AKP Milletvekillerine

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Coşkun Özdemir, 85 yaşına yakın Urfa kökenli bir tıp profesörüdür.
Son yıllarda kendisini Kas Hastalıklarına vermiştir ve Yeşilköy’de mütevazi bir binada gönüllü olarak bu ciddi hastalıkla boğuşanlara nitelikli emeğini sunmaktadır. (Bu bina İstanbul Büyükşehir Belediyesince kezlerce ellerinden alınmak istenmiştir!?)

Sayın Özdemir aydın ve Atatürkçü kişiliği ile bilinir. Bizim de İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarımızda (1973-77) Nöroloji hocamız olmuştu. Daha sonra pek çok toplumsal sorunda yan yana olmak onurunu yaşadık, “dava arkadaşı” olduk.. Örn. Silivri çadırlarını, kurulduğu yıl 8 Ekim’de birlikte ziyaret edenlerdendik.

Coşkun hoca, öbür tüm yetileri (meziyetleri) bir yana, 2 temel özelliği ile geniş bir çevrede saygı görür :

1. İnsanseverliği (Hümanist oluşu)

2. Bilimsel yetkinliği – bilimsel kişiliği..

Batı ülkelerinde saygın bilim insanları günlük politikaya girmek istemezler.
Ama çaresiz kalıp ayağa kalktıklarında, birkaç söz ettiklerinde de ülke gündemini sarsarlar, olay olur ve söyledikleri karşılık bulur.

Ülkemizde ise, özellikle son 10,5 yıldır devr-i AKP’de bilim insanlarının da bir değeri yok! Tek ölçüt “yandaş” olmak!

Bu davranış, bir ülkenin gelenekleri ve geleceği bakımından yıkımdır!
Coşkun hoca, Cumhuriyet gazetesinde sıklıkla kısa kısa görüş ve uyarılarını sunar..

Bu kez AKP Millevekillerine bir açık mektup yazdı..

Biçem (tarz, üslup) olarak bir sorunu yoktu bu açık mektubun ama içeriği bize göre ağırdı.. Sitemize koymak istemedik..

Fakat son 10 günün ürkünç gelişmeleri karşısında bu uyarı bile hafif kaldı.

Biz de çaresizlik içinde soruyoruz :

Kuzum siz AKP’li vekiller; neyden anlarsınız; sizi ne durdurur??

* Ülkede iç savaş mı çıkmalı, ülke bölünmeli mi?
* Sıcak savaşa mı girmeliyiz?
* Ağır bir ekonomik bunalımla ülke ekonomisi çökmeli mi?
* Hangisi? Hangisi ??

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 7.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================================

AKP Milletvekillerine

İçinizde Atatürk’ü, O’nun devrimlerini, laikliği, Aydınlanmayı, gerçek demokrasiyi anlayanlar vardır kuşkusuz. Onlar da sessiz kaldılar. Yürekleri insanı, insanlığı, adaleti savunmaya yetmiyor. Dünyanın aydınlık yüzünden gelen protestoları da mı göremiyorsunuz sayın milletvekilleri?..

portresi

 

Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR

 

 

Büyük, çok büyük bir düş kırıklığısınız sayın milletvekilleri. Haksız ve hukuksuz bir şekilde idam edilen Adnan Menderes’e yeni bir haksızlık yaparak O’nu bugünkü başbakanımız ile kıyaslamak istemem, yalnızca benzer yanları ve davranışları olduğunu söylemekle yetineceğim.
Ama Menderes’in yıllar içinde üstünlüğüne, vazgeçilmezliğine inanarak halkın desteğini arkasında gördükçe, ölçüsüz ve antidemokratik politikaları birbirini izledikçe O’nu uyaranlar eksik olmamış ve bunu yararsız bulanlar birer birer DP’yi terk etmişler. Yeterince etkili olabilselerdi 27 Mayıs olmayacaktı. “Kendime sabık başbakan dedirtmem” diyen Menderes’in iki bakanla birlikte idamı gibi vahim bir olayı yaşamayacaktık.

Sizler, Erdoğan, Menderes’le kıyaslanmayacak yerlere vardığı halde sanırım hiçbir zaman, uyarılarda bulunmak sağduyusunu, basiretini gösteremediniz.

“Dindar ve kindar gençler yetiştireceğiz” dedi. Görmezden geldiniz.

“Ne ördünüz, bir şey ördüğünüz filan yok” diye Cumhuriyetin
tüm başarılarını alaya aldı. Aldırmadınız.

Masum dilekler ileri süren vatandaşa “Ananı al git” diye seslendi, umursamadınız.

“Yargıya talimat verdik” dedi, boş verdiniz.

Alkol yasakları uygulayıp “Kafa kıyak dolaşan bir nesil istemiyoruz.
İki ayyaşın çıkardığı yasa mı dinimizin emirleri mi geçerli olacak?” dedi,
tüm bu totaliter tavırlar umurunuzda olmadı.

Yandaş profesörler örtünmeyen kadınları fahişe ilan etti, itiraz etmediniz.

TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) darmadağın edildi, size vız geldi.

3. köprü ve ona verilen isim için, milyonlarca ağaç için, seçim barajı için hiçbir varlık gösteremediniz, yalnızca tabi oldunuz.

Yüzlerce yurtsever yıllardır hapislerde yatıyor, çocukları, eşleri ile birlikte büyük bir dram yaşanıyor. Bu bile vicdanlarınızda bir huzursuzluk yaratmadı. Hayretle, ibretle, esefle anıyorum.

Gücüne ve üstünlüğüne, onsuz yapamayacağınıza öylesine inandınız ki, ne yaparsa yapsın O’nu onaylamak ve alkışlamak zorunda hissettiniz kendinizi.

Herhalde o yiğit yurtsever Türk gençleri için kullandığı çapulcular, marjinaller tanımlamalarını da alkışlayacaksınız.
Erdoğan’ın vicdansızca teşvik ettiği bugünkü polis vahşetini de alkışlamaktan geri durmayacaksınız.

Büyük bir yanılgı içindesiniz. Son günlerin olayları bu yanılgıyı algılamanız için yararlı olabilir mi acaba diye düşündük. Bir tekiniz de çıkıp

“Ne yapıyorsun?
– Bu ülke çağ dışına sürükleniyor, cepheleşiyor, bölünüyor, parçalanıyor, – Halka, gençliğe zulüm yapılıyor. 5 ölü, yüzlerce yaralı, onlarca gözünü kaybeden var,
– Nasıl olur da polisimiz destan yazdı dersin, zafer kazandı dersin” diyemediniz.

İçinizde Atatürk’ü, onun devrimlerini, laikliği, Aydınlanma’yı, gerçek demokrasiyi anlayanlar vardır kuşkusuz. Onlar da sessiz kaldılar. Yürekleri insanı, insanlığı, adaleti savunmaya yetmiyor.

Dünyanın aydınlık yüzünden gelen protestoları da mı göremiyorsunuz sayın milletvekilleri?..

Sadece yazıklar olsun diyorum!..
(
Cumhuriyet 28.08.2013)

KAPINIZI DEĞİL, GÖZÜNÜZÜ AÇIN!

KAPINIZI DEĞİL, GÖZÜNÜZÜ AÇIN!

Başbakan Erdoğan, teyzesinin cenaze namazını kıldıktan sonra,
imamın elinden mikrofonu kaptığı gibi, cami cemaatine terörü anlatmaya başladı!…

Hızını alamayıp, teröristlerin hepsinin cehennemlik oldukları fetvasını da verdi..
Eh artık bundan sonra PKK kimseyi öldürmez. Adamlar düşünecekler;

“İstanbul İmamının dediğine göre, hepimiz cehennemlikmişiz heval.
Biz yanmışız, artık terör- merör yok” diyecekler, ve çok şükür ki terör bitecek!..
Erdoğan, teyzesinin naşı henüz musalla taşında yatarken yaptığı konuşmasında;

“Terör konusunda önerileri olanlar varsa, biz kapımızı kapamadık, bekliyoruz” dedi.
Ben de kendisine diyorum ki, bu işler kapıyı açmakla olmaz, önce gözünüzü açacaksınız, gerçekleri göreceksiniz… Eğer gözünüzü açmazsanız, PKK çapulcuları
sizi ve hükümetinizi “terör manyağına” çevirirler. Şehit cenazelerine katılmaktan camilerden çıkamaz hale gelirsiniz…

PKK terörünü önlemek için, bizim bildiğimiz olmazsa olmaz şartlar var. Bunlar;

*Eline silah alıp bu ülkenin askerini-polisini, çocuklarını öldüren, sakat bırakan, yakan-yıkan kim varsa, sebebi ne olursa olsun, Türk Güvenlik Güçleri tarafından yok edilinceye kadar bunlarla mücadele edilmelidir. Silah bırakmayan, öldürmeye devam eden bir terör örgütüyle mücadele etmeyip, sözüm ona siyasi çözüm arıyorum diyerek “müzakere” etmek, ihanetle eşdeğerdir…

*Başbakan Erdoğan, başımıza getirilen belaların esas sebebi olan Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanlığından derhal ayrılmalıdır. Bir taraftan şeytanla işbirliği yapmak, diğer taraftan terörden şikayet etmek akıllı ve namuslu adamların işi değildir.

*Kuzey Irak’ta PKK terör örgütünün iki tane koruyucusu vardır. ABD ve Barzani.

Bu ikisinin haberi ve izni olmadan Kuzey Irak’ta dişi sinek bile uçamaz.
Sayıları 5.000’e yaklaşan terörist bir çeteyi, bu ikilinin fark etmemesine
veya sözlerini geçirememesine ancak, geri zekalılar inanır…

ABD, tercihe zorlanmalıdır; Ya Türkiye’yi dost olarak kabul edip gereğini yapacak,
ya da Türkiye’deki pılısını-pırtısını, üssünü-kalkanını neyi varsa alıp,
Kuzey Irak’a gidecektir.

Barzani denen eşkıya da tarafını belirlemelidir. Ya Türkiye’nin dostu olup, akrabadan(!)

Türk ortaklarıyla ticarete ve yol bulmaya devam edip, kendi bölgesinin güvenliğini sağlayacak, ya da düşmanımız olarak kabul edilecektir.

ABD ve Barzani’ye karşı “açığı olmayan” , onlardan korkmayan Türk Devlet adamlarının şunları söylemesi ve sonra da gereğini yapması, bölgedeki dengeleri anında yerine oturtacaktır.

“Bu andan başlaarak, ABD ve Barzani’nin kesin etki alanı olan Kuzey Irak’tan Türkiye’ye bir saldırı olursa, bir Türk’ün burnu kanarsa, Uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımız tereddütsüz kullanılacak ve Barzani’nin karargahı yerle bir edilecektir. ABD’nin Türkiye’de bulunan üsleri , tümüyle Türk Ordusu yönetimine alınacaktır…”

Bunu söyleyebilen ve gerekçelerini açıkça Türk Milleti ile paylaşıp, dediklerini yapan kişi, Türk Milletinin başının dik gezmesine sebep olacaktır. Daha sonra, yapılması gereken ne varsa, gerek kültürel haklar konusunda, gerek ekonomik desteklerde, Türk Milleti olarak beraberce yapılmalı ve demokrasinin standartları yalızca bir bölge için değil, tüm milletimiz için ortak olarak yükseltilmelidir..
Bunları yapabilirseniz size gerçek “Devlet Adamı” derler. Yapamayıp, her cenazede salya-sümük ağlamaya devam ederseniz, size ne derlerse desinler, kimsenin umurunda olmazsınız, değil kapınızı nerenizi açarsanız açın alay konusu olursunuz,
deliğe süpürülür ve unutulup gidersiniz…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
25 Ağustos 2012

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11