14 MART TIP HAFTASI’NDA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ DURUMU

13.3.2019
BASIN AÇIKLAMASI

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ (TTB)
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI (SES)
DEVRİMCİ SAĞLIK İŞ SENDİKASI (Dev-Sağlık İş)
TÜM RADYOLOJİ TEKNİSYENLER VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ (TÜM-RAD DER)
SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ (SHUDER)
TÜRKİYE PSİKOLOGLAR DERNEĞİ (TPD)

14 MART TIP HAFTASI’NDA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ DURUMU

İnsanın yarasını saran acısını dindiren, yaşama, sevdiklerine kavuşturan sağlık alanındaki tüm çalışanların Tıp Bayramını kutlarız. Sağlık çalışanlarının mücadele günü 14 Mart Tıp Haftasında sağlık alanının giderek derinleşen yoğun sorunlarıyla birlikte karşınızdayız.

Sağlıkta dönüşüm programıyla birlikte katmerlenen sorunlarımız,
cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte çözüm mekanizmalarını kaybettiğimiz bir sürece girdi.

Şehir hastanelerinin açılmaya başlaması yeni sorunları beraberinde getirdi; her birimiz nerede çalışacağımızı, nasıl çalışacağımızı bilmeden, geleceğimizin ne olacağını bilemeden çalışmaktayız. Bu belirsizlik ne yazık ki, müdahale edemediğimiz etmekte geciktiğimiz bir süreç yaratıyor. Sonuç ise ne yazık ki yıllarca emek verdiği sağlık kuruluşundan ayrılma, işsiz kalan sağlık çalışanları, gittikleri şehir hastanelerinde işlerini yapamayan laboratuvar teknisyenleri, fizyoterapistler, röntgen teknisyenleri olmakta. Şehir hastanesinin devasa büyüklüğü içinde sürekli göz altında tutulduğumuz  alanları, bitmeyen koridorları çalışırken her birimizi birbirinden uzaklaştırıyor, yalnızlaştırıyor.  Çıkmaz gibi görünen bu süreci değiştirmek hepimiz için çalışılır hale getirmek  meslek örgütlerimiz, birlikler, sendikalar, derneklerle mümkün olacak.  Bu dönem çalışandan yana, haklarımızdan yana olan örgütlerimizin güçlenmesi ve güçlü bir biçimde taleplerimizi dile getirmesi ve mücadelemizi birleştirmemizle aşılacak.

Olağanüstü hal döneminde yüz binden fazla kamu emekçisinin ihraç edilmesine neden olan düzenlemeler, üç yıl daha yürürlükte kalarak iş güvencemizi ortadan kaldırmaktadır. Sağlık alanında yönetim kadrosu dışında gerekmeyen güvenlik soruşturmaları ise kurum değiştirirken iş güvencesini ortadan kaldırırken işsiz pek çok meslektaşımızın kamuda istihdamını engellemektedir. Üzülerek nitelikli pek çok meslektaşımızın Türkiye dışına göçüne tanık olmaktayız. Türkiye dışına beyin göçünü engellemek üzere getirilmiş mecburi hizmet uygulamalarının şimdi kendilerinin beyin göçüne neden olması kabul edilemez. Bu düzenlemeler derhal kaldırılmalı,

  • haklarında yargılanma ile kesinleşmiş suç bulunmamış kamudan ihraç edilen sağlık çalışanları işlerine dönmelidir.

Çalışanların talepleri dikkate alınmadan tek taraflı belirlenen ücret politikaları maaşlarımızın giderek erimesine yol açmıştır. Ekonomik krizin etkisiyle giderek artan enflasyonun çok altında yapılan zamlar maaşlarımızı küçültmüştür. Maaşlarımızın daha büyük bir bölümünü oluşturan performansa dayalı ek ödemeler ise krizden ve şehir hastaneleri sürecinden etkilenen en düzensiz ödeme kalemini oluşturmaktadır. Sağlık hizmetini metalaştırarak alınıp satılan bir mala dönüştüren döner sermaye uygulamaları ve tamamlayıcısı olan performansa dayalı ödeme sistemi, sağlık hizmetinin bir ekip tarafından üretildiğini görmemektedir. Performans ödemesinin aylık gelirin önemli bir kısmını oluşturması ve ancak tam ay çalışıldığında ödenmesi, kesintilerin anlamsız biçimde çalışılmayan günler üzerinden değil üç günün üzerindeki izin ve istirahat kullanımlarında tamamen kesilmesi  hakkımız olan izinleri kullanmamızı ve hasta olduğumuzda gerekli şekilde istirahat etmemizi engellemektedir. Bunlar ve daha birçok nedenle sağlık alanında döner sermaye ve performans sistemi kaldırılmalıdır. Eğer döner sermaye olacaksa performansa dayalı ek ödeme toplam ücretin %20’sinden fazla olmamalıdır. Göstergeler yeniden üniversite mezunu çalışanların hepsi için 3600’den başlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

  • Emekliliğe yansıyacak, güvenceli, görev tanımına, liyakat ve kariyere uygun bir ücretlendirme politikası izlenmelidir.

