Etiket arşivi: İlhan Kesici

İktidarın ekonomi efsaneleri iflas etti; büyük çöküş başladı


İktidarın ekonomi efsaneleri iflas etti; büyük çöküş başladı

DPT eski Müsteşarı, ekonomi uzmanı
İlhan Kesici’den bomba açıklamalar:

Devlet Planlama Teşkilatı eski Müsteşarı,
ekonomi ve siyaseti en iyi bilen isimlerden biri olan İlhan Kesici, AKP’nin ekonomi balonlarının söndüğünü söyledi.

Kesici “Yara derindedir. Kullanılacak merhem artık kâr etmez. Yeni bir kalkınma modeli, yeni bir anlayışa ihtiyaç var.
Seçim çok önemli.” dedi.

Sevgili okurlarım,

Bugün sizlere Devlet Planlama Teşkilatı’nın eski Müsteşarı,
ekonomi uzmanı ve siyasetçi İlhan Kesici
ile ekonomi üzerine yaptığım söyleşiyi sunuyorum.
Dürüst çizgisi ve doğruları eğip bükmemesi nedeniyle haklı bir saygınlık kazanmış olan Kesici ile sohbetimize “AKP’nin ekonomiyle ilgili efsanelerinin birer birer çökeceğini
öne sürüyorsunuz. Nedir bu efsaneler ve niçin çökecekler?”
sorusunu yönelterek başladım.

İşte sorularım ve cevapları:

* * *

İLHAN KESİCİ (İ.K.): Uğur Bey, ekonomide yaşayacağımız şey “Bazı ekonomik efsanelerin” iflası ve çöküşüdür. Pompalanan “Ekonomik efsaneleri” patlatmak lazımdır.
Bunların neler olduğuna gelince:

1- Ekonomimiz çok sağlamdır. TL’miz çok kıymetlidir. Ve bolluk-bereket içindeyiz.
Son Cumhurbaşkanı-Merkez Bankası kur-faiz tartışmaları bütünüyle traji-komik bir tartışmadır.

Nereden çıktı, nasıl çıktı bilen bir Allah’ın kulu olduğunu da sanmıyorum. Sadece bildiğimiz, kantarla soğan-patates tartar gibi kıymeti “sayfa sayısı” ile ölçülen bir “ekonomi brifingi” yapıldığıdır.
Okurlar bilmeliler ki, 2003’ten 2015 başına kadar, ana hatları ile uygulanan kur-faiz politikası şudur: “yüksek faiz-düşük kur.”

Bu da şu anlama gelir: Ver yüksek faizi, tut dolar kurunu, gelsin sıcak para,
olsun para bolluğu, olsun ithal mallar cenneti! Al sana bolluk-bereket!..

Yaşanmaya yeni başlanan şey işte bu efsanenin çöküşüdür.
İlk 11 senede, yani 2002-2013 döneminde, kurdaki artış sadece ve sadece % 18’dir.
Son bir aydaki artış da yüzde 18’dir. Böyle bir ekonomi politikası olabilir mi?

TÜRKİYE BORÇ CENNETİ

UĞUR DÜNDAR (U.D.):
Peki bu ekonomi politikasının ortaya çıkartacağı tablo, yani varacağı sonuç nedir?


(İ.K.):
Sonuç, 2003-14 diliminde dış ticaret açığı 656 milyar $, cari işlemler açığı 447 milyar dolardır. Kamu dış borcu 64 milyar dolardan (ki bunun 22 milyar doları IMF borcu idi)
107 milyar dolara çıkmıştır. Yani IMF’ye olan borç kapatılsa bile toplam kamu dış borcu
43 milyar dolar daha artmıştır.

Özel sektör dış borcu ise 43 milyar dolardan 280 milyar dolara çıkmış haldedir.
Bu yaklaşık 6 katlık bir borç artışıdır ve çoktur.

Kamu iç borcu, dolar cinsinden 90 milyar dolardan 250 milyar dolara çıkmıştır.
Hane halkı borcu başka bir kapsamdadır ama o da 4 milyar dolardan 155 milyar dolara çıkmıştır.

(U.D.): Yani aşırı borçlanmayla sahte bir cennet mi yaratıldı?

