​E. Org. Saldıray Berk : NATO Türkiye için açık tehdit

​NATO Türkiye için açık tehditNATO Türkiye için açık tehdit

AYDINLIK, 22.9.2017,
https://www.aydinlik.com.tr/nato-turkiye-icin-acik-tehdit-soylesiler-eylul-2017-1

Aydınlık, Türkiye’nin NATO’ya girişinin 65. yılında, süreci Türk Ordusu’nun seçkin komutanlarına sordu (Berk ÖZER / USMER Uluslararası İlişkiler Sorumlusu)

Kuzey Atlantik Paktı NATO, ABD öncülüğünde 4 Nisan 1949 günü kuruldu. 12 ülkenin katılımıyla kurulan örgüt, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan dengelerde Sovyetler Birliği’ne karşı geniş bir cephede, ABD çıkarlarını savunmak ve sözde müttefiklerini korumak için görev yaptı. Bugüne kadar da bu cepheye bir saldırı olmadı. Ülke sayısı 28’e çıktı. Türkiye, NATO’ya 20 Eylül 1951 günü üye olmak için başvurdu. 18 Şubat 1952’de üyeliği kabul edildi. Aradan geçen 65 yıl içinde NATO, Türkiye’de hep sorgulandı. Atatürk’ün bağımsızlıkçı dış politikasına uymadığı ve Türkiye’nin içişlerine karıştığı, komşularıyla ilişkilerini de kısıtladığı ileri sürüldü. Türkiye bu dönemde 12 Mart ve 12 Eylül ABD-NATO destekli iki darbe yaşadı. Darbelerin gerçekleşmesi için, NATO-Gladyo bağlantılı terör olaylarını yaşadı. Binlerce aydın ve gencini buna kurban verdi. Bu iki darbeyle dönüşüm yaşandı. 15 Temmuz 2016 darbesiyle de bu dönüşüm tamamlanacaktı ancak, ordu millet birlikteliği bunu püskürttü.

DARBECİLERİN KARARGAHI OLDU

Bu girişimde ABD, NATO ve AB bağlantısı bütün açıklığıyla ortalığa saçıldı. Mahkeme kayıtlarına da girdi. Darbeciler, ABD ve AB ülkelerinde karargâh kurdu. Bir tanesi bile iade edilmedi… Artık Türkiye’de, NATO müttefikliği daha yüksek sesten tartışılmaya başlandı, hatta “Ne işimiz var. Artık çıkalım” diyenlerin sayısı arttı. NATO’ya girişimizin 65. yıldönümünde konuyu, Türk Ordusunda uzun yıllar hizmet vermiş generallerimize sorduk. Onlarda da ortak fikir; ‘NATO döneminin bittiği ve yükselen Avrasya içinde yeni arayışlara girmemiz gerektiği” şeklinde…

Dizimizde ilk olarak E. Orgeneral Saldıray Berk’in görüşlerine yer vereceğiz. Berk, 1948 yılında Erzurum’da doğdu. 1969 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu ve Türk Ordusu’nun çeşitli kademelerinde görev yaptı. 2007 yılında 3. Ordu Komutanlığı’na atandı. İsmi FETÖ’nün Ergenekon tertibinde geçti. Yıpratılarak görevden alınmasına çalışıldı. 2011 yılında da emekliye sevk edildi. 2015 yılında “Ülke bütünlüğü ve tam bağımsızlık idealine sahip çıktığı için” diyerek Vatan Partisi’ne katıldı. E. Org. Berk, sorularımıza şu yanıtları verdi:

| Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve riskler dikkate alındığında, NATO üyeliğinin bu tehdit ve riskleri bertaraf etmede bir katkısı var mıdır? Nasıl?

