Etiket arşivi: Soyut norm denetimi

Anayasa Mahkemesi kararı ve yasama organına düşen görev

Hamdi Yaver AKTAN
ESKİ YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ BAŞKANI

Cumhuriyet, 23 Ağustos 2021

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Akçam/Türkiye kararında (başvuru no: 27520/07, tarih: 25 Ekim 2011) iki kez takipsizlik kararı verilmiş olmasına karşın Akçam’ın mağdurluk sıfatını kabul etmişti. Aynı kararda ulusal yasaların mahkeme önüne soyut norm denetimi olarak getirilemeyeceğine işaretle birlikte, başvuranın şüpheli olarak savunmasının alınması, çalıştığı konuda olası suç duyurularının yapılabileceği olasılığı vb. olgular gözetildiğinde akademik özgürlüğün özdenetimi getireceğini ve dolayısıyla normun “doğrudan etki” yaptığı saptamasıyla başvuruyu kabul etmiş ve ardından da ihlal kararı vermişti. Bir bakıma Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesini mahkûm etmişti!

SOYUT NORM DENETİMİ YAPILAMAZ

AİHM’nin “potansiyel mağdur” kavramını/ölçütünü kullanarak ihlal kararları verdiği olmuştur. Gerçekten de “Klass ve diğerleri v. Almanya” kararında kabul edilebilirlik kararı sonrası ihlal olmadığını kararlaştırmış ise de telefon dinlemeleri ile ilgili “Campbell ve Cosans v. Birleşik Krallık” davasında aynı ölçütle ihlal kararı verdiği bilinmektedir. Akçam kararı ile Campbell ve Cosans kararları örtüşmektedir.

Akçam kararından sonra devletler hukukunun temel ilkesi olan ahde vefa kuralı (AS: pacta sund servanda) gereği ve aynı zamanda Sözleşmenin getirdiği yükümlülük nedeniyle TCK m. 301’de değişiklik yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’a göre yasama işlemleri aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı (m. 45/3) gibi, bireysel başvuruancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir” (m. 46/1). Bir başka anlatımla bireysel başvuruda soyut norm denetimi yapılamaz. Yasa ve içtihat, AİHM uygulaması ve Sözleşmesine uygundur.

BELİRSİZ GENİŞLEME

Düzenleme ve uygulama belirtildiği şekilde olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin yeni bir kararında (bireysel başvuru no: 2014/6548, karar tarihi: 10.06.2021, Resmi Gazete 3 Ağustos 2021, Sayı: 31557) potansiyel mağdur ölçütü ile birlikte normu mahkûm ettiği görülmektedir. Söz konusu kararın özellikle 85 ila 118. paragrafları önemlidir. Karara konu olan TCK’nin 220. maddesinin 6. fıkrası irdelenmiştir, maddenin kamu gücünü kullanan organların keyfi müdahalelerine ve özgürlüğü kısıtlamanın bir tarafın zararına olduğuna, kararda değinilmektedir. TCK. m. 220/6’daki “örgüt adına” ibaresinin belirtildiğine işaret edilen kararda, anılan ceza normunun değerlendirilmesinin Yargıtay tarafından her somut olayın koşullarına göre yapıldığı belirtilmekle birlikte içtihatlarla getirilen ölçütlerin, kimi zaman maddenin kapsamının belirsiz bir şekilde genişlemesine neden olduğu ifade edilmektedir.

Dahası, örgüt adına kavramının geniş yorumlanması sonucu ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ya da örgütlenme veya din ve vicdan özgürlüğü gibi temel haklar üzerinde güçlü bir caydırıcı etki yaratıldığına vurgu yapılarak ceza normunun kısıtlayıcı etkisine dikkat çekilmektedir. Bir normun soyut olarak anayasaya uygun olmasının dahi uygulamada özgürlükleri kısıtlayıcı biçimde uygulanma olasılığı dolaylı olarak kararda gerekçelendirilmiştir. Önemli olduğu için kararın 87. paragrafını aynen yazmak durumundayız:

