Cargill Nedir? NBŞ Nedir? Yalanlar ve Gerçekler…

Cargill Nedir? NBŞ Nedir?
Yalanlar ve Gerçekler…

Lütfü Kırayoğlu
Elektrik Müh.
ADD Bursa Şubesi Önceki Başkanlarından
ADD Genel Sekreter Yardımcısı

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

AKP iktidarının 14 şeker fabrikasını özelleştirmek üzere ihale ilanına karşı yurt çapında büyük bir tepki oluştu. Bu tepki sırasında yıllardır kamuoyundan gizlenen ve ülkemizde şeker konusunun ardında yatan gerçekler tartışılmaya başlandı. Gazete sayfalarında ve TV kanallarında yeterince yer almasa bile, elektronik iletişim kanallarında hep ABD merkezli bir gıda tekelinin adı gündeme geldi.

Cargill…

Yıllardır amaçlarını gizleyerek ve kendisine siper olan siyasiler üzerinden iş çeviren Cargill, doğrudan olmasa bile, NÜD (Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği) imzası ile büyük paralar harcayarak tüm gazetelere tam sayfa ilan vermek zorunda kaldı. Yıllardır Türkiye’de tarımsal sanayi, şeker pancarı üretimi ve halk sağlığına karşı saldırıya geçen Cargill ilk kez savunma durumunda kalırken, gerçekleri ters yüz etme çabasına girse de suçüstü yakalandı.

Cargill ve beraberindekilerin yayınladıkları ilanda yer alan gerçek dışı iddialara geçmeden önce Cargill adlı dünya devinin ne olduğunu, Türkiye’de yaptığı işleri, kaçak fabrikasını, yönetmelikleri, yasaları nasıl değiştirebilme gücüne sahip olabildiğini, valileri görevden aldırabildiğini, tarım alanlarını nasıl katlettiğini, Türk çiftçisini nasıl çökerttiğini anlatmak gerekiyor.

Cargill nedir?

Soner Yalçın, Saklı Seçilmişler adıyla yayınlanan son kitabında Cargill’i şöyle anlatıyor:

“1865’de kurulan ABD merkezli şirket. 70 ülkede faaliyet gösteriyor. Fortune dergisine göre dünyanın en büyük 12’inci şirketi. Tahıl ticareti alanında dünyanın 2’nci büyük şirketiydi. Gübre ticareti konusunda dünyanın 2’nci büyük şirketiydi. Diğer küresel şirketler gibi uğraşı alanları sınırlı değil; enerji, sağlık, ilaç, finans, elektrik, gaz, ulaşım sektöründe de faaliyet yürütüyor. Yıllık cirosu yaklaşık 150 milyar dolar. ABD’de bugün gelir açısından en büyük özel sermeyeli şirket.”

1960 yılında geldiği Türkiye’de tanınmış bazı şirketlere ortak olduktan kısa süre sonra onlarcasını tümüyle ele geçirdi. Çok kârlı şirketleri tek başına kurdu. Şu anda ülkemizde sahip ya da ortak olduğu şirketlerin sayısı bilinmiyor. Türkiye’de iş yapanların dışında 1997 yılına dek çok az insan Cargill adını duydu. Ancak 1997’de Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, İznik gölünün kenarı sayılabilecek bir yerde, 1. sınıf tarım arazisi üzerinde sulama projelerinin yapıldığı Gürle ve Gemiç köyleri arasında 213 dönüm bir araziyi NBŞ (Nişasta Bazlı Şeker) üretmek amacı ile satın aldı. Cargill sonuna dek bu amacını gizleyerek projeyi “mısır işleme tesisi- nişasta fabrikası” olarak tanıttı. Oysa söz konusu arazide böyle bir tesis kurmak mevcut yasa ve imar yönetmeliklerine göre olanaksızdı. Aynı bölgede onlarca yatırım istemi hem de gerçekten tarım tesisi için daha önce başvuruda bulunmuş, ancak bu başvurular geri çevrilmişti.

İznik gölü yakın gelecek için İstanbul başta olmak üzere bütün Marmara bölgesinin rezerv tatlı su kaynağı idi. Cargill’in gerçekte bir kimya tesisi olan kaçak fabrikası için bu nitelikte bir suya gereksinimi vardı. Cargill’in kullanacağı mısır bölgede yetişmediği gibi, o yıllarda ülkemizde mısır üretimi nişasta, gıda sanayi ve hayvancılık için yeterli değildi. Böyle bir tesis ancak ithal ve niteliği belli olmayan mısır kullanacaktı. Ve bu tesis o yıllarda artık dünyada zararları açığa çıkan ve GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) olduğu iddia edilen mısır kullanarak NBŞ üretecek, bu ürün ile şeker pancarı üreten köylümüzle, şeker fabrikalarımızla rekabet edecekti. Daha açık bir ifade ile Cumhuriyetin ilk ekonomik kaleleri ve en temel tesisleri olan şeker sanayimizi çökertecekti. Arkasında çok büyük güçlerin desteği olmadan böyle bir tesisin yasa dışı olduğu bilinmesine karşın kurulması olanaksızdı.

Bütün ABD Başkanları Devrede    

Tesis için ilk adımların atılması ile birlikte Clinton, Bush ve Obama dahil olmak üzere üç ABD başkanı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanları ile bu konu gündemli toplantılar yaptılar. Bursa kenti yıllar önce Bursa’nın bütün demokratik kuruluşları ve resmi kurumlarının katılımı ve katılanların oybirliği ile bir strateji planı yapmış ve 1/100.000 ölçekli planlarını ilan etmiş, katılımcılar bu planı delmeyeceklerini taahhüt etmişler, buna uygun 1/25.000 ölçekli planlar da yapılmıştı. Ancak dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ın direktifi ile Cargill tarafından satın alınan arazi için YPK (Yüksek Planlama Kurulu) bütün kuralları alt üst ederek Ankara’dan bir emirle tesisin önündeki engelleri temizlemeye başlamıştı. Dönemin DSİ Genel Müdürü Prof. Dr. Doğan Altınbilek, dönemin başbakanına Cargill ile ilgili emirleri yerine getirdiğine ilişkin resmi yazı yazabilmiştir.

Tam da bu yıllarda büyük bir ekonomik kriz yaşayan Türkiye, dar boğazı aşmak için IMF (Uluslararası Para Fonu) adlı kuruluşun kapısını çalar. IMF kredi muslukların aşmak için koşullar öne sürer ve bu koşulların “Niyet Mektubu” adı altında taahhüt edilmesini ister. Cargill inşaatının başlayıp davaların açıldığı süreçte IMF’ye verilen ilk üç Niyet Mektubunda her nedense şeker pancarı ekim alanlarının sınırlandırıp kotaya bağlanması, şeker fabrikalarının da Özelleştirme İdaresi Başkanlığına devredilip özelleştirilmesi, bir kısmının kapatılması sözü verilmektedir.

YPK kararına karşı bütün Bursa, tarihinde ilk kez birleşti. Vali, Büyükşehir Belediye Başkanı, Ticaret ve Sanayi Odası, Borsa, Ziraat Odaları, Bursa Barosu başta olmak üzere tüm  meslek Odaları, sağ – sol demeden tüm siyasi partiler, sanayici ve işadamları dernekleri raporlar düzenleyerek, dilekçelerle Ankara’dan bu kararın değiştirilmesi için her yola başvurdular. Ancak kamu kurumlarına baskı yapılarak yapı ruhsatının önündeki engeller kaldırıldı. Bunun üzerine Bursa Barosu önderliğinde meslek odaları ve kimi yurttaşlarla birlikte YPK kararı ve ruhsat iptali için Bursa İdare Mahkemesinde ilk davayı açtılar. (Şu anda ADD Genel Sekreter Yardımcısı olan Lütfü Kırayoğlu ve GYK üyesi olan Gürhan Akdoğan o dönemde yönetimlerinde oldukları meslek odaları ile davacılar arasında yer alırken davanın sonraki aşamalarında meslek odalarının dava ehliyetlerinin tartışılması üzerine yurttaş kimliği ile davacılar arasında yerlerini almışlar, ADD Bursa Şubesi Başkanı Lütfü Kırayoğlu ve daha sonra CHP İl Başkanı olan Gürhan Akdoğan sonuna kadar davacı olarak kalmışlardır. (Davaya ADD olarak katılmak husumet noksanlığı gerekçesi ile mümkün olamamıştır.)

Bu dava Türk hukuk tarihine geçmiş ve yirmi yıl sürmüş, dava süreci Bursa Barosu tarafından kitap haline getirilmiş “Muktedirlerle Dans” adı altında geçen yıl basılmıştır. Binlerce sayfayı bulan ve birbirini izleyen davaların her birinde Cargill’in önünü açan idari işlemlerle ilgili önce yürütmeyi durdurma kararı alınmış, ardından işlem iptal edilmiş, Cargill’in kaçak olduğu tescil edilmiştir. Tesisi kaçak durumdan kurtarmak için “Bakanlar Kurulu Prensip Kararı “adı altında Anayasada yeri olmayan kararlar verilmiş, bu tesise bir zamanlar karşı olan AKP Bursa milletvekilinin hazırladığı ve özel af niteliğindeki yasa meclisten geçirilmiş, bu yasa  dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edildikten sonra yeniden Meclisten geçerek yürürlüğe girmiş, ancak bu kez Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

Güçlü Valileri Görevden Aldırabildiler

Alınan yargı kararları siyasal iktidar tarafından uygulanmamış, bu kararları uygulamaya kalkan 2 vali görevden alınmıştır. İnşaatın durdurulması kararını uygulayan dönemin güçlü valisi Orhan Taşanlar ile fabrika çalışmaya başladıktan yıllar sonra kapatma kararını uygulayan Gazi vali Nihat Canpolat görevden alınmış, Canpolat’ın yerine atanan ve dönemin yasa dışı İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Şahabettin Harput göreve gelir gelmez tesisi yeniden işletmeye açmıştır. Bursa’da çok sayıda kanunsuz işlem yapan Şehabettin Harput FETÖ davasından elleri ters kelepçelenerek tutuklanmış, halen tutuklu olarak yargılanmaktadır.

Bu arada yargı kararlarını uygulamayan Başbakan RTE, Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen, Büyükşehir Belediye başkanı, Gemlik Belediye Başkanı ve dönemin valileri Oğuz Kağan Köksal hakkında açılan tazminat davaları da tam bir yargı karmaşasına döner, sonunda özel af niteliğinde çıkarılan ve kişisel sorumlulukları kaldıran yasa ile davalılar kurtulur.

Bu davalar sırasında iç hukuk yolları tüketildiğinden AİHM (Avrupa insan Hakları Mahkemesi) yolu açılmış ve başvuru yapılmış, ancak henüz davanın görülmesine başlanmamıştır.

Yayınlanmayan ve Yayınlanan Gazete İlanları 

Cargill ile ilgili idari işlemleri iptal eden yargı kararları bir bir gelirken, tesis hiçbir yargı kararına aldırmayarak tamamlanmış ve deneme üretimlerinden sonra sıra törenle açılışa gelmiştir. 13 Eylül 2001’de yapılacak törene, Cargill’in yasa dışı kuruluşunda büyük “emeği” geçen dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz katılacaktır. Davayı yürüten Bursa Barosu ve meslek odalarını bu davalar sırasında Bursa’nın egemenleri terk etse de, geri kalanlar kararlıdır. Açılış töreninden önce törene katılacaklar için uyarı mektupları gönderilir. Bunun yanında gazetelerde yayınlanmak üzere bir ilan metni hazırlanır. İlanın başlığı şöyledir:

11 Eylül 1922 Bursa düşman işgalinden kurtuldu… 79 yıl sonra 13 Eylül 2001 Orhangazi-İznik kuşatma altında! Ne değişti?” 11 Eylül Bursa’nın kurtuluş tarihi, 12 Eylül Orhangazi ve İznik’in kurtuluş tarihidir. 79 yıl sonra 13 Eylül tarihinde kurtuluşa ekonomik “yanıt” gelmektedir. Ne acıdır ki ülkemizdeki “özgür” basın bu ilanı basamaz.

İlanın çıkacağı günün gece yarısı ilgili reklam firması meslek odaları temsilcilerini telefonla arayarak böyle bir ilanı basamayacaklarını bildirirler. O sırada Türkiye büyük bir ekonomik krizdedir ve gazeteler ilan gelirine muhtaçtır. İlan bir tek Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır. İlginçtir, ilanın gazetede çıkması gereken 11 Eylül günü ABD’de İkiz Kuleler provokasyonu gerçekleşir ve açılış töreni iptal edilir.

Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü, ders kitabında Cargill şirketinin basın üzerindeki lobi faaliyetini başarılı bir halkla ilişkiler çalışmasına örnek olarak gösterilmiştir. 17 yıl önce gazetelerde Cargill’in tüm yasaları hiçe sayan kuruluşunu dava edenlerin ilanı parası ile yayınlanamazken, günümüzde, arkasında Cargill olan NÜD ilanı tüm gazetelerde tam sayfa yayınlanabilmektedir. (AS: Milli Gazete basmadı!)

Cargill’in İlanı ve Gerçekler…

Cargill’in de içinde bulunduğu  NÜD gurubu, ilanı, bu kadar parayı gerçekleri anlatmak için mi çarpıtmak için mi ödedi?

İlanda büyük parantez içine alınarak vurgu yapılan ilk çarpıtma şöyle: “Mısırdan elde edilen şeker esas olarak glukoz ve fruktozdan oluşmaktadır. Pancardan elde edilen şeker olan sakkarozun yapı taşı da glukoz ve fruktozdur. Her iki şeker de yaklaşık olarak aynı oranda glukoz ve fruktoz ihtiva eder.” Bu söz on yıllardır bütün dünyadaki gerçek bilim adamlarının çalışmalarını bir cümle ile karalarken tabiplerin yıllardır şeker hastaları üzerinde yaptığı çalışmaları da yok saymaktadır. Kimyasal bir işlemle nişastadan elde edilen HFCS-42 ve HFCS-55 adlı ürünler vücudun insülin salgısı dengesini bozduğu için tokluk hissi yaratmadığı ve obezite yanında karaciğer yağlanmasına, şeker hastalığına da yol açtığı artık kesinleşmiştir.

İlanda NBŞ insanların keyif için kullandığı tütün ve tütün ürünleri ile karşılaştırılmakta şekerin temel bir gıda maddesi olduğu unutturulmaktadır. Öte yandan, sigara paketlerinin özerinde “sağlığa zararlı” hatta “öldürür” ibarelerinin yazılı olduğu, NBŞ kullanan ürünlerin üzerinde tehlikelerin yazılmadığı unutulmaktadır. Yine aynı ilanda GDO’lu ürünlerin yarattığı hastalıklardan söz etmeksizin Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, Uluslar arası Kanser Araştırmaları Merkezi gibi kuruluşların adı anılmakta, bu kuruluşların yapısının nasıl oluşturulduğu gerçeği gizlendiği gibi araştırılan konularla ilgili ülkemizde ve öbür gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalardan hiç söz edilmemektedir.

İnsanın evrimi ile bitkisel ve öbür gıdaların evrimi yüz binlerce yıl koşut (paralel) olarak yürümekte, insanların sindirim, dolaşım ve bağışıklık sistemleri binlerce yıl içinde gıdalardaki gelişime koşut olarak gelişmektedir. Son 40 yıl içinde gelişen genetik bilimi daha çok kâr, daha çok ürün için bitki ve öteki canlıların yapılarını birkaç yılda değiştirerek bütün dünyaya dayatma yolu ile ve aldatıcı ambalajlarla pazarlamaktadır. İnsan vücudu bu türden yeni gıdalara uyum sağlayamadığı için kanser başta olmak üzere bilinmeyen hastalıklara yol açmaktadır. Gerçek bilim insanlarının on yıllardır insanlığı bekleyen bu yeni tehlike konusundaki uyarıları yok sayılmaktadır. Bu konuda geçtiğimiz günlerde bir ABD televizyon kanalı olan Bloomberg TV kanalında Tarım Editörü İrfan Donat imzası ile çıkan ve Sağlık Bakanlığının 12 Uzmanı tarafından hazırlandığı belirtilen rapor dikkat çekicidir.

Bu Kadar Çarpıtma Ancak Paralı İlan İle Olur…

İlanın devam eden bölümünde “Dünyanın hiçbir ülkesinde mısır şekeri üretimi veya satışı sınırlandırılmamış olup tamamen serbesttir.” dendikten sonra, “söz konusu ürüne kota uygulayan tek ülke Türkiye’dir” denmektedir. İlancılar Türkiye’de pancar üreticisi köylülerin kendi ülkelerinde pancar üretiminin kotaya bağlandığını görmezden gelip bir yabancı şirketin sağlığa zararlı ürününün bütün dünyada olduğu gibi kotaya bağlanmasından yakınmaktadır. Cargil’ giller Türkiye’de 20 yıl önce sayıları 500 bin olan şeker pancarı üretici ailelerinin sayısının 105 bine indirildiğini görmezden gelmektedir. Öte yandan bu ilana karşı, ertesi gün Anadolu Nişasta ve Glikoz Sanayicileri Derneğinin Cargill’i hedef alarak kendi aralarında yaptıkları adaletsiz kota dağıtımını eleştiren açıklaması da dikkat çekicidir.

Dünyada NBŞ için tek kota uygulayan ülke yalanına gelince; Ülkemizde NBŞ üretimi toplam şeker üretiminin %15’i olarak dünyada en üst sınırla belirlenmiştir. ABD’de bu kota yakın zamanda %10 oranından %2 oranına indirilmiştir. 23 Avrupa ülkesinin toplamında ortalama şeker üretimi, içinde NBŞ kotası ortalaması %5.3 olurken; Avusturya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsveç, Litvanya, Portekiz, Romanya ve Yunanistan’da bu kota sıfırdır. Yani 23 ülkeden 11 tanesinde yasaktır. Almanya’da ise %0.5 olarak sınırlanmıştır.
(AS: % 1,7)

GDO’lu Mısır İthalatı Yasak mı?        

Söz konusu ilanda bilinen yazılışı ile GDO kullanılmazken “genetiği değiştirilmiş ürün” tanımı kullanılmakta ve bu ürünleri yetiştirmenin ve ithal etmenin yasak olduğu söylenmekte olup ülkemize GDO içeren ürünlerin girişinin yasak olduğu mevzuatta da yer almaktadır. Buna karşılık 2009 yılında çıkarılan bir yönetmelik Danıştay 10 ve 13. Dairelerinin ortak çalışması ile en önemli maddelerin yürürlüğü durdurulmuş ve iptal edilmiş (AS: Bu davayı TTB açmış, bilimsel gerekçeleri biz yazmış ve İstanbul Barosu Dergisinde yayınlamıştık..Ocak -Şubat 2010), bir anlamda kadük kalmış, buna karşın değişik adlar altında 32 çeşit GDO’lu ürün’ün ülkemize giriş yaptığı Greenpeace örgütü tarafından raporlanmıştır. Çok uluslu tarım şirketlerinin Güney Amerika ülkelerindeki devasa tarım plantasyonlarında en çok üretilen soya ve mısır ülkemize en çok ithal edilen tarım ürünlerinin başında gelmektedir. Halkımız yeterince aldatılmıştır.

Halkımız şeker fabrikalarının özelleştirmesi adı altındaki bu tuzağı görmüş ve pancar tarımının, şeker üretiminin, besiciliğin ve sektörde çalışan binlerce ailenin başına gelecekleri anlamış, bunun yanında pancar şekerinin yerini alacak olan NBŞ ürününden gelecek sağlık risklerini de öğrenmiştir. Bu nedenle ülkemizin ekonomik kaleleri olan şeker fabrikalarının özelleştirilerek büyük bir yıkıma izin vermeyecektir. Bu amaçla ADD imza kampanyasını sürdürecek, bu olayın peşini bırakmayarak gerçekleri paylaşacaktır. (13.03.2018)
==============================================
Dostlar,

Dostumuz, yurtsever aydın, savaşım insanı (mücadele adamı) Sayın Lütfü Kırayoğlu’nu bu çok değerli yazısı için gönülden kutluyoruz..

Yazı içinde bir – iki yerde ayraç içinde notlar düştük.. Burada yinelemeyelim.

Yeniçağ, Milli Gazete ve Cumhuriyet gazetesi halkı yanıltıcı bu ilana sayfalarında yer ayırmazken, NÜD’ün ilanını yandaş gazeteler başta olmak üzere hemen hemen tüm gazeteler yayınladı.. NBŞ lobisinden ‘Nişasta şekerini’ aklama girişimi bu.

Ulusumuz, kendini halkını feda ederek gözü kara biçimde emperyalist iktidarların çıkarlarına hizmet eden siyasal kadroları artık görmekte ve bilmektedir. Gereğini yapacaktır.

Sevgi ve saygı ile. 20 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Açtırma bayramlık ağzımı

Açtırma bayramlık ağzımı

Soner YALÇIN
SÖZCÜ, 01 Eylül 2017 

(AS: Bizim kapsamlı bilimsel katkımız yazının altındadır..
Konunun – sorunun güncelleşmesi nedeniyle arşivimizden yeniden yayınlıyoruz.)

Artık yordunuz… Yalancılığınız yordu. Sahteciliğiniz yordu.
Yiğit Bulut, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi danışmanı.
“Defalarca yazdım, üstüme geliyorlar, yazmaya devam edeceğim…” diyor.
Konu ne? 
“NBŞ… Şeker değil şekerimsi! Şekerimsi değil, bilim insanlarına göre ‘zehir’!”
den bahsediyor.
Peki… Kimmiş üstüne gelenler? Nişasta bazlı şeker lobisi imiş!
Diyor ki: “Bu zehrin Türkiye’de kullanımını yaymaya çalışan bir yapılanma var. Hepsini açık edeceğim, bana yardım edin! Yaşasın sağlıklı nesiller yetiştiren, tam bağımsız, güçlü, büyük Türkiye…” Bırak slogan atmayı! Koca ekonomi danışmanısın ne korkuyorsun?
Hepsini açık edecekmiş, hadi et! Ne yardımı yapsın halk sana? Liderinin iki dudağı arasında değil mi, bu zehir sektörüne son vermek… Bu zehri ülkeye sokan kim? Koruyucusu kim? Bilmiyor muyuz biz?
Büyük sırrı açıklayacakmış gibi “hava atmayı” kime yutturuyorsun?
Nişasta bazlı şeker üretiminde dünya devi olan Cargill‘e kol-kanat geren senin liderin değil mi? ABD’nin en zengin dördüncü ailesinin taleplerine karşı çıkabildiniz mi?
Diyor ki, 
“bana yardım edin.” Al edelim: Nişasta bazlı şeker üreten beş şirket var:
Cargill (ABD), Amylum (İngiliz Tate & Lyle PLC ve ABD’li ADM), PNS Pendik Nişasta (Cargill – Ülker ortaklığı), Tat Nişasta ve Sunar Mısır Entegre. İşte açıkladım… Hadi… 
Liderin ile birlikte yapın gerekeni…. Üstelik birinin sahibi FETÖ’den tutuklandı. Elinizde fırsat var. Hadi son verin zehir tacirliğine…Ne gezer!

