Montrö Sözleşmesi Türkiye’nin güvenliği ve savunması için yaşamsal önem taşıyor!..

Montrö Sözleşmesi Türkiye’nin güvenliği ve savunması için yaşamsal önem taşıyor!..

Uğur Dündar
SÖZCÜ, 21.12.19

Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’dan Kanal İstanbul ve Montrö Sözleşmesi konusunda çarpıcı tespitler:

Sevgili okurlarım;

Tarafsız uzmanlar Kanal İstanbul Projesi‘nin gerçekleşmesi halinde İstanbul ve çevresi için felaket boyutunda ekolojik sorunlara neden olacağını öne sürüyor.

Ayrıca bu projenin uygulanmasıyla son derece ağır demografik ve ekonomik sıkıntıların ortaya çıkacağını iddia ediyorlar. Projenin bir ihtiyacı karşılamadığını, amacının rant yaratmak olduğunu vurguluyorlar. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da bilimsel bulgular ışığında bu projeyi “ihanetin ötesinde, bir cinayet” olarak niteliyor. Bugün, tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile yapacağım söyleşide, konunun stratejik önem taşıyan güvenlik boyutunu ele alacağım. Zira, Kanal İstanbul’un, Türkiye’nin savunmasında kritik öncelik taşıyan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin son bulmasına veya aleyhimize değişikliklere uğramasına yol açacağı hususunda ciddi endişeler dile getiriliyor.
★★★
UĞUR DÜNDAR (U.D.): Sayın Elekdağ, söyleşimize ABD ile Rusya arasında küresel bir mücadele alanı haline gelen Karadeniz havzasındaki gelişmeleri ele alarak başlayalım.

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Sözünü ettiğiniz mücadelenin temelinde, NATO’nun doğuya doğru genişleme stratejisi ile Rusya’yı tekrar bir süper güç haline getirmek isteyen Putin’in Rusya’nın Sovyetler Birliği dönemindeki etki alanlarını tekrar kazanma politikasının çatışması var… Sovyetler Birliği döneminde Karadeniz’in Türkiye sahilleri dışındaki tüm kıyılarında Sovyet hakimiyeti vardı. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve ardından NATO’nun genişleme dalgasıyla Karadeniz sahillerinin büyük bir kısmı NATO üyesi Romanya ve Bulgaristan ile bağımsız ve Batı yanlısı Ukrayna ve Gürcistan’ın hakimiyetine girdi. Rusya, Soçi- Novorossiysk arasındaki 300 kilometrelik bir sahil şeridine sıkışıp kaldı. Bu ortamda Moskova’nın baskısından kurtulmak isteyen Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya alınması, ittifakın 2008 Bükreş Zirvesi’nde gündeme geldi ve bu iki ülkeye üyelik sözü verildi. İşte kıyamet bundan sonra koptu… Rusya böyle bir gelişmeyi önlemek için önce Gürcistan’ı parçaladı, sonra da Kırım’ı ilhak edip Ukrayna’yı bölme operasyonuna giriştiHalen Karadeniz havzasında ABD/NATO ile Rusya, çatışma rotasındalar. NATO’nun 70’inci yılını kutladığı Londra’daki zirve toplantısında Türkiye de dahil, ittifakın 29 üyesi Rusya’yı Batı dünyasının esas düşmanı olarak ilan ettiler. Ukrayna’nın egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunmasına verdikleri önemi vurguladılar. Ayrıca Kırım’ın Rusya tarafından işgalini asla kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Karadeniz havzasında soğuk savaş yıllarında olduğu gibi çok gergin bir hava hakim… Bu gergin durumun ufak bir kıvılcımla tehlikeli biçimde tırmanması ihtimali göz ardı edilemez.