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ona karşı denge unsuru olarak kurulan NATO, 1990’ların başından itibaren (AS: bu yana) yeni bir misyon arayışına başlamış, aradan geçen yirmi yıla yakın bir zamanda genel olarak terörle mücadele stratejisi olarak adlandırdığımız bir misyonda ABD stratejileri ve politikaları dışında başka önemli faaliyette bulunmamıştır. Üstelik son yıllarda NATO, üyesi olduğumuz halde, ülkemizin birlik ve beraberliği için açık tehdit haline gelmiştir. Şu anda NATO ve AB’yi birbirinden ayırmak zordur. Ülkemize yönelen tehditlere baktığımızda (Güney Doğu, PKK, PYD, Suriye’nin kuzeyinde yürütülen ABD ve koalisyon güçleri faaliyetleri, Irak’ın kuzeyi, Kıbrıs, Karadeniz ve Ege adaları sorunları gibi) tamamen NATO (ABD) kaynaklıdır. Dolayısı ile, hali hazırda NATO’yu dost olarak görmek zordur. Bu nedenle şu anda NATO üyesi olmamızın bu tehditleri bertaraf etmede bir faydası yoktur. Bir NATO üyesi olarak, birlik ve bütünlüğüne yönelik tehditleri gidermede Türkiye yalnızdır ve yalnız bırakılmıştır. Üstelik hayret derecesinde ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyen bu unsurlara, kendi topraklarımızda üsler vererek kullandırmaktayız. Böyle bir durum dünya tarihinde görülmemiştir. Ülkemizi bölmek isteyenleri kendi içimizde barındırıyoruz.

| NATO üyeliğini sürdürmek ne gibi avantaj veya dezavantajlara yol açar?

Kanaatimce bugün için NATO demek, ABD ve AB demektir. Türkiye bu oluşumun dışında bırakılmıştır. Ülkemizin NATO üyeliğinin bir anlamı kalmamıştır. Ancak NATO’da alınacak kararlar oy birliği ile alınacağı için, 5-10 yıllık süre zarfında NATO’da bulunmamız ülkemizin aleyhine alınabilecek kararları veto etmek adına yararlı olabilir. Bu süreçte de NATO’nun askeri faaliyetlerindeki katkımızı azaltmak ve 5 yıl içerisinde de NATO’nun askeri kanadından tamamen çıkmak ülkemizin bekası açısından uygun olacaktır.

Sonuç olarak, kaynağı ABD ve NATO olan tehditlerin, NATO tarafından bertaraf edilmesi olanaksızdır. Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesine aykırı olarak, gerek o zaman ülkeyi yönetenlerin basiretsizliği, gerek o zamanki dış politika yanlışlıkları nedeniyle Batı’nın kucağına oturtulan Türkiye’nin, tekrar tam bağımsızlığına kavuşması için gerekli zaman gelmiştir. Bugünkü dünyada bir askeri bloğa bağlı olmanın bir anlamı kalmamıştır. Türkiye bu yalnızlığını bölge ülkeleri ve Avrasya ile iyi ve karşılıklı yarar esasına dayalı olacak şekilde gidermek için en uygun zamanı ve fırsatı yakalamıştır. Zaman ve ortam Türkiye’nin yararına ve çok uygundur. Yeter ki ülkeyi yönetenler bunu görebilsinler.

SALDIRAY BERK’TEN SATIR BAŞLARI

| NATO 1990’dan sonra önemli faaliyette bulunmadı.

| NATO, üyesi olduğumuz halde, ülkemizin birlik ve beraberliği için açık tehdit haline gelmiştir.

| Ülkemize yönelik tehditler NATO kaynaklıdır.

| NATO’yu dost olarak görmek zordur.

| Türkiye tehditlerde yalnız bırakıldı.

| Bizi bölmek isteyenlere içimizde üs veriyoruz.

| Ülkemizi bölmek isteyenleri kendi içimizde barındırıyoruz.

| Ülkemizin, NATO üyeliğinin bir anlamı kalmamıştır.

| 5 yıl içinde NATO’nun askeri kanadından tamamen çıkmak, ülkemizin bekası açısından uygun olacaktır.

| ABD ve NATO kaynaklı tehditlerin, NATO tarafından bertaraf edilmesi olanaksızdır.

| Türkiye’nin, tekrar tam bağımsızlığına kavuşması için gerekli zaman gelmiştir.

| Bugünkü dünyada, bir askeri bloğa bağlı olmanın bir anlamı kalmamıştır.
============================================
Dostlar,

Biz de çooook çaba harcadık ilişki kurabildiğimiz komutanlarımıza NATO’nun akrep içyüzünü anlatabilmek için. Doğrusu çok zorlandık. Özellikle NATO karargahlarında görev yapmış ya da eğitim almış generallerimiz için işimiz epey, epey zordu. Yer yer bizlere “solcu ağzı” nitelemesi yapıldığı bile oluyordu. Oysa ülkemizde nice kanlı tertipler NATO maskesi gerisinde üslerde tezgahlandı ve örtüldü, korunup saklandı.. Bunca ağır bedellerden sonra gerçeklerin görülebilmesi gene de bir teselli. Emeklilikte de olsa E. Org. Berk’e bu çıkışı için teşekkür ederiz.