AYM’NİN KARARI ANIMSATIYOR

  • “Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularda bir kuralın kamu gücünü kullanan organlar ve derece mahkemelerince yapılan yorumun da temel haklara müdahale ettiği ölçüde anayasal denetimin bir parçası olduğu vurgulanmalıdır. Bir kural soyut bir denetimde anayasaya aykırı görülmese bile bu kuralın yorumunun ve uygulanmasının bireylerin temel hak ve özgürlükleri üzerinde yarattığı etki anayasaya aykırı bulunabilir. Böylelikle bireysel başvurular üzerine verdiği kararlar ile Anayasa Mahkemesi, kamu gücünü kullanan organların ve derece mahkemelerinin anayasaya uygun hareket etmelerine katkıda bulunmaktadır.”

Anayasanın yorumu, münhasıran Anayasa Mahkemesi’nin yetkisindedir, görevidir de! Bir yasa normunun, soyut olarak anayasaya aykırı görülmemiş olması, uygulayan organların da ancak anayasaya uygun yorumlarıyla anayasaya uygun düşer. Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçe organlara/kamu gücüne bunu anımsatmaktadır, özellikle bir çıkarım yapılacak olursa, derece mahkemelerine ve kuşkusuz ki Yargıtay’a da!.. Belirsizliğe yol açacak, kapsamı genişletecek uygulamalar anayasaya ve suçta yasallık ilkesine aykırı düşer.

YASAMAYA DÜŞEN GÖREV

Bütün bunlar, yasa normunun yazımından kaynaklanıyorsa normda değişikliğe gidilmelidir. Anayasa Mahkemesi de dolaylı olarak bunu önermiş olmaktadır. Karardaki TCK’nin 220. maddesinin 6. fıkrasında “örgüt adına işlendiği kabul edilebilecek suçlar dizisi öylesine geniştir ki hükmün lafzı, -bu hükmün derece mahkemelerince kapsamlı biçimde yorumlanması da dahil olmak üzere- kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı yeterli düzeyde koruma sağlayamamakta, kişilerin esas suçlarına ilave (AS: ek) olarak bir de öngörülemez biçimde örgüt adına suç işlemek suçundan cezalandırılmalarına engel olamamaktadır” şeklindeki gerekçeyle normun uygulaması mahkûm edilmekte, bunun nedeni olarak da düzenleme gösterilmektedir.

Evrensel içtihada uygun düşen karar karşısında Yasama organına düşen görev, Anayasa Mahkemesi’nin oybirliğiyle verdiği kararı doğrultusunda belirsizliği giderecek, suçta kanuniliği (AS: yasallığı) sağlayacak ölçüde normda değişiklik yapmaktır. Değişiklik yapılmaması halinde (AS: durumunda) önceki kararları da gözetildiğinde AİHM’nin de aynı doğrultuda karar vereceği kesindir.

Milletvekili yakınlarına tedavi yardımları…. Biraz vicdan lazım

Milletvekili yakınlarına tedavi yardımları….
Biraz vicdan lazım

Yalçın Bayer

1- Ülkemizde 2006’da sosyal güvenlik ve sosyal sigortalar alanında reform niteliğinde yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Bu bağlamda, tüm ülke nüfusunu kapsayan zorunlu genel sağlık sigortası (GSS) kurulmuş, sağlık hizmetlerinin SGK aracılığıyla verilmesi kabul edilmiş, bu düzenlemelere aykırı tüm yasalar (milletvekilleri ile ilgili olan 3671/4 madde dışında) yürürlükten kaldırılmıştır.

2- Milletvekilleri/emekliler, ülke nüfusunun tümüne yakınını kapsayan GSS sistemine dahil edilmemiştir. Milletvekilleri ve bakmakla yükümlü oldukları kimselere yapılacak tedavi yardımının usul ve esasları, herhangi bir sınırlama olmaksızın, TBMM Başkanlık Divanı’nca çıkarılan yönetmeliğe (takdirlerine) bırakılmıştır. Yönetmelikle milletvekillerine, SGK aracılığıyla, halkımıza verilenlerle kıyaslanamayacak oranda, onların hayal bile edemeyeceği tedavi yardımları sağlanmıştır.

