Etiket arşivi: “Boğaziçi Üniversitesi’nde” kavga var

BOĞAZ İÇİNDE KAVGA VAR

BOĞAZ İÇİNDE KAVGA VAR

portresi

Av. A. Erdem AKYÜZ
Hukukun Egemenliği Derneği Gn. Bşk.

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkçe’nin harika deyimlerinden biri de “boğaz içinde kavga var’dır.”

Bu söz; yemek sırasında, özellikle acıkmış bir insanın, acele bir şekilde ve iştahla yemek yemesi nedeniyle, başka bir şeye dikkat etmemesi veya kendisine yöneltilen bir soruya yanıt verememesi üzerine söylenir. O anda acele ve iştahla yemek yediği için başka bir şeyle ilgilenemediğini, cevap veremediğini ifade eder.

Ama şu anda, gerçekten “Boğaziçinde” yani Boğaziçi Üniversitesi’nde” kavga vardır.

Boğaziçi Üniversitesi’nin temelleri 1863 yılında, Robert Kolej’in İstanbul’da kurulmasıyla atılmış ve kolejin kampüsü olarak kullanılan alana kurulmuştur. Kampüs’de tarihi binaları birbirine bağlayan, yapımı 1800’lere uzanan ve hatta karşı yakaya geçtiği söylenen tarihi tüneller vardır. Tünellerin; binanın ısınma ve su ihtiyaçlarını karşılamak ve doğal afetlere karşı korunak olarak yapıldığı söylenmektedir.

Ancak Boğaziçindeki “kavganın nedeni”, yemek veya tünellerden değil; rektör seçiminden kaynaklanmaktadır.

Üniversitelerde Rektörlük ataması öncesinde, o üniversitenin öğretim üyeleri arasında seçim (AS: eğilim yoklaması) yapılmakta ve en çok oy alan üç adaydan biri Cumhurbaşkanı tarafından Rektör olarak atanmaktaydı. (AS: YÖK’e Üniversiteden 6 ad bildiriliyor, YÖK CB’na 3 ad sunuyordu..)

Gerçi önceki uygulamalarda, en yüksek oy alanın değil, en az oy alan adayın bile atandığına tanık olmuştuk ancak “bu kez” seçime giren adaylardan hiçbirinin atanmadığına tanık olduk.

Boğaziçi Üniversitesinde Rektörlüğün boşalması üzerine, yeni rektörün belirlenmesi için 403 öğretim üyesinin katılımı ile seçim yapılmış ve adaylardan Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, rekor düzeyde % 86 oranında, 348 oy alarak seçimi kazanmıştı. Öbür adaylardan 2. sırada gelen aday ancak 40 oy, kalan dört aday ise 1’er oy almışlardı. Böylece en yüksek oy alan üç adayın adı belirlenerek, Rektör seçiminin bu üç aday arasından yapılması işlemi kesinleşmişti.

Aradan aylar geçmesine karşın Rektör seçimi (AS: ataması) yapılmamış ve yaklaşık dört ay sonra, mevzuatta yapılan bir değişiklik ile (AS: OHAL KHK’si ile!), “bundan sonra” yapılacak Rektör atamalarının; öğretim üyelerinin seçimi sonucu belirlenecek üç aday arasından değil, doğrudan YÖK’ün belirleyeceği üç aday arasından C. Başkanınca seçilmek suretiyle yapılacağı hükmü getirilmişti.

Önceki mevzuata uygun şekilde seçim (AS: eğilim yoklaması!)  yapılmış, yapılan oylama sonucu adaylar (AS: 6 aday) belirlenmiş, bu adaylar YÖK’e ve atamayı yapacak makama (YÖK tarafından 3’e indirilerek) bildirilmişken, daha sonra mevzuat değiştirilerek ve önceki işlemler hiç yapılmamış sayılarak, daha önce adı hiç geçmeyen, önseçime girmeyen bir öğretim üyesi yeni rektör olarak atandı.

Her işlem yapıldığı tarihteki yasal mevzuata tabidir ve o tarihde geçerli olan yasa ve hukuk hükümlerine göre çözümlenir ve karara bağlanır. İşlem tarihinden sonra çıkarılan yasa ve hukuk hükümleri, ancak bu yeni yasal mevzuatın yürürlüğe girdiği tarihden sonraki işlemler için geçerlidir. Önceki işlemlere uygulanamaz. (AS: Kural olarak böyle..)