Saldıray Paşa tüm açıklığı ve vurgulayıcılığıyla özetlemiş. Türkiye gereğini artık yapmalı. Büyük ATATÜRK‘ün dış politikadaki altın ilkesini, 12 yıl kesintisiz Dışişleri Bakanlığı yapan meslek büyüğümüz tıp doktoru Tevfik Rüştü Aras özetlemişti:

  • Bizim dış politikamız basit ve doğrudur. Herkesle dostluk kurmak isteriz fakat kimseye karşı ittifak ve bloklaşmaya gitmek istemeyiz..

80-90 yıl sonra hala geçerliğini koruyan ilkeler.. İşte uzgörü (vizyon) budur. Kemal Paşa çalışma arkadaşlarına güveniyordu. En zor yıllarda ülkemizin dış politikasını Dr. Tevfik Rüştü Aras’a emanet emişti. 12 yıl da değiştirmeden.. Erdoğan ise Türk Dışişlerinin muazzam birikimini “monşerler” diye aşağılayarak çok değerli ve çok zor erişilen kurumsal bir birikimi küçümsemiş, dışlamıştı. Ülkemizin ağır dış (+iç!) politika çıkmazları ortada.. Irak’ın kuzeyinde siyonist emperyalizmin güdümünde, Kürt kardeşlerimizi bu iğrenç politikalara alet eden kanlı oyun bağlamında sözde halkoylaması yapılabilir duruma gelir miydi bu fahiş hatalar yapılmasa??

AKP = RTE NEDEN İKBY – BARZANİ’ye KESİN – NET “HAYIR – YAPAMAZSIN” DİYEMİYOR ?
BARZANİSTAN HALKOYLAMASI; NE YAPMALI?
2 makalemizi okumak için lütfen üstünde tıklayınız..

Sevgi ve saygı ile. 25 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Lejyoner teröristler..

 

Lejyoner teröristler

Van’daki baskında öldürülen 12 PKK’lıdan 3’nün yabancı uyruklu olması ihtimali üzerine bölgedeki Emniyet kaynaklarıyla görüştük:

  • Yabancı teröristler, keskin nişancı ve oyun kurucu olarak çatışmalara giriyor!

Lejyoner teröristler

Derya Derviş

Güneydoğu’yu hendek kazarak cehenneme çeviren PKK’lılar arasında çok sayıda yabancı uyruklu teröristin bulunduğu belirlendi.

Bir güvenlik uzmanı, şu bilgileri verdi:
– “Çatışma sonrası özellikle yabancı uyruklu ölülerini alıp gidiyorlar.
Lejyoner teröristlerin varlığını gizlemek istiyorlar. Bölgemize 400 terörist ile yapılan
son saldırıda çok sayıda yabancı uyruklu teröristi ölü olarak ele geçirdik. ”

İSMİ AÇIKLANMAYAN PKK’LILAR YABANCI MI?

Emniyet güçlerinin önceki gün Van’ın Edremit ilçesinde yaptığı başarılı operasyon sonucu öldürülen 12 teröristten 3’nün yabancı uyruklu olduğu tahmin ediliyor.
Van Emniyet Müdürlüğü’nde görüştüğümüz üst düzey bir yetkili, şu bilgileri verdi:

Özgür Gündem gazetesinin öldürülen 9 teröristin kimliğini açıklayıp 3 teröristin ismini vermemesinin nedeni, bunların kimliğini kamuoyundan gizlemektir. Bu da 3 teröristin yabancı uyruklu olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Özgür Gündem’in olayın hemen ardından 9 teröristin kimliğini açıklaması ise o evde kimlerin kaldığını daha önceden bildiklerini gösterir.”