ABD, MONTRÖ’YÜ DELMEK İÇİN YOLLAR ARIYOR

(U.D.): Bir de ABD’nin Karadeniz’e kalıcı bir NATO deniz gücü oluşturulması projesi var…

(Ş.E.): ABD’nin, Rusya’yı kuşatma stratejisi uyarınca NATO kisvesi altında Karadeniz’de kalıcı ve etkin bir deniz kuvveti bulundurmak istediği ve böyle bir projeyi engelleyen Montrö rejimini delmek için yollar aradığı doğru… Fakat bu husustaki girişimlerini kendisi öne çıkarak değil, vesayetine giren Romanya’yı kullanarak yapıyor. Nitekim, Haziran 2016’daki NATO Savunma Bakanları Toplantısında Romanya, Karadeniz’de Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, Türkiye ve ABD’nin katılacağı daimi bir NATO filosu oluşturma fikrini ortaya attı. Bu öneriye göre, ABD savaş gemileri NATO filosuna rotasyonla katılacaklar ve bu şekilde kıyıdaş olmayan ülke savaş gemilerinin Karadeniz’de 21 günden fazla kalamayacakları hakkındaki Montrö Sözleşmesi hükmüne riayet etmiş olacaklardı. Ukrayna ve Bulgaristan öneriyi kabul ettiler. Ancak bilahare, Bulgaristan’ın Moskova’nın baskısıyla öneriye karşı çıkması nedeniyle proje gerçekleşmedi. Fakat bu proje yine de gündemden düşmüş değildir.

Elekdağ, Montrö’yü hatırlattı, “Bu itibarla Boğazları kullanan gemileri Kanal İstanbul’dan geçmeye zorlamaya hakkımız yoktur.” dedi.

(U.D.): Şimdi, Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye’ye güvenlik açısından neler sağladığını ve feshedilmesi (sona erdirilmesi) halinde neler kaybettireceğini inceleyelim.

(Ş.E.): Sözleşme Boğazlardan geçişte Karadeniz’e sahildar (AS: kıyıdaş) olmayan devletlere birçok kısıtlamalar getirmek suretiyle, Türkiye’nin güvenliği için gerekli koşulları yaratacak ve Rusya’nın güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edilmiştir. Karadeniz’de kıyısı olmayan devletler barış zamanında en az 8 gün önceden Karadeniz’e gidecek savaş gemilerinin sayısını, tipini ve geçiş tarihini Türk yetkili makamlarına bildirmeye mecburdurlar. Bu devletlerin Boğazlardan aynı anda transit geçecek gemilerinin sayısı 9’u ve tonajı da 15 bin tonu geçemez. Keza, kıyıdaş olmayan devletlerin Karadeniz’de bulunduracakları gemilerinin toplam tonajı 30 bin tonla sınırlıdır. Tek bir devlet için bu tonaj 20 bin tonu geçemez. Ancak, Karadeniz’deki en güçlü donanmanın tonajı sözleşmenin imzalandığı tarihteki en güçlü donanmanın tonajını 10 bin ton aşarsa 30 bin tonluk limit 45 bin tona çıkarılabilir. Bu durumda bugünün koşullarında söz konusu limit 45 bin tondur. Boğazlardan uçak gemileri ve denizaltılar geçemez. Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin barış zamanındaki hakları çok daha geniştir. Sözleşme’ye göre savaş halinde, Türkiye tarafsız ise muharip devletlerin gemileri Boğazlardan geçemez. Türkiye muharip ise savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini istediği gibi düzenler.

TÜRKİYE’NİN BOĞAZLARDAKİ DENETİMİ ORTADAN KALKAR

(U.D.): Peki, şimdi sözleşmenin yokluğunda Türkiye’nin nasıl bir durumla karşılaşacağını inceleyelim…

(Ş.E.): Montrö Sözleşmesi 20 Temmuz 1936’da, Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya tarafından imzalanmıştır. İtalya da 1938’de sözleşmeye katılmıştır. Sözleşmenin 28. maddesine göre, bu devletlerden biri tarafından fesih başvurusu yapılırsa, bu başvuru tarihinden itibaren sözleşme iki yıl daha yürürlükte kalacak ve taraf devletler yeni bir sözleşmenin hükümlerini saptamak üzere bir konferansta bir araya geleceklerdir. Bu konferansta yeni sözleşmenin 1982 Birleşmiş Miletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) hükümleri temelinde oluşturulmasının önerilmesi kesindir. Türkiye’nin, Boğazlar üzerindeki kontrol ve denetimini ortadan kaldıracak bu yoldaki önerilere kuvvetle karşı çıkması beklenmelidir. Rusya’nın tutumu da aynı doğrultuda olacaktır. Bu konferanstan bir sonuç çıkmayınca IMO’nun yardımıyla bir müzakere süreci başlayabilir. Ancak, böyle bir süreçten, Türkiye’nin karşısındaki denizci devletlerin hem adetçe çok hem de daha etkili olmaları nedeniyle ülkemizin güvenliğini ve çıkarlarını koruyabilen bir sözleşme çıkabilmesi mümkün değildir. Zira, karşımızdaki çoğunluk, Türkiye’ye BMDHS’nin 38. maddesinin 2. fıkrasındaki “transit geçiş rejimi” hükümlerini dayatacaklardır.

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ ARKA PLANA İTİLECEKTİR

(U.D.): Transit geçiş rejimi çok mu aleyhimize?

(Ş.E.): Evet!.. Bu rejimin uygulanması halinde geçişlerde Türkiye’nin güvenliğinin korunması arka plana itilecektir… Şöyle ki: Askeri gemilerin geçişlerine yönelik önceden bildirim usulü, transit geçiş sırasında ve Karadeniz’de bulundurulabilecek tonaj sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeler ile Karadeniz’de kalış süresi üzerindeki sınırlama ortadan kalkacaktır. Yani, her tip ve tonilatoda savaş gemisi – uçak gemileri ve denizaltılar da dahil – hiçbir bildirime ve sınırlamaya tabi olmadan Boğazlardan geçecek ve süresiz Karadeniz’de kalacaktır. Yabancı savaş uçakları da Boğazlar üzerinden transit geçişte bulunacaklardır.

(U.D.): Bu felaket bir senaryo!.. Boğazlar yol geçen hanına dönüyor!..

(Ş.E.): Evet!.. Bu koşullarda, ABD,  istediği büyüklükte ve nükleer başlıklı balistik füzelerde donatılmış bir askeri deniz gücünü Boğazlardan geçirebilecek ve Romanya’da deniz üsleri kurabilecek. Karadeniz’i NATO/ABD gölüne dönüştürecek böyle bir gelişme, Rusya-ABD gerginliğini had safhaya taşıyacak ve global istikrarı tehlikeli şekilde bozarak bir kriz ortam oluşturacaktır. Rusya da en az Türkiye kadar böyle bir ortamın oluşmasını istemez. Bu münasebetle burada, Türk kamuoyuna pek iyi anlatılmayan bir hususu belirtmek isterim:

  • Montrö Sözleşmesi’nin aynen devamı Türkiye’nin güvenliği ve savunması için yaşamsal önemdedir. Sözleşme, dünya barış ve istikrarı için de paha biçilmez değerdedir. 

(U.D.): Böyle bir ortamda ABD, sözleşmenin feshini ister mi?

(Ş.E.): Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ABD, müttefiki Romanya vasıtasıyla fesih başvurusunu yaptırabilir. Ancak, ABD’nin bu yoldaki kararı, kendisiyle Rusya arasında her an sıcak gelişmelere yol açabilecek aşırı riskli bir kriz sürecine “angaje” olmayı göze almasını gerektirecektir. Ben bugünün koşullarında, özellikle Boğazların bekçiliğini NATO’ya üyeliği süren bir Türkiye yaptığı müddetçe ABD’nin sözleşmenin feshi yolunda bir girişimde bulunarak aşırı riskli bir kriz süreci yaratacağı kanısında değilim.

KANAL İSTANBUL ZORLAMASI MONTRÖ’YÜ İHLAL SAYILIR

(U.D.): Peki, Kanal İstanbul’un gerçekleştirilmesinin Montrö Sözleşmesi üzerinde ne gibi etkileri olur?

