmacı politikalarını sürdürmesi barış çabalarını zedeleyecek ve yeni riskler yaratacaktır.

Türkiye’nin, biraz gecikerek de olsa PYD ile PKK’nın ilişikerine ve işbirliğine değinmesi
ve bu iki örgütün de terörist niteliğini vurgulaması Amerika’nın tepkisine yol açmıştır.
Oysa bazı Amerikan kaynakları da bu ilişkilere değinmektedir.

Örneğin The Washington Institute for Near East Policy isimli düşünce kuruluşunun
9 Ekim 2015’te Barak Barfi imzasıyla yayınladığı “Kürtler Suriye’de IŞİD’a Karşı en iyi Müttefikimiz” başlıklı bir yazıda 2003’te kurulan ve şimdi Suriye’nin Kuzeyini
denetim altında bulunduran PYD’nin PKK’nın içinden çıkan bir örgüt olduğu vurgulanmaktadır. 45,000 savaşçıya sahip olduğu bildirilen PYD’nin Amerikan uçaklarının verdiği hava desteği sayesinde IŞİD’ın elindeki topraklardan 15,000 mil karelik kısmını
işgal ettiği kaydedilmektedir.

Aynı yazıda 1980’li yıllarda Suriye’nin 7-10.000 Kürdü Türkiye’ye baskı yapmak üzere ülkemize gönderdiğine, bunların yaklaşlık 1,500’ünün Türkiye’deki çatışmalarda öldüğüne, 200 ila 2,000 PKK’lının da son çatışmaların başlangıcında Suriye’ye geçtiğine değinilmektedir.

Öte yandan Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın 27 Ağustos 2015’te New York Times’a yazdığı makalede, Türkiye’nin politikalarını eleştirdikten sonra, Türkiye’nin Irak’taki PKK ile Suriye’deki PYD arasındaki lojistik ve iletişim kanallarına zarar vererek IŞİD’a karşı en etkili kara kuvvetini oluşturan Kürtleri zayıflattığı ileri sürülmekte ve PYD’nin 2014’te PKK’nın lojistik desteği ve desteği sayesinde Kobani’nin kurtarılmasını başardığı kaydedilmektedir.

9 Şubat’ta (AS: 2016) Moskova’da açılan PKK bürosunda Öcalan’ın resminin baş köşede
yer alması ve duvardaki haritada da Türkiye’nin Güneydoğu’sunun Kürdistan olarak gösterilmesi, bu örgütün bağlantıları ve niyetleri hakkında açık bir gösterge oluşturmaktadır.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), son raporunda, PYD’nin işgal ettiği köylere gönderdiği uzmanların saptamalarına dayanak bu örgütün o köylerdeki evlerin %93’ünü yıktığına ve böylece orada oturanların geri dönmelerini olanaksız duruma getirdiğini bildirmekte ve bunun bir savaş suçu olduğuna işaret etmektedir.

Durum böyleyken ABD sözcülerinin biz PKK’yı terör örgütü sayıyoruz ama PYD’yi saymıyoruz yolundaki demeçleri ciddi bir çelişki oluşturmakta ve bir ABD yetkilisinin Kobani’yi ziyaret ederek kendisine verilen plaketi alması da aramızdaki ittifak ilişkileriyle bağdaştırılması zor bir durum yaratmaktadır.

Türkiye’nin, bütün bu gelişmeleri dikkate alarak, bir yandan barış girişimlerini desteklemesi, bir yandan da uluslararası toplumun bölgedeki bütün terör örgütleriyle, ayırım yapmaksızın mücadele etmesini savunan güçlü ve etkili bir diplomasi sergilemesi gerekmektedir.
Bunun için şimdiye dek izlenen Suriye politikamızın gözden geçirilmesi ve PKK’nın
Irak’ın Kuzeyinden tasfiye edilmesi için Irak Hükümeti ve Barzani’nin harekete geçmesini sağlayacak etkili girişimlerde bulunulması öncelikli hedeflerimiz olmalıdır.