Yetkili, şu noktalara da dikkat çekti:

Bölgede, bölge halkının dilini bilmeyen birçok yabancının tercümanlarla
köy köy dolaştığını biliyoruz. Bunlar, yabancı dillerle halka propoganda amaçlı konuşmalar yapıyor. Tercümanlar da halka konuşulanları tercüme ediyor.
Bu yabancılar silahlı geziyor
.”

Farklı bölgede görevli bir Özel Harekât polisi, PKK içinde yabancı uyruklu teröristlerin keskin nişancı ve oyun kurucu olarak görev yaptığını söyledi.

SIRP, ALMAN ve FRANSIZ

Özel Harekâtçı, bunların çoğunluğunun Sırp, Alman ve Fransız paralı askerler olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Uzak mesafeden çatışma oluyorsa, özellikle yabancı uyruklu ölülerini alıp gidiyorlar.
Lejyoner teröristlerin varlığını gizlemek istiyorlar. Bölgemize 400 terörist ile yapılan
son saldırıda çok sayıda yabancı uyruklu teröristi ölü olarak ele geçirdik.
Hepsi kimsesizler mezarlığına gömüldü.”Aynı kaynak, ele geçirilen yabancılar arasında ABD uyruklu olup olmadığı sorumuza ise
şu yanıtı verdi:

– “Onlar (ABD’liler!), Türkiye dışındaki kamplarda teröristlere eğitim veriyor.”

İTİRAFÇI: SİLAH DESTEĞİ ALIYORUZ

Diyarbakır Sur’da geçen hafta yakalanan bir terörist yaptığı itiraflarda,

– “Çatışma ve direnişte bulunanların içinde yabancı uyruklu kişilerin olduğunu,
tek kelime Türkçe ve Kürtçe bilmediklerini ve bu kişilerin PKK’ya silah ve mühimmat desteği verdiklerini..” söylemişti.

VİLLAYA ÖZEL KAMERALAR YERLEŞTİRİLMİŞ

Van Valiliğince 12 teröristin etkisiz hale getirildiği, 1 polisin şehit olduğu, 2 polisin de yaralandığı operasyonun teknik ve fiziksel izlem ile halktan gelen ihbar sonucunda
gerçekleştirildiği bildirildi. Bu arada Edremit ilçesinde operasyonun gerçekleştirildiği
2 katlı evin dışında güvenlik kamerası sistemi kurulduğu, evde bol miktarda gıda malzemesi bulunduğu kaydedildi.

Operasyonda, 7 Kaleşnikof marka uzun namlulu silah, 2 M-16 uzun namlulu silah, Bixi marka silah, 2 tabanca, 25 patlamamış el bombası ve 2 el bombası maşası, 32 Kaleşnikof tüfeğe ait şarjör, 10 M-16 silaha ait şarjör, bin 500 Amerikan Doları ile bin Türk Lirası, silahlara ait
bin 908 fişek, ses kayıt cihazı, fotoğraf makinesinin ele geçirildiği bildirildi.

==========================================

Dostlar,

Büyük ve uluslararası bir komplo ile arşı karşıya Türkiye Cumhuriyeti..
Artık safiyane değerlendirmelerin zamanı çoktan geçmiştir.
Tüm kanıtları ile tablo ortadadadır : YENİ SEVR!
Özellikle çatışmalarda sağ yakalanan yabancı uyruklu PKK militanlarının
kimliklerinin tüm dünyaya duyurulması yerinde olacaktır. Öldürülenlerin de belki..
Bu insanlar kendi ülkelerinden nasıl buralara gelmişlerdir?
Devletlerinin durumdan haberi var mıdır, pasaportları var mıdır, legal midir?
Özellikle sağ yakalananların terör suçuna bulaşmış olmaları nedeniyle Türkiye’de yargılanmaları ve TCK’daki yapıtımları görmeleri gerekir.
Kaynak ülkelerin de bu vatandaşlarını vatandaşlıktan çıkarması beklenir.
BU ülkelerin yurttaşlarına çağrı yapmaları, terör örgütlerine katılmanın vatandaşlıktan çıkarılma cezası görebileceği vurgulanmalı ve Türkiye tatarfından istenmelidir.
Böyle olması için Türkiye Dışişlerinin yoğun çaba göstermesi arzulanır.

