Etiket arşivi: Adalet Ağaoğlu

Can DÜNDAR : YAŞAR’ın YERİ

YAŞAR’ın YERİ

portresi
Can DÜNDAR
Cumhuriyet, 18.01.2015

 

Şanar Yurdatapan’dan bir mesaj geldi.
Bir de fotoğraf…
Önce fotoğrafı tarif edeyim.
Uzunca bir duvarın dibine tespih taneleri gibi dizilmiş bir grup yazar… Kimler yok ki aralarında:
Adalet Ağaoğlu, Erdal Öz, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Demirtaş Ceyhun, Ahmet Altan, Onat Kutlar…
Duvar, canlı resimlerle örülmüş bir edebiyatçılar panosu adeta…
Yıl: 1995… 23 Ocak günü…
Yer: Beşiktaş’taki DGM binası
Ben de aralarındaydım.
Yaşar Kemal için oradaydık.

Yasar'in_yeri_18.01.2015

Türkiye, -her devir ve halen olduğu gibi- düşünce özgürlüğünü tartışıyordu.
Terörle Mücadele Yasası’yla özgür düşünce engelleniyor, basın sansür ediliyor,
yazarlar yargılanıyordu.

Bu duvarı delmek için “Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye” başlıklı bir kitap yayınlanması kararlaştırılmıştı. Kitapta edebiyatçıların fikre dair yazıları yer alacak,
böylece bir ortak duruş sergilenecekti.

***

Kitabı, 1994 Ekim’inde Can Yayınları bastı.
Yaşar Kemal’in yazısı “Türkiye’nin Üstündeki Kara Gökyüzü” başlığını taşıyordu.
Şöyle diyordu Büyük Usta:

  • “Almanya’da Hitler ve Hitlerciler, tarihin en büyük suçlarını işlediler. İnsanlık o yüzden daha vicdanını arıtamadı, belini doğrultamadı, hastalandı. Bugün Alman halkı biraz rahatsa, azıcık insanlığın yüzüne bakabiliyorsa, Hitler’e canları pahasına karşı koymuş işçileri, aydınları, bilginleri, sanatçıları yüzündendir. Hitler’e karşı savaşan Thomas Mann, Heinrich Mann, Stefan Zweig, Bertolt Brecht, Erich Maria Remarque vb. olmasaydı, bugün Almanlar böyle başları dik, insanlık içinde dolaşamazlardı. (…)
    Bizim başımızdaki demokrasi adı altındaki bu zulüm, işkence, insanlığı aşağılayan düzene karşı savaşacak Thomas Mann’ımız da yok. Bizim bir Freud’umuz, bir Frank’ımız, Dr. Nissen’imiz, Einstein’ımız da yok. Bizim insanlık karşısında onurumuzu, kültürümüzü kurtaracak hiçbir şeyimiz, yok demeye dilim varmıyor ya, yok.”

Sonra kendisine getiriyordu sözü:

  • “Burnumun kanamasını istemeyen kimi dostlarım benim için kaygılanıyorlar.
    Bir
    de kimileri ‘Sen taraf tutuyorsun’ diyorlar.
    Benim taraf tutmam kadar doğal
    ne var ki?? 
    Kendimi bildim bileli Türkiye halklarının yanındayım. Kendimi bildim bileli zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, sömürülenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikteyim. (…) Bir ülke insanları, insanca yaşamayı, mutluluğu, güzelliği seçecekse bu, önce evrensel insan haklarından, sonra da evrensel, sınırsız düşünce özgürlüğünden geçer. Buna karşı çıkmış ülkelerin insanları da 21. yüzyıla onurunu yitirmiş,
    insanlığın
    yüzüne bakamayacak durumlara düşmüş insanlar olarak girerler.”

***

Düşüncenin yasaklanmasını eleştiren bu metin, yasaklandı.
Yaşar Kemal hakkında dava açıldı. Bunun üzerine, “Biz de aynı metne imza atıyoruz” kampanyası başlatıldı. Türkiye’den ve dünyadan yüzlerce yazar aynı metni imzaladı.
Onlar için de dava açıldı. Hep birlikte gittik DGM’ye, duvar dibine dizildik.
Unutmuyorum o günü; çocuklar gibi şendik. Mahkemenin bitişiğinde, “Yaşar’ın Yeri” diye bir kahve vardı. Orada buluşur, sohbete koyulurduk. Duruşma salonu, Türkiye tarihinin gördüğü en geniş katılımlı edebiyatçılar paneliydi adeta… Oradan başımız dik çıktık.