Son yıllarda yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, üst düzey askeri yetkililer de kapsama dahil edilmiş, onların tedavi giderleri de aynı yöntemle milletvekilleri gibi ödenmeye başlanmıştır.

3- Yukarıda açıklanan ‘kıyakla’ yetinilmemiştir. AKP milletvekillerince; 18.11.2019 tarihinde, 2/2368 Esas sayı ile TBMM’ye verilmiş bir teklifle, milletvekilleri üzerinden tedavi yardımından yararlanacak olan kimselerin TBMM Başkanlık Divanı’nca belirlenmesi istenmiştir. Bu teklif, muhalefet milletvekillerinin de kayda değer itirazları olmadan, jet hızıyla 5.12.2019 günlü birleşimde, saat 03.00 sularında 233 kabul, 29 ret oyu ile kabul edilerek oyçokluğu ile yasalaşmıştır.

Böylelikle 82.8 milyon vatandaşımızı kapsayan, en az 70 yıldır yürürlükte olan ve sigortalıların bakmakla yükümlü oldukları kişileri belirleyen kadim/yerleşik yasal düzenlemeler milletvekilleri için baypas edilmiş; 14 bin kişi için süper ayrıcalık getirilmiştir. Milletvekillerinin iş kadını eşi, çalışan oğlu, kızı, iş insanı babası-anası için bile TBMM bütçesinden tedavi yardımı verilmesinin önü açılmıştır.

Son söz                               :

  • Adaletin mülkün (devletin) temeli olduğu unutulmamalıdır.
    Mahmut ESEN,
    Emekli Mülkiye Başmüfettişi

===========================
Dostlar,

1982 Anayasası md. 10 aşağıda..

X. Kanun önünde eşitlik
Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
****
AKP iktidarının halktan yana olmadığının somut ve çarpıcı bir örneği daha gözler  önünde..
AKP seçmenlerinin ve yurdum insanlarının akıl ve vicdanlarına bir kez daha sunuyoruz..

Anamuhalefet partisi CHP, bu yasal düzenlemeyi çekincesiz ve derhal Anayasa Mahkemesine götürmelidir (soyut norm denetimi, Anayasa md. 150)

E. Mülkiye Başmüfettişi dostumuz Sn. Mahmut Esen’in irdelemesi oldukça kapsamlı ve 5 sayfa..
Bu önemli incelemeyi ayrı bir dosyada vereceğiz.

Sevgi ve saygı ile. 14 Aralık 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ali Rıza Aydın : AYM kararlarının 
geriye yürümesi


AYM kararlarının 
geriye yürümesi

Ali_Riza_Aydin_portresi

Ali Rıza Aydın
Anayasa Mahk. Em. Raportörü

 

 

Konu teknik ama halkı kandırma aracı olarak kullanıldığından, okuyucunun sabrına sığınarak açıklamak zorunlu oldu.

AKP’nin, hukuku kendi istediği anlamı yükleyerek kullanmasına örnek çok…

Bunlardan biri, Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin Twitter kararına yönelik eleştirilerde, “olağan kanun yollarının tüketilmiş olması” koşuluna sığınılması oldu. Bu sığınmanın, hukuk devleti ilkeleri, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (AİHM) “etkili başvuru hakkı”nın kullanılması ve “etkin denetim” yönündeki içtihadı karşısında anlamsız kaldığını, “Adalet İçin Hukukçular” sitesinde yazdık. Burada yinelemeyeceğiz (bkz: http://www.adaletvesosyalizm.org/asiri-arzudan-saygi-duyulmayan-yargiya-…).

Bir başkası, AYM “iptal kararları geriye yürümez” kuralı

  • Bu kural, iptal edilen yasa kuralına dayanılarak kazanılmış olan hakların korunması amacıyla getirilmiştir.

Ancak, kuralın yalnız söze bağlı kalınarak yorumlanması da hukuk devleti ilkesine ve
bu ilke içinde var olan güvenlik, adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabilecektir.

  • Geriye yürümezlik kuralı, Anayasa Mahkemesi kararlarının
    etkinliğini ortadan kaldırmamalıdır.

İptal edilen yasa kuralına dayanarak, daha önce yapılan işlemler, her ne kadar meşru gözükse de, Anayasa’ya aykırılığı saptanan bir kuralla hakları ihlal edilenler de olacaktır. Bunlar yönünden hukuksal meşruluk ve adalet, ihlal edilen haklarının yerine getirilmesiyle sağlanacaktır.

Geriye yürümezlik kuralının her durumda kayıtsız ve koşulsuz kullanımı,
mahkemeler tarafından bakılmakta olan davalarda uygulanan yasa kurallarının Anayasa’ya aykırılığı savında bulunulması halinde (AS: Somut norm denetimi), Anayasa Mahkemesi’nce yapılacak denetimin amacına ters düşer.

Anayasa’ya göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler (AS: Somut norm denetimi), Anayasa Mahkemesi’nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. İptal kararından önce açılan davalarda mahkemeler, ellerindeki davaları bekletecek ve AYM kararının verilmesinden sonra Anayasa’ya aykırı kuralı gözeterek karar verecektir. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır, yani geçmişe yürütecektir. Tabii aynı durum, iptal edilen kurala dayanarak karar vermek zorunda kalan, ancak itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. Nitekim uygulama bu yöndedir.

Hakları, Anayasa’ya aykırılığı saptanan kuralla ihlal edildiği halde dava açmamış olanlar yönünden “geriye yürümezlik” sözcüklerine katı bağlılık ise, iptalden beklenen sonucun elde edilmesini engelleyecektir.

Bu durumda, iptal kararlarının, iptal davası (AS: Soyut norm denetimi) ya da
itiraz başvurusu (AS: Somut norm denetimi) sonucu verilmiş olmasına bakılmaksızın, etkinliğini sağlamak için önlemler alınması gerekmektedir. Bunlardan biri ilgili idarelerin hak ihlalini giderici işlem yapması, bir başkası ise iptal kararı gerekçe gösterilerek
yeni dava açılmasıdır.

Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceği hükmünün ortaya çıkaracağı sonuçlar, yapılması gereken işlemler ve alınması gereken önlemler, uygulama ile ilgili işlemler olup, hukuk devleti olmanın gerekleri tam da bu noktada ortaya çıkar.

Önüne, arkasına, içeriğine, sonucuna bakmadan, başta Adalet Bakanı olmak üzere AKP’lilerin yaptıkları geriye yürümezlik açıklamaları, kendileri yönünden
“hukuk devleti olmadıklarının” dışa vurumudur. Başka deyişle, malumun ilanıdır.

İptal kararlarının ileriye yönelik “derhal” etkisi tartışmasız biçimde ortadadır.
Çünkü Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik
tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Hukuksuzluğu hukuk kurallarıyla yaşatma becerisine sahip AKP bu konuda da tescillidir. Ancak, “hukuk devleti” savında olanların gerçek yüzleri, ileriye yönelik etkiden çok geriye yönelik etkide ve hakları korumada ortaya çıkar.

Sonuç olarak      : İptal kararlarının, kimi durumlarda geçmişi, her durumda geleceği etkilemesi asıldır. Kurallar, Devlete ve hukuka güven ilkesinin sarsılmaması, Devlet ve toplum yaşamında karmaşaya neden olunmaması için getirildiğine göre; Devletin de geriye yürümezlik kuralına sığınmaksızın hareket etmesi, hak ve özgürlük ihlallerine
yol açacak işlemlere yeltenmemesi gerekir.

Hukuku “çıkar” ve “hesaplaşma” aracı yapan AKP’nin, yargı kararlarını da
aynı özneyle okuması, kendilerince olağan sayılsa da “hak mücadelesi” içindeki
halk tarafından olağan sayılmaz, reddedilir.