Daha önce yapılan bir seçim varken ve adaylar belirlenmişken, hiç seçime girmemiş ve aday olmamış bir kişinin, daha sonra çıkarılan değişik bir mevzuata göre yapılan atama işlemi hukuka uygun değildir.

Ayrıca Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK’ların) “yasal statüsüne de dikkatle bakmak” gerekir. Olağanüstü Hal (OHAL) KHK’leri, OHAL ilanını gerektiren konularla sınırlıdır. Olağanüstü Hal ilanını gerektiren terör ve benzeri olaylarla hiç ilgisi olmayan, Üniversitelerde Rektör seçimi gibi öğretim faaliyetleri ile ilgili bir konuda KHK çıkarılamaz. Çıkarılan KHK’ların, Anayasa’ya aykırılığı nedeni uygulanmaması ve iptali gerekir.

Ancak bu seçim sonucu hiç alışık olmadığımız, etik ve örnek bir uygulama olarak, en çok oy alan Sayın Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu istifa ederek akademik kariyerini sonlandırmıştır.

Yani halk deyimi ile “Boğaziçi’nde kavga vardır” ve devam etmektedir.

Bu çekişmenin; hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesini dilek ve temenni etmekteyiz.
==========================================
Dostlar,

Bu sorunu önceki gün de yazdık sitemizde :

Boğaziçili öğrencilerden rektör protestosu

Artık Türkiye’de tam bir kuralsızlık (anomi) egemen kılınmıştır AKP – RTE’nn sürüklemesi ve dayatması ile; bilerek ve isteyerek.. Eski deyimle taammüden, kasıtla, tasarlayarak! Oysa taa Antik Yunan’da Plato – Aristo –hatta öncülleri– Site’de (Atina vd.) kamusal düzeni sağlamak için yazılı hukuk normlarına gereksinim olduğunu, bu normların nasıl çıkarılması gerektiğini, içeriklerinin ne yönde ve hangi ilkelere dayanması gerektiğini… kapsamlı olarak yazmışlardır.

15. yılına giren AKP – RTE tek başına iktidarı ile 2500 yıl öncesinin bile gerisine düşen bir hukuk (hukuksuzluk!) düzenini (!) Türkiye asla hak etmemektedir. Erdoğan, toplumdaki kutuplaşmayı – gerilimi bilerek beslemektedir ve sözde düşmanlar yaratarak kendi oy tabanını sıkılamak (konsolide etmek) dürtüsüyle davranmaktadır anlaşılan. Kazanılmış hak denen bir kadim hukuk kuralı da kökten değersiz anlaşılan.. OHAL KHK’sı öncesi 12 Temmuz 2016’da seçilen Prof. Gülay Barbarosoğlu’nun kazanılmış hakkı söz konusu. Erdoğan 4 aydır kendisine sunulan 3 addan birini seçmeyi de ayaklarının altına almış ve aday bile olmayan bir öğretim üyesini, uygulanamayacak bir hukuk normunu (OHAL KHK’sı ile değiştirilen rektör atama kuralı) kullanarak atamıştır.

R.T. Erdoğan’ın bu davranışı tümüyle keyfidir, kural tanımazlıktır. Oysa Anayasaya ve hukuka uygun davranacağına ilişkin yemin ederek milletvekili ve 10 Ağustos 2014’te de 12. CB olmuştu. Erdoğan açıkça suç işlemektedir. Tüm ülkeye hukuk tanımaz davranışları ile kötü örnek olmaktadır. Hangi yakıcı gündemi, kaç gün örtebilecektir bu son manevra ya da ritüel??

Erdoğan ne yapmak istiyor?? Ülkeyi nereye dek gerecek? Bu kurgulu germe politikası (politikasızlığı!) hangi sınıra dek işletilebilir; sonra döner bumerang gibi sahibini vurur??

Erdoğan neden ve nasıl bunca pervasız olabiliyor? Partisi AKP’nin bir Eskişehir milletvekilinin kardeşi olan öğretim üyesini Boğaziçi gibi uluslararası ünü olan saygın bir üniversiteye tepeden inme atıyor?? Anayasayı, yasayı, Hukuku geçtik.. Etiği de ayaklar altına aldık.. Bir Müslüman böylesine açık hak yiyebilir mi?? % 86 oy alan Sn. Barbarosoğlu’nun yenen hakkı ne olacaktır?

Erdoğan Anayasada salt “vatan hainliği” ile suçlanabileceği bunun da ancak 550 milletvekilinin 3/4’ünün oyu ile yapılabileceğine mi güveniyor?? (Anayasa md.  105/son). O kritik eşiğe gelene dek, “meşruiyet sınırı” nın aşılabileceğini hiç düşünmez mi Erdoğan? Bu üstün hukuk kuralının anılan Anayasa maddesini çiğnemekten daha ağır olduğunu görmez mi?

