Mehmet Bedri Gültekin : Kapıyı çalan tehlike ve fırsat

Kapıyı çalan tehlike ve fırsat 

 Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin
aydinlik.com.tr, 01.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ekonomide yolun sonuna geldik. 1980 yılında 24 Ocak kararları ile başlayan; neoliberal politikaları uygulayarak milli ekonomiyi tasfiye etme, Kamu İktisadi Kuruluşlarını elden çıkarma ve emperyalist finans merkezlerine her bakımdan bağlanma diye özetleyebileceğimiz programın sonuçlarını yaşıyoruz. Ama özel olarak belirtecek olursak; AKP iktidarı ile birlikte doludizgin yürürlüğe konan, sıcak para merkezlerinden borçlanarak ekonomi çarkını döndürme döneminin sonuna geldik.

14 yılda 130 milyar dolardan, 150 milyar doları kısa vadeli olmak üzere 400 milyar doların üzerine çıkan dış borç (AS: 420 milyar Dolar!); bir yıl içinde bulunması gereken 250 milyar dolar dış kaynak… Tablo budur ve Türkiye’yi bekleyen geleceğin ne olduğunu görmek için kâhin (AS: önbilici) olmak gerekmiyor.

Türkiye’nin yumuşak karnı

Yolun sonunu gösteren sadece son iki ay içinde Dolar’ın % 25 değer kazanması değildir. Ekonomi, çok çeşitli alanlarda, ABD başta olmak üzere Batı ile kapışan Türkiye’nin yumuşak karnı… ŞİÖ’ye yönelme mesajları veren Türkiye, şimdi ekonomi alanında Batı’dan gelmesi olası saldırılarla karşı karşıya. Türkiye ABD ile birçok cephede karşı karşıya geldi. Bölücü terör, FETÖ, Rusya ve İran’la ilişkiler, “Türk Akımı” anlaşması,  Irak’ın kuzeyindeki 2. İsrail’i Akdeniz’e bağlayacak ABD-İsrail koridoru vb. vb.

“Türkiye’nin ŞİÖ içinde rahat edeceği” yolundaki açıklamalar, ABD açısından bütün bu gelişmelerin üzerine tüy dikmek anlamına geldi.

Bütün bu etkenlere Batı ekonomilerinin 2008 yılında içine yuvarlandığı krizden bir türlü çıkamadığını ve emperyalizmin kendi krizini çevreye yıkarak hafifletme şeklindeki doğal eğilimini de ekleyelim.

Sonuç gerçekten yolun sonundayız ve Batı sistemi içinde ve neo liberal politikalarla gideceğimiz bir yer bulunmuyor.

Batı’nın krizi, Türkiye’nin şansı

Çin’ce de “kriz” aynı zamanda “fırsat” demektir.
Türkiye ekonomisinin şu anda içinde bulunduğu “kriz”, aynı zamanda Türkiye’nin önüne bir “fırsat”ı da çıkarmış bulunuyor. IMF verilerine göre Çin ekonomisi 2014’te yılında satın alma gücü üzerinden yapılan hesaplamalara göre ABD ekonomisini geride bırakarak dünyanın 1 numaralı ekonomisi oldu.

Çin büyüme hızını düşürmesine karşın hala % 7’lerle büyüyor. ABD ekonomisi ise deyim yerindeyse yerinde sayıyor. Sadece bu durumu göz önüne alarak düşünecek olursak, Çin’in şu anda bile ABD ile arayı açmakta olduğunu söyleyebiliriz.

Çin, yıldızı parlayan ülke olarak yalnız değildir. Atlantik ülkeleri çürüme ve durgunluk içindeyken, bütün Asya artık gelişmekte olan dünyadır. Dünya ekonomisinin Asya ile nefes alıp vermekte olduğu, günümüzün en büyük gerçeğidir. Türkiye çürümekte ve çökmekte olan Atlantik sistemi içinde mi yer alacak yoksa gelişmekte olan Asya ile mi birleşecek. Önümüzdeki soru budur ve yaşamaya başladığımız krizin cevabı da buradadır.

