SURİYE BUNALIMI ve AKP = ERDOĞAN REJİMİNİN AĞIR TARİHSEL SORUMLULUĞU

SURİYE BUNALIMI ve
AKP = ERDOĞAN REJİMİNİN
AĞIR TARİHSEL SORUMLULUĞU

 

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Gelinen aşamada acı süreci irdeleyecek çeşitli değerlendirmeler yapılabilir.
Türkiye’nin askeri birliklerinin egemen bir devlet olan Suriye topraklarındaki varlığı uluslararası hukuka, BM Andlaşması‘nın 51 ve ilgili maddelerine dayandırılabilir.
Ne var ki bu hukuksal dayanak biçimseldir.
Özünde, Suriye’de Esad yönetimine karşı ABD – AB emperyalizminin başlattığı iç savaş vardır.
Türkiye, ne yazık ki, kadim komşu Suriye’de emperyal planlara alet edilmiştir AKP = Erdoğan rejimi tarafından.

Nitekim Erdoğan, Suriye’deki Türk askeri varlığını kendi sözleri ile  “kapı gibi Adana mutabakatı”ba dayandırırken, Şam Dışişleri çok farklı yönde bir açıklama yaptı :

Erdoğan’ın Suriye’deki Türk askeri varlığını Adana Mutabakatı’na dayandırmasını yanıtlayan Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin söz konusu mutabakat uyarınca Suriye’ye asker gönderme ve terörle tek başına mücadele etme hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, aşağıdaki açıklamayı yaptı (www.abcgazetesi.com)

Şam, yalan söylemeye ve Suriye’deki eylemleri konusunda halkı yanıltmaya devam eden Erdoğan’ın inatçılığını kınıyor. Bu bağlamda Adana Mutabakatı’nın Türkiye’nin Suriye hükümetiyle koordinasyonunu tanımladığını, bunun bir uluslararası anlaşma olması nedeniyle Erdoğan’ın tek başına hareket edemeyeceğini hatırlatmak isteriz.

Adana Mutabakatı’nın terörle mücadeleye ilişkin olduğunu belirterek,

  • Erdoğan’ın denetimi altındaki terör örgütlerini koruduğunu ve
  • onlara çeşitli yardımlar sunduğunu..

iddia eden Suriye Dışişleri, Türk hükümetinin bu tür eylemlerinin Ankara’ya güveni zedelediğini savundu.
****
Suriye’nin içişlerine BM hukukunun (BM Ana Sözleşmesinin) en temel ilkeleri olan İÇİŞLERİNE KARIŞMAMA ve SINIRLARIN DEĞİŞMEZLİĞİ ilkeleri (1648 tarihli Westphalia Barışı gereği, devletler kesin sınırlara sahiptir ve sınırları içindeki ahali
üstündeki iktidarları mutlaktır..) çiğnenerek müdahale edilmiş, Türkiye de Batı emperyalizmince kimi vaatlerle istismar edilerek kullanılmıştır. Oysa BM Antlaşması’nın  m. 1/2, 55 ve 76. maddeleri, bir ülkenin halkları içinde kendi geleceğini belirleme (self determinasyon)  hakkını kullanmaları durumunda bile sınırların değişmezliği ilkesini benimsemiştir.

BM Antlaşması‘nın 1. ve 55. maddesinde; uluslararası alanda, halkların eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışını güçlendirmek için gerekli uygun önlemleri alınması kararlaştırılmıştır. (Charter of the United Nations, https://www.un.org/en/charter-united-nations/, erişim 04.02.2020)

  • Dolayısıyla Suriye’nin nasıl yönetileceğine Suriye halkı dışında hiç kimsenin karar verme hak ve yetkisi yoktur. Karşımızda, egemen – bağımsız ve BM tarafından tanınan – BM üyesi bir ülke vardır. Kabul edilsin ya da edilmesin, gerçek budur. Ayrıca bu ülkenin topraklarında askeri varlığımız söz konusudur. Suriye resmi güçleri, bu varlığı işgal olarak kabul etmekte ve eylemlerini meşru görmektedir. Kuşku yok, Rusya’nın açık onayı olmaksızın Suriye bu saldırıyı yapamazdı. Dolayısıyla kritik kırılma noktası tam da buradadır. Salt İran ile şimdiki Suriye politikasını / düşmanlığını AKP = Erdoğan rejiminin sürdürme olanağı yoktur.