Sağlık çalışanları ve sağlık çalışanı emeklilerinin ücretleri, şu anda aldıklarının iki katından az olmayacak şekilde düzenlenmelidir.

Aynı işyerinde aynı mesleği farklı statülerde yapmaya bağlı olarak farklı haklar bize dayatılmaktadır. İzin gün sayısından iş güvencesine, ücretlere uzanan bu eşitsizlikler en iyi, haklarda eşitlenme sağlanarak düzeltilmelidir.

Nitelik değil nicelik hedefleyen döner sermaye/ performans uygulamaları sağlık hizmetinin ve sağlık kuruluşunun amacından sapmasına yol açarak iyileşmeyi değil döner sermaye gelirlerinin artmasını sağlayacak biçimde yönetilmesine yol açmaktadır. Bilimsel tıbbın temel hastalık yok hasta vardır yaklaşımı teşhis tedavi paketleriyle ortadan kaldırılmıştır. Meslek bağımsızlığımızı ortadan kaldıran bu yaklaşım ne yazık ki hastalarımızın sorunlarının tam çözülememesine yol açarak hastaların fiziksel, ruhsal, sosyal iyilik haline ulaşmalarını engellemektedir. Bu durumun yarattığı en önemli sorun şiddettir.

Her yıl on binden fazla sağlık çalışanı sözel ya da fiziksel şiddete uğramaktadır. Şiddet öldürücü boyutlara ulaşmış; pek çok sağlık çalışanı öldürülmüş ve yaralanmıştır. Çoğumuzun hasta ve yakını ile yüz yüze çalıştığı iş yerlerimizin bu kadar güvensiz olmasını kabul etmiyoruz. Bu nedenle TTB tarafından meclise sunulan sağlıkta şiddeti önleme yasası gecikmeksizin çıkarılmalıdır.[1]

Yıllardır sağlık emek ve meslek örgütlerinin gerekçelerini de sunarak, yapılan işin yıpratıcılığa göre düzenlenmiş fiili hizmet tazminatı kanun teklifi görmezden gelinerek 3 Ağustos tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 7146 sayılı kanunla  31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tabloya yapılan eklemeyle “insan sağlığıyla ilgili işlerde çalışanlara yıllık 60 gün olmak üzere yıpranma payı” düzenlemesi yapılmıştır. Çok yetersiz olan bu düzenleme sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tümünü kapsamamaktadır, geçmiş çalışma yıllarımızı kapsamamaktadır, özelde çalışanları kapsamamaktadır. Fiili çalışma koşuluna bağlanmıştır, yıllık izinlerimiz, hafta sonu tatillerimiz, dinlenme hakkımız gasp edilmektedir. Topladığımız imzalarla da belirttiğimiz gibi sağlık ve sosyal hizmet işkolunda çalışan tüm emekçilerin dahil edildiği, geçmiş çalışma yıllarını kapsayan, fiili çalışma süresi koşulunu kaldıran, yeni bir fiili hizmet yasası yapılmalıdır.

[1] Yasa tasarısı: Sağlık çalışanlarına yönelik olarak gerçekleştirilen şiddet suçlarının mutlak cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve önleyicilik açısından, Türk Ceza Kanunu’na; “1) Sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık personeline karşı, sağlık hizmeti sunumu esnasında veya verilen sağlık hizmetinden kaynaklanan nedenlerle cebir, şiddet veya tehdit kullanan kişi,
iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Bu fiiller sonucu sağlık hizmeti kesintiye uğramış ise yukarıdaki fıkraya göre belirlenen ceza yarı oranında artırılır.” hükmünün eklenmesini içerir.

Şiddete uğrayan hekimin hastayı reddetme hakkına yargıdan onay

 

 

Şiddete uğrayan hekimin hastayı reddetme hakkına yargıdan onay


ato logo

Görevi başında kendisine hakaret eden hastaya bakmayı reddeden uzman hekim hakkında “görevini ihmal ettiği” gerekçesi ile idarece verilen soruşturma izni, Ankara Tabip Odası’nın sunduğu hukuksal destek ile yapılan itiraz sonucu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından kaldırıldı. 