***

O dönem kampanyayı organize eden Şanar, bu hafta, o duruşmanın 20. yıldönümünde, düşünce özgürlüğü davasının sanıklarını yeniden “Yaşar’ın Yeri”nde buluşmaya çağırıyor.
Kadronun bir kısmını geçen 20 yılda kaybettik. Bir kısmı fiziken değil, fikren öldü.
Bir kısmı ise aynı kararlılık ve cesaretle sürdürüyor mücadeleyi…
Bugün biraz insanlığın yüzüne bakabiliyorsak, onlar sayesinde…
İnsanlık karşısında onurumuzu kurtarmak için “Bizim Yaşar Kemal’imiz var”diyebiliyoruz göğsümüzü gere gere…
Kalk gel Usta! Zulüm, bildiğin eski zulüm; fikir yine tehdit altında…
Her taraf duvar, her köşe DGM… Ve biz yine “Yaşar’ın Yeri”ndeyiz.
Yerin dolmaz sensiz. Çık gel, gür sesinle, keskin kaleminle umut ol bize…
Anca senin ismin toplar bizi bir araya…
Kalk gel Usta!

============================================

Dostlar,

Sevgili Can Dündar gene usta kalemini çalıştırarak çoook dokunaklı bir yazı kaleme almış..

Dev edebiyat Çınar’ı 92 yaşındaki Yaşar Kemal gitti – gider..
Onurlu – üretken – sağlıklı bir yaşam sürebilecekse elbette dönsün..
Ama başka türlü olacaksa, bırakalım O ya da doğa karar versin..

Can Dündar, Kalk gel Usta! diyor, O’nu geri çağırıyor nafile çaba da olsa..

Buraya dek duygusal tonlamalarla iyi de;  

“Anca senin ismin toplar bizi bir araya…” 
tümcesine ne demeli? Türkiye hala kurumlaşamadı ve hemen her alanda tansık (mucize) kahramanlar bekliyor Ergenekon’un bağrından dağları delip gelecek:
bir elinde çekiç, öbüründe örs..
(Minik bir farkla örs yerine orak alsa Türk milliyetçiliğinden komünizme mi savrulacak?)

*****

Yaşar Kemal yukarıda alıntılanan yazısında “Türkiye halkları” deyimini kullanıyor..
Bir tümcecik ekleseydi önce;

Türk Ulusunu oluşturan / Türk Ulus Devletini kuran Türkiye halkları
deseydi keşke..

Büyük ATATÜRK tam da öyle tanımlamadı mı 3 yerde el yazısıyla :

“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına / ahalisine Türk milleti denir.”

Kürt kökenli edebiyat devi Yaşar Kemal, tam da Büyük Atatürk’ün bu bireşim (sentez), Anadolu ahalisine tarihsel- sosyolojik uzlaşı çağrısının tipik – somut ürünü değil mi?

Sevgi ve saygı ile.
18.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

Anneler hâlâ ağlıyor Hülya hanım!

Anneler hâlâ ağlıyor Hülya hanım!

Hülya Koçyiğit’i, birlikte çalıştığımız komisyonlardan tanırım. Son derece mütevazı, mesafeli ve güleç bir insandır.
Bir “anneler ağlamasın” sloganı peşine düşüp, hiçbir şeyi sorgulamadan, yalnızca annelerle empati kurulmasını istemiştir bugüne kadar. Yetmediği ortada…

Anneler hâlâ ağlıyor Hülya hanım

A. Mumtaz İdil

Hülya Koçyiğit’i tanırım. Birlikte Sinema ve Müzik Eserlerini Destekleme Fonu komisyon toplantılarında birlikte olduk. Müthiş mütevazı ve mesafeli bir kadındır.
Lafını bilir, fazla konuşmaz ve daha da önemlisi, nerede susacağını çok iyi bilir.
Akil insanlar içinde Hülya Koçyiğit’i görünce aslında şaşırmadım. Çünkü kendisine ustaca anlatılan her “projeye” evet demeye hazır bir yapısı vardır. Çabuk ikna olur,
çabuk inanır…

“Anneler ağlamasın” sloganı AKP için biçilmiş kaftandı. Bir yığın insanın bu şemsiye altına gireceğinden AKP kurmayları da, danışmanları da emindi. Nitekim öyle oldu.
Bunlardan yalnızca birini tanıyorum işte: Hülya Koçyiğit.