    ****
    Şehit edilen asker ve sivil yurttaşlarımızın acıları yüreğimizdedir. Yakınlarına başsağlığı ve sabır dilemek klişedir ve kolaydır. Yaralılara acil şifa dilemek de öyle.. Hatta bu dilekleri dinci hamaset sözcükleri ile bezmek de.. Tıpkı iktidarın başı ve öbür kimi yetkililer ve yalaka basın gibi.. Asıl olan ise, Büyük ATATÜRK‘ün YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ ilkesini dış politikada şaşmaz eksen edinmek ve ulus üyelerinin burnunu bile kanatmamaktır.

Bu acı sonuç ile önceki Suriye operasyonlarında verilen şehitlerin, yaralıların, maddi yıkımların sorumlusu çok net ve tartışmasız biçimde AKP = Erdoğan iktidarıdır. Öylesine boş sözler ve hamasi, duygu sömürüsüne dönük girişimlerle bu yürek yakan sorumluluk perdelenemez.

Bahçeli‘nin, Suriye’de rejim değişmedikçe rahat yok… içerikli sözleri bir başka talihsizliktir. Suriye’de rejimi değiştirmek kimsenin haddi değildir. Suriye’de uluslararası hukuka göre egemen ve meşru bir devlet ve yönetim vardır. Onu beğenmeyebilirsiniz ama İHVANCI bir rejimi bu ülkede kurma heveslerinin bedeli işte böyle ağır olur..

Önemli bir nokta da İSTANBUL KANALI bağlantısıdır… Bu Kanal Rusya’nın güvenliğini olağanüstü düzeyde tehdit edicidir ve bu ülke tarafından kabulü olanaklı değildir. Dolayısıyla, bu Kanal girişimleri gündeme geldiğinden bu yana Rusya – Putin, Türkiye’ye açık – dolaylı iletiler vermektedir. Daha önceki bir yazımızda da konuya değinmiştik.

AKP = Erdoğan rejimi, kendi aklınca ABD – AB – Rusya’yı (+ İran’ı) yönlendirebileceği boş hayallerini kurmuştur. Sonuç hüsrandır. Yapılacak şey, Atatürk’ün  YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ politikasına sarılmak ve büyük güçler arasında dinamik denge stratejisine yönelmektir.

AKP = Erdoğan rejimi, gelinen çok kritik yerde, bu ağır sorun üzerinden iç politikaya dönük gündem oyunları ve kısır oy hesaplarına asla ve asla girmemelidir. TBMM ivedilikle toplanarak kapalı oturumda ulusal politikalar belirlenmeli ve kamuoyu bilgilendirilerek, saplanılan bataklıktan geri çekilmeye çalışılmalıdır.

Erdoğan bunu yap(a)mayacaksa, bir biçimde çekilmeli / istifa etmeli ve ülkemizi hızla büyüyebilecek kanlı ve çok tehlikeli serüvenlere sürüklemekten mutlaka kaçınmalıdır.

Batı’nın emperyal abanmaları, Rusya ile önemli ölçüde dengelenebilirdi..
Erdoğan’ın Ukrayna ziyaretinde açıkça Rusya’yı karşısına alan irrasyonel girişimleri, sorunun tuzu biberidir.
Çok yazık oldu..
Türkiye bir kez daha, çok dezavantajlı koşullarda, örneğin çok ağır borç yükü – ekonomik bunalım konjonktürü içinde… Batı emperyalizminin kucağına sürüklenmiştir.

SONUÇ                                             :

  • Siyasal tarihte bu denli akıl ve bilim dışı, ülkesine çok ağır zararlar veren bir dış politika örneği anımsamıyoruz..