Saygılar, sevgiler.
=========================================

Dostlar,

Birikimli ve deneyimli diplomat, E. Büyükelçi, Dışişleri eski Müsteşarı Sayın Onur Öymen’in yazısı ufuk açıcı. Kuşku yok, Ortadoğu politikaları başta olmak üzere dış siyaset
çok bilinmeyenli bir denklemdir ve 1. sınıf satranç ustalığı ile yürütülmesi gerekmektedir.
Değil 1-2 adım sonrasını, belki 8-10 adım sonrası olası hamleleri kestirebilmek ve
öngörü seçenekleri üretmek gerekir. Batı’da bu amaçlarla son derece gelişmiş bilgisayarlar
(donanım) ve yazılım (programlar) aracılığıyla benzeşim (simülasyon) uygulamaları yapıldığı bilinmektedir. İnsan beyninin sınırlarını zorlayan sorunların çözümünde bu donanım ve yazılımın kullanılması doğaldır. Acak Türk Dışişlerinin yetkin kadrolarını ‘monşerler’ olarak niteleyen ve kendince aşağılayan (!) Bay RTE, söz konusu olanak ve uygulamalardan, geçelim kullanmayı, ne ölüde haberlidir acaba?

Ne var ki ABD – AB – İsrail uydusu dış politikanın bedeli AKP – RTE değil ülkemiz ve halkımız ödüyor.. Bakmayın RTE’nin efelenmelerine; iç kamuoyuna dönük algı yönetimidir!
Bunca şehit – gazi ve çok ağır maddi bedel, hatalı – serüvenci – ego tatminine dönük referandum yatırımı, olası erken seçim için az eğitimli ve gelişmeleri irdeleyemeyen milyonlarca yurttaşın beynini yıkamaya dönüktür. Bu hazin tabloyu Türkiye hak etmediği gibi, AKP – RTE‘nn de hangi gerekçe ile olursa olsun asla böylesi bir hakkı olamaz..

AKP – RTE‘nin hem iç hem dış politikalarını adamakıllı gözden geçirmelerinin zamanı gelmiş ve geçmektedir. ‘Tüm alametler belirmiş’ ve AKP – RTE’yi uyarmaktadır.
Bunları algılamak ve yanlışta ısrar etmemek gerekir. Söz konusu olan 80 milyonluk bir ülkedir ve en küçük hatayı kaldırmaz. Vatan toprağı ve ulus, rastlantısal politikalarla yönetilemez..

Söz konusu Vatan olunca, AKP – RET dahil, her şey teferruattır.. hiç unutulmasın..

Sevgi ve saygı ile.
15 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

PKK’nın Elindeki En Tehlikeli Silah ABD’den Hediye!

 

PKK’nın Elindeki En Tehlikeli Silah ABD’den Hediye!

Operasyonların devam ettiği Doğu ve Güneydoğu’da PKK’nın elindeki
en tehlikeli silah olarak gösterilen ABD üretimi Zagros‘lar
en çok şehit vermemize yol açan silah oldu.

PKK'nın Elindeki En Tehlikeli Silah ABD'den Hediye

Türkiye yalnızca bir terör örgütüyle mücadele etmiyor.
Kanıtı, teröristlerin arasındaki yabancılar ve kullandıkları silahlar.

  • En çok şehit vermemize yol açan silah ise ABD‘nin PKK‘ya hediyesi Zagros‘lar.

Sur ve Cizre‘de hendek kazıp barikat kuran teröristlere yönelik operasyonlarını sürdüren güvenlik güçleri, aynı zamanda birçok yabancı güçle de mücadele ediyor.
Polis ve askerleri şehit eden teröristlerin ‘Zagros‘ olarak bilinen ABD özel üretimi suikast tüfeği kullandığının ortaya çıkması, Türkiye‘nin yalnızca PKK’ya karşı değil, bebek katillerine silah ve mühimmat gönderen dış güçlere karşı savaş verdiğini
bir kez daha gözler önüne serdi.

URANYUMLU MERMİ

Star‘da yer alan habere göre; PKK‘nın Suriye‘deki kolu PYD, IŞİD‘le mücadele bahanesiyle ABD‘den silah yardımı alıyor. PYD, bu silahların bir bölümünü teröristlere gönderiyor. PKK‘nın elindeki en tehlikeli silah ise ABD özel üretimi Zagros‘lar.
ABD ordusunun özel kuvvetlerinde yaygın olarak kullanılan bu silahlar, zırh delici özelliğe sahip, mermileri ise uranyumla zenginleştirilmişABD ordusunun
özel kuvvetlerinde yaygın olarak kullanılan bu silahlar, balistik mermi de atabiliyor.