ŞİÖ ve Batı Asya Birliği

Daha da somut olarak ele alırsak, Türkiye 50 yıldır kapısında beklediği Avrupa’nın kapısında beklemeye devam mı edecek yoksa şimdi büyük bir arayış içinde olan komşularıyla Batı Asya Birliğine mi yönelecek? Batı Asya Birliği (Türkiye, İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Azerbaycan); 3 milyon km2 toprağı, 250 milyon nüfusu, bugün itibariyle 2.5 trilyon dolar milli hasılası, dünya enerji rezervlerinin %35’ine sahip olması, büyük tarımsal potansiyeli ve zengin maden kaynaklarının yanı sıra genç ve eğitilmiş insan gücüyle dünyanın gelişmeye en elverişli bölgesel birliği olmaya adaydır.

Atatürk tarafından 1930’lu yıllarda Sadabad Paktı’yla (AS: 1937) ilk adımları atılan Bölge ülkeleri arasında birlik fikri, son yıllarda yaşanan acıların ve ödenen bedellerin ardından yeniden canlanıyor. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün günümüzde artan ağırlığı, Batı Asya Birliği için koşulları daha uygun hale getiriyor.

ŞİÖ, AB’nin alternatifi (seçeneği) değildir.. diyenler, AB’nin gerçek alternatifinin üzerinden atlıyorlar. Türkiye’nin kapısını çalan ekonomik kriz ve güvenlik tehdidi bir yandan güvenlik şemsiyesi olarak ŞİÖ’yü, öbür yandan ekonomik bakımdan en yakın ortakları ŞİÖ ülkeleri olan Batı Asya Birliği’ni biricik çıkış yolu olarak Türkiye’nin önüne koyuyor.
===========================

Teşekkürler değerli dostumuz M. Bedri Gültekin…

Batı, geleneksel, genlerine kazınmış emperyalist sömürgenliği ve ikiyüzlülüğünü sürdürüyor.. Türkiye’nin o zamanki AET’ye başvurusu 1963 tarihli Ankara Anlaşması iledir ve Başbakan İsmet İnönü‘nün imzasını taşımaktadır. Aradan 53 uzun yıl geçmiştir ve Türkiye hala bekleme odasında tutulmaktadır. Oysa Birliğe tam üye olmadan Gümrük Birliği‘ne girerek ülkesini pazar kılan ve 1 Ocak 1996’dan bu yana 21 yıla varan dönemde birlaç yüz milyar Dolar dış ticaret açığı verdirilerek kanata kanata sömürülen bir konuma düşürülmüş durumdayız. Üstelik AB ülkelerinin AB dışından 3. ülkelerle bağıtladığı gümrük rejimi de Türkiye’yi doğrudan bağlamaktadır!

Geldiğimiz yer ortadadır. AKP döneminde kişi başına borç artışı, kişi başına gelir artışından daha fazladır. Bir soygun ve talan ekonomisi haramzadelerce dayatılmaktadır.

Türkiye, çok yönlü ilişkiler içinde kapsamlı bir uluslararası dengeye oynamak zorundadır. Dış politikanın tunç yasası ülkenin dostların değil çıkarlarının olacağıdır. Türkiye, karşılıklı çıkarlara saygı ekseninde ülkemizin çıkarlarını ençoklaştıracak çok yönlü ve çok yanlı (taraflı) ilişkiler denklemini kurmak ve işletmek zorundadır.

  • Verili zemin ise YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞTIR..
  • Büyük ATATÜRK tam bağımsızlığın üstüne titriyor ve
  • Savaşı, ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe cinayet olarak tanımlıyordu..

Sevgi ve saygı ile.
02 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

İran Meclis Başkanı : ‘Destekledikleri terör başlarına bela oldu’

 

İran Meclis Başkanı :
‘Destekledikleri terör başlarına bela oldu’

‘Destekledikleri terör başlarına bela oldu’

İRAN Meclis Başkanı Ali Laricani, Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen
terör saldırılarına ilişkin;

“Bu olaylar, Ortadoğu’daki terörün perde arkasındaki ülkelere, destekledikleri teröristlerin başlarına bela olduğunu gösterdi.” dedi.