(Ş.E.): İktidar tarafından ve yandaş medyadan gelen seslere bakılırsa Boğazlardan geçen ticaret gemilerinin tümünün veya bir bölümünün Kanal İstanbul’a yönlendirileceği planlanıyor ve alınacak geçiş ücretlerinin 8 milyar doları bulacağı hesaplanıyor. Oysa, Montrö Sözleşmesi’ne göre, barış zamanında her devletin ticaret gemileri bayrak ve yükü ne olursa olsun Boğazlardan serbestçe geçebilecektir. Bu itibarla Boğazları kullanan gemileri Kanal İstanbul’dan geçmeye zorlamaya hakkımız yoktur. Türkiye tarafından vuku bulacak herhangi bir zorlama, Montrö Sözleşmesi’nin ihlali sayılacak ve durumu fırsat bilen Yunanistan sözleşmenin feshini gündeme getirecektir. Gemi geçişlerinden 8 milyar dolar ücret tahsil edileceği iddiasına gelince…
Bu rakamı 2017’de Boğazlardan geçen gemi sayısı olan 43 bine bölünce, her gemiden 180 bin dolar tahsil edilmesi gerekeceği gibi bir saçmalık ortaya çıkıyor.

(U.D.): Peki Montrö Sözleşmesi’ne göre geçişten ücret alınıyor mu?

(Ş.E.): Sözleşme Türkiye’ye “fener, tahlisiye ve sağlık resmi” alma yetkisi veriyor. Türkiye bu tahsilattan yılda 150 milyon dolar gelir elde ediyor. Geçiş ücretleri sözleşmede 1936’da 1.20 olan altın/frank kuru üzerinden belirlenmiş ve bu kur Türkiye tarafından 1982’ye dek değiştirilmeden uygulanmıştır. 1982’de belirlenen gerçek kur üzerinden hesaplanan ücretlerin reel olarak 10 kat arttığı görülmüştür. Ücretler buna göre saptanınca Yunanistan, İngiltere ve Rusya’nın itirazları başka devletler tarafından da benimsenmiş ihtilaf IMO’ya intikal etmiş. Burada tartışmanın büyüyüp Boğazların denetiminin Türkiye’den alınıp uluslararası bir komisyona devri önerisi gündeme gelince, Türkiye geri adım atarak reel ücretin % 25’ini almayı kabul etmiştir. 1994 yılında tekrarlanan ücretlerin güncelleştirilmesi girişimi aynı akıbete uğramıştır. Uzmanlarca yapılan hesaba göre, geçiş ücreti güncel altın kuru üzerinden belirlendiği takdirde Türkiye yılda 2.4 milyar dolar elde edebilecektir. Boğazlar trafiğini Kanal İstanbul’a yönelterek ücretleri güncelleştirmeyi amaçlayan bir girişimin daha öncekilerin akıbetine uğraması mukadder olduğu gibi, sözleşmenin feshinin tartışılmaya açılması riskini taşıdığı da vurgulanmalıdır.

(U.D.): Bir eksiğimiz kaldı. Bu da sözleşmenin tadiline ilişkin prosedür…

(Ş.E.): Montrö Sözleşmesi’nin 29. maddesindeki tadil prosedürü, Türkiye ile Rusya’ya Karadeniz güvenliği konusunda çıkarlarının örtüşmesi nedeniyle birlikte hareket ettikleri takdirde aleyhlerine olacak her kararı engelleme imkanını vermektedir.

 

Borç ekonomisi

Borç ekonomisi

AKP Genel Başkanı Ekonomist (?) Erdoğan’a 10 Soru

1. 12 ay içinde vadesi gelecek olan 182 milyar dolar dış borç ve
2. 55 milyar $ dolayında cari işlem açığının finansmanı nasıl sağlanacak?
(bkz. http://ahmetsaltik.net/2018/06/09/ekonomik-secenekler-daraliyor/)

E. Büyükelçi Dr. Şükrü Elekdağ, Türkiye’nin dış borçlarını ödeme gücünün çok zayıfladığına dikkat çekmektedir (https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/ugur-dundar/turkiyenin-dis-borclarini-odeyebilme-kapasitesi-cok-zayiflamis-durumda-2453500/utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger)

