İsmet İnönü’ye yönelik suçlamaların düşündürdükleri

İsmet İnönü’ye yönelik suçlamaların düşündürdükleri

Türkiye’de gündemi değiştirmeye çalışanlar nedense İsmet İnönü’yü suçlayıcı bir konu bulup kamuoyunu onunla meşgul etmeyi adet haline getirdiler. Bu kez de İsmet Paşa’nın elinde yalnızca Amerikan bayrağıyla çekildiği iddia edilen bir fotoğrafını basına servis etme yolunu seçmişler. Böylece İnönü’nün Amerikan yanlısı bir lider olduğu izlenimini yaratmaya çalışmışlar.
Gerçek kısa sürede anlaşıldı. Fotoğraf 26 Ağustos 1962’de, Johnson Başkan Yardımcısıyken Ankara’ya yaptığı bir ziyaret sırasında çekilmiş. İsmet Paşa’nın elinde yalnızca Amerikan Bayrağı değil, Türk bayrağı da olduğu görülüyor. Yani diplomasi geleneklerine aykırı bir durum yok.
O tarihte Johnson henüz Başkanlık görevini üstlenmemiş ve Kıbrıs’ta Rumların saldırıları başlamamış.
Peki sonra ne olmuş. 1963 yılı sonundaki kanlı Noel saldırılarından sonra Başbakan İsmet Paşa Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenliğini sağlamak için askeri hazırlıklara başlamış. O tarihlerde Başkanlık görevini üstlenmiş olan Johnson, Başbakan İsmet Paşa’ya 5 Haziran 1964 tarihinde çok ağır ve tehdit edici nitelikte bir mektup göndermişti. Mektupta özetle, Türkiye tarafından Kıbrıs’a yapılacak askeri bir müdahalenin sonucunda ortaya çıkacak bir Sovyet müdahalesine karşı NATO müttefiklerinin Türkiye’yi savunmak yükümlülüğünde olmayabilecekleri ifade ediliyordu.
NATO Antlaşmasına ve kurallarına açıkça aykırı olan bu mektuba karşı Başbakan İsmet İnönü 13 Haziran 1964 tarihinde sert bir karşılık verdi. İnönü, mektubunda, Kıbrıs’ta Rumların Türklere yaptığı mezalimi anlattıktan ve uluslararası toplumun bu mezalimi önlemedeki yetersizliğini dile getirdikten sonra, “NATO’nun bünyesi, mütecavizin iddialarına kapılacak kadar zayıfsa, hakikaten tedaviye muhtaç demektir… Şayet diğer üyeler, Sovyet müdahalesine maruz kalan NATO üyesinin haklı olup olmadığı, müdahaleyi kendi hareketi ile tahrik edip etmediği gibi hususları münakaşaya kalkışırlarsa… NATO İttifakının temel direkleri sarsılmış ve manası kalmamış olur.” diyordu.
İnönü Time dergisine verdiği mülakatta da şöyle demişti:

  • ‘Kıbrıs’taki bu haksız durum devam eder, müttefikler bizi yalnız bırakır, NATO yanımızda olmaz, anlayışsızlık hüküm sürer, Türk azınlık ezilir; bu böyle devam ederse; günün birinde Batı’nın bu savunma sistemi yıkılır,
  • yeni şartlarla yeni bir sistem ve dünya kurulur, Türkiye de bu yeni dünya içinde yerini bulur.’

    Lozan’da dünyanın en büyük devletlerinin baskılarına kahramanca direnen İsmet İnönü’den beklenen tavır da buydu.
    Şimdi devlet adamlarımızdan ve basından beklenen de İnönü’nün yüksek bir vatanseverlik duygusuyla ülkenin çıkarlarını ve saygınlığını korumak için gerektiğinde dünyanın en büyük devletlerine karşı ne denli güçlü tepki gösterebildiğini övünçle halkımıza anlatmalarıdır.

