1 Mart tezkeresinin reddinin 15. yıl dönümü vesilesiyle yaptığım konuşma

1 Mart tezkeresinin reddinin 15. yıl dönümü vesilesiyle yaptığım konuşma

Onur ÖYMEN

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Amerikan askerlerinin Türkiye sınırından Irak’a cephe açmasını öngören tezkerenin 1 Mart 2003 tarihinde TBMM tarafından reddedilmesinin 15. yıl dönümü vesilesiyle 22. dönem CHP milletvekillerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda yaptığım konuşmada özetle şunları söyledim:

CHP grubunun 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi için o zamanki Genel Başkanımız Deniz Baykal‘ın önderliğinde yürüttüğü başarılı mücadelenin 15. yıl dönümünü gururla kutluyor ve Sayın Baykal’ın en kısa zamanda tam sağlığına kavuşarak ülkenin ve partimizin politikaları üzerinde yeniden etkili rol oynamak üzere aramıza katılmasını özlemle bekliyoruz.

Amerika’nın uluslararası hukuka aykırı olarak Türkiye üzerinden cephe açma girişiminin TBMM tarafından reddedilmesi bölge ülkeleri tarafından da sevinçle karşılanmış ve Türkiye’nin itibarını artırmıştır. Tezkere, Anayasamızın sadece uluslararası meşruiyet halinde yabancı askerlerin ülkemizin topraklarımıza davet edilebilmesine ve başka ülkelere gönderilmesine izin veren hükmüne açıkça karşıydı (AS: Anayasa md. 92/1). Zira böyle bir müdahaleye olanak veren bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı yoktu. Ayrıca böyle bir operasyon siyasi ve insani açılardan da büyük sakıncalar getirecek, orada 600,000’den fazla masum insanın ölümüyle sonuçlanan bir operasyonun sorumluluğunu Türkiye’nin de tarih karşısında paylaşması sonucu verecekti.

Irak’a yapılan müdahalenin öncülerinden olan o zamanki İngiltere Başbakanı Tony Blair, şimdi bu müdahalenin yanlışlığını kabul etmekte ve ülkesinin istihbarat örgütleri tarafından yanıltıldığını itiraf etmektedir. ABD’nin eski Dışişleri Bakanlarından Hillary Clinton, ‘bugün bildiklerimi o zaman bilseydim o müdahale kararına oy vermezdim’ diyor. Ne yazık ki, operasyonun esas sorumlularının bile yaptıkları yanlışları kabul etmelerine rağmen Türkiye’de hala keşke Meclis bu tezkereye olumlu oy verseydi diyenler, yani yanlışa ortak olmamanın üzüntüsünü çekenler var.

Tezkerenin oylamasından önce yapılan görüşmelerde Amerikalıların Türk askerlerinin Kuzey Irak’a yapacakları operasyonda o bölgedeki PKK varlığının tümüyle tasfiyesine karşı çıktıkları, hatta teröristler ateş açmadıkça Türk askerlerinin ateş açmasını istemedikleri Fikret Bila’nın yazdığı ‘Ankara’da Irak savaşları’ başlıklı kitapta yer alan muhtıra’da yer alıyor.

1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden sonra bazı Amerikalı yetkililer bu kararın alınmasının sebebini askerlerin Meclise liderlik yapamaması olduğunu ileri sürdüler. Yani bir yandan asker siyasete karışmamalı diyeceksiniz, bir yandan da Meclisin kararını etkilemedikleri için askerleri eleştireceksiniz! İşte böyle çelişkiler yaşandı.

Bugün bölede yaşanan gelişmeler, bizim 1 Mart tezkeresini reddetmekle ne kadar isabetli bir tutum sergilediğimizi kanıtlıyor.

ABD’nin o zamanki Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz, bundan sonra Türkiye Amerika’yla iyi ilişkiler sürdürmek istiyorsa “Amerika için iyi olan neyse Türkiye için de iyi olan odur” demesi gerektiği söylemişti. Bu sözler, Atatürk’ün önderliğinde tam bağımsızlık ilkesini benimsemiş olan Türk milletinin duymak bile istemediği sözlerdir.

