Teğmen Çelebi’nin “Sehven” Soruşturmasında Takipsizlik!

Dostlar,

portresiTeğmen M. Ali Çelebi, Ergenekon tertibi kapsamında tutuklu yargılanırken, 08.04.2011 günü yaptığı savunmada,

  • Telefonuma “SEHVEN” Hizbut Tahrir sempatizanlarının numaraları yüklendi, belgeli…

tümcesini kurmuştu. Mahkemede polis komplosunu apaçık kanıtlamıştı.

Teğmen Çelebi, 18 Eylül 2008’de tutuklanmıştı ve ilk savunmasını yapma sırası
2,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra gelebilmişti! Bu savunma metnini şu erişkeyi tıklayarak okuyabilirsiniz : Mehmet_Ali_Celebi’nin_savunmasi_8.4.11.

Salıverilmesi ise 20 Mayıs 2011’de, 2 yıl 8 ay sonra olanaklı olmuştu.

Teğmen M. Ali Çelebi, hüküm almadan, polisin alet edildiği bir komplo ile
2 yıl 8 ay hapis yattı.

Şimdi ise, 1 dakika gibi bir sürede 140 dolayında Hizbut Tahrir sempatizanının numaralarını cep telefonuna yükleyen polisler hk. adli işlem sürüyor.

Bu polisler suçlarını itiraf ederek “sehven” (yanlışlıkla) oldu.. demişlerdi.

Gözaltına alınan Teğmen M.A. Çelebi’nin polis emanetinde alıkonulan cep telefonuna, polisler “sehven” 1 dakika gibi bir sürede 140 dolayında Hizbut Tahrir sempatizanının numaralarını yüklemişlerdi. Can ve mal güvenliği kime emanet??

Şimdi bu polisler hakkında savcılık takipsizlik kararı verdi ve dosya kapanacak.
“Sehven” de olsa (!) bu eylemin (komplonun!) bir bedeli olmayacak!?

Oysa Teğmen M. A. Çelebi 32 ay suçsuz biçimde hapis yattı..

Bu adalet perisi nerelere kaçtı / kaçırıldı?
Devr-i AKP’de Türkiye sınırlarını terk mi etti, Atlantik ötesine mi sığındı,
tutsak mı alındı?

Polisin eylemi görevi ihmal derecesinde hafif asla değil.
Görevi kötüye kullanma bile hafif kalıyor.
Polislerin Teğmen M. A. Çelebi’ye yaptıkları; resmen,
komplo kurarak iftira atmalarıdır.

Bu suçun ağır karşılığı Türk Ceza Yasasında tanımlıdır (Md. 267).
Şimdi bu alçakça tertip örtbas ediliyor.
Hem de Cumhuriyetin bir savcısı tarafından.
Bir Cumhuriyet Savcısı, bir T.C. Yurttaşının, TSK’nin genç bir kara pilot teğmeninin başına örülmek istenen çoraba, haydi suça ortaklık demeyelim, en hafif deyimi ile kayıtsız kalıyor!

Bu davranışın da, kadim Türk Ceza Yasasında bir karşılığı olmak gerekir herhalde.

Acaba yetkili başsavcı vekili bu mütalaayı ilgili savcıya iade eder mi?

Bekleyip göreceğiz..
Ve Teğmen M. A. Çelebi, yüksek zekasıyla bu hukuk bulmacasını da
çözmesini bilecektir.

Ülkemizde tuz bile kokuyor artık.. hem de epey zamandır..

Başbakan RT Erdoğan ise “ileri demokrasi” teraneleri anlatıyor,
Şeyh Edebali‘den alıntılar yaparak insanı yücelten sözlerini aktarıyor.
7-8 yüzyıl geriye gönderme yapıyor (referans veriyor). Oysa AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi; 4 Kasım 1950 ve güncellenmesi 9 Mart 2013) ve
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB, 10 Aralık 1948) çok daha somut, nesnel,
yeni ve evrensel.. Ve de iyi kötü 1982 Anayasamız.. Hukuk devleti Türkiye, Anayasasına göre anılan 2 uluslararası hukuk metnine taraf, kendisini bağlıyor
(Anayasa md. 90). Ama Başbakan RT Erdoğan ne bu metinlere gönderme yapıyor
ne de apaçık hukuksuzluktan rahatsız oluyor!?

Niçin acaba??

1 milyar dolar serveti olduğunu savlayan Doğu Perinçek’in iftira attığını söylüyor ve “Ergenekon’dan içerde!” diyor sadistik bir söylemle. “Kanıtlayın İsviçre bankalarındaki hesaplarımı..” diyor.. Oysa bal gibi biliyor ki İsviçre yasaları bu konuda çok katı ve bu yüzden illegal hesaplar o ülke bankalarında. Bunun tek bir yolu var, kendisi İsviçre hükümetine resmen başvurarak adına açılmış tüm hesapların tüm dökümlerini örn.
en az 10 yıl geriye dönük olmak üzere açıklanmasına yetki verecek.

Soylu milletimiz ve muhalefetimiz, AKP’nin dini bütün 326 milletvekili,
16 milyon seçmeni, özgür basınımız.. bu soruyu soramıyor..

Soranı cin çarpıyor..

Teğmen M. Ali Çelebi, 08.04.2011 günü yaptığı savunmasını şöyle bağlamıştı :

  • “Bizler Türk subayları olarak bize emanet edilen devrimleri ve bağımsızlığı Silivri’de kaybetmeyeceğimizi tüm dünyaya göstereceğiz!
  • Burada Silivri Ateş Hattının şeref kürsüsünden büyük milletimi,
    değerli komutanlarımı ve silah arkadaşlarımı Mustafa Kemal’in en yüce,
    en yenilmez duygularıyla selamlıyorum.”

Keşke hepsi bir masal olsa..

Masallar korkuya bağışıktır..

Keşke korkular da birer masal olsa..

Sevgi ve saygı ile.
27.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================

Teğmen M.A. Çelebi’nin “Sehven” Soruşturmasında Takipsizlik!

Ergenekon sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi‘nin cep telefonuna emniyette ‘sehven’ yükleme yapıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturmada polislere takipsizlik verildi.

Vatan Gazetesi’nden Çağdaş Ulus’un haberine göre, iki yıl süren soruşturma kapsamında 5 savcının değiştiği “Sehven” soruşturmasında polislere takipsizlik kararı verildi.

SAVCILAR BİRBİRİNE DÜŞTÜ

Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi‘nin cep telefonuna İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ‘sehven’ yükleme yapıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturmada memur suçlarına bakan savcı ile başsavcı vekili anlaşmazlığa düştü. Ergenekonun sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin cep telefonuna emniyette ‘sehven’ yükleme yapıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturmada savcı, “polis görevi kötüye kullandı” dedi ve 3 yıla kadar hapis istedi. İddianamenin onay için gönderildiği Başsavcı vekili ise, ‘kötüye kullanma’ değil, ‘görevi ihmal’ var diyerek “2 yıla kadar hapis istemli yargılanmalı” görüşünü savundu. İddianame soruşturma savcısına iade edildi.

SAVCI: GÖREV KÖTÜYE KULLANILDI

Savcı Atıcı, Çelebi’nin telefon döküm işlemlerini yapan görevli şüpheli bir polis memuru hakkında ‘görevi kötüye kullanma’ suçundan iddianame düzenlendi. İddianamede polis memurunun 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenildi. Savcı, diğer 5 polis memuru hakkında da dava açmaya gerek görmeyerek takipsizlik kararı verdi.
Hazırlanan iddianame, memur suçlarından sorumlu İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekiline gönderildi.

BAŞSAVCI VEKİLİ: GÖREVİ İHMAL

Ancak başsavcı vekili, iddianameyi savcıya iade etti. Başsavcılık, iade kararında polis memuru hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngören ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasından değil, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasını öngören ‘görevi ihmal suçlaması’ ile iddianame hazırlanması gerektiğini belirtti. Ayrıca başsavcı vekili, soruşturma dosyasında bazı eksikliklerin olduğunu ve bu eksikliklerin de giderilmesi gerektiğini belirtti. İddianamenin iade edildiği savcı Atıcı, yeniden dosyayı incelemeye aldı.

O POLİSLERE TAKİPSİZLİK

Savcılık soruşturması sonunda verilen kararda polis memurlarının görevi kötüye kullanmadığını belirten savcılık makamı, olayla ilgili takipsizlik kararı vererek polisleri akladı. Adı geçen şüphelilerin görevi kötüye kullandıklarına dair delil bulunmadığını belirten savcılık, şüpheliler hakkında,’kamu adına ek kovuşturmaya yer olmadığına’ kanaat getirdi. (Odatv.com, 25.6.2013)

DEMİR AĞLAR

DEMİR AĞLAR

Suay Karaman

Başbakan, 17 Ağustos 2012’de 7 yılda biten 22 km’lik Kadıköy-Kartal metrosunun hizmete girişi için yapılan törende, yine Atatürk dönemine eleştiri getirdi:

“Biliyorsunuz 10. Yıl Marşı’nda geçer, demir ağlarla ördük falan, neyi ördün?
Hiçbir şey örmüş değilsin. Ortada duranlar belliydi. Türkiye’yi biz örüyoruz.”

Belirli bir altyapı, bilgi ve kültür birikimi olmadan, sadece kafadan atarak, gerçekleri saptırarak yapılan konuşmalar sabun köpüğü gibidir. Saptırılan gerçeklerin doğrusu ortaya çıkınca, inandırıcılığı kalmayacağı gibi komik duruma da düşmek söz konusu olur.

Büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamadan, yaptıklarını bilmeden,
Kemalist devrimleri ve ilkeleri özümsemeden yapılan eleştiriler, padişah olma arzusundaki “ileri demokrasi” heveslileri için, gerçeklere ihanet anlamına gelmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğündeki cumhuriyet yönetimi ilk on beş yılda,
dünyada eşi görülmemiş bir kalkınma destanı yazmıştır.

Osmanlı Devletinin tüm demiryollarını yabancı şirketler yapmıştı ve bu şirketler tarafından işletiliyordu. Emperyalist devletlere karşı kazanılan Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, büyük harcamalar sonucunda demiryollarını yabancılardan geri almıştır. Yeni kurulan devlette büyük yoksulluk varken, tamamı Türk sermayesi,
Türk uzmanları ve Türk işçisiyle yaklaşık dört bin kilometreye yakın yeni demiryolu hattı yapılmıştır.

Atatürk döneminde (1923-38) dünyada ortalama kalkınma hızı %4-5 düzeyindeyken, Türkiye’de ortalama %6,5 olmuştur. Bütün dünyada sanayi üretimi %19 artarken, genç Türkiye toplam Cumhuriyeti’nde %96 artmıştır (15 yılda). Tarım üretimi ortalama %8 artmıştır. 1923 yılında kişi başına düşen ulusal gelir yalnızca 45 $ iken, 1940’lı yılların ilk yarısında 400 dolara yaklaşmıştır.

10. Yıl Marşı’nın sözlerinin içi sosyal ve toplumsal devrimlerin yanı sıra kalkınma planlarıyla, sanayi planlarıyla, şeker fabrikalarıyla, basma fabrikalarıyla, kağıt fabrikalarıyla, uçak fabrikasıyla, demiryollarıyla, Sümerbank’la, Etibank’la doludur.
Bu yapılanların hepsi büyük bir özveri ve yurtseverlik gerektiriyordu, başarı ancak
bu şekilde elde edilebilirdi. Atatürk dönemini eleştiren insanların, kendi geçmişlerine bakması gerekir. Çünkü kendi geçmişlerindeki “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlamalarını unutmuşlardır. Dokunulmazlık sayesinde şimdilik
ceza almayanlara da, hukukun bir gün gerekeceği unutulmamalıdır.

27 Haziran 2012’de hangardaki bir eğitim uçağına binerek poz veren başbakan,
bu uçağı “Türkiye’nin ilk eğitim uçağı” olarak tanıttı. İlk eğitim uçakları 1940 yılı sonlarında Akköprü’de yapılmış ve hizmete girmiştir. Yerli üretim olan bu uçaklardan
yurt dışına da satılmıştır.

“Metro yapımı konusunda çok usta olduk, başarılıyız.” diyen AKP’li İstanbul ve Ankara Anakent Belediyeleri, başladıkları metro yatırımının altından kalkamayınca, hükümet
işi bitirmeyi Ulaştırma Bakanlığı’na devretmiştir. CHP’li İzmir Anakent Belediyesi ise, metrosunu kendi olanaklarıyla yapmıştır. CHP’li İzmir Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun km’si 56 milyon TL iken, Ankara Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun km’sinin 90 milyon TL ve İstanbul Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun km’sinin ise 140 milyon TL olması düşündürücüdür.

Aynı teknoloji kullanılarak yapılan metronun, tünel galerisi delme işi, elektriklendirme sistemleri, ray çeliği, vagon dizileri, istasyon standardı ve ihaleye çıkma yöntemleri aynıyken, bu yüksek fiyat farkı nasıl açıklanabilir?

Atatürk döneminde örülen demir ağlar, yalnızca ülkenin kalkınması için yapılmıştı; bugünkü gibi bazı kimselerin ya da kuruluşların kalkınmasına olanak sağlamamıştı. Başbakan kendi aklınca bugün ile Atatürk dönemini karşılaştırarak, Atatürk dönemini aşağılamaktadır. Aşağıladığı Atatürk dönemi, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel her alanda atılım yaptığı müthiş bir kalkınma dönemiydi. “Türkiye’yi biz örüyoruz” diyen başbakan, ülkemizi, ördüğü örümcek ağlarıyla karanlıklara doğru sürüklemektedir.

Atatürk dönemi koşullarıyla, bugünkü koşullar arasında hiçbir benzerlik yoktur.

Atatürk döneminin demir ağları tam bağımsızlığı ve emperyalizm karşıtlığını simgeliyordu.

Bugünün örümcek ağları ise, emperyalizmin kuklasıdır ve karanlıkların maşasıdır.
Atatürk döneminde yapılanları kıskanan başbakan, iktidara geldikleri 2003 yılı başı ile bugünkü Türkiye’yi kıyaslarsa, ülkemizin her alanda ne denli geriye gittiğini görecektir. Demokratik ve laik cumhuriyete takıntılı olanlar, gerçekleri öğrenince utanırlar mı? Atatürk’e takıntılı olanlar, bu büyük insan sayesinde, ülkemizde özgürce yaşadıklarının farkındalar mı?

İlk Kurşun Gazetesi, 27 Ağustos 2012.