Dinci – gerici -baskıcı AKP = Erdoğan rejiminin Türkiye’ye kestiği en ağır son fatura bu paralizi olsa gerektir.

  • 17+ yıldır vahşetle dayatılan değerler erozyonu ve ekonomik talana ek olarak..

Sahi, 4+ milyon Suriyeli Türkiye’de iken ve bir o kadarı sınırın hemen güneyinde iken Suriye ile bir sıcak çatışma nasıl göze alınabilir ki??!

İçerideki ağır ekonomik bunalıma, işsizliğe, yoksulluğa, sosyal güvenlik krizine, dinci dayatmalara, halkı kutuplaştırmaya…  odaklanmamız gerek.. Değişik gündem oyunları bu sorunları çözmediği gibi daha da büyütür. Halk da daha çok aldatılamaz. çünkü somut – ağır – yakıcı – bunaltıcı, kendisini yakan… ailece intihara sürükleyici kertede deneyimlemekte, yaşamaktadır.

  • Asıl rejim bunalımı Türkiye’dedir.
    – TEK ADAM REJİMİ tıkanmıştır ve Türkiye adeta boğulmaktadır.
  • Değişmesi gereken AKP = ERDOĞAN rejimidir..

Sahi, Esat kalksa ve

“…Türkiye’de demokratik parlamenter düzen yıkılmıştır.
TEK ADAM diktatörlüğe sürüklemektedir komşumuz Türkiye’yi. Buna seyirci kalamayız. Türkiye’de demokratik rejim yeniden kurulmadan Suriye’ye rahat yok. Türkiye yaparsa ne ala,
yoksa biz ne gerekiyorsa yapacağız….”

dese… AKP = Tek adam Erdoğan ne buyururlardı acaba???

  • Bir kez daha yanıldınız ve yenildiniz..
  • Kabul edecek ve usulünce geri çekileceksiniz..
  • Masum vatan evlatlarının kanını daha çok dökmeyeceksiniz.. 

    Sevgi, saygı ve ACI ile. 06 Şubat 2020, Ankara

     

Kandil Hava Harekatıyla Çok Ağır Şekilde Vuruldu

Kandil Hava Harekatıyla
Çok Ağır Şekilde Vuruldu

Kandil Hava Harekatıyla Çok Ağır Şekilde Vuruldu

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından düzenlenen hava operasyonuyla Kandil‘deki 44 hedef akıllı mühimmat kullanılarak tam isabetle imha edildi. Daha önce imha edilen PKK hedeflerinin yerine yenilerinin yapılmaya çalışıldığı fark edildi, bu nedenle operasyon düzenlendi.

44 HEDEF YERLE BİR EDİLDİ

Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre, Terörle Mücadele Harekatı kapsamında 14 Kasım 2015’te gece boyunca Havadan İhbar Kontrol (HİK) uçağı, Havadan Yakıt İkmali ve İnsansız Hava Araçlarının (İHA) desteklediği, F-4E 2020 ve F-16’lar ile yapılan sınır ötesi hava operasyonlarında Irak‘ın kuzeyindeki Kandil bölgesinde terör örgütüne ait sığınak ve barınaklardan oluşan 44 hedef akıllı mühimmat kullanılarak etkisiz hale getirildi.

ÖRGÜT, BARINAK VE DEPOLARI ONARMAYA BAŞLAMIŞ

Temmuz 2015 ayı sonunda başlatılan hava operasyonlarıyla çok büyük bir yıkıma uğrayan Kandil bölgesinde yeniden yapılanma çabaları çerçevesinde kimi tesislerin Örgüt tarafından barınak ve depoların onarılmaya, canlandırılmaya çalışıldığı öğrenildi.