1 Mart tezkeresinin reddinden sonra Dubai’de Devlet Bakanı Ali Babacan ile ABD Hazine Bakanı Snow arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre ABD Türkiye’ye 1 milyar dolar hibe veya 8 milyar dolar kredi verecek, buna karşılık Türkiye de Kuzey Irak’ta ABD’nin politikalarına uygun hareket edecek ve o bölgeye askeri harekatta bulunmayacaktı. Biz CHP olarak, Cumhuriyet tarihinde para karşılığında siyasi taviz verilmesi anlamına gelen hiçbir antlaşma imzalamadığımızı söyledik ve buna şiddetle karşı çıktık. İktidar geri adım attı ve anlaşmayı onay için Meclise getiremedi.

Daha sonra 2005 yılında AB ile Kıbrıs konusunda imzalanan bir antlaşmaya da CHP olarak itiraz ettik ve bu antlaşma onaylanırsa bunun Güney Kıbrıs Rum Yönetimini Kıbrıs Devleti olarak tanımamız sonucunu doğuracağını söyledik. Hükmet bu uyarımız üzerine anlaşmayı onay için Meclis sunmaktan vazgeçti.

Ermenistan‘la imzalanan ve Türkiye’nin değil esas itibariyle Ermenilerin görüşlerini yansıtan antlaşmaya da itiraz ettik. Hükumet o antlaşmayı da onay için Meclise sunamadı.

İşte bu örnekler sayıca çoğunlukta olmayan bir muhalefet partisinin etkili bir siyasi mücadeleyle nasıl sonuç alabileceğini gösteriyor:

Bugün de ülkemizde ve bölgemizde yaşanan ve Türkiye’nin güvenliği ve temel çıkarları açısından büyük önem taşıyan gelişmelerin önlenmesinde CHP’ye büyük görev düşüyor. Partimizin ancak o zamanki ruh ve mücadele gücüyle bu zorlukların üstesinden gelebileceğini düşünüyorum. 1 Mart tezkeresini reddeden arkadaşlarımıza ve bütün partililerimize bugün de büyük görevler düşüyor. Ancak birlikte hareket ederek bu güçlükleri aşabileceğimize inanıyorum.

Saygılar, sevgiler.
==============================================
Dostlar,

1 Mart 2003, Türkiye tarihi bakımından önemli bir kırılma noktasıdır. O tarihte biz Edirne’de idik ve ADD Genel Merkezi’nin Yönetim Kurulu üyesi idik, Marmara Bölgesinden de sorumluyduk. Bölgedeki duyarlı siyasal partileri, örgütleri, kesimleri.. ADD öncülüğünde toplamış ve bir savaşım yolu çizmiştik. Girişimci kurul adına TBMM’deki 550 vekile mektup yazmak biz düşen görev oldu. Sabahlara dek çalışmış ve oluşturulan içeriği 550 vekilin e-ileti adreslerine yollamış, Edirne’de ve bölgedeki yerel – bölgesel basınla paylaşmıştık. 1 Mart 2003 günü TBMM genel Kurulu Hükümet tezkeresi görüşülürken tüm Türkiye nefesini tutmuştu.

Başbakanlıktan gelen izin istemi yazısında, sayısı 65 bini aşan ABD askerlerinin güneydoğuda ağır silahları ile pek çok noktada konumlanmalarını ve oradan Irak’ı işgal etmek üzere uygun gördükleri bir plana ve takvime göre Irak’ın kuzeyine geçmelerini öngörüyordu. Bu kapsamda onbinlerce ABD askeri, ağır silah donanımları, lojistikleri ile diledikleri kadar ülkemizde kritik noktalarda kalabileceklerdi. Bu, varolanlara ek yeni ABD üsleri anlamına da gelir ve hatta TÜRKİYE’nin AÇIK – ÖRTÜK İŞGALİ demektir!

Henüz Erdoğan AKP’nin başına geçmiş değildi dolayısıyla Başbakan da değildi. TEK ADAM rejimi henüz söz konusu değildi. AKP’li vekillerden 100 dolayında insan vicdanının sesini ve kamuoyunun uyarılarını dinledi – dinleyebildi ve “red” oyu verdi. TBMM’de 2 parti vardı; AKP’nin vekil sayısı 361, CHP’ninki 178’di. Oylamaya 533 milletvekili katıldı. 264 kabul oyuna karşılık, 250 ret oyu çıktı. Anayasa’nın 96. maddesi gereği 268 salt çoğunluk sağlanamadığı için Tezkere dört oy eksikle reddedildi. Erdoğan çok ezik ve mahcuptu! 2 hafta kadar sonra Başbakan olabildi. Başbakanlığının 2. haftasında ise, başlatılmış olan Irak işgali nedeniyle ABD askerlerine dua etti ve başarı diledi! O denli ezikti ABD’ye karşı. ABD’den Paul Wolfovitz‘e yazdığı mektup ile Türk Genel Kurmay Başkanı ile görüşebilmesi için randevu ayarlanmasını bile isteyebilmişti. Ne de olsa o zamanlar iktidara hazırlanıyordu. ABD’ye gezisinde Devlet Başkanı – Başbakan protokolü uygulanarak kırımızı halılarla karşılanmış ve gerekli mesaj ABD diplomasisi ile dünyaya verilmişti. Erdoğan derin minnet borcu altındaydı ve Wall Street Journal‘da yayınlanan “ünlü” demecini verdi :