Türkiye, bu vekaleten savaşı artık bitirmelidir. 32 yıldır sürdürülen Batı kaynaklı
bölücü girişime son verilmelidir. Bunun için bütüncül – çok yönlü bir politikanın Devletin
ulusal politikası olarak benimsenmesi ve halkın da desteğinin sağlanması zorunludur.

Ancak AKP’den böylesi bir girişim beklenebilir mi?

Hiç sanmıyoruz.. AÇILIM süreci bilererek, göz göre göre 4 yıldır ülkemize dayatıldı.
Bölünme artık ramak kala aşamaya vardığından olsa gerek, TSK’nın büyük çabalarıyla
RTE her nasılsa ikna edilebildi (!?) ve bir meşru savunma ister istemez başlatıldı.
Bu arada HDP ile AKP’nin örtük olarak görüştüklerini öğrenmek sürpriz olmadı.
Ne denli acıdır? Neyin pazarlığı yapılmaktadır?
AÇILIM‘ın buzdolabında olduğu söylenerek kime ne mesaj veriliyor??
HDP, Başkanlık anayasasına “evet” dedirtmek için köşeye mi sıkıştırıluyor?
Böylesi bir girişim, asla bir politik tercih değil olsa olsa “ahlaksızlık” tır ve
Machaivelli‘nin bile pabucunu dama atmak demektir ki faturası çok ağır olur.

Sorun, “Kürt sorunu” değildir!..
Dolayısıya çaresi de KÜRTÇÜLÜK asla değil!

Bölgede yürütülen anket – kamuoyu araştırmaları, Kürt yurttaşların ezici çoğuluğunun Türkiye’den ayrılmadan yana olmadığı ve PKK’yı desteklemediği anlaşılıyor.
Bu olgu son derece değerlidir ve elde tutulması için gereken her şey yapılmalıdır.
Bölgeye kamusal ve özel yatırımların artırılması,
Kürt feodalitesinin mutlaka tasfiyesini öne alan toprak reformu dahil,
bütünleştirici (integrating) bir AYDINLANMA seferberliği başlatılmalıdır.

Çağımızda insan hakları şu ya da bu etnik kümenin, inanç kesiminin değil;
tüm insanlığın sorunudur.
Düşman ortaktır ve o Emperyalistleeşen hatta Küreselleşen Kapitalizmdir.
Çare, politik öncülük yapıp halkı siyasal bağlamda örgütleyerek
halktan yana – toplumcu iktidarlar kurmaktır..

İki yüzlü, eli kanlı Emperyalist Batı’nın kucağından bir an önce kalkmaktır!
Türkiye NATO üyesi ve AB adayı iken Atalantik ittifakınca parçalanmak istenmektedir!

Türkiye halkı, kuşkusuz bu tarihsel pratiği de gerçekleştirecektir.
Aydın yılgınlığı ve aculluğundann sıyrılmak kurtulmak gerek..
1128 imza ile de bir yere varılamaz, tanıyı doğru koymak gerekir :

– Bizi yutmak isteyen Kapitalizm ve mahvetmek isteyen Emperyalizm…

Mustafa Kemal Paşa bu tarihsel ve isabetli tanıyı yüz yıl önce koymuş ve “gerekeni” yaparak “tam bağımsız” bir Türkiye bırakmıştı bize..

“Herkesle dostluk kurmaya çalışan ama hiç kimseyle ittifak ve bloklaşmaya gitmeyen”
bir Türkiye! (Ata’nın 12 yıl kesintisiz Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras..)

YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ
ilkesine içtenlikle sarılarak ve gereğini yaparak..
Günümüzde 13+ yıldır AKP – RTE‘nin yaptığının tam tersi yani..

Reçete gene aynıdır..
Tarih, ders al(a)mayanlar (bizim gibi aptallar!) için ne yazık ki benzer koşullarda
benzer sonuçlar vermektedir (tekerrür etmektedir)..

Sevgi ve saygı ile.
17 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com