(İ.K.):
Çok doğru söylediniz. Bu sadece bir borç cennetidir.  Bu sahte cennetin bedeli ise tam 465 milyar dolarlık
faiz ödemesidir. 
465 milyar dolar faiz ödemek demek,
Türkiye ve dünyanın iftihar projelerinin her zaman başlarında gelen 100 adet Atatürk Barajı parası demektir.
Kamu maliyesinin iliğinin kemiğinin emilmesi demektir.

Bu “kur-dolar değeri çarpıklığı” bugün de çıkmış değildir.
1 Temmuz 2013’te TBMM’de kabul edilen Onuncu Kalkınma Planı, 2014-18, onaylandığı gün 1 doların değeri de 1.95 TL idi.
Ama Plan’ın tam dört sene sonrası olan 2018 yılı için hedef aldığı ve bütün hesaplamaları da bunun üstüne oturttuğu kur da 1.97 idi.
Bundan daha büyük bir öngörüsüzlük, hesap yanlışlığı, veya
bizi kandırmacılık olabilir mi? Böyle bakılınca son tartışma olan “indir faizi, hayır indirmem; ver bana hesabını, al sana 130 sayfalık brifing”  koca ülke ve 77 milyon insan ile alay etmekten başka bir şey değildir.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcımız Ali Babacan da Bursa Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada konuya  “Dolar-Toto-oynamak-oynamamak”yaklaşımı ile müdahil olmuştur.

Ama bilinmelidir ki bu dolar bu TL’yi döver!

Ama şimdi ama seçimden sonra. Seçimden sonraya kalırsa en iyimser durum “knock-down”dur.
Evet. Bu sene 200 milyar dolarlık bir taze döviz ihtiyacı vardır.
Kamunun 20, özel sektörün 130-140 milyar dolarlık kısa vadeli borçları ve 40 milyar $ dolayında cari işlemler açığının döndürülebilir olması lazımdır.

EKONOMİK BÜYÜME YALANI

(U.D.): Birinci efsaneyi anlattınız. Peki ikincisi nedir?

(İ.K.):   Ekonomik büyümede neredeyse dünya şampiyonu gibi gösterilmemiz patlayacak olan ikinci efsanedir. Hemen aşağıda yer alan şu iki tabloya bakar mısınız? Zira bu tablolar efsaneyi yerle bir ediyor:

Meşhur devlet adamı ve büyük şairimiz Ziya Paşa’nın bu tür durumlarda kullandığı bir ölçü var: “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”.

Grafiklerdeki rakamlar devletin resmi rakamlarıdır. Ne görünüyor?

1- Bütünüyle sağlıksız ve sürdürülebilir olmayan bir manzara.
2001 yılındaki büyük krizin ertesi bir büyüme sıçraması olmuş, ki dünyanın her tarafında ve bizde de bütün kriz ertelerinde aynen böyle olur, sonra kesintisiz her yıl mütemadiyen olmak üzere yüzde 9.4’ten -4.8’e kadar durmadan düşmüş.

İkinci grafik, 2009 krizinden sonra tekrar bir sıçrama ve tekrar her yıl düşerek yüzde 9.2’den yüzde 3’ün bile altına düşme.  Böyle bir trend insana kalp krizi geçirtir, ülke ekonomisini de allak-bullak eder.

2-Büyüme büyüklükleri: 1946 – 2002, çok partili demokratik düzene geçtiğimiz ilk 56 yılın ortalaması, yıllık ortalama ekonomik büyüme %5.1. Bu uzun dönemin içinde çok olumsuz politik dönemler de var:  İkinci Dünya Savaşı’nın artçı etkileri; 10 yıl arayla gelen üç askeri darbe-ihtilal ve bunların politik ekonomik sonuçları; üç büyük ekonomik kriz, 1994, 1999 depremi ve 2001; arada 1974 Kıbrıs Harekatı ve politik ve ekonomik sıkıntılar.
AKP dönemi, 2003-2014, bütün dünyanın 2000 yılından itibaren ekonomi tarihinde gördüğü en büyük olumlu sıçramalar, uluslararası sermaye hareketlerinin en serbest ve en büyük boyutlara çıkması, dünya ticaretinin önündeki engellerin hemen hemen bütünüyle ortadan kalkması, bütün dünyada neredeyse gökten sıfır maliyetle dolar yağması.

Bu olumlu şartlar altında, 2003-2014 ortalama yıllık büyüme hızı kaç olmuş? Beklenir ki herhalde yüzde 5.1’in çok üstündedir. Hayır sadece yüzde 4.7.

(U.D.): Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?
(İ.K.): Bunun içine biraz daha girilirse ayrıca şu görülür. Bunun ilk dört yılı, 2003-2006, büyüme yüzde 7.4’tür, çok iyidir; ama asıl  “ustalık dönemi” olarak ifade edilen 2007-14 dönemi ise sadece  % 3.3’tür. Neredeyse Türkiye ortalamasının yarısı.
Artık ekonomi sadece “patinaj” yapmaktadır.

Büyüme bahsini yeniden toparlarsak… Büyüme,
1) Türkiye ortalamasının bile yarısına doğru gitmektedir;
2) Çok sağlıksız bir görüntü vermektedir;
3) Katiyen sürdürülebilir değildir.

MİLLİ GELİR DE DÜŞTÜ

(U.D.): Evet çok net bilgiler verdiniz. Gelelim üçüncü efsaneye… Nedir o?

(İ.K.): Söyleyeyim o da milli geliri 3 katı artırdık, kişi başına düşen milli gelir rakamını
ta 2008 yılında 10 bin doları aşırdık.

Uğur Bey,
Birincisi, bu tür karşılaştırmalar adına “cari fiyatlar” dediğimiz rakamlarla yapılmaz,
ortak paydaya getirilmiş rakamlarla yapılır. İki, Milli Gelir hesaplamalarını baskılanmış dolar kuru ile yaparsınız bir başka çıkar, mesela şimdiki kur ile yaparsanız başka çıkar. O zaman da övünülen eski değerlerin hepsinin çok altına düştüğünü görürüz. Böyle bakınca, mesela
2015 yılında kişi başına milli gelir rakamı gider, ta 2008 yılı rakamının bile altına düşer.


(U.D.):
Teşekkür ederim, böylece geldik dördüncü ve sonuncu efsaneye… O nedir?


(İ.K.):
Dördüncü efsane de “Türkiye’yi dünyanın 17. Büyük ekonomisi yaptık” söylemidir.
Türkiye 1991 yılında dünyanın 17. büyük ekonomisi idi. Yıllar içinde bazen bir üstte bazen bir altta yer aldı. Sebebi kullanılan kurdur. Ama şimdi bu düşük büyüme ve kurdaki sıçrama dolayısıyla herhalde birkaç sıra birden düşecektir.

(U.D.):
İlhan Bey gelin bu kez çözüm önerisi de arayalım. Bu karamsar tablodan
Türkiye”yi kurtarmanın, millete umut vermenin ve çözüm getirmenin yolu ne olmalı?

(İ.K.):
Çok güzel ve yerinde bir soru. Gördük ki bu yara derindedir. Kullanılan merhem artık kâr etmez. Yeni bir anlayış, yeni bir kalkınma modeli, yeni hekimler-kadrolar,
yeni merhemler-fikirlere ihtiyaç vardır. Önümüzdeki seçim bunu çıkarmalıdır.

===================================

Dostlar,

Önemli bir söyleşidir. Sayın Dündar’a da Sayın Keici’ye de teşekkür ederiz.

Ancak 1994 seçimlerinde İstanbul Büyüşehir Belediye Başkanı adaylarından biri de DYP adına Sayın Kesici idi.. O seçimde oylar 4’e bölündü ve RTE 1/4 (%25) oy bile alamadan aradan sıyrıldı.. Sonrası 21 yıldır gözler önünde.. Önlenemeyen bir yükseliş ve Türkiye’nin
RTE çıkmazı.. O bakımdan, Sayın Kesici’yi bağışlayamıyoruz, ciddi bir özeleştiri borcu vardır.

Sevgi ve saygı ile.
24.03.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

ÇATI Adayı konusunda Prof. Dr. Süheyl BATUM’un değerlendirmesi


ÇATI Adayı konusunda Prof. Dr. Süheyl BATUM’un değerlendirmesi

Değerli Dostlar,

Cumhurbaşkanı ÇATI Adayı konusunda Prof. Dr. Süheyl BATUM’un “OdaTV” de
yer alan değerlendirmesini aynen sizlerle paylaşmakta yarar gördüm.
Selam ve saygılarımla.

Algan HACALOĞLU (22/06/2014)

****

Ekmeleddin İHSANOĞLU‘nun CHP tarafından “çatı aday” olarak gösterilmesi konusundaki itirazımın nedenlerini derli toplu ve son kez sizlerle paylaşmak için
yazma gereğini duydum. Başka kaynaklardan okumak zorunda kalmayın diye.
(Prof. Dr. Süheyl BATUM)

Bunun çok yararı da olacak.

Çünkü 10-15 yıldır alıştığımız “algı yaratma yöntemi ile kandırma” çabaları
yine aynı şekilde başladı.

Farklı gibi görünen aktörler, farklı televizyonlar, farklı gazeteciler, farklı yazarlar,
(üstelik bazıları da sizlerden görünenler) aynı hedefe kilitlendiler; Saçma sapan,
yalan yanlış bir sürü bilgi ve sözüm ona aptalca analizlerle, kafaları karıştırma
ve sizleri ikna (!) etme hedefine.

OYUNUN İÇİNDE OLDUKLARI İÇİN YALAN SÖYLÜYORLAR

SORU 1) “Tek başına CHP’nin adayı nasıl seçim kazanacak?” diye soranlar var.
“Bu nedenle ortak aday çıkarılması neden yanlış olsun?” diyorlar?

Bu soruyu soran iyi niyetliler dışında, çoğunun yanıtı bildiğine,
ama “oyunun içinde oldukları” için yalan söyleme yolunu seçtiklerine eminim.

Çünkü tabii ki ortak aday seçilebilirdi. Hatta seçilmeliydi de.

Ama insaf edin CHP- MHP ve diğer partilerin üzerinde anlaşabilecekleri tek aday

  • siyasal İslamcı, Rabıtacı, siyasal İslam’ın parasal kaynaklarını sağlayan vakıfların yöneticisinden başkası olmaz mıydı? Olamaz mıydı?

Olamazdı diye iddia edenler, bunun nedenini açıkça açıklamadan,
ikna olmamız mümkün değildir.

Hatta daha aday belirlenmeden önce de ileri sürdüm. Neden Mehmet Haberal olmasın? Akademik kariyer ise, akademik kariyer. Dünyaca ün kazanmak ise,
o da var. Uluslararası saygınlık ise, o da var. Her kesimden oy alabilecekse, alır.
Ama sakın bir tek şeyi eksik demesinler; uluslararası oyunun, projenin içinde değil.

Neden Murat Başesgioğlu olamazdı, neden İlhan Kesici olamazdı ?
Neden Sami Selçuk olamazdı?

Bir anlatsınlar görelim, duyalım bakalım !

UĞUR MUMCU’NUN, SONER YALÇIN’IN, YILMAZ ÖZDİL’İN YAZDIKLARI
GERÇEK DIŞI OLSUN

SORU 2) İhsanoğlu’na karşı çıkanlar, O’nu tanımıyormuş, tanıyınca çok seveceklermiş. Bunu ileri sürenler de var.

Bunu da cok ciddi bulmuyorum. Önemli olan sevip, sevmemek değil,
kendimize damat ya da baba aramıyoruz. T.C.’ne cumhurbaşkanı seçiyoruz.

Yeter ki, Uğur Mumcu’nun yazdığı Vakıfların içinde yer aldığı yalan olsun.
Bize onu söylesinler yeter.

Yeter ki Türkiye’de 1980’ler sonrası CIA desteği ve parası ile, Siyasal İslam üzerinden Türkiye’yi teslim alan şeriatçı oluşumlara gerekli finansı sağlayan Vakıfların yöneticisi olduğu yalan olsun.

Yeter ki Uğur Mumcu’nun, Soner Yalçın’ın, Yılmaz Özdil’in ve diğerlerinin tüm yazdıkları gerçek dışı olsun.

Bunlar bize yeter!

Yoksa oyunun bir parçası olarak, hemen bazı gazetelerde verdigi, düzmece Atatürk sevgisi demeçlerine ne gerek var. (zaten zorlama olduğu da, ikna oyunun bir parçası olduğu da çok açık anlaşılıyor, o da ayıp, kişiliğine, akademik kariyerine yazık)

BUNLARIN SAHTEKARLIKLARINI HERKES GÖRDÜ

SORU 3) İhsanoğlu’na karşı çıkanların Baykal’cılar, Ulusalcılar, olduğu,
onlar dışında herkesin memnun olduğu söyleniyor. Bunu yazan, iddia edenler var.

Tabii ki, algı yaratarak kandırma yöntemini uygulayan gazeteci, yazar, sözde aydınlara, siyasetçilere bir şey söylemeye gerek yok.

Türkiye’nin son 15 yılını izleyen herkes, bunların yöntemlerini ve söylediklerini, sahtekarlıklarını gördü. Ünlü (!) anchorman’lerden tutun, CIA ajanı gazetecilere kadar, RTE’nin uçağında gezdirdiği, midesinden bağladığı gazeteci, akademisyen, yazarlardan tutun, bunlara heves eden yeni yetmelere kadar,
bunların ne olduğu belli, açıkta.

Ama bunlara inananlar da olabilir. Tek şey söyleyeyim. Kesinlikle doğru değil.
Bunu söyleyenler, şu anda baskı altında olan milletvekillerine ya da yöneticilere
değil de, örgütlere, seçmenlere yani “aile üyelerine” bir sorsunlar bakalım.

Aldıkları yanıtı sonra konuşuruz.

PROJELERİ BOZULMASIN DİYE CHP’YE ETKİ YAPTILAR

SORU 4) Mansur Yavaş’a neden bir şey söylemediniz diyenler var.

Bu soruyu soranların da, iyi niyetli birkaçı dışında, yanıtı bildiğine ama
“oyunun içinde oldukları” için yalan söyleme yolunu seçtiklerine eminim.

Çünkü hiçbir gün, Cumhurbaşkanı mutlaka CHP milletvekillerinden biri olsun
düşüncesi içinde olmadım. Üstelik bunu açık açık da söyledim.

Hatta Yalova ve Mahmudiye seçimlerinden sonra açıkça yazdım.

Görüntü çok açıktı. Mahmudiye ve Yalova seçimleri çok açık göstermişti ki,
AKP seçmeninden (hele bu dönemde) oy almak çok zordu. Yapılması gereken,
CHP-MHP-DP -İP ve diğer partilerin bir aday üzerinde anlaşması idi.

Bu sayede tekrarlanan Yalova seçiminde de, Mahmudiye’de de,
AKP aynı oyu almasına karşın kazandık. Yapılması gereken yine aynı şeydi.

Ama bunun için birçok aday çıkabilecek iken, aynı RTE çizgisinde olan bir
Siyasal İslamcının gösterilmesi zorunlu muydu? Neden zorunluydu?

Ve açıkça söylüyorum, doğru bir adayda birleşilmesi durumunda başarı şansı da
çok yüksekti.

Zaten inanıyorum ki, “birileri” bu gerçeği gördükleri için, oyun bozulmasın,
her durumda siyasal İslam projesi sekteye uğramasın diye, CHP’ye de etki edip, Sayın İhsanoğlu’nu aday gösterttiler. Hem de dikkat edin MHP’ye bile değil, CHP’ye.

BU SORU YANLIŞ

SORU 5) Yanıtlanması gereken son soru da şu; birileri “Ne var, önemli olan
RTE’ye karşı mücadele etmek, O mu kazansın?” diye soruyorlar.

Bu soru da yanlış. Maalesef inandığını söyleyen dürüst gazeteciler de,
partililer de, Cumhuriyet yanlıları da olabiliyor.

Oysa gerçek şu; Türkiye Cumhuriyeti, özellikle bu bölgede o zamana kadar olmayan, pırıl pırıl parlayan bir model yaratmıştır. “Demokratik, laik, sosyal, bağımsız bir Cumhuriyet” modeli.

Ve yıllarca bazıları, bu modelin karşısına farklı bir model çıkarmaya çalıştılar.

– “Yeşil kuşak” projesinden başlayarak,
– siyasal islam projesi,
– mikro milliyetçilikler projesi,
– hatta Arap Baharı ve
– BOP projeleri de,

bizim “demokratik, laik projemizin” karşısına çıkarılan projelerdir.

Bu projelerin tümü uygulandıkları ülkelerde, CIA desteği ile de inanılmaz değişikliklere yol açtı.

Örneğin Hüsnü Mübarek, Mısır’da 2005 yılında oyların yüzde 88,6 sini aldı. Sonra tam tersini Mursi aldı. Daha sonra da onu idama mahkum eden Sisi yüzde 99 aldı.

Yine örneğin Gürcistan’da devrim sonrasında, halk, sözüm ona Şevardnadze’yi bile istemeyip, hiç tanımadıkları, ABD’de avukatlık yapan Saakaşvili’yi işbaşına getirmek (!) istedi (!)

Yine örneğin Libya’da, halk, Kaddafi’yi linç edip, yerine hiç tanımadığı,
40 yıldır ABD’de yaşayan Abdurrahim El Keib’i getirmek istedi (!)

Ne tesadüf (!) değil mi? Size tanıdık geldi mi dersiniz?

Ama bu projeleri yapan “laboratuvarların yöneticileri” ya da CIA,
Türkiye’de ise, hep şaşırdılar.

Baktılar ne olursa olsun,
“Atatürk ve Cumhuriyet projesinden” vazgeçmeyen bir kitle var.
Evet %20 olabilir, %25 ya da 30 olabilir. Ama hiç vazgeçmiyor.

Evet bu kitle, iktidar olamıyor. Ama en azından 1 Mart tezkeresini geçirtmiyor.
Suriye’ye müdahaleyi engelliyor. Öcalan’ın “Türkler, Kürtler, Araplar, bizi birbirimize bağlayan tek bağ İslam birliğidir, ulus devlet yerine İslam birliğine dayalı bir yeni devlet kuralım..” söylemini reddediyor. Bir daha ağzına almasına bile engel oluyor.

Bu kitle, bu %20, 25, 30 hiç korkmuyor ve geri adım atmıyor da! “Al senin o ılımlı İslam projeni, BOP projeni, Cumhurbaşkanı uçaklarını, kömürlerini, makarnalarını, başına çal, bana demokratik, laik, bağımsız Cumhuriyet modeli yeter!” diyor.

İşte önemli olan CHP ve MHP ve diğer partilerin bu “demokratik, laik Cumhuriyet modelini” temel alan bir kişiyi ortak aday göstermeleri idi.

Yani RTE’nin de içinde olduğu siyasal İslam görüntülü küresel sermaye modeline karşı “Atatürk Cumhuriyeti” modeline sahip çıkan birini aday göstermeleri.

Ve böylece başarı şansı da çok yüksekti. 1 Haziran seçimleri bunu açıkça göstermişti. O kadar güçlü olduğu iddia edilen RTE, üstelik partisi iktidarda iken, yerel yöneticiler genel olarak iktidara bağlı iken, Yalova ve Mahmudiye’de, Çorum’da kaybetmişti.

Nitekim Atatürk ve arkadaşları da, bu Cumhuriyet modelini kurarken, devrim yasalarını yaparken, birilerinin “biz yapamayız, gelin Amerikan ya da İngiliz mandasını
kabul edelim, gelin biz halife olup, halifeliği devam ettirelim” taleplerini görmezden gelmişlerdi, itibar etmemişlerdi.

Ama bugün ne yapılıyor? Biz normal birini seçtiremeyiz, gelin başka bir siyasal islamcıyı aday gösterelim, bari onunla vuralım” deniyor.

Yani Atatürk’ün partisi, Atatürk’ün yapmadığını yapıyor. Yani bir anlamda “bırakın cumhuriyeti, ilk önce halifeyi biz seçelim, sonra işimize bakarız, Cumhuriyeti o zaman kurarız” demiş oluyor.

Aynen böyle denmiş oluyor.

İşte bu nedenlerle bu projeye de, uygulanmasına da, adayına da karşıyım.
Ve Cumhuriyetçilerin, Cumhuriyete gönül vermiş insanların,
CHP’lilerin de büyük çoğunluğu eminim ki karşılar.

Şimdi tüm dostlarıma, bu sorulara ve verdiğim yanıtlara bir de bu gözden bakmalarını rica ediyorum. Yeter ki, “malum koronun” algı yaratma ve kandırma yöntemlerine kapılmasınlar. Aldanmasınlar.

Çünkü göreceksiniz, Balyoz davasında olduğu gibi, mutlaka kazanacağız.
Belki yarın, belki yarından da yakın…

Prof. Dr. Süheyl BATUM
Odatv.com