4 KİLOMETRE ETKİLİ

Uygun hava koşullarında 4 km’ye dek etkili olan özel üretim olan Zagros‘ların ABD tarafından PKK‘nın Suriye‘deki kolu PYD‘ye verildiği ve bu silahların 18’inin Türkiye‘ye getirildiği belirlendi. Normal uçaksavar ağırlığının çok altında olan
ve bir kişinin rahatlıkla taşıyabileceği silah 8 kg. Şarjörü bulunmayan silahın her kezinde tek mermi atabiliyor. Son haftalardaki şehitlerin bu silahtan çıkan kurşunlarla verildiği öğrenildi.

ABD’NİN İHA’SI SİLOPİ‘DE BULUNMUŞTU

Teröristlerden temizlenen Silopi‘de yapılan arama çalışmalarında PKK‘ya ait ABD yapımı insansız hava aracı (İHA) bulunmuştu. RQ-20 Puma modeli olan İHA’nın
ABD tarafından PYD‘ye yapılan askeri yardımlar arasında olduğu,
Suriye‘den de PKK tarafından kullanılmak üzere Türkiye‘ye getirildiği belirlenmişti.

======================================

Dostlar,

1. Emperyalizmin kucağında, onun maşası olarak ÖZGÜRLÜK SAVAŞI verilebilir mi?

2. Emperyalizmin ağababasının silahıyla kendi ülkesinin askerini – polisini öldürerek
hangi saygın – kutsal dava savunulabilir??

3. Sözde uğruna özgürleştirme – özerklik – özyönetim – federasyon ve sonunda Türkiye’den ayrılma savaşımı verdikleri Kürt yurttaşlarımızın kendisini ülkemizin güvenlik güçlerine karşı rehin alan – canlı kalkan olarak kullanan bir taşeron – emperyalizme vekaleten Türkiye ile savaşan bir bölücü – lejyoner örgütten
Kürt yurttaşlarımız ne bekleyebilir??

4. Emperyalizm, doğası gereği, bir halkın özgürleşmesine katkı verebilir mi;
yoksa tarihsel karakterine ve misyonuna ters midir böylesine bir katkı?

5. Emperyalizmin en azından son yüzyıldaki tarihinde herhangi bir milleti
özgürlüğüne kavuşturduğu görülmüş müdür? Tek 1 örnek gösterilebilir mi?

6. Kendini sözde sol hatta Marksist – Leninist olarak tanımlayan PKK‘nın tam da
karşıt ideoloji ABD – AB emperyalizmi ile işbirliği içinde Türkiye’ye savaş ilanı devrimci namus ve ahlaka sığar mı??

*****

6 tane zıpkın gibi soru…
Hangi sosyalist, devrimci, solcu, Marxist – Leninist altından kalkabilirse buyursun..

Bu ABD – AB taşeronluğu ve vekaleten savaşa artık bir son vermek gerek.
Mazlum Kürt yurttaşlar bölgede PKK’ya destek vermek bir yana, onun zulmünden kurtulmak için evlerini barklarını terk ederek göçe zorlanmaktadır..
Hiç yoktan canlarını kurtarmak için..
Emperyalizmin lanetli taşeron örgütü PKK‘nın elinden kurtulmak için
en ağır bedelleri ödeyerek göç etmektedirler ülkemizin daha güvenli ve
PKK’nın sataşamayacağı başka yerlerine. Hatta PKK tarafından güvenlik güçlerine karşı canlı kalkan yapılmak üzere rehin alınmaktan kurtulabilmek için..

Şuraya dikkat      : Ülkemizin bölücü olmayan Kürt kökenli yurttaşları kardeşlerimiz,
hemen güneydeki Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bölgesine, Barzani hazretlerine sığınmıyorlar! Özlemleri bir Kürt devleti ise neden o bölgeye geçmek için
sınıra yığılmıyorlar?