Dikkat çekmek isteriz ki, Sayın Aydoğanoğlu’nun aşağıdaki paragrafında belirtilen, 2018 sonuna dek servis edilmesi gereken toplam küresel borç ödemesi 1,9 Tr (trilyon) $ dır!
– Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) yayımladığı ‘Küresel Borç Gözlem Raporu’na göre gelişmekte olan ülkeler 2018 sonuna dek kamu ve özel sektör üzere toplam 1 trilyon 900 milyar dolarlık borç ödemesi yapacak. Bu yıl en büyük borç geri ödemesi yapacak ülkeler Çin, Rusya, Güney Kore ve Türkiye olarak sıralanıyor.
Türkiye için bu rakam 182 Bn (milyar) $ olduğuna göre, toplamın borç geri ödemesinin yaklaşık 10’da 1’i (% 9,6’sı) Türkiye’nin sırtındadır! Oysa Türkiye’nin 2018 sonunda erişebileceği toplam ulusal gelir (GSMH) 800 Bn (milyar) $ bile olamayacaktır (2017 sonunda 850 Bn $). Küresel toplam gelir 2018 sonunda 80 Tr (trilyon) $’ı biraz aşabilir; Türkiye’nin bu üretimde payı %1 gibidir (nüfus %1,1!). Küresel gelirde %1 payınız olacak ama küresel borç servisinin %10’unu yapacaksınız!

Adama şu soruları sormazlar mı                :

1- Senin hiç öngörü (projeksiyon) hesapların yok mudur?

2- Bunca ağır, boyunu çooooook aşan borçlanmayı neden yaptın?

3- Haydi olağanüstü borçlandın; bu kaynağı hangi döviz getiren üretken yatırımlarda kullandın?

4- Borç servisi için, o da yapabilirsen – bulabilirsen, fahiş faizle ve kritik ödünlerle borçlanma dışında hangi seçeneğin var?
5- Sen bu işin sonunu hiç düşünmedin mi?
6- Üstelik ekonomistim diyorsun, diplomanı bir türlü göremedik ama, ‘kandırıldım’ da diyemezsin bu durumda..
7- Daha kritik bir soru : Ekonomi yönetimi, başdanışmanlar içinde bu öngörüyü (projeksiyonu) yapabilecek tek bir adam yok mu? Varsa sana uyarı yapılmadı mı? Yapıldı ise niye dinlemedin?
8- Örn. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yrd. İngiliz vatandaşı Mr. Mehmet Simsek’in yıllardır işin başında olarak bu yıkımı – çöküşü görememesi olanaklı mı? Göremedi ise diplomalarını yırtmayı ve emekliye ayrılmayı düşünür mü? Gördü ise ve hala kamuflaj ile meşgulse bu ‘misyon’ un adı nedir ve acil yaptırımı ne olacaktır / ne olmalıdır??!!
9. Hala kendinizi ve halkımızı, dünya kamuoyunu yanıltmayı (!) sürdürecek misiniz?
10. Artık bırakıp gitmeye ve hiç olmazsa ülkeyi enkaz ile başbaşa bırakmaya ne dersiniz?
*******
Efendi, bırak git artık.. Ülkenin yakasından düş..
Koskoca bir ülkenin, on milyonlarca masum insanın böylesine ağır soyulduğunun, talan edildiğinin örneği dünya iktisat tarihinde görülmemiştir.. Üstelik dincilik maskesi ile!

Gelinen yer; ülkenin salt bağımsızlığının değil; ülke ve ulus bütünlüğünün, bekasının ciddi biçimde tehdit altına sokulduğu ürkünç (vahim) bir yerdir!

Türkiye halkı, 24 Haziran’da, kendisine kurulan bu küresel mafyatik tuzağın hesabını mutlaka ama mutlaka sormalıdır; soracaktır umuyor ve diliyoruz..
Osmanlı’nın Düyun-u Umumiyesi‘ni defetmeyi bildiği gibi..
1923-1954 arasında 31 yıl, burnundan gelerek de olsa, haramzade padişahların hovarda borçlarını ödeyerek…

Sevgi, saygı ve derin kaygı ama UMUT ile. 10 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com