    Güneş balçıkla sıvanmaz sözü bu gibi durumlar için söylenmiştir.

Saygılar, sevgiler. 10.10.18

Kilis’e yönelik terör saldırına ilişkin düşünceler

Kilis’e yönelik terör saldırına ilişkin düşünceler

portresi_kursude_bayrakla

 

Onur Öymen

 

 

(AS: Bizim katkılarımızı yazının altındadır…)

Kilis’e sınırın Suriye tarafındaki terörist gruplar tarafından geçtiğimiz Ocak ayından beri yapılan füze saldırıları sonucunda şimdiye dek 21 vatandaşımız yaşamını yitirdi, çok sayıda vatandaşımız yaralandı.

Türkiye’nin bu saldırılara karşı IŞİD hedeflerine yönelik obüs saldırıları sonucunda birçok teröristin yaşamını yitirdiği açıklansa da, saldırıları durdurmak henüz olanaklı olamadı.

Suriye topraklarından teröristleri bertaraf etmek herkesten önce Suriye Hükümetinin görevidir.

Birleşmiş Milletler Yasası‘nın VII. bölümüne dayalı olarak Güvenlik Konseyi’nin 28 Eylül 2001’de aldığı 1373 sayılı karar ile aynı doğrultudaki öbür kararları ilgili bütün ülkeleri topraklarındaki terör örgütlerine karşı gerekli önlemleri almakla yükümlü kılıyor.

Suriye bu görevi tek başına yerine getiremiyorsa başka ülkelerin desteğiyle teröristleri topraklarından uzaklaştırmak zorundadır. Aynı şey Irak için de geçerlidir.

  • Türkiye, Birleşmiş Milletler Yasası’nın 51. maddesine göre topraklarını yurt dışından gelebilecek bütün saldırılara karşı koruma hakkına sahiptir.

Ayrıca NATO Antlaşması‘nın ortak savunmayı gerçekleştirmek amacıyla kaleme alınan 5. maddesi bir müttefik ülkeye yapılan saldırının bütün müttefiklere karşı yapılmış sayılacağını ve her müttefik ülkenin elindeki olanaklarla bu saldırıyı defetmeye yardımcı olacağını yazmaktadır.

Amerika, Almanya ve Hollanda sınır boyunca Türkiye’ye konuşlandırdıkları Patriot füzelerini Aralık 2015’ten başlayarak geri çekmişler ve yerine, yeni koşulların gerektirdiği başka savunma sistemlerini yerleştirmemişlerdir. Yalızca Adana dolayında İspanya’nın konuşlandırdığı Patriot füzelerinin görev süresi bir yıl uzatılmıştır.

Bir Rus uçağının düşürülmesinden sonra Rusya Devlet Başkanı Putin, 17 Aralık’ta (2015) verdiği demeçte Türk uçaklarının Suriye hava sahasına giremeyeceğini söylemiştir. Basında yer alan değerlendirmeler, Rusya’nın Türk uçaklarının Suriye’den kaynaklanan terörist saldırılara karşı bile kullanılmasını engelleyebileceği yolundadır.

Rusya’nın böyle bir yaklaşımı benimsemesi, Birleşmiş Milletler Yasası’nın 51. maddesine açıkça aykırıdır ve Türkiye’nin bu konuyu ivedilikle Rusya’yla ikili düzeyde görüşmesi ve gerekiyorsa konuyu BM Güvenlik Konseyi‘ne getirmesi gerekmektedir.

Aynı biçimde Türkiye’nin konuyu Antlaşma’nın 4. maddesine göre NATO Konseyi’ne getirmesi ve İttifakın Rusya’nın engellemesine karşı ortak bir tavır almasını istemesi yerine olacaktır.

Bütün hükümetlerin öncelikli görevi, ülke topraklarının her köşesinin saldırılara karşı korunmasını sağlamaktır. NATO da bir müttefikinin komşu bir ülkeden gelen terörist saldırılara uğramasına karşı kayıtsız kalamaz ve bu durumu içi boş sözlerle geçiştiremez.