“We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.” By Recep Tayyip Erdogan
The Wall Street Journal March 31st, 2003
ve 21st April 2003, Washington Post
https://www.youtube.com/watch?v=39fzdsGsHEE

ABD -sözde- Türkiye’nin bu kendini bilmez başkaldırısını bağışlamamış ve 4 Temmuz 2003’te Irak’ta Süleymaniye yakınlarında 11 askerimizi başlarına çuval geçirerek tutsak almıştı.. Yarı diplomatik militer ya da militer – diplomatik yolla Türkiye’ye misillemede bulunmuştu. O zaman kamuoyunda ABD’ye nota verilmesi istemi CHP / Baykal tarafından istendiğinde, Başbakan Erdoğan;

  • “Ne notası veriyoruz… müzik notası mı bu?” buyurmuştu..

3 Mart 1924 Devrimlerinin 94. yılında salt bu 3 görkemli devrim değil, tüm Cumhuriyet devrimleri bütün olarak ve ne yazık ki iktidar tarafından kuşatılmıştır ve 2023’e dek “hesabın görülmesi” hedeflenmektedir. Yaşadığımız, artık eylem aşamasında olan net – açık – kararlı ve saldırgan bir Cumhuriyet düşmanı karşıdevrimdir..

Eğitim sitemi en başta vurulan sektördür.. Anaokullarına dek dinci dayatma sürmektedir.
İmamhatipleştirme büyük boyutlardadır ve dolaylı – açık dayatmalarla sürdürülmektedir. Kadınlar, geçelim türbanı, kara çarşaflara sokulmaktadır. O denli ki, ilkokullarda kara çarşaflı öğretmeler bile görevdedir. Eğitim dinci tarikat – vakıf cemaat – yurtlara ihale edilmiştir.

  • Alevilerin hakları kesinleşmiş birkaç AİHM kararına karşın tanınmamaktadır.
  • Yine zorunlu din dersleri kesinleşmiş birkaç AİHM kararına karşın zorla dayatılmaktadır.

Yobazlar devletin TRT’sinde, öbür kanallarda salt dinci gericilik yapıp hurafe yaymakla kalmamakta, cihat ve toplu öldürme niyetlerinden söz etmektedir.
DİB militanca iktidarın dinci planlarına hizmet etmekte, İslamın salt Hanefi mezhebini tüm topluma kendi yorumuyla “din bu” diye pazarlamaktadır.
Bebeklere dek inen tecavüz iğrençlikleri, kadına yönelik şiddet hatta cinayetler, genel olarak toplumda her tür yolsuzluk, ahlak dışılık, kokuşma, yoksulluk, işsizlik… ağır bunalımlardır.

Oysa Cumhuriyet devrimleri kararlılıkla uygulansa idi günümüzde gündem böylesine lanetli olmayacaktı. Kaynanasından, anasının dizinden, eşofman giyen kız çocuğundan tahrik olan, kendini kızını severken bile şehvetine yenilen, 6 yaşında çocukla evlenme fetvası veren arkaik yarasalar olmayacaktı. Onlar da uygarlaşacak, gerçek dinlerini öğrenebilecek, sosyalleşerek dürtü denetimi yetisi kazanacak, DİNLERİN GERÇEK HEDEFİNİ kavrayarak yorumlayabileceklerdi. Yazık oldu Türkiye’ye, Türk Ulusuna.. Birkaç onyıl geriye savrulduk.

Sonuç olarak; son 15+ yıldır AKP eliyle dayatılan bu tam karşıdevrimi Ulusça ve daha çok gecikmeden sonlandırmak zorunlu olmuştur ve bu bir halkın tarih önünde meşru savunmasıdır!

Sevgi ve saygı ile. 02 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir