ANAYURT Gazetesine demecimiz : SON FIRSAT DA HEBA EDİLECEK

Dostlar,

Bu gün, 30 Nisan 2021, ANAYURT Gazetesinde yayınlanan demecimizi paylaşmak istiyoruz.
Gazeteye ve emekçilerine, muhabir Sn. Uğur Duyan’a teşekkür ederiz.
Metin ise görsellerin (jpg’lerin) altında..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

***

Son fırsat da heba edilecek

Prof. Dr. Ahmet Saltık, 17 gün sürecek olan sözde tam kapanmanın aslında bir yarı kapanma olduğunu ve bilimsel gereklikler gözetilmeden alınan bir karar olduğunu ifade ederek, Türkiye’nin önündeki son fırsatın heba edileceğini ve Türkiye bu kapanmadan beklediğini bulamayacağını söyledi.

Uğur DUYAN
https://anayurtgazetesi.com/haber/Prof-Dr-Saltik-Son-firsat-da-heba-edilecek/730262

ANKARA (Anayurt) – Türkiye’nin önde gelen Halk Sağlığı uzmanların Prof. Dr. Ahmet Saltık, 29 Nisan Perşembe günü saat 19.00’da başlayıp 17 Mayıs saat 05.00’da sona erecek olan 17 gün 10 saatlik ‘tam kapanma‘ya bilimsel açıdan tam kapanma denilemeyeceğini ifade ederek, “Tam kapanma ile ifade edilen 28 gün yani 4 haftalık bir süre ile toplumsal iletişimin %95 azaltılmasıdır ” diye konuştu.

Prof. Saltık, İçişleri Bakanlığı genelgesinde kısıtlama dışı tutulan meslek kollarının sayısının 43’e ulaştığını ve bu denli çok kesimin sokağa çıkma kısıtının dışında tutularak, halk sağlığının tehlikeye atıldığını söyledi. “Tam kapanma” denen süreçte uygulanacak kısıtlamalar ile olgu sayılarının beklenen düzeye çekilemeyeceğine dikkat çeken Saltık, 17 gün sürecek “tam kapanma”da ev içi bulaşın da tümüyle önünün alınamayacağını söyledi.

Tam kapanma için gereken bilimsel sürenin 28 gün olduğunu ifade eden Saltık, “AKP iktidarı, turizm mevsimini kaçırmamak için Epidemiyolojik gerekliliklerden uzaklaşarak, bilimsel dayanakları olmayan bir “alaturka kapanma” kararı aldı. Türkiye’nin önündeki son fırsatı da turizm ve ödemeler dengesini kurtarmak için heba edecekler, çok yazık” diye konuştu.

“TAM KAPANMA 28 GÜNDÜR”

Türkiye’nin bir tür “yarı kapanma”ya geçtiğini belirten Dr. Saltık şunları kaydetti:

“Türkiye’de salgının ilk günlerinden bu yana sıkça tartışılan tam kapanma, sonunda, çooook geç de olsa bir ölçüde uygulanacak ancak uygulanan kapanma asla bir tam kapanma değildir. Türkiye bir tür “yarı kapanma”ya geçmektedir. Hatta “AKP usulü bir kapanma”ya geçmektedir. Tam kapanma ile murat edilen, 28 gün yani 4 haftalık bir süre ile toplumsal hareketliliğin %95’e varan oranda  azaltılmasıdır. AKP iktidarının uygulayacağı kapanmada ise, İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı genelgeye göre 43 kalem meslek kolu kısıtlamalardan bağışık (muaf) tutulmuştur. Bu birinci yanlış.

İkinci yanlış; kapanma süresi Epidemiyolojide takvim günlerine, bayrama, seyrana göre ayarlanamaz. Salgın sizin koyduğunuz takvime kendini uydurmaz, tersine sizin, salgının dinamiğine takviminizi uydurmanız gerekir. Yani 4 haftadır en az kapanma süresi bu koşullarda. Neden 4 haftadır? Bulaş süresi ortalama 14 gündür. Tam kapanmada ev içi bulaş üzerinden bakacak olursak, aynı evde bir kişiye virüs bulaştı diyelim. Bu kişi 14 gün bulaştırıcıdır. 14 günün sonunda hafif seyirli bir hasta ise evinde iyileşecek. Aynı evde bir başka kişiye diyelim 14. günde virüs bulaşır ise, onun da yine bir 14 gün bulaştırıcılığı söz konusu. Yani virüsün bulaştığı ilk kişinin karantina süresinin dolmasına 1 gün kala, aynı evden, aynı aileden bir başkası hastalanırsa, onun da karantina süresi 14 gün. 14 gün + 14 gün = 28 gün. Bu bilimsel bir gereklilik.”

17 günlük kısıtlamanın bu bakımdan ciddi bir sakıncasının olduğunu kaydeden Dr. Saltık,

  • Türkiye’de, resmi verilerle havuzda en az yarım milyonu aşkın aktif vaka, yani tedavisi halen süren PCR (+) hasta olduğuna dikkat çekerek,

“İdeal koşullarda her gün 20 bin insanımızın iyileştiğini düşünürsek, yarım milyonluk olgu havuzu 28 günde ucu ucuna boşalacaktır. Bu olanaklıdır. Bakanlığın verileri üzerinden baktığımızda, her gün iyileşen hasta sayısı 50 bin dolayında olup, şişirilmiş de olsa bu olanaklıdır.” dedi.

“TÜRKİYE BU KAPANMADAN BEKLEDİĞİNİ BULAMAYACAKTIR”

İktidarın yaklaşan turizm mevsimini geçen yıl olduğu gibi bir kez daha tehlikeye atamayacağını ve turizmcilerden gelen yoğun baskıya direnemediği için, salgın verileri üzerinde oynama yapmaktansa, zorunlu kalarak “kendince tam kapanma” seçeneği benimsediğini söyleyen Saltık, “İdeal koşullarda hasta havuzu ancak en az 4 haftada boşaltılabilir dedik, yani hasta havuzuna hiç ya da çok az yeni olgunun her gün eklenmesi durumunda bu olur. Bunu nasıl sağlayacaksınız? 28 gün süreyle toplumsal – sosyal ilişkileri – hareketliliği %95’lere varacak oranda azaltırsanız olanaklı ancak! Yüzde 100 kapanma zaten olanaklı değil. Mutant varyantların yüksek bulaştırıcılığının önünü kesmek için ve için %95 oranına ulaşmamız ve bu sürede yaygın aşılamayı sağlamak gerekiyor. Siz bu orandan % 10 ödün verirseniz, kapanma süresini de en az % 10 uzatmanız gerekir. Siz 43 kalem meslek kolunu kısıtlamanın dışında tutarsanız. Türkiye bu kapanmadan beklediğini bulamayacaktır.”

YARI KAPANMA

Türkiye’de uygulanan kapanma ile nüfusun neredeyse yarısının sokağa çıkma – çalışma kısıtlamasından bağışık (muaf) tutulduğunu aktaran Saltık, gizli kalan olguların (vakaların) saptanması için aktif sürveyans (iz sürme) sürecinin Türkiye’de çok yetersiz uygulandığını bu nedenle de olgu / vaka / hasta havuzunun yüksek düzeylerde hep var olduğunu söyledi.

Aşılamada yeterli hıza ulaşılamadığını, ciddi aşı kıtlığının sürdüğünü ve 90 milyon nüfusun yalnız %10’nun 2 doz aşı olabildiğini vurgulayan Saltık,

  • “Öte yandan, bu sözde tam kapanma sürecinin en büyük eksiği yoksullara – işsizlere, küçük esnafa sosyal desteklerin son derece yetersiz verilmesidir. Salgınla başetmenin toplumsal seferberlik gerektirdiğini, devlet – ulus el ele olma zorunluğu bulunduğunu, bunun da ancak topluma devlet şefkati ile yaklaşarak onun katılımını sağlamaktan geçtiğinin altını çizdi.
  • “Yani halkı kazanmadan, halk karşın, halka karşı bir sözde tam kapanma süreci mi işletilmek istenmektedir? Bu akıl tutulmasıdır.” dedi.

TAKVİM DEĞİL HEDEF

Türkiye’de günlük yeni tanı alan vaka sayısının yüz binde 10’un altına yani günde 900 yeni vaka sayısına düşürülmeden tam kapanmadan sonuç alınmayacağını ifade eden Saltık, salgın yönetiminin önünde net Epidemiyoojik hedefler olması gerektiğini belirterek;

“Virüs bulaştırma katsayısını ifade eden ‘R0‘ değeri en az 3-4 hafta 1’in altında kalmalı, yani bir kişi bulaşı aldığında 14 günlük bulaştırıcılık (karantina) süresince 1’den çok kişiye virüs bulaştırmamalı, bunu sağlamalısınız.

Bu 2 ölçüte ek, günlük ölümler 10’un altına inecek.

Ayrıca varyant virüsleri zamanında yakalamak için yeterli dizin analizi (sekans..) yapılmalı. Türkiye’de hangi tür varyanttan ne düzeyde yakalandı? Yeni varyant türler yaygınlaşırsa hasta havuzuna hızla yeni hastalar eklenir. Hastalığı geçiren kişi başka bir varyantla yeniden hastalanabilir, havuzu boşaltamazsınız.

PCR testlerini devingen (dinamik) biçimde dizin (sekans) analizleri yaparak güncellemezseniz yeni varyantları belirleyemezseniz. Test yapar ama giderek artan oranda yalancı negatif bulursunuz.

PCR testini varyantlara göre hızla güncellemeniz ve yaygın aşılama yapmanız gerekir.

Ancak bu saydıklarımız sağlandığı zaman salgınla savaşımda (mücadelede) kesin sonuçlar alınbilir.” diye konuştu.

17 günlük sınırlı zaman dilimi için sözde tam kapanma takviminin yerine, salgın yönetiminin önüne Epidemiyolojik somut hedefler koyması gerektiğini söyleyen Saltık,

  • Yaygın aşılamanın yanı sıra evlerde kapsamlı aktif sürveyans yapılmalıdır.
  • Gereksinimli halk kesimlerine mutlaka Devletin Sosyal desteği sağlanmalıdır.
  • Kısıtlama dışında tutulan kesimleri elden geldiğince kısacaksınız ve takvim vermeyecek, hedef vereceksiniz.” uyarılarında bulundu..

Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

15 ŞUBAT MÜMKÜN MÜ?

15 ŞUBAT MÜMKÜN MÜ?

Prof. Dr. Saltık:
Bu koşullarda okulların açılması facia olur

Okulların 15 Şubat’ta açılması tartışmalarına ilişkin bianet’e konuşan Prof. Dr. Ahmet Saltık, “Türkiye, ‘11 Mayıs skandalı‘nı yaşadı, ‘salgını hallettik’ hülyasıyla alelacele kapitalizmin tapınakları AVM’leri açtı. Benzer vahim hatayı 15 Şubat’ta okulları açarak yapmamalıyız, yapamayız” dedi.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 Aralık 2020’de 33 bin 198’e yükselen günlük Covid-19 vaka sayısı, tedbirlerin etkisini göstermesiyle 1 Ocak’ta 12 bin 203’e düştü.

10 Ocak’ta 9 bin 138, 20 Ocak’ta 6 bin 435 olarak kayıtlara geçen vaka sayısı, 25 Ocak’ta da 5 bin 642’ye indi.

Vakalarda yaşanan bu düşüşün hemen ardından Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 15 Şubat’ta okulların yüz yüze eğitime geçeceğini duyurdu.

Fakat bu açıklamanın üstünden çok geçmeden vakalar yeniden 7 binlere yükseldi.  26 Ocak’ta 7 bin 103, 27 Ocak’ta 7 bin 489, 28 Ocak’ta 7 bin 279 olan vakalar ve dün ise 6 bin 652 olarak açıklandı.

Peki, vakalar yeniden artıştayken, öğretmenler ve diğer eğitim çalışanları henüz aşılanmamışken okullar açılabilir mi, ne gibi riskler barındırıyor, bu koşullarda okullar açılırsa karşılaşacağımız tablo ne olur?

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi (E) Prof. Dr. Ahmet Saltıkbianet’in sorularını yanıtladı.

Okulların açılmasıyla birlikte öğretmen, öğrenci, veliler ve öbür eğitim çalışanlarıyla birlikte 30 milyonluk bir nüfusun yerinden oynatılacağını belirten Saltık, “11 Mayıs sakandalı”nı yaşadı Türkiye, ‘salgını hallettik’ hülyasıyla alelacele kapitalizmin tapınakları AVM’leri açtı! Salgının ikinci ayında kabak çiçeği gibi açılmıştı. Benzer vahim hatayı 15 Şubat’ta okulları açarak yapmamalıyız, yapamayız” dedi.

Saltık, öğretmenler aşılansa bile riskin ortadan kalkmadığını belirtti ve ikinci dönem de eğitime uzaktan devam edilmesi gerektiğini söyledi.

“30 milyonluk bir nüfus hareketlenecek”

Vaka sayısı yeniden günlük 7 binlere yükseldi, mutasyonlu virüs de gündemde; bu durumda okullar yüz yüze eğitime başlayabilir mi?

Bu küresel bir sorun, dolayısıyla Covid-19 salgınını salt Türkiye’de alınacak önlemlerle yenmenin olanağının olmadığının altını en başta çizmek isterim. Sıkı bir küresel dayanışmayı ve uluslararası toplumun birbirine el vermesini gerektiriyor. Başından beri bu dayanışmaya dikkat çekmiştik. Birleşmiş Milletler’in kuruluşunun 75. yılında yani 24 Ekim 2020’de BM’nin çağrısıyla DSÖ işbirliğiyle 2-4 haftalık eşzamanlı bir küresel kapanmanın yaşama geçirilmesini önermiştik. Bu önerimiz hala geçerlidir ve düne göre daha çok gündemdedir.

15 Şubat’ta okulların açılmasına gelecek olursak: Bu koşullarda okulların açılması bir facia olur! Bir milyon yüz bine yakın öğretmen henüz hiç aşılanmadı. Lise, ortaokul, ilk öğretim ve okul öncesi eğitim dahil 18 milyon öğrenci bulunuyor, öğretmenlerle ve öbür çalışanlarla birlikte bu sayı 20 milyona ulaşıyor. Okullarda çalışan temizlik, kantin, güvenlik, servis ve öteki görevlilerle çocuklarına yer yer eşlik eden anne babalar da dikkate alındığında neredeyse 30 milyonluk dev bir nüfusun yerinden oynatılması anlamına geliyor.

30 milyonluk kitle Türkiye nüfusunun üçte biri. Salgın yönetimi insanlar arası temasın en aza indirilmesine dayanır, altın kural budur. Oysa biz bu yaklaşımla okulları yüz yüze eğitime açarsak, bunun tersini yapmış oluyoruz. Yani 15 Şubat’ta üniversite öncesi okulları açacak olursak 30 milyonluk dev bir kitleyi hareketlendirmiş oluruz.

TIKLAYIN-“Öğretmenler şimdi aşılansa en az 45 gün sonra bağışıklık oluşuyor”

Çocukların bulaştırıcılığı daha fazla”

Çocukların virüsü bulaştırma oranı da oldukça tartışıldı, virüsü bulaştırma oranları nedir?

Bir Bilim Kurulu üyesinin çocukların bulaşın yayılmasında rolü olmadığı yönünde bir açıklamasını okudum. Tersi yönde çok sayıda bilimsel yayın var. Bu görüş uç bir görüş, tersine, çocukların hastalığın yayılmasında en temel taşıyıcı risk kümesi olduğunu ortaya koyuyor yayınlar.

0-18 yaş arası çocukların Türkiye’de dünyada aşılanması en azından şimdilik söz konusu değil, geliştirilen aşılar 18 yaş üstü erişkinler için. Yalnızca İngiltere’de 16-18 yaş arası çocuklar aşılanıyor. Türkiye’de bu çocuklar aşısız, dolayısıyla bulaşı (enfeksiyonu) rahatlıkla alabilecek, ayakta geçirebilecek, en tehlikelisi yayabilecek tehlikeli bir durumda olacaklar. Okuldan eve, evden okula taşıyıcı olacaklar.

Ayrıca bir başka sakınca okulların mekan olarak hazırlanmamış olması. 18 milyon öğrencinin tümünün aynı anda okullara taşınması düşünülmüyor başlangıçta. Sınırlı sayıda, aşamalı bir açılma düşünülüyor ama bunun için de koşullar yok. Çocuklar için 1,5 metreden daha fazla sağ-sol-ön-arka uzaklık gerek, bunun 2 metre gibi olması gerekiyor. Bu da 16 metrekareye bir çocuğun düşmesi gerektiği anlamına geliyor.

Çocuklar koşuyor, hareketliler, bağırarak konuşuyorlar, virüsü taşıyorlarsa ortalama bir erişkine göre çok daha fazla bulaştırıcı olabiliyorlar.

TIKLAYIN-2020: Eğitim hiç bu kadar “uzak” olmadı

“Yeniden 11 Mayıs’ı yaşarız”

Okullar açıldığı takdirde tablo ne olur?

Son rakamlar 5-7 bin / gün yeni olgu aralığında kilitlendi, son günlerde artışla yeniden 7 binlere ulaştı. Salgın eğrisinin Türkiye’de ve dünyada nasıl davranacağını öngörmek çok güç. Türkiye’de 11 Mart 2020’de ilk olgu duyurulmuştu, DSÖ ‘bu bir pandemidir’ dediği gün açıklanmıştı, yani daha önce saklanmıştı. Karşımızda saydam olmayan ve güven vermeyen bir yönetim var. Dolayısıyla verilerin güvenilirliği hala tartışmalı.

Günlük 7 bin dolaylarında belirtilen olgu sayıları ve ölü sayıları hala kuşkulu, belki de ölümler 3 katı!? Geçtiğimiz yıl nisan ortalarında salgın tepe yaptığında yaklaşık 5 bin dolayında günlük olgumuz vardı, bir günde en çok 125 kişi ölmüştü. Şu an o tepe değerlerinin çok üstündeyiz ama o dönemde aldığımız önlemlerden çok daha gevşek önlemlerle salgınla başetmeye çalışıyoruz.

Üstelik “11 Mayıs skandalı”nı yaşadı Türkiye, “salgını hallettik” hülyasıyla alelacele kapitalizmin tapınakları AVM’leri açtı! Salgının ikinci ayında kabak çiçeği gibi açılmıştı Türkiye. Benzer vahim hatayı 15 Şubat’ta okulları açarak yapmamalıyız, yapamayız!

TIKLAYIN-Okulların açılması için 9 şart

“Açılma ölçülerini sağlamıyoruz”

Peki hangi durumda okullar açılabilir?

Önceki gün, Bilim Kurulu’nun öğretmenlerin aşılaması bitmeden okulların açılmaması gerektiğini belirttiğini, 15 Mart’ı işaret ettiğini öğrendim. Bu kararı sevinçle karşıladım.

Okulların açılabilmesi için Epidemiyolojide bildiğimiz birtakım ölçütler var. Bunların en başında R0 değeri geliyor, yani bulaştırıcılık katsayısı. Bu değerin toplumda salgının denetim altına alınıp alınmadığını anlamak için büyük önemi var. Salgın eğrisinin aşağı doğru indiğini anlayabilmek için bu katsayının 1’in altında olması gerekiyor. Şu sıralar 1’in üzerinde, çünkü günlük yeni olgu sayıları artıyor. Ama Sağlık Bakanlığı bu değeri açıklamıyor, gerçekte Bilim Kurumunun konuşması gerekirken siyaset kurumu konuşuyor! R0 değerinin 1’in altına indiğini ve en az 4 hafta aşağı doğru gittiğini, kalıcı olduğunu görmek gerekiyor.

Öte yandan, okul servislerine %50 oranında öğrenci koyup seyrelterek taşıyabilecek misiniz, bunu nasıl finanse edeceksiniz? Okullarda havalandırma ve hijyen koşulları yeterince sağlanmış değil. Bir de hastalığın insidens hızı var dikkate alınması gereken. Yani her gün kaç yeni olgu tanısı koyuyorsunuz? Yüz bin kişide 1’in altına düşmesi gerekiyor bu hızın. Yüz binde bir, milyonda 10 demektir, 90 milyon nüfusta en çok 900 /gün yeni tanı demektir.

Yani Türkiye’de her gün, çok sıkı izleme ile 900’ün altında yeni olgu yakalama gerekliği var. Sağlık Bakanlığı bunu sağladık diyebilir; ama dün 7 bin dolayında PCR pozitif insan (olgu, vaka, hasta) vardı; buna karşılık 700 dolayında “belirti veren hasta” ilan edildi. Böylelikle o ölçütü sağladık diyebilir ama bu yanlış. Çünkü yüz binde 1’in altında olması gereken PCR testi pozitif olanların oranıdır. Sağlık Bakanlığı’nın uydurmasıyla ‘PCR pozitif ama yalnızca belirti verenleri hasta kabul ediyorum’ saçmalığı dünyanın hiçbir yerinde yok. Dolayısıyla okulların açılması bakımından bu ölçütü de sağlayamıyoruz.

Bir başka ölçüt de ölümler! Ölümlerin genel olarak günde 10’ların altına inmesi beklenir ki, okulların açılabilmesi düşünülebilsin. Son “resmi” veriler 130’un üstünde!

Ve virüste yaygın mutasyonlar… İngiltere’de, Güney Afrika’da ve Brezilya’ da 3 farklı mutant tip söz konusu ve bunlar Türkiye’de de görüldü. Dünyada 70 ülkeye yayılmış durumda! ABD’nin CDC Başkanı, on gün kadar önce yaptığı açıklamada, ‘Mart ayında ABD’de dolaşan baskın virüs tipinin İngiltere’deki mutant tip olacağından endişe ediyoruz’ dedi. Bu durum nasıl olumsuz sonuçlar getirir; aşıların etkinliğini azaltabilir, kullanılan ilaçların etkinliği azaltabilir, mutasyon geçiren virüsün bulaştırıcılığı %70 dolayında artabilir, mutant virüsün öldürücülüğü %30 daha çok olabilir! Bunların hepsini bir arada düşündüğümüzde okulların açılmasının koşullarının olmadığını net bir biçimde görüyoruz.

TIKLAYIN-“Çocuklar internet için çatıya çıkıyor”

“Öğretmenlerin aşısı 15 Mart’ta ancak biter”

Aşılamada öğretmenler 2. küme 7. sırada yer alıyor. Bu durumda öğretmenler ne zaman aşılanacak ve ne zaman bağışıklık kazanmış olacaklar?

Türkiye’de kullanılan Çin kökenli Coronavac aşısında 2 doz arasında 2 hafta ara verilerek denemeler yapıldı. Aşının sağlayacağı bağışıklık oranları bu plana göre verildi. Ancak Türkiye aşı sağlamadaki güçlükler nedeniyle 2 haftalık arayı 4 haftaya çıkardı. Bu Epidemiyolojik değil politik – yönetsel bir seçim. Gelen her aşı partisinin en az 2 hafta süren biyogüvenlik testlerinden geçirilmesi gerekiyor. Her parti aşı geldikten 2 hafta sonra kullanılabileceğini hiç unutmamak gerekiyor. Bu nedenle, yineleyelim; 4 haftalık ara kararı yönetsel bir karardır, Epidemiyolojik temelli bilimsel bir karar değildir ve aşı ile elde edebilecek bağışıklığın azalmasına yol açabilir.

Dolayısıyla 4 hafta ara ile uygularsanız, bu ara ayrıca uzamazsa, 2. aşıdan da 15 gün sonra beklenen bağışıklık elde edilebiliyor. Yani aşının sağlayabileceği kadar bir bağışıklık düzeyi. Bu oran Türkiye’de %91 ilan edildi ama bu oranın hiçbir bilimsel geçerliliği yok, gerçeği bilmiyoruz. Brezilya, Şili, Türkiye ve Endonezya’da yürütülen Evre-3 çalışmalarının ara raporlarından çıkan sonuçlara göre; iyimser olarak %70 dersek koruyuculuğuna; bir milyon öğretmenin tümünün uygun zaman aralıklarıyla aşılanması durumunda, bu gün aşılanmaya başlansa bir buçuk ay sonra, yani 15 Mart’ta bir milyon öğretmeni iki tur aşılamış olacak ve ancak 700 binini, yaklaşık 2/3’ünü bağışıklamış olacaksınız!

Çin kökenli aşının bağışıklık oranı en iyi olasılıkla %70, ancak aşının gerçek anlamda koruyuculuk oranını Türkiye’de bilmiyoruz. Bu nedenle, aşılanan insanlarda bağışıklığın ne ölçüde geliştiği de bilimsel çalışmalarla ortaya konmalı. Gerçek gerçek Biyolojik koruyuculuk oranının yaygın aşılama sonrası belirlenmesi gerekiyor, bundan sonra salgın yönetiminde aşılama politikaları başlıca bu bilgiye dayanacak.

TIKLAYIN-“Okullar açılırsa vaka sayılarında ciddi artış olabilir”

“Son veriler nisandaki tepe değerlerini aşıyor”

Peki, öğretmenler ve eğitim alanındaki tüm çalışanlar aşılanınca ‘okullar açılabilir’ diyebilecek miyiz?

Aşı olmak bulaş zincirini tümüyle kırmıyor!
Yani aşılansanız da belli oranlarda korunur, hastalığa yakalanır ama belirtisiz – hafif – ayakta geçirirsiniz, dolayısıyla bulaştırmayı sürdürebilirsiniz. Aşılamadaki temel amaç bulaşıcılığı azaltmak olmalıydı ama eldeki aşılar, hastalığa yakalananların hastalığı geçirme derecesini belirliyor. Türkiye için aşıyla korunma gücünü %70 düşündüğümüzde, aşı yapılan her 100 insandan 30’u yine hastalığa açık, korunamayacak, yakalanabilecek. Aşılı olup hastalananlar ise hafif geçirebilecek, yani aşı hastalığın ağır geçirilmesini ve ölümleri yüksek oranda engelleyecek.

Dolayısıyla “öğretmenleri aşıladım” demek yetmeyecek. İkinci bir “11 Mayıs faciası” yaşamayalım. 11 Mayıs’ta AVM’leri açarken Türkiye’nin günde 30 bin hastayı, binleri aşan günlük ölümleri deneyimleyeceğini kimse öngöremedi ama bu oldu, yine olabilir! Biz uyarmıştık, “.. böyle giderse Türkiye’yi bir kasırga bekliyor..” diye çok kez yazıp söyledik. O fırtınalar ne yazık ki gerçek oldu ve hala da dinmedi. Son veriler, nisan ortası tepe değerlerini aşıyor.

Bu nedenlerle Epidemiyolojik bilimsel kuralları uygulayarak gitmemiz gerekiyor.

  • Türkiye’de hala 2-4 hafta arası kapanma zorunluğu açıkça karşımızda duruyor.

İktidar, pansuman önlemlerle, kolonlardaki çatlakları sıvayarak salgını savuşturmaya çalışıyor. Bu insanlığa karşı bir suç, asla kabul edilemez ve sürdürülemez!

TIKLAYIN-Okulları açmak için yeterince kontrollü ve güvende miyiz?

“Bu dönem de uzaktan eğitim devam etmeli”

Son olarak bugün eğitimde yaşanan bu sorunların önümüzdeki yıllarda başka bir halk sağlığı sorununa dönüşmemesi için ne yapmak gerekiyor?

Salgınlar çok özel, olağanüstü durumlardır. 1918’de çıkan İspanyol gribi salgını 4 yıl sürmüştü, 50 milyonu aşkın insanın ölümüne yol açmıştı. Şu an ölümler İspanyol gribi ile karşılaştıramayacak ölçüde. İlk yıl sonunda 2 milyonun biraz üstünde, olgular da yüz milyonu geçti. Sağduyulu olmalıyız, dünyadan da örneklere baktığımda bu yarıyılın böyle kapanması, fiziksel karşılaşmanın düşünülmemesi gerekiyor.

– Uzaktan eğitimin altyapısı iyileştirilmeli,
– fırsat eşitsizlikleri hızla giderilmeli,
– yoksul ailelerin çocuklarına bilgisayar ve internet erişimleri sağlanmalı,
– öğretmenlerin sanal ortam eğitim – öğretim becerileri geliştirilmeli,
– yazılımların yetenekleri daha da artırılmalı…

Bu yarıyıl böyle “uzaktan” gitmesi gerektiğini düşünüyor pek çok uzman, ben de öyle.

Yazın salgın hızını yitirirse, o zaman telafi kursları düşünülebilir.
Toplumların yaşamında böyle olağanüstü durumlar olabilir, ağır bedeller ödetir bunlara katlanmak gerekir kimi kez.

Benzer afetleri yaşamamak için de tüm dünyada yaşam biçimini, çevre ile ilişkileri köktenci biçimde iyileştirmek zorunlu. (RT)