Bay Barzani sınırı açar ve “Kürt yoldaşlarını” bölgesine kabul eder mi acaba??

O halde nedir Türkiye Cumhuriyeti ile derdiniz?
Üstelik içinden çıktığınızı savladığınız ve haklarını savunmak için uğruna savaştığınız (!)
Kürt kökenli yurttaşlarımzı perişan ve kurban ederek..

Artık bu lanetli senaryonun bitirilmesi gerek. Çok uzadı ve çooook pahalıya mal oldu.
1978’den 2016’ya PKK 38 yaşına girdi. Bu tür bölücü kalkışmaların hiçbiri bu denli uzun
ömürlü olmadı. Başlıca 2 örnek olmak üzere ne IRA ne de BASK..

Bölme – bölünme amacıyla terörü araç olarak kullanan örgütleri önce tüm silahlarını
devlete teslim ettiler. Hatta içlerinden suça karışanları da, örn. IRA, İngiliz hükümetine
teslim etti suç işleyen militanlarını. Bu insanlar yargılanıp cezalarını aldılar.
Hükümet ve terör örgütü ise ancak bu koşullarla masaya oturdu ve sonunda
İngiltere de İspanya da bölünmedi..

Şu 2 noktayı da anımsamak ve hiç uutmamak gerek        :

1. Self determinasyon hakkı uluslararası hukukta “ulus topluluklara”
(nation community) tanınmıştır. Türkiye’de hiçbir etnik kümenin böylesi bir statüsü, dolayısıyla “Self determinasyon hakkı” yoktur. Yalnızca, Lozan Andlaşması gereği Müslüman olmayan (Gayrı Müslim) Türk yurttaşlarından Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler “azınlık” olarak tanımlanmıştır. Bu topluluklar aynı zamanda bir “nation community” dirler ve uluslararası hukuka göre self determinasyon hakları vardır.

Bir başka örnek Kıbrıs olabilir.. Orada Türkler ve Rumlar 2 ayrı “ulus topluluklardır”
(nation community). Dolayısıyla, dilerlerse self determinasyon haklarını kullanabilirler.
Ama Ada Türkleri ya da Rumları arasında başkaca hiçbir etnik kümenin böyle bir
hakkı yoktur. İngiltere’de geçen yıl yapılan İskoçya’nın ayrılması referandumu da aynı bağlamdadır. İskoçya geçmişte bağımsız devlet olmuştur ve İskoçlar İngilizlerden farklı bir millettirler.. İngiliz “Milletler topluluğu” üyesi olarak gönüllü birlik içindedirler.

2. Türkiye’de “çatışan taraflar” söz konusu değildir. Bu terminoloji özel bir
uluslararası hukuk terimidir ve bilerek ya da bilmeyerek, büyük olasılıkla bilerek
hatalı kullanılmaktadır. Türkiye’de bir ayrılıkçı – bölücü kalkışma söz konusudur
ve Devlet de meşru savunma hakkı çerçevesinde silah kullanma tekeli ayrıcalığı ile
kesin olarak dış kökenli ve kışkırtmalı, Kürt yurttaşların bereket ezcici çoğunluğunun desteklemediği bu isyanı bastırmaya çabalamaktadır.

Üstelik bütün gücüyle HUKUK DEVLETİ sınırları içinde kalarak!

“Çatışan taraflar” statüsü, PKK’ya uluslararası hukuk zemininde bir meşruluk sağlayabilmek için özellikle gündeme taşınan hile ya da tuzaklardan biridir.
Özellikle basın ve uluslararası hukuka yabancı aydınların söylem ve yazılarında
çok özenli olmaları beklenir..

*****

AB – ABD’nin Suriye’deki kara gücü PYD ve Türkiye’deki uzantısı PKK el bebek –
gül bebek 38 yıldır tam destekle Türkiye ile vekaleten savaşa sürülmüşlerdir..
Düşük yoğunluklu çatışma, orta yoğunluk aşamasına tırmandırmıştır. ABD yapımı
çok özel ZAGROS silahları bile verilerek PKK militanlarına.. Hatta İHA bile..
Ve de Yurt içinde kimi satılık kalemler, bu çok özel ABD yapımı yüksek teknoloji ürünü Zagroslar için “el yapımı” bile diyebilmişlerdir!
(SÖZCÜ‘de Yılmaz Özdil‘in 2 Şubat 2016 günkü ZAGROS başlıklı yazısının okunması dileğiyle. (http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/zagros-1070955/)

Türkiye’ye karşı bölücü hücumun ağırlaştırıldığı izleniyor.. BOP için artık
ABD – AB – İsrail 3’lüsünün çok sabrı kalmadı.. Rusya Federasyonu ve Çin, İran…
daha çok güçlenmeden Büyük İsrail’e geçiş dönemi olacak Büyük Kürdistan kurumalıdır.
Hedeflenen budur!

Bay RTE – AKP, AÇILIM ihaneti ile son 4 yıldır güneydoğunun bölücü isyana
cesaret edilebilecek düzeyde silahlandırılmasına bilerek ve isteyerek göz yummuşlardır.
Bu acı durum kendi itiraflarıyla belgeli ve sabittir. Suç açıktır, yargılanacaklardır.

Uçurumun eşiğine dek gelmişken, TSK’nın çok ciddi uyarıları ve yoğun diretmesi ile Bay RTE ve AKP, başka çıkar yol kalmadığı için güvenlik operasyonua razı olmak zorunda kalmışlardır. Ya da 2016 ilkbaharında çok daha şiddetli bir serhildan
(Kürt isyanı), intifada
ile boğuşmak zorunda kalacaktı Türkiye..

Uçurumun kıyısında durulmuştur!

Ancak bu tablo, Bay RTE ve AKP‘nin aylardır süren sıcak çatışma – isyan bastırma sürecinde yitirilen canlardan sorumluluklarını asla kaldırmaz, hafifletmez..

“Sıcak dönem” aşıldıktan sonra elbette bu korkunç politik hataların
çok ağır bedellerinin de hesabı yargıda sorulacaktır.

Türkiyemiz, bu “AKP Fetret devrini” de aşacak ve Büyük Atatürk‘ün öngördüğü
çağdaş uygarlık düzeyini de aşmak üzere emin adımlarla geleceğe yürüyecektir.
Üstelik halkımız, demokrasi sürecinde iyice deneyimlenmiş, “pişmiş” olarak..

Etnik ya da inanç temelinde politika yapmanın utanç verici olduğunu öğrenerek..

Büyük ATATÜRK‘ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına
Türk milleti denir..”
tanımını iyice kavramış olarak..

Yüce Önder‘in 29 Ekim 1933 günü 10. Yıl Söylevi’nde vurguladığı üzere

“..İmtiyazsız sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olarak..”

Daha iyi bir reçetesi olan var mı??
Ulus devlet dışında, 80 milyonu kaynaştırarak herkes için 1. sınıf bir demokrasi ile
ekonomik olarak da güçlenmek, sanat – bilim – kültürümüzü geliştirmek,
bir erinç ve gönenç ülkesi olmak!

Onurlu, başı dik, tam bağımsız ve uluslararası toplumun eşit – egemen – saygın
bir üyesi olarak.. Bölünüp parçalanma durumunda ise Yeni SEVR ve yok oluş!!

Türk Ulusu, engin sağduyusu ve öngörüsü ile hiç kuşku yok,
tarihsel stratejik doğruyu seçecek ve uygulayacaktır..

Sabır, dayanç göstererek ve ulusu örgütleyip önderlik ederek..

Sevgi ve saygı ile.
4 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi: ABD_AB_ISRAIL_EMPERYALIZMI_PKK_UZERINDEN_VEKALETEN_SAVASI_TIRMANDIRIYOR_BOP_ICIN_ACELE_VE_ORTA_YOGUNLUKTA_CATISMA

Uluslararası Af Örgütü : PYD Suriye’de savaş suçu işledi..

Uluslararası Af Örgütü :
PYD Suriye’de Savaş Suçu İşledi..

Rusya ve ABD Görmezden Geldi..

portresi2

 

Dr. Onur Öymen
Emekli büyükelçi

 

Emekli büyükelçi Onur Öymen, ABD ve Rusya’yı Uluslararası Af Örgütü’nün
PYD’yi Suriye’de savaş suçu işlemekle suçladığı raporunu görmezlikten gelmekle suçladı.

