Milli İrade

Dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, 90+ yaştaki üstadımız Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN beyefendi, “MİLlİ İRADE” başlıklı bir makale yazarak, Başbakan RTE’nin “Bnin bakanım” diyemeyeceğini belirtiyor.

Ünlü İngiliz siyaset bilimci J. Stuart Mills’ten alıntı yapıyor..

“…Türkiye’mizde toplumsal uyanış ve despotik iktidara karşı doğan tepkiler, 
AKP iktidarının yazgısını belirleyecek ve o yazgıyı değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.”

Diyalektik bir çıkarımla, yukarıdaki sonuca varıyor.
Bir küçük önermemiz olsun izinleriyle :

“Diyalektik” ve “yazgı” kavramları farklı kategorik jargonlara ilişkindir. İlki bilimsel ve pozitiftir; ikincisi dinsel ve soyut..

Dolayısıyla bu paragrafta “yazgı” yerine, diyalektik deterministik öngörü gereği,
“geleceği” denilebilir, denilmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
26.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================

Milli İrade Kavramı!

portresi

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN 

Osmanlı devleti, “millî İrade” kavramının dışında kalmıştı.
Bu kavramı ilk kez Mustafa Kemal Paşa kullanmış ve ünlü Nutuk’ta :

  • “Efendiler, bu vaziyet karşısında bir, tek bir karar vardı. O da hakimiyeti milliyeye müstenit, bilakaydüşart yeni bir Türk Devleti tesis etmek.
    İşte daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da
    Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikine başladığımız karar,
    bu karar olmuştur.”
     demişti.

Anadolu’muz Batının emperyalist ülkeleri ordularının işgali altındayken, “Millî İrade”yi egemen kılma kararı “Teşkilatı Esasiye Kanunu”nun ilk iki maddesiyle yürürlüğe girmişti. TBMM’nin 20 Ocak 1921 günü onayladığı bu ilk Anayasa’nın 1. maddesi;

Hakimiyet bilakaydışart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını (yazgısını) bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” koşuluyla “Millî İrade”yi somut, uygulanabilir gerçekliğe kavuşturdu.

Bu ilk Anayasanın 2. maddesi de, “Milli İrade’nin Milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli edeceğini” öngörmüştü. Aslında 29 Ekim 1923’ten iki yıl önce Cumhuriyet bu iki maddesiyle kabul ve ilan edilmiştir. Kurtuluş Savaşı kazanılmadan önce böylesi bir kararın tek yorumu vardır ve Batı’nın ABD dahil emperyalist ülkeleri bilmelidir ki, yeryüzünde hiçbir ulus, işgal altındayken kendi devletini ve onun cumhuriyetini kurabilmiş değildir. Yeryüzünde Türk Ulusu’nun dışında bunu başaran bir başka ulusun varlığından kimse söz edemez.

Bu gerçeğe göre Millî İrade ulusun kendisidir ve ulus bunun uygulanmasını özgür iradesiyle oluşturduğu TBMM eliyle sağlamaya karar verir. Bir başka deyişle Millî İrade’nin kaynağı Millet’in meclisidir. Siyasal iktidar ve de o iktidarın oluşturduğu hükümet, kendisini Millî İrade olarak tanımlayamaz. Millî İrade’nin tecelli ettiği kuruluş TBMM’dir. TBMM’nin dışında hiçbir kurum, hükümetler dahil Millî İrade’nin kendisi olamaz. Çünkü hükümetlerin tümü TBMM’nin gözetimine ve denetimine bağlıdır ve görevden alınıp alınmamasına karar verecek organ TBMM’dir. TBMM’nin dışında kalan hiçbir kamusal organ , hükümetler, TBMM’nin kararı olmayan bir yetkiyi kullanamaz. Eğer bir karar, Millî İrade’ye ters düşüyorsa, o kararın yok sayılmasını TBMM, kendisinin oluşturduğu kurumlar eliyle sağlayabilir.

Durum böyle olunca, bir başbakan’ın hükümet üyelerinden herhangi biri için “benim bakanım” deme hakkına sahip olamaz. O bakan Türkiye Cumhuriyeti Devlet’inin bakanıdır ve Başbakan’ın emrinde O’nun görevlisi değildir. R.T. Erdoğan,
Hükümet üyelerinden herhangi birisini “benim bakanım” demekle yetkisini aşmaktadır
ve kendisinde Anayasanın tanımadığı gücün var olduğu vehmine kapılmaktadır.

Fakat ne yazık ki, ”Başbakan senin memurun değilim” biçiminde kişiliğini korumak türünde erdeme ulamış bir bakanla da ülkemiz tanışamadı.

  • Millî İrade’nin görev verdiği hükümetin ulusal boyuttaki yanlışlarına, sakınca ve hatta tehlike yaratan kararlarına ulusumuzun hiçbir bireyi boyun eğmek zorunda değildir.

Öylesi hükümetin aldığı ve uygulamaya koyduğu kararları eleştirme, eleştirmek için örgütlenme hakkına sahip çıkılması da önlenemez.

Polis gücüyle önlenmesi o iktidarın faşizme kaymasının kanıtı, belgesi olarak, bir gün ulusun o iktidara el koyması sonucunu doğurur.
Tarihin diyalektiğinde bunun sayısız örnekleri gerçekleşmiştir. Türkiye’mizde de böylesi bir örnekle karşılaşılmayacağını bugün hiç kimse ileri süremez.
Bunu ancak tarihin gelişim süreci belirleyecek ve öylesi eylem, tarihin diyalektiği tarafından onaylandığı anda da gerçekleşecektir.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, tarihimizin en yakın çanlı örneğidir. Yeni ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunu Millî İrade’nin kararı olduğu içindir ki, emperyalizmin ülkemizi işgal eden orduları bile önleyemedi. Tarihin yarattığı kararı değiştirme gücü
yine tarihin elinde olduğu için.

Özetle Millî İrade; aslında ulusun tarihsel süreç içindeki gelişiminin ve gereksinmelerinin sentezinde belirginleşir ve belirginleştiği ölçüde de politik egemenliğin kaynağı olur.Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kuruluş ve gelişim aşamalarından edindiğimiz bu olguya 1850’li yıllarda John Stuart Mill’in “Representative Government” (Temsilî Hükümet) adlı kitabında da rastlıyoruz. Örneğin şu düşünceyle Hükümet kavramını betimlemişti ünlü yapıtında:

  • “Hükümetler önceden tasarlanarak oluşturulmaz yapılandırılamazlar, fakat oluşur, gelişirler. Bizim ilgimiz evrenin diğer olayları gibi özelliklerini öğrenmek ve ona uyum sağlamaktır. Onunla ilişkimiz halkın temel siyasal kurumlarını, yaşamını ve doğasındaki organik gelişimi, yaradılışındaki özelliği ve bilinçsiz içgüdülerini, talep ve eğilimlerini ve tüm bu düşünülmüş niteliklerinin öğretisiyle onu tanırız.” (İngiizcesi dipnotta)

Şunu belirtelim ki, Stuart Mill’deki “Government” kavramı devlet’i de içermektedir.
Eğer O’nun bu görüşü gerçek ve doğru ise, Millî İrade’nin kaynağı olan halkın sahiplendiği devlet, başkalarınca planlanan bir tasarımın gerçekleşmesi biçiminde algılanamaz. Örneğin Mustafa Kemal’in zihninde beliren Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ondan önceki 150 yıllık gelişimin sonucu ve sentezidir. Eğer 150 yılın diyalektiği yaşanmış olmasaydı bir Mustafa Kemal’i annesi yine dünyaya getirir ve fakat o Mustafa Kemal, bir Atatürk olamazdı. Eğer bu düşüncem doğru ve bir gerçeğin anlatımıysa, ulusal egemenliği yaratan yine o ulusun uzun tarihsel gelişimin sonucunda vardığı
nihai menzildeki iradesidir. Eğer bu ulaştığım sonuç yine doğru ve gerçek ise,
bugün Türkiye’mizde toplumsal uyanış ve despotik iktidara karşı doğan tepkiler,
AKP iktidarının yazgısını belirleyecek ve o yazgıyı değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Tarihin diyalektiğini değiştirecek tek güç çünkü, yine tarihin kendisidir.

Saygılarımla. (25.6.13)Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen

Dip Not:
(+).John Stuart Mill, Consideration on Represantative Government, with an Introduction by Howard Penniman, p.4: “Governments cannot be constructed by premeditated design. They are not made, but grow. Our business with them, as with the other facts of the universe, is to acquaint ourselves with their natural properties and adapt ourselves to them.The fundamental political institutions of a people are considered by this school as a sort of organic growth from the nature and life of that people: a product of their habits, instincts and unconscious wants and desires, scarcely at all of their deliberate purposes.”
(İngilizce metinde kimi maddi yazım yanlışları tarafımızdan düzeltilmiştir.. A. Saltık)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir