ALLAH VAR MIDIR ??


ALLAH VAR MIDIR ??

PORTRESİ

Örsan K. Öymen
orsanoymen@gmail.com
AYDINLIK, 1.2.15

 

Felsefe, sorgulayıcı düşünce demektir. Bilgi Felsefesi (Epistemoloji), Zihin Felsefesi,
Ahlak Felsefesi (Etik), Siyaset Felsefesi, Varlık Felsefesi (Ontoloji), Bilim Felsefesi,
Dil Felsefesi, Sanat Felsefesi ve Din Felsefesi gibi Felsefe’nin çeşitli alt dallarında,
analitik kavram çözümlemeleri ve sorgulamalar yürütülür, çeşitli kuramlar geliştirilir.

“Allah / Tanrı var mıdır?” sorusu da, Din Felsefesi’nin temel sorularından bir tanesidir.
Bu soru aynı zamanda, Epistemoloji ve Ontoloji ile de kesişir. Felsefe tarihinde, bu konuda, – Teizm,
– Deizm,
– Fideizm,
– Ateizm,
– Agnostisizm,
– Panteizm gibi birçok farklı açılım ortaya konmuştur.

Thales, Herakleitos, Anaksagoras, Parmenides, Demokritos, Sokrates, Platon, Aristoteles, Epikuros gibi filozofların yaşadığı Antik Yunan döneminde tektanrıcılık egemen olmadığı için, Allah / Tanrı kavramı Felsefe’nin gündeminde zaten olmamıştır.
Ancak Hristiyanlık ve İslam dinlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Allah / Tanrı konusu da Felsefe’nin gündemine girmiştir.

Bu bağlamda Augustinus, Aquinas, İbn Sina, İbn Rüşd, Descartes, Leibniz, Locke, Berkeley gibi filozoflar Tanrı’nın varlığını savunmuşlar, farklı boyutlarda Teist yani Tanrıcı kuramlar ortaya atmışlar, ayrıca dini de reddetmemişlerdir.

Öte yanda Hume, Nietzsche, Marx, Sartre, Russell gibi filozoflar ateist ve/veya agnostik kuramlar geliştirerek, Tanrı kavramını ve dini reddetmişlerdir.

Felsefe’nin önemi de bu çoğulculuğundan ve diyalektik yapısından kaynaklanmaktadır.

Felsefe kendisini Tevrat’ın, İncil’in, Kur’an’ın ayetlerine sıkıştırmaz.

Bırakın ateist ve agnostik filozofları, teist filozoflar bile bunu yapmazlar;
ayetlerin ötesine geçerek, kendi akıl yürütmelerini gerçekleştirirler.

Çünkü din kitapları referans alınarak Felsefe yapılmaz.

Filozof, hahamdan, papazdan ve imamdan farklı konumda bir kişidir.
Felsefe açısından, bir şeyin gerçekliği, onun Tevrat’ta, İncil’de, Kur’an’da
yazılmış olmasından kaynaklanamaz.

Dinci despotizm ve dogmatizm vesayetinin yaşandığı Türkiye’de,
din derslerinin neredeyse her yıl zorunlu olması,
Felsefe derslerinin ise yalnızca bir yıl zorunlu olmasının nedeni de budur.

Çünkü iktidarlar her zaman Felsefe’den ve sorgulanmaktan korkmuşlardır.

Bu çarpık eğitim sistemine bağlı olarak, Türkiye’deki sözde aydınlar da Felsefe ile ilgilenmedikleri için, Allah / Tanrı ve din konusu sözde entelektüel ortamlarda bile adeta bir tabu haline dönüşmüştür.

Sözde aydınların bu korkaklığı nedeniyle de,
dinci despotizm ve dogmatizm Türkiye’de mutlak egemenliğini ilan etmiştir.

Örneğin, Türkiye’de medyadaki ve akademideki sözde aydınlar, Hume, Nietzsche ve Marx’ın din konusundaki kuramlarını biliyorlar mı? Bilmiyorlarsa öğrenmeye çalışıyorlar mı? Öğreniyorlarsa bu konuda ne düşünüyorlar?

Hume, deneyimlerden bağımsız olarak bilgi ve varlık adına bir şeyin ortaya konamayacağını,
bu bağlamda nedensellik ilkesinin de Teoloji’de ve dinde geçerli olamayacağını,
çünkü nedensellik ilkesinin zihinde, belli olayların ardışıklığının sürekli deneyim edilmesiyle oluştuğunu, bir ilk neden olarak sözde Tanrı’nın ise deneyim kapsamının dışında olduğunu, Tanrı’nın var olduğunun ve her şeyin nedeni olduğunun söylenemeyeceğini, Tanrı’nın var olup olmadığının bilinemeyeceğini, bilginin matematiksel ve olgusal önermelerle sınırlı olduğunu, Tanrı’nın antropomorfik bir kurgu olduğunu, Tanrı’ya yönelik iman temelli bir inanç geliştirilebileceğini, ancak imanın da akla ve deneyime aykırı olduğunu, bilge bir insanın da akla ve deneyime uygun inançlar geliştirmesi gerektiğini söyler.

Nietzsche, bazı insanların güç, iktidar, güvenlik, mutluluk gibi istençler ve dürtüler nedeniyle “Tanrı” adı verilen bir kurgu oluşturduklarını, ancak bunun özgür ruh anlayışına aykırı olduğunu, dinlerin dayattığı ahlak ve yaşam anlayışının sürü ahlakı ve yaşamı olduğunu, özgür ve güçlü bir ruhun, kendi değerlerini kendisinin yaratması gerektiğini,
tektanrıcı ve mutlakçı dinlerin bir çöküşün ve yozlaşmanın göstergesi olduğunu,
dinlerin aşılması gerektiğini söyler.

Marx, dinin halkın afyonu olduğunu, dinin bir mutluluk vaadiyle ve kalpsiz dünyanın duygusu, ruhsuz koşulların ruhu olarak ortaya çıktığını, ancak bu mutluluğun hayali bir mutluluk olduğunu, dinin, metafizik yapısı nedeniyle eşitsizliklerin ekonomik temellerini çözümleyemediğini, din özgürlüğü elde etmek değil, dinden özgürleşmek gerektiğini, kapitalizmin komünizm, dinin de ateizm ile aşılması gerektiğini söyler.

Yalnızca iktidarların değil, sahte-aydınların da korktuğu düşünceler işte bunlardır!

Adaletsiz Toplum Hasta İnsan Gibidir!

Dostlar,

Emre Kongar üstad 11.10.13 günü Cumhuriyet‘teki
AYDINLANMA  köşesinde yazmıştı..

Kurban Bayramı’nın 3. günündeyiz ve Türkiye deriiin mi derin bir  adaletsizlik ortamında.. Hemen her bakımdan..

Başlıca sorumlusu AKP iktidarı ve Başbakan RT Erdoğan..

Bu böyle süremez.. Düzelmesi, düzeltilmesi gerek…
Antik Yunan’dan beri bilinir Demokritos’un (MÖ 460-370) ünlü uyarısı :

  • “Adaletsizlik eden, adaletsizliğe uğrayandan mutsuzdur.”
    Demokritos

Bir kez daha anımsyalım ve anımsatalım istedik..

Musa _Kart_Adalet_perisi_AKP'nin_caucisi_11.10.13

Adalet perisinin, kimi AKP’lilerin üstelik de gözükapalı
ve makul giysisi bile çok görülen çaycısı olarak görülmesi; Türkiye’ye, çağa, hatta AKP’ye bile yakışmayan ağır bir densizliktir, utanç tablosudur!

Sevgi ve saygı ile.
16.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Musa Kart,
Cumhuriyet, 11.10.13

=============================================

Adaletsiz Toplum Hasta İnsan Gibidir!

portresi_resmi
Emre KONGAR

Adaletsiz toplum hasta insan gibidir:
Her tarafı ağrır…
Hiçbir tarafı doğru dürüst işlemez…
Mutsuzdur!

 

Doğru dürüst uyuyamaz…
Doğru dürüst oturamaz…
Doğru dürüst yürüyemez…
Doğru dürüst yiyemez…
Doğru dürüst içemez…
Doğru dürüst düşünemez…
Sağlıklı kararlar alamaz…
Sorunları gittikçe büyür…
Büyüyen sorunlar altında ezilir…
Mutsuzluğu zamanla umutsuzluğa dönüşür!

*****

Adaletsiz toplum, kimliğini yitirir…
Adaletsiz toplum, bölünür…
Adaletsiz toplum, önce anarşiye ve şiddete, sonra da diktaya teslim olur!

*****

Hasta bir insan, lider değilse, bütün bir toplumu kolay etkileyemez, bozamaz, yozlaştıramaz…
Adaletsiz bir toplum ise içinde yaşayan bütün insanları hasta eder!

Hasta insan, doktorlardan medet umar…
Adaletsiz toplum, doktorları infaz eder!

Hasta insan ilaç alır iyileşmek için…
Adaletsiz toplum şiddeti besler, adaletsizliği sürdürmek için!

Hastalığa yakalanmamak, sağlıklı olmak için, hareketli bir yaşam, sağlıklı beslenme, stresten uzak durma, tatmin edici insan ilişkileri ve mutluluk gereklidir…

Şiddetten, terörden uzak, mutlu ve refah içinde yaşayan bir toplum olmak,
laik ve çoğulcu çağdaş demokrasiyi işletmek için ise

  • evrensel hukuk kurallarına uygun işleyen,
    tarafsız ve bağımsız bir adalet sistemine sahip olmak gerekir!

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının güven içinde olmasını ve adil, demokratik bir toplumda yaşamasını istiyorum…
Çok mu fazla şey bekliyorum 21. yüzyıl Türkiyesi’ndeki AKP iktidarından?

Diren Silivri!


DİREN SİLİVRİ!

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun 5 Ağustos’ta Silivri’de gerçekleşecek
Ergenekon Davası karar duruşmasını izlemeye gidecek yurttaşları tehdit etmesine sosyal medyadan tepki yağdı.

Twitter’da #dirensilivri etiketiyle twit atan yurttaşlar, etiketi kısa sürede
en çok konuşulanlar arasına soktu. İşte atılan twitlerde bazıları:

– Ellerinden gelse 5 Ağustosu takvimlere yasaklayacaklar.
Korkularınız daha çok boyut değiştirecek! #dirensilivri

– Ellerine silah almamış güzel insanlari yargıla, teröristleri serbest bırak.
Ondan sonra, “destek bile olamazsınız” diye tehdit et #dirensilivri

– Vali Mutlu annemizin babamizin ağabeyimizin kardesimizin salona girişini de yasakladın. Korkunun ecele faydası olsaydı… #dirensilivri

– Vali Mutlu 5 Ağustos’ta Silivri’yi kapatacakmış..
Ne kadar akıllısın, ama unutma senden daha akıllı insanlarda var; #dirensilivri


04AYD01A sehir



ERGENEKON MAHKEMESİ NASIL KARAR VERECEK  

SAVUNMA YAPMAYAN 59 SANIK VAR!

  • Ergenekon Mahkemesi, 59 tutuksuz sanığın son savunmalarını almadan
    5 Ağustos’ta (2013) karar vermeye hazırlanıyor.

Ancak Mahkeme’nin sanığın son savunmasını almadan hüküm vermesi yasalara aykırı.

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, esas hakkındaki mütalaaya karşı son savunmasını yapmayan 59 tutuksuz sanığın söyleyeceklerini dinlemeden haklarında hüküm verecek.

Davada tutuksuz yargılanan eski Aydınlık Gazetesi İmtiyaz Sahibi
Mehmet Sabuncu, 21 Haziran’da yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

“Ben öğleden önceki duruşmaya gittiğimde hakim ismimi anons etti. Ben de avukatımın Çağlayan’da duruşması olduğu için avukatsız savunma yapmak istemediğimi söyledim. Ben öğleden sonra savunma yapmak isteyince salonda bulunan Ulusal Kanal Haber Müdürü Ufuk Akkaya’ya söz verildi.”

***************

Musa_Kart_Adalet_Mulkun_Temeli_5.8.13

Musa Kart, Cumhuriyet, 5.8.13

Siivri Hatırası : Adalet mülkün temelidir.

“Adaletsizlik eden adaletsizliğe uğrayandan mutsuzdur.”

  • Demokritos

Sevgi ve saygı ile.
Asos, Çanakkale, 5.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net