Hekim Postası

Geçici görevlendirme ile 19-23 Ocak 2015 tarihleri arasında Ankara Kızılcahamam Devlet Hastanesi’ne gönderilen kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir hekim, 19 Ocak 2015 günü öğle tatilinde muayene olmak için gelen kadın hastanın sözlü şiddetine maruz kaldı. Kendisine hakaret eden hastaya bakmayı reddeden hekim, durumu hastane idaresine de bildirdi. Hastane idaresi ise, “Çalışan Güvenliği” konulu genelge hükümlerini dikkate alıp işletmeksizin, hekimin hastaya bakması konusunda ısrarcı olurken hekim aleyhine tutanak düzenlendi. Devamında konu, Kızılcahamam Kaymakamlığı’na intikal ettirilerek (AS: yansıtılarak, iletilerek), hekim hakkında “görevi ihmal ettiği” suçlamasıyla ön inceleme başlatıldı ve soruşturma izni verildi.

ATO’dan hukuksal destek istedi

Bu gelişme üzerine, hakkında ceza mahkemesinde kamu davası açılması durumuyla ve “görevi ihmal” suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi gereği 2 yıla dek hapis cezası alma olasılığıyla karşı karşıya kalan uzman hekim, Ankara Tabip Odası’ndan hukuksal destek istedi. Hekime gerekli hukuksal desteği sunan ATO Hukuk Bürosu, söz konusu soruşturma izni kararına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nde itiraz yoluna gitti.

Mahkeme ATO Hukuk Bürosunun savlarını haklı buldu

İtirazı inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi, hekimin mevzuata uygun olarak hastayı reddetme hakkını kullandığını, bu durumu hastane idaresine bildirdiği halde olayın sürüncemede bırakıldığını, bu nedenlerle olayda hekimin görevini ihmal ettiği sonucunun doğmadığını ifade ederek, 3 Temmuz 2015 kararı ile söz konusu soruşturma izni kararını kaldırdı. Karar üzerine uzman hekim hakkında herhangi bir adli soruşturma yapılıp kamu davası açılmayacak. Hekime şiddet uygulayan hasta hakkında ise, Kızılcahamam Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir kamu davası açılmış olup, bu dava da uzman hekim adına ATO Hukuk Bürosunca izleniyor.

==============================

Dostlar,

Yerinde bir karardır Ankara Bölge İdare Mahkemesi‘nin kararı.
Değerli yargıçlara teşekkür ederiz..

Hakkını arayan ve meslek onurunu koruyan meslektaşımıza da..
Ve elbette meslektaşımıza hukuksal destek veren Ankara Tabii Odamıza da..

Hastalarımızdan da hekim – sağlık çalışanı haklarına saygı ve özen bekliyoruz.

Hastalarımız, dahası hasta olmadan da sağlıklı iken sağlık hizmeti almak üzere başvuran insanlarımız biz hekimlerin baş tacıdır.

Bizler yaşamını mesleğine adamış insanlarız. Ancak bunca özverimiz, çok yarışmacı ve ağır tıp ve uzmanlık eğitimi ile kedini sürekli yenileme yükümü, uzun nöbetler, yoğun hasta yükü, yetersiz ücretler… bizlerin önemli sorunlarıdır. Politikacılar sorunları kalıcı çözmek yerine, sağlık hizmeti kullanıcıları ile sağlık çalışanlarını arşı karşıya getirmektedir. Bu oyuna gelmemli, hatslar – sağlık alışanları sorunun kaynağını doğru saptamalı ve birlikte oraya yönelmeliyiz.

AKP’nin 2003 Haziran’ından bu yana ülkemize dayattığı kökü dışarıda ABD-AB-IMF-DB dayatması ÖZELLEŞTİMECİ – PİYASALAŞTIRMACI – YERLİ VE YABANCI SERMAYEYE PARA KAZANDIRMA ODAKLI SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI artık duvara dayanmıştır ve sürdürülememektedir.. Bu hatalı yoldan geri dönülmelidir.

Genel Sağlık Sigortası sizin sağlığınızın değil de gerçekte SERMAYENİN KAZANCININ SİGORTASI olarak işletilirse, bu vb. sorunlardan kaçınmak olanaksızdır.

Nitekim sağlık çalışanlarına dönük cinayetle bile sonlanan şiddet, Türkiye’nin AKP sayesinde tanıştığı bir beladır!

Öldürülen çok sayıda sağlık çalışanının gerçek katili AKP sağlık politikasıdır! Onlar görev şehididir..

Sevgi ve saygı ile.
29.09.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

http://www.hekimpostasi.org.tr/2015/09/14/siddete-ugrayan-hekimin-hastayi-reddetme-hakkina-yargidan-onay/

Süheyl Batum’dan Reyhanlı açıklaması : KATİL TEK KİŞİDİR; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan!.

Dostlar,

CHP Eskişehir Milletvekili, Anayasa Hukuku hocası dostumuz
Sayın Prof. Dr. Süheyl BATUM, Reyhanlı faciası ile ilgili bir açıklama yaptı..

Teşekür ederek ve içeriğini paylaşarak sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 12.5.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

”TÜRK MİLLETİNİN BAŞI SAĞ OLSUN”…

Sevgili dostlar,

Maalesef Hatay’da (Reyhanlı) meydana gelen elim olayda 40’ı aşkın vatandaşımız yaşamını yitirdi, 100’den çok kişi de yaralandı. Hatay milletvekili arkadaşlarımız, durumun televizyonlarda gördüğümüz, Irak’ta ya da Suriye’de yaşanan
vahim olaylardan çok daha feci olduğunu söylediler.

Bu durumda sözü uzatmaya hiç gerek yok. 40’tan çok vatandaşımızın katledilmesinin tek bir sorumlusu vardır,

  • KATİL TEK KİŞİDİR; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan!.

Tabii ki, İçişleri Bakanından, Dışişleri Bakanına, Savunma Bakanına dek birçok ortağı da vardır. Ancak esas fail Başbakan dedikleri kişidir.

Sınırları açtılar, asker üniforması altında çapulcular ordusu topladılar.
Kamplar kurdular. CHP bunları tek tek dile getirdi. Oralı bile olmadılar.

Hatay’lılar, Gaziantep’liler, Şanlıurfa’lılar “buralarda Suriye askerleri ve siviller ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar, yabancı devlet temsilcilerinin, istihbarat ajanlarının girmediği yer yok..” dediler. Dikkat çekmeye çalıştılar.

  • RTE oralı bile olmadı.

Cilvegözü kapısında kameralar önünde araba patladı.
14 kisi yaşamını yitirdi. Oralı bile olmadı.

Daha 10 gün önce, pasaportsuz girmek isteyen Suriye’lilerin açtığı ateş sonunda
bir polis memurumuz şehit oldu. RTE oralı bile olmadı.

CHP, MHP sürekli uyardılar. ABD deliğine süpürülmek korkusuyla, bunları yapma, kendi vatandaşlarına da zararı olacak dediler.

“Siz Alevilerden yanasınız, tabii Genel Başkanınız Alevi, ondan böyle yapıyorsunuz.” biçiminde yanıtlar verdi.

“Suriye’ye biz saldıralım” diye ortalara atıldı. ABD bile, “haydi oradan, otur oturduğun yerde, senin artık prestijin yok.” diye yanıt verdi.

Daha birkac gün önce “Kara harekatını biz başlatırız.” dedi,
sonra “Yok yok, yanlış olmuş, hiç öyle der miyim?” diye geri adım attı.

PKK’ya gönderdiği yakın adamları (A. Saltık : MİT müsteşarı), “kentleri patlayicilarla doldurdunuz, hepsini biliyoruz ama bir şey yapmıyoruz.” dedi. Bu söyledikleri ortaya çıkınca, hiç oralı olmamakla kalmadı. Bir gecede onları (A. Saltık : MİT müsteşarını) korumak icin özel yasa çıkarttı.

Ve geldik Reyhanlı’daki korkunç olaya.. 40’ı aşkın vatandaşımızın yaşamını yitirdiği patlamaya.

Dediğim gibi, ortada tek suçlu vardır. Esas olarak tek asli fail vardır.
Diğerleri de buna katılmışlardır.

Daha önce söylemiştim. Türk Ceza Kanununda, bu suçlardan biri özellikle düzenlenmiştir. Kanunun 306 ıncı maddesinde.

Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, ……… veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil sonucu savaş meydana gelirse faile müebbet hapis cezası verilir.

(3) Fiil, sadece ……… veya Türkiye Devleti veya Türk vatandaşlarını misilleme tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak nitelikte ise faile iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
(4) …….. misilleme meydana gelirse ……. üç yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Bunların hesabını mutlaka soracağız.
Mutlaka sormalıyız da.
Yoksa Turk milleti bize de sormalı.

SÜHEYL BATUM
11 Mayıs 2013