Gerek yurt içinden gerekse komşu ülkelerden gelen terörist saldırıların durdurulması için bütün siyasal partilerin ve basının birlik içinde hareket etmeleri ve bu milli sorunu iç politika malzemesi yapmamaları önem taşımaktadır.

Terör örgütlerinin ve onların içerideki ve dışarıdaki destekleyicilerinin Türk milletinin silahlı dayatmayla dize getirilemeyeceğini anlamaları için yakın tarihimize bakmaları yeterlidir.

Saygılar, sevgiler.
09 Mayıs 2016.

==============================================

Evet Dostlar,

Deneyimli ve birikimli diplomat, Dışişleri eski Müsteşarı Sn. Öymen‘in değerlendirmeleri son derece nesnel. Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukukun somut ve açık normlarına dayanmakta: BM Ana Sözleşmesi (Sn. Öymen BM Yasası diyor) ve NATO Kurucu Andlaşması. Oysa NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, genelgeçer sözler ediyor ve NATO’ya düşen sorumluluğun gereği olarak hangi somut girişimlerin yapıldığını (artık yapılacağını değil herhalde!) belirtmiyor.. Dışişleri Bakanı Mevlüt bey (Çavuşoğlu) yurt dışında ama NATO Gn. Sekreteri ile yüz yüze değil telefon ile görüşme yapıyor nedense?

  • Kilis valisi, hiç sıkılmadan halka abdestsiz gezmeyin ve binaların kuzey tarafında oturun..”
    diyerek ölçüsüz bir aczi dile getiriyor ve tarihe geçiyor! AKP iktidarı görevden al(a)mıyor!?

Güdümlü kamuoyu yoklamaları AKP’yi hala % 52-53’lerde gösteriyor!?. Yetmedi, Başkanlık için halkın desteğinin de %58’lerde olduğu bile servis ediliyor.. Beyaz propaganda yöntemleri bunlar. Eğer öyleyse hiç durmasınlar; olağanüstü kongreye gidilmesin diye AKP’ye yalvar – yakar olan Devlet Bahçeli’nin eriyen MHP’si ile gecikmeden işbirliği yapıp 316 + 40 (MHP fire verebilir) ile 330’u kolayca (?) aşıp Anayasayı değiştirsin ve halkoylamasına sunsunlar!

Sıkıyor değil mi!

AKP- RTE saltanatında çöküş başlamıştır.. Bunca başarısızlığı, yolsuzluğu, yıkımı gören çooook sayıda AKP’li vekil – yönetici – seçmen nereye dek bu yangına ortak olacaklardır? Umutları ve dayançları hızla tükenmektedir. Salt “oyun bozan olmamak” ya da “ihanetle suçlanmamak” adına çok sayıda AKP’linin vicdanlarına gem vurması nereye ve ne zamana dek beklenebilir??

AKP-RTE açıkça Anayasa’yı çiğnemektedirler. Bunu bilerek ve isteyerek, tasarlayarak ve yineleyerek yapmaktadırlar. Bu girişim apaçık anayasayı çiğneme suçudur.

  • Türkiye’de Anayasal rejim fiili bir darbe ile AKP-RTE tarafından askıya alınmıştır.
    Bu tablo açıkça parti kapatma nedenidir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı neyi beklemektedir? Suça ortak olduğunun altını çizelim!

Durum hazin ötesidir.. Ülkesinde yurttaşlarının can güvenliğini sağlamak gibi en temel yükümünün gereğini bile yerine getirmeyen / getiremeyen bir siyasal iktidar, tüm dayanaklarını – meşruluğunu yitirmiş sayılmalıdır.. Hele hele “Anayasyı tanımıyoruz..” diye haykırmaktan bile geri durmuyorlarