Etiket arşivi: Ama bilinmelidir ki bu dolar bu TL’yi döver!

İktidarın ekonomi efsaneleri iflas etti; büyük çöküş başladı


İktidarın ekonomi efsaneleri iflas etti; büyük çöküş başladı

DPT eski Müsteşarı, ekonomi uzmanı
İlhan Kesici’den bomba açıklamalar:

Devlet Planlama Teşkilatı eski Müsteşarı,
ekonomi ve siyaseti en iyi bilen isimlerden biri olan İlhan Kesici, AKP’nin ekonomi balonlarının söndüğünü söyledi.

Kesici “Yara derindedir. Kullanılacak merhem artık kâr etmez. Yeni bir kalkınma modeli, yeni bir anlayışa ihtiyaç var.
Seçim çok önemli.” dedi.

Sevgili okurlarım,

Bugün sizlere Devlet Planlama Teşkilatı’nın eski Müsteşarı,
ekonomi uzmanı ve siyasetçi İlhan Kesici
ile ekonomi üzerine yaptığım söyleşiyi sunuyorum.
Dürüst çizgisi ve doğruları eğip bükmemesi nedeniyle haklı bir saygınlık kazanmış olan Kesici ile sohbetimize “AKP’nin ekonomiyle ilgili efsanelerinin birer birer çökeceğini
öne sürüyorsunuz. Nedir bu efsaneler ve niçin çökecekler?”
sorusunu yönelterek başladım.

İşte sorularım ve cevapları:

* * *

İLHAN KESİCİ (İ.K.): Uğur Bey, ekonomide yaşayacağımız şey “Bazı ekonomik efsanelerin” iflası ve çöküşüdür. Pompalanan “Ekonomik efsaneleri” patlatmak lazımdır.
Bunların neler olduğuna gelince:

1- Ekonomimiz çok sağlamdır. TL’miz çok kıymetlidir. Ve bolluk-bereket içindeyiz.
Son Cumhurbaşkanı-Merkez Bankası kur-faiz tartışmaları bütünüyle traji-komik bir tartışmadır.

Nereden çıktı, nasıl çıktı bilen bir Allah’ın kulu olduğunu da sanmıyorum. Sadece bildiğimiz, kantarla soğan-patates tartar gibi kıymeti “sayfa sayısı” ile ölçülen bir “ekonomi brifingi” yapıldığıdır.
Okurlar bilmeliler ki, 2003’ten 2015 başına kadar, ana hatları ile uygulanan kur-faiz politikası şudur: “yüksek faiz-düşük kur.”

Bu da şu anlama gelir: Ver yüksek faizi, tut dolar kurunu, gelsin sıcak para,
olsun para bolluğu, olsun ithal mallar cenneti! Al sana bolluk-bereket!..

Yaşanmaya yeni başlanan şey işte bu efsanenin çöküşüdür.
İlk 11 senede, yani 2002-2013 döneminde, kurdaki artış sadece ve sadece % 18’dir.
Son bir aydaki artış da yüzde 18’dir. Böyle bir ekonomi politikası olabilir mi?

TÜRKİYE BORÇ CENNETİ

UĞUR DÜNDAR (U.D.):
Peki bu ekonomi politikasının ortaya çıkartacağı tablo, yani varacağı sonuç nedir?


(İ.K.):
Sonuç, 2003-14 diliminde dış ticaret açığı 656 milyar $, cari işlemler açığı 447 milyar dolardır. Kamu dış borcu 64 milyar dolardan (ki bunun 22 milyar doları IMF borcu idi)
107 milyar dolara çıkmıştır. Yani IMF’ye olan borç kapatılsa bile toplam kamu dış borcu
43 milyar dolar daha artmıştır.

Özel sektör dış borcu ise 43 milyar dolardan 280 milyar dolara çıkmış haldedir.
Bu yaklaşık 6 katlık bir borç artışıdır ve çoktur.

Kamu iç borcu, dolar cinsinden 90 milyar dolardan 250 milyar dolara çıkmıştır.
Hane halkı borcu başka bir kapsamdadır ama o da 4 milyar dolardan 155 milyar dolara çıkmıştır.

(U.D.): Yani aşırı borçlanmayla sahte bir cennet mi yaratıldı?

(İ.K.):
Çok doğru söylediniz. Bu sadece bir borç cennetidir.  Bu sahte cennetin bedeli ise tam 465 milyar dolarlık
faiz ödemesidir. 
465 milyar dolar faiz ödemek demek,
Türkiye ve dünyanın iftihar projelerinin her zaman başlarında gelen 100 adet Atatürk Barajı parası demektir.
Kamu maliyesinin iliğinin kemiğinin emilmesi demektir.

Bu “kur-dolar değeri çarpıklığı” bugün de çıkmış değildir.
1 Temmuz 2013’te TBMM’de kabul edilen Onuncu Kalkınma Planı, 2014-18, onaylandığı gün 1 doların değeri de 1.95 TL idi.
Ama Plan’ın tam dört sene sonrası olan 2018 yılı için hedef aldığı ve bütün hesaplamaları da bunun üstüne oturttuğu kur da 1.97 idi.
Bundan daha büyük bir öngörüsüzlük, hesap yanlışlığı, veya
bizi kandırmacılık olabilir mi? Böyle bakılınca son tartışma olan “indir faizi, hayır indirmem; ver bana hesabını, al sana 130 sayfalık brifing”  koca ülke ve 77 milyon insan ile alay etmekten başka bir şey değildir.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcımız Ali Babacan da Bursa Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada konuya  “Dolar-Toto-oynamak-oynamamak”yaklaşımı ile müdahil olmuştur.

Ama bilinmelidir ki bu dolar bu TL’yi döver!

Ama şimdi ama seçimden sonra. Seçimden sonraya kalırsa en iyimser durum “knock-down”dur.
Evet. Bu sene 200 milyar dolarlık bir taze döviz ihtiyacı vardır.
Kamunun 20, özel sektörün 130-140 milyar dolarlık kısa vadeli borçları ve 40 milyar $ dolayında cari işlemler açığının döndürülebilir olması lazımdır.

EKONOMİK BÜYÜME YALANI

(U.D.): Birinci efsaneyi anlattınız. Peki ikincisi nedir?

(İ.K.):   Ekonomik büyümede neredeyse dünya şampiyonu gibi gösterilmemiz patlayacak olan ikinci efsanedir. Hemen aşağıda yer alan şu iki tabloya bakar mısınız? Zira bu tablolar efsaneyi yerle bir ediyor:

Meşhur devlet adamı ve büyük şairimiz Ziya Paşa’nın bu tür durumlarda kullandığı bir ölçü var: “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”.

Grafiklerdeki rakamlar devletin resmi rakamlarıdır. Ne görünüyor?

1- Bütünüyle sağlıksız ve sürdürülebilir olmayan bir manzara.
2001 yılındaki büyük krizin ertesi bir büyüme sıçraması olmuş, ki dünyanın her tarafında ve bizde de bütün kriz ertelerinde aynen böyle olur, sonra kesintisiz her yıl mütemadiyen olmak üzere yüzde 9.4’ten -4.8’e kadar durmadan düşmüş.

İkinci grafik, 2009 krizinden sonra tekrar bir sıçrama ve tekrar her yıl düşerek yüzde 9.2’den yüzde 3’ün bile altına düşme.  Böyle bir trend insana kalp krizi geçirtir, ülke ekonomisini de allak-bullak eder.

2-Büyüme büyüklükleri: 1946 – 2002, çok partili demokratik düzene geçtiğimiz ilk 56 yılın ortalaması, yıllık ortalama ekonomik büyüme %5.1. Bu uzun dönemin içinde çok olumsuz politik dönemler de var:  İkinci Dünya Savaşı’nın artçı etkileri; 10 yıl arayla gelen üç askeri darbe-ihtilal ve bunların politik ekonomik sonuçları; üç büyük ekonomik kriz, 1994, 1999 depremi ve 2001; arada 1974 Kıbrıs Harekatı ve politik ve ekonomik sıkıntılar.
AKP dönemi, 2003-2014, bütün dünyanın 2000 yılından itibaren ekonomi tarihinde gördüğü en büyük olumlu sıçramalar, uluslararası sermaye hareketlerinin en serbest ve en büyük boyutlara çıkması, dünya ticaretinin önündeki engellerin hemen hemen bütünüyle ortadan kalkması, bütün dünyada neredeyse gökten sıfır maliyetle dolar yağması.

Bu olumlu şartlar altında, 2003-2014 ortalama yıllık büyüme hızı kaç olmuş? Beklenir ki herhalde yüzde 5.1’in çok üstündedir. Hayır sadece yüzde 4.7.

(U.D.): Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?
(İ.K.): Bunun içine biraz daha girilirse ayrıca şu görülür. Bunun ilk dört yılı, 2003-2006, büyüme yüzde 7.4’tür, çok iyidir; ama asıl  “ustalık dönemi” olarak ifade edilen 2007-14 dönemi ise sadece  % 3.3’tür. Neredeyse Türkiye ortalamasının yarısı.
Artık ekonomi sadece “patinaj” yapmaktadır.

Büyüme bahsini yeniden toparlarsak… Büyüme,
1) Türkiye ortalamasının bile yarısına doğru gitmektedir;
2) Çok sağlıksız bir görüntü vermektedir;
3) Katiyen sürdürülebilir değildir.

MİLLİ GELİR DE DÜŞTÜ

(U.D.): Evet çok net bilgiler verdiniz. Gelelim üçüncü efsaneye… Nedir o?

(İ.K.): Söyleyeyim o da milli geliri 3 katı artırdık, kişi başına düşen milli gelir rakamını
ta 2008 yılında 10 bin doları aşırdık.

Uğur Bey,
Birincisi, bu tür karşılaştırmalar adına “cari fiyatlar” dediğimiz rakamlarla yapılmaz,
ortak paydaya getirilmiş rakamlarla yapılır. İki, Milli Gelir hesaplamalarını baskılanmış dolar kuru ile yaparsınız bir başka çıkar, mesela şimdiki kur ile yaparsanız başka çıkar. O zaman da övünülen eski değerlerin hepsinin çok altına düştüğünü görürüz. Böyle bakınca, mesela
2015 yılında kişi başına milli gelir rakamı gider, ta 2008 yılı rakamının bile altına düşer.


(U.D.):
Teşekkür ederim, böylece geldik dördüncü ve sonuncu efsaneye… O nedir?


(İ.K.):
Dördüncü efsane de “Türkiye’yi dünyanın 17. Büyük ekonomisi yaptık” söylemidir.
Türkiye 1991 yılında dünyanın 17. büyük ekonomisi idi. Yıllar içinde bazen bir üstte bazen bir altta yer aldı. Sebebi kullanılan kurdur. Ama şimdi bu düşük büyüme ve kurdaki sıçrama dolayısıyla herhalde birkaç sıra birden düşecektir.

(U.D.):
İlhan Bey gelin bu kez çözüm önerisi de arayalım. Bu karamsar tablodan
Türkiye”yi kurtarmanın, millete umut vermenin ve çözüm getirmenin yolu ne olmalı?

(İ.K.):
Çok güzel ve yerinde bir soru. Gördük ki bu yara derindedir. Kullanılan merhem artık kâr etmez. Yeni bir anlayış, yeni bir kalkınma modeli, yeni hekimler-kadrolar,
yeni merhemler-fikirlere ihtiyaç vardır. Önümüzdeki seçim bunu çıkarmalıdır.

===================================

Dostlar,

Önemli bir söyleşidir. Sayın Dündar’a da Sayın Keici’ye de teşekkür ederiz.

Ancak 1994 seçimlerinde İstanbul Büyüşehir Belediye Başkanı adaylarından biri de DYP adına Sayın Kesici idi.. O seçimde oylar 4’e bölündü ve RTE 1/4 (%25) oy bile alamadan aradan sıyrıldı.. Sonrası 21 yıldır gözler önünde.. Önlenemeyen bir yükseliş ve Türkiye’nin
RTE çıkmazı.. O bakımdan, Sayın Kesici’yi bağışlayamıyoruz, ciddi bir özeleştiri borcu vardır.

Sevgi ve saygı ile.
24.03.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com