Bu kapsamda 14 Kasım 2015’te gece yapılan hava saldırılarıyla hedefler tam isabetle vuruldu. (15 Kasım 2015)

======================================

Dostlar,

Şu hengamede bölücü örgüte karşı sürdürülen kararlı ve sonuç alnaya dönük TSK girişimleri görece bir güven ortamı yaratıyor. Mehmetçiğe her zamanki gibi şükran borçluyuz. Şehit ve gazilerimizi elbette sonsuz bir şükranla anıyoruz. Askeri güvenlik politikalarının bölücü örgütün kökten dağıtılmasına dönük olarak bütüncül biçimde sürdürülmesi gerekiyor. Bunların başında finans kaynaklarını kurutmak geliyor. Ancak AKP iktidarı, Cemaat’in üstüne bu bağlamda da giderken, PKK’nın yurtiçi – dışı hesaplarına ve bağlantılı kişi ve şirketlere dönük operasyonları basında izleyemiyoruz..

ABD yetkilileri Türkiye ile stratejik ortaklığın bittiğini açıkarken, Erdoğan’ın bu gün (15.11.2015) G-20 Doruğunda ABD Başkanı Obama‘ya “Sayın Barak” diye ilk adıyla seslenen gafına ek, hala “stratejik müttefik” likten söz etmesi hem komik hem de ülkemiz adına onur kırıcıdır. PKK böyle mi bitirilecektir? Yoksa örgüt bir süre sonra gene toparlanacak ve yitirdiğimiz canlar yanımıza mı kalacaktır?

Öte yandan, can yitiğinin 132’yi bulduğu Paris’e dönük (6 ayrı noktaya) kanlı saldırının ertesi günü Fransa’nın, bağımsız bir ülke olan Suriye’nin topraklarını bombalamasına ne demeli? Açıklamaya göre IŞİD karargahının merkezi vurulmuştur ve bu vuruşlar sürdürülecektir. Akla gelen çok soru var ama 2’sini soralım :

1. Düne dek, IŞİD’in karargahını koalisyon güçlerinin aylardır süren bombalamasına ve karadan da Peşmergelerin savaşmasına karşın hala vuramamış mıydınız??

2. Uluslararası hukuk katında BM’nin herhangi bir kararı olmaksızın egemen bir ülkenin toprakları bir başka ülke tarafından nasıl ve hangi gerekçeyle bombalanabilir? Fransa bu saldırganlığını BM Andlaşması‘nın hangi kurallarına dayandırmaktadır? Bu hususa değinmeye bile gerek duymamakta mıdır? BM -Genel Sekreteri- ne diyecektir bu emperyal şımarık saldırıya? Ya Çin ve Rusya ile öbürleri? Fransa, ulusal güvenliğini tehdit eden durum nedeniyle sınır ötesi sıcak izlem mi yapmıştır BM Andlaşması’nın 51. maddesine göre?? Yanıt “evet” ise ABD daha düne dek neden Türkiye’ye PKK’yı Irak!taki inlerinde vurma amaçlı sıcak izleme izin vermemiş, açıkça engel olmuştur? Bu sorun günümüzde nasıl aşılmştır da TSK Kandili’i vurabilmektedir??

Kamuoyunun tüm bu hususlarda aydınlatılması demokrasilerde zorunluktur. AKP hükümeti bir an önce kurulmalı ve TBMM’de iyi kötü bu konular görüşülmelidir. Ancak “Tek Adam” ülkenin Başbakanını kökten dışlamış, görüşme kurullarına müsteşar düzeyindekiler (MİT..) bile alınırken, Başbakan Davutoğlu göstermelik bir resepsiyona mahkum edilmiştir. Bu rejimin adı “melez – hibrit” rejimdir. Yurt dışı çevreler de bu nitemi kullanmaktadır. Hedef adım adım Başkanlık’tır. Davutoğlu’nun suları kaynıyor.. Eminiz ayrımındadır ve Parlamaenter rejimin savaşımını vermelidir bize göre.. Ufukta Sadrazamlık koltuğu gözükmüyor Davutoğlu için. Bu gün RTE’nin golf arabasını “süren” Binali Yıldırım‘ın da hiçbir güvencesi yok. Osmanlı’da 36 Padişah 216 sadrazam ile çalıştı. Ortalama 6 “kelle” düşüyor Padişah başına! Anımsatmış olalım..

Sevgi ve saygı ile.
15 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com