ÇITINIZ ÇIKMIYOR

Dilinizde kutsal sözler kandırın samimi Müslümanları kandırabildiğiniz kadar!
Sanki çocukları/halkı zehirleyen sizin gıda politikanız değil.
Yapsanıza kimi ülkelerin yaptığını…
Kronik hastalıkları salgına dönüştüren nişasta bazlı şeker/mısır şurubu Fransa, Hollanda, Avusturya, İrlanda, İsveç, Yunanistan, Portekiz, Slovenya, Danimarka ve İngiltere’de
 yasak.
ABD Gıda ve İlaç İdaresi (AS : FDA), 2008’de obeziteyi (itibarıyla kanseri) tetiklediğini belirterek 
% 10’luk kotayı %8’e düşürdü. Siz ne yaptınız?
Türkiye’de 
%10 olan kotayı % 15’e çıkardınız! Aslında… Hiçbir denetim yapmadığınız için kotanın ne kadar aşıldığı konusunda bilgi yok.
Resmi rakamlara göre, Türkiye’de 
265 bin ton mısır şurubu üretimi yapılıyordu.
AKP hükümeti geçen yıl nişasta bazlı şeker kotasını 
312 bin 500 tona çıkardı.
Oysa. 
Bu rakam… Almanya’da 56 bin ton… İspanya’da 53 bin ton… İtalya’da 32 bin ton…
Avrupa’da kişi başına nişasta bazlı şeker tüketimi
 1-1.5 kilo…
Türkiye’de ise
 6 kilo dolayında! Ne acı ki sürekli artıyor… Bunu nereden biliyoruz:
2006 yılında 
30 bin 506 kilo olan mısır ithali, 2015 yılında 1.7 milyon tona yükseldi.
İthal eden şirketler kim? Başta Cargill olmak üzere nişasta bazlı şeker üretenler!
Nişasta bazlı şeker üreten şirketler arasında A kotası üretim kapasitelerine göre,
 başı tabii ki Cargill çekiyor. İkinci sırada Amylum var. Üçüncü sırada yine Cargill ortaklığı olan PNS bulunuyor. Diğerleriyle aralarında “üretim uçurumu” var.
Çıtınız çıkmıyor! Neymiş, “bana yardım edin!” Hadi canım sen de…

AKP’Lİ BAKAN

Sadece nişasta bazlı şeker mi? Ya yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar?
2001 yılında 23 bin 647 ton olan (büyük çoğunluğu aspartam) yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalatı… 2015 yılında 350 bin tona ulaştı!
Bunun % 70’ini Çin’den alıyoruz! (Ne kadar sağlıklı tahmin edin artık!)
Meselenin özü şu: ABD, nişasta bazlı şekere pazar açmak için dedi ki…
“Sizin şeker pancarının maliyeti pahalı. Biz nişasta bazlı şekere kol-kanat gereceğiz!”
Bu sebeple…
1998 yılında 
500 bin 951 hektar olan şeker pancarı dikim alanı,
2015 yılında
 272 bin 990 hektara düştü.
1998 yılında
 22 milyon ton olan şeker pancarı üretimi,
2015 yılında 
15.8 milyon tona geriledi.
Çiftçi sayısı, 450 binden, 120 bine düştü. Nasıl düşmesin?
Türkiye 2015 yılında yaklaşık 170 bin ton şeker ithal etti. Yetmedi… 2016 yılında da
gene şeker ithal ettik. Ayrıca… AKP, 8 Nisan 2016 tarihinde 
sıfır gümrük tarifesi kararı aldı! Bunun anlamı açıktı: Pancar üreticilerini zarar ettirerek üretimi bırakmalarını zorlamaya devam etmek!
Aslında…
İthalin başladığı yıl, kamu şeker fabrikaları, kooperatif fabrikaları, özel sektör fabrikaları ile pazarlama şirketleri stoklarında tüketime hazır 
498 bin 858 ton şeker vardı. Yani…
Türkiye’nin şeker ithalatını gerektirecek bir durum yoktu. İthalat için ısrar etmesinin sebebi neydi? 
Önce siz bunun hesabını verin?
Danışman! Gücün yetiyorsa, nişasta bazlı şeker şirketlerinin arkasında 
hangi AKP’li bakanlar var bunu açıkla? Kendine esrarengiz ilişkileri açıklayacakmış gibi rol biçme, yemezler!
Açtırma benim bayramlık ağzımı! Mazinin hatırı var…
===============================================
Dostlar;

NİŞASTA BAZLI ŞEKER ve HALK SAĞLIĞI

Biz bir Halk Sağlığı Uzmanı olarak, halkın sağlığını koruma yükümlü bir tıp uzmanlık alanı hekimi olarak konunun bilimsel yönünü özetliyoruz aşağıda :

Şeker pancarı yerine mısır dayatılıyor.  Sorun bir şeker türü olan fruktozdan (meyve şekeri), “yüksek fruktozlu mısır şurubu” (High-Fructose Corn Syrup – HFCS) sayesinde “eklenmiş şeker” içeren besinlerin ve içeceklerin daha ucuza mal edilerek şeker, dolayısıyla fruktoz tüketiminin artması. İnsan beslenmesinde şekerden alınan günlük enerjinin % 10’dan az olması ve bunun için “eklenmiş şeker” içeren besin tüketiminin azaltılması gerekiyor. Sorun, özelikle doğal besinlerle alınan şekerler ve fruktozdan değil bu “eklenmiş şeker” kaynaklı.

Fruktoz doğada başta meyveler olmak üzere birçok besinde var. Bal neredeyse tümüyle fruktozdan oluşuyor ama bu besinlerin tüketimi sınırlı. Fruktozun en önemli özelliği, karaciğer hücreleri içine girmesi için insüline gerek olmayışı. Bu durumda kişi ne denli fruktoz alırsa karaciğerdeki fruktoz düzeyi o denli artıyor. Plazma insülini kullanıl(a)mıyor ve kanda yüksek düzeyde kalarak insülin direnci gelişiyor. Glukoz içeren şekerlerin alınmasında da glukozu hücre içine taşımak için plazma insülini kullanılamaz oluyor ve insandan Diyabet gelişiyor.  Bilimsel araştırmalar fruktozun alkol benzeri etkilerine dikkat çekiyor, alkol gibi karaciğerde yağ sentezini uyardığını, fruktozla tepkime veren proteinlerin karaciğerde iltihaba yol açtığını; fruktozun beyindeki besinlerle ilişkili haz-zek nöronlarını güçlü bir biçimde uyararak bağımlılık oluşturduğunu ve bunun daha çok şeker yeme isteği ile süren bir “kısır döngü” yarattığına dikkat çekiyorlar.

Ülkemizdeki tartışmanın gerisinde besin endüstrisinin şeker kaynağı olarak şeker pancarından
üretilen sakkaroz (sukroz) yerine daha ucuz olduğu ve kristalleşmediği için mısır şurubunu (buna nişasta bazlı şeker – NBŞ denmektedir) tercih etmesi bulunmaktadır. Hükümet de mısır şurubu kotasını % 15’e çıkartarak nişasta bazlı şeker üretiminin önünü açıyor. Bu durumda bir yandan şeker pancarı üretimine bir darbe vurulurken, öte yandan eklenmiş şeker içeren besinler ve içecekler ucuza mal edilerek şeker ve dolayısıyla fruktoz tüketimi özendirilmiş oluyor.

Bütün bu süreçler uluslararası şirketlerce yönlendiriliyor. Başta şekerli içecekler olmak üzere eklenmiş şeker içeren içeceklerin insan sağlığına hiçbir yararı yok. Bu tür besinlerin daha ucuza satılması,  daha çok yoksulları bu ürünlere bağımlı kılmaktadır.

Sonuçta sorun; tümüyle “en ucuza üret, en çok tükettir, en çok sat, en çok kâr elde et, gerisini boşver” olarak vurgulanabilecek küresel besin endüstrisi politikalarıdır. AKP iktidarı çokuluslu şirketlerin isteklerine uyarak başta çocuklar, ülkemizde şeker ve fruktoz tüketiminin artmasına neden olmaktadır. Bu durumda AKP iktidarının mısır şurubuyla ilgili kollayıcı politikalarının, Sağlık Bakanlığınca önceki yıl başlatılan “Obezite önleme programı” ile çelişkisi çok nettir. Hatta içtenliksizliği!
****
Dolayısıyla danışman Yiğit Bulut balon üflüyor.. Suret-i Hak’tan görünüyor. Soner Yalçın da gerçeği yazmış zaten.. Bu tablodan AKP iktidarı sorumludur ve düzeltmek de boyunlarına borçtur. Ama yapmazlar, yapamazlar, yaptırmazlar.. halkın sağlığına öncelik veremezler..
Öyle acı ki.. Hem bu olgu hem de halkta tam tersi izlenim uyandıran algı yönetimine dönük iğrenç politikalar..

  • AKP sağlığa zararlıdır, emperyalizm dünya halklarının düşmanıdır
    ve bu 2 öznenin eylem ve sorumlulukları birbirinden bağımsız değildir!

Sevgi ve saygı ile. 02 Eylül 2017, Datça
(Güncelleme : 06 Mart 2018, Ankara)

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com