İran resmi ajansı İRNA’nın haberine göre, Urumiye kentinde Vahdet ve Emniyet Konferansı’nda konuşan Laricani, Fransa’da yaşanan saldırılar gibi olayların
İslam coğrafyasında Batı ülkeleri tarafından desteklenen teröristler eliyle son yıllarda
sıkça yaşandığını ifade ederek,

“Bu olaylar, Ortadoğu’daki terörün perde arkasındaki Batı’lı ülkelere, destekledikleri teröristlerin başlarına bela olduğunu gösterdi.
Şimdi İslam ülkelerinde teröristler eliyle neler yaşandığını anladılar.” diye konuştu.

ORTAK MÜCADELE

Laricani, “Batı tarafından desteklenen teröristlerin İslama zarar vermeyi amaçladığını ve Müslümanların bölgedeki terörist akımlara karşı ortak mücadele etmesi gerektiğini.”
dile getirdi. (AYDINLIK portalı, 11.1.15)

================================

Dostlar,

Laricani zor durumda…
İran’ın da Şeriatçı – Dinci rejimini Türkiye dahil çevre ülkelere ihraç etme çabalarını unutmadık..

Şimdilerde suret-i haktan görünmeyelim…
Bir dinin bir mezhebinin inanç sistemini zorla tüm topluma dayatmak, kadınları başını örtmeye zorlamak, uymayanları Din Polisi Pastarlar eliyle sopayla “yola getirmek” (!)..

Humeyni yıllarca Paris’te sürgünde yaşadı. Fransa Humeyni’nin gül hatırına mı
O’na politik sığınma hakkı verdi ve yıllarca koruyup kolladı??

1 Şubat 1979 günü Air France’ın “aziiz ” yolcusu kimdi ve özenle Tahran’a indirilerek
İran’da Şah rejimini deviren dinci radikallere teslim edildi..
İran’a demokrasi getirsin diye herhalde..
Dolayısıyla İran halkı, Fransa’nın bu muazzam katkısını (!) asla unutmamalıdır (!?)..

“İran devrimi” nin (!?) şövalye imamları, ilk olarak kendilerine destek veren
Şah despotizminden bunalmış – şaşkınlaşmış “Solcu bağlaşıklarını (müttefiklerini)” darağacına yollamadılar mı? Daraağıcının bile belki bir haysiyeti vardı,
aşağılayarak vinçlerle asmadılar mı?

İran önce, kendisinin sergilediği bu terör saldırıları nedeniyle özeleştiri vermeli,
ülkemizdeki kimi karanlıkta kalan aydın cinayetleri aydınlatılmalı,
sonra “iyi polisi” oynamalıdır.

Ötesi, –elleriniz sizin de fevkalade kanlı olduğundan–  fazla gelmez mi??

Biz yine de enaz (minimum) çekinceyle (rezervle), geldiğimiz kritik koşullarda
kadim komşumuz İran ile, Büyük ATATÜRK‘ün 1937 Sadabad Paktı benzeri
bir bölgesel işbirliğine açığız.. Suriye, Irak, Azerbaycan dahil..

Salt bir ortak bildiri bile yetebilir :

* Biz bölge ülkeleri Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Azerbaycan bölgede barış ve güvenlik için “ortak çaba” göstereceğiz. Birbirimizin içişlerine karışmayacağız. Bölgede sınırların değişmezliğini tartışılmaz görüyoruz.. Ekonomik – ticari ilişkilerimizi geliştireceğiz..

Bu kadarı bile yeter Batı’nın ikiyüzlü, iğrenç, kanlı oyunlarını bitirmeye..

Tabii önce bizim evimizin önünü süpürmemiz gerek.

Türkiye’de Batı’nın taşeronu – eşbaşkanı iktidarları tasfiye etmemiz…

Sonrası çok zor olmayabilir..
Yine de sonrası için kaldırım taşlarını döşemeye şimdiden devam..

Sevgi ve saygı ile.
12.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net