Öymen, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin ABD ve Rusya’nın Türkiye-Suriye sınırının yaklaşık 500 km’lik bir bölümünü denetimi altında tutan PYD ile kurdukları ilişkiden rahatsız olduğunu bildirdi. ABD’nin 2014 yılından başlayarak bu örgüte destek verdiğini anımsatan Öymen, kısa bir süre önce Suriye’deki Amerikan askeri operasyonlarının sözcüsü Albay
Steve Warren’ın PYD’ye 50 ton mühimmat verdiklerini açıkladığına dikkat çekti.

PYD’nin Suriye hükümetini devirmek için Amerika ve Türk hükümetlerinin desteklediği muhalif silahlı güçler koalisyonunun içinde yer almadığına da işaret eden Öymen,

“Bu durumda ABD’nin PYD’yi salt IŞİD’le mücadele ettiği için desteklediği düşünülebilir mi? Kuzey Suriye’deki Kürt kantonlarını birleştirmeyi hedefleyen PYD’nin,
Barzani’nin Kuzey Irak’ta kurmaya çalıştığı Bağımsız Kürdistan devletinin topraklarını Akdeniz’e kadar uzatmayı amaçladığını kestirmek zor değil.” dedi.

Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov’un PYD lideri Salih Müslim’le Paris’te yaptığı görüşmede destek vaadinde bulunduğunu kaydeden Öymen, Uluslararası Af Örgütü’nün
bu ay içinde yayınladığı ve PYD’nin savaş suçu işlediğini tespit eden 38 sayfalık raporunu anımsattı.

======================================

Dostlar,

E. Büyükelçi (+ Dışişleri eski müsteşarı) Sayın Dr. Onur Öymen ülkemiz dış politika sorunlarına etkin ve çok değeli – ufuk açıcı katkılar vermeyi sürdürüyor..

Ama O, Deniz Baykal’a CHP Genel Başkanlığını bıraktıran FETÖ komplosundan bu yana TBMM üyesi değil.. Ancak Sayın Öymen elbette yaşama küsecek değil..
Web sitesinde yazıyor (http://www.onuroymen.com), TV programlarına, konferanslara çağrılıyor.. Konuşmalarının özetini üşenmeden yazıyor ve sitesine koyuyor,
e-ileti ile iletişim kümelerine yolluyor..

Yukarıdaki kısa ve özlü irdelemesi de önemli..
Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International ) söz konusu PYD Raporunu
(PYD’yi Suriye’de savaş suçu işlemekle suçladığı raporu) aşağıda ilginize sunuyoruz.
Erişkeyi tıklayarak İngilizce Rapora ulaşabilirsiniz..)

http://amnesty.org.tr/uploads/Docs/ingilisce47.pdf

Bu PYD’ye ABD apaçık silah desteği sağlıyor ve sürdüreceğini de belirtiyor.
Bu ülke mi Türkiye’nin stratejik müttefiki ve NATO‘da yazgı ortağı??
Aklımızı başımıza alaım artık. “stratejik müttefik”, yalnızca sıradan – gündelik çıkar ortaklığı deği, yaşamsal, kapsamlı ve uzun erimli ortak çıkarlar karşısında kurulabilir.
Güncel olarak bu nitelikte ABD ile Türkiya arasında hangi yaşamsal, kapsamlı ve uzun erimli ortak çıkar söz konusu??

PYD, PKK’nin Surşye’deki silahlı kolu değil mi??

Türkiye Atlantik’te boğulmak isteniyor sözde stratejik müttefik ABD tarafından!
Bu trajik gerçeği artık görmek, NATO’dan çıkmak ve Avrasya Birliği’ne yönelmek gerekiyor.
Bilmeyiz, ABD’yi bu düşmanca politikası için kınamak bir işe yarar, bir anlam taşır mı??
Aklımız ve duygularımız gene de “evet” demekte.. AKP iktidarı da yapamadığına göre..

Yuh olsun sana ABD, yazıklar olsun “stratejik ortak” (!)…
1953’ten beri NaATO üyesiyiz.. Bu ortaklığa yakışıyor mu bu yaptığın??

Sevgi ve saygı ile.
28 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com