YÖK Başkanı istifa etmeyi düşünür mü onuruyla?? Hatta YÖK Genel Kurulu üyelerinin tümü!?.

%86 oy alan Prof. Barbarosoğlu neden hukuksal savaşımı seçmez de emekli olur??

Tepeden indirilen, aday bile olmayan, AKP vekilinin kardeşi hoca rektörlüğü kabul edecek midir?? Onrlu bir dik duruş sergileyebilecek midir yoksa önceden iş pişirilmiş midir??

Üniversite bahçesinde protesto amaçlı yürümek isteyen öğrenci ve hocalara polis neden zor kullanarak engel olur? Şiddet kullanılmayan bu yerden göğe meşru ve medeni yürüyüşün hangi hukusal sakıncası, mevuata aykırılığı vardır??
Ayrıca polisi üniversite yerleşkesine hangi yetkili çağırmıştır??

Sorular uzayıp gidiyor..
Erdoğan her fırsatta “milleti – cumhuru” kutsuyor (!??).. “Başkanlık için millete gidelim..” diyor. Boğaziçi Üniversitesi’nin 400’ü aşan hocası kendi rektörlerini demokratik biçimde seçme yetisinden yoksun mudur? Erdoğan tek başına bu hocalardan daha demokratik bir seçim mi yapmış olmaktadır?? Yoksa demokrasi treninden inmiş midir??

Erdoğan bir kez daha gerçek yüzünü dışavurmuştur. Koyu ve mutlak bir tek adam yönetimi ve demir yumruğudur gönlünden geçen ve kafasına koyduğu.. Gücüne en küçük bir ortak ve gölgeyi asla istememektedir. Faşist rejimden de öte. Hatta 2. Abdülhamit’ten daha çok yetkiyle Türkiye’yi otoriter – totaliter bir dinci rejimle mutlak bir keyfilikle, Halife – Sultan özlmiyle yönetmek istemektedir, yönetmektedir!

TBMM adeta sürgündedir..
Ülkenin önemli – önemsiz sorunları artık kaçak sarayda, 2300 katılımcı ile konuşulmaktadır.

Erdoğan sabırları zorlamakta ve ülkemizde bir çatışmayı tohumlamaktadır.

Bunlar açık suçtur, Anayasadaki parlamemter rejim, anayasa çiğnenerek fiilen (de facto) rafa kaldırılmıştır ve Adalat Bakanı hiç sıkılmadan Anayasayı fiili duruma uydurmaktan söz etmektedir. Bu hem suç itirafıdır hem de RT Erdoğan’ı ihbar etmektir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçmek zorundadır.

Boğaziçi Üniversitesi’ne yaptığı ve hukuksal olarak pek çok gerekçeyle çok açık aykırılık yüzünden “yok hükmünde” olan bu son atamasını geri çekmelidir. Zararı yok, bir kez daha “kandırıldım; Boğaziçi Üniversiteliler, Prof. Barbarosoğlu, milletim ve Rabbim beni bir kez daha affetsin..” desin ve yanlıştan dönsün..

Bu arada adları YÖK’e bildirilen öbür 2 ad bu atamanın iptali için Danıştay’da dava açmalıdır. Bu idari işlem Erdoğan’ın tek başına yaptığı bir işlem değildir, zincirleme işlemin son halkasıdır ve daha önce oluşan Danıştay içtihatlarına göre dava edilebilir durumdadır. Öğretim üyeleri dernekleri de dava ehliyetine sahiptirler. Sanırız Türkiye Barolar Birliği de dava açabilir..

“Artık yeteeeeeer!!!!”
“Artık yeteeeeeer!!!!”
“Artık yeteeeeeer!!!!”

diye haykırıyor milyonlarca insan Türkiye’de.. AKP – RTE bu feryat ve çığlıkları duymaz ve görmez mi? Yoksa istedikleri bu mudur gerçekte ?? Hangisi, hangisi??

Unutulmasın ki; en koyu karanlık ve en uzun gecelerin bile sabahı vardır.. Her şeye karşın sabah güneş gene doğacaktır.. En uzun kışlar bile bahara – yaza gebedir.. AKP – RTE, artık fren yapılması gereken kırmızı çizgileri kezlerce ve fütursuzca çiğnemeye derhal son vermelidir.

Sevgi ve saygı ile.
15 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com