Ama bu kadar duygusal tanıdığım Hülya Koçyiğit’in ansızın Adalet Ağaoğlu’na dönmesini bekledim. Adalet Ağoğlu’nu da iyi tanırım. Onun da duygusallığını bilirim. Nasıl “yetmez ama evetçilere” katıldığını ve ardından pişman olduğunu da
tahmin ediyorum.

Her ikisi de “ben bu adamı tanımıyorum, bu da kim hakkımızda ahkam kesiyor,” diyemeyecek kadar tanıyorlar beni.

Hülya Koçyiğit’in hala “analar ağlamasın” big bang’inden çıkamadığını gördükçe üzülüyorum. Dedim ya duygusal ve mütevazı bir insandır, ama bu konuda basireti bağlanmış sanki.

Dün, Gaziosmanpaşa Belediye’sinin “Anneler Günü” etkinliğine katılmış Koçyiğit.
Akil insanlar göreviyle ilgili sorular da sorulmuş kendisine. “İçinden geçtiğimiz şiddet yılları, birçoğumuzda telafisi zor acılar bıraktı. Artık birbirimizi dinleyerek, anlamaya çalışarak, empati kurarak, düşünerek yaralarımızı sarabiliriz. Barış süreci için çok geç kalındı. Bundan böyle zaman kaybetmeyelim. Onun için bu görevi üstlendim,”
şeklinde konuşmuş.

Şaşırdım. “Anneler ağlamasın,” dememiş bu kez. Ama çok daha ileri gitmiş ve altından kalkamayacağı yuvarlak laflar etmiş.

Kendisine barış süreci diye anlatılan şeyin bölünme süreci olduğunun
hala farkında değil.

Daha da ilginç olanı, hala Hülya Koçyiğit bu “görevi” niye üstlendiğini anlatmaya çalışıyor. Hala kendini savunma ihtiyacı duyuyor ve bu yüzden de asli görevini yapamıyor. Bildiği üç beş cümleyi tekrar etmekten öteye geçemiyor. “Anneler ağlamasın” sloganı atıldığında kendine geliyor ve ona sarılıyor, ama “eyalet sistemine geçiş” konusunda ne düşünüyorsunuz ya da, “yerel yönetimlere aşırı yetki verilmesine ne diyorsunuz,” gibi sorular sorulduğunda, kırık plak gibi, “anneler ağlamasın” diyor.
İşin tuhaf tarafı, tam bunları söylediği sıralarda Reyhanlı da 50’ye yakın vatandaşımız hayatını kaybediyor. Her can kaybının ardında bir anne olduğunu düşünürsek,
anneler ağlamaya devam ediyor.

Anneler ağlamasın Hülya hanım, tamam da, Suriye politikamızın bizi nerelere getirdiğinin farkında olmayışınız da şaşırtıcı. Yani verilen göreve bakarım, gerisi beni ilgilendirmez. Suriye ile savaşacaklarsa savaşsınlar, o iş başka, diye mi düşünüyorsunuz?
Yetmez ama evetçi takımdan bazıları “kandırıldıklarını” çok sonra anladılar.

Akil insanlar da bir süre sonra aynı şeyi söyleyecekler. Zira PKK-MİT-İMRALI-KANDİL mutabakatını görmeden, “barış sürecine katkı” gibi altı boş bir argümanla yola çıktıklarından, gerçekler ortaya çıkınca millete dönüp “Bizi kandırmışlar,” demenin bir esprisi yok.

Umarım başınıza bu gelmez, ama benim “ummam” yeterli değil, çünkü elbet gelecek.

(http://haberartiturk.com/Makale/anneler-h-l–agliyor-hulya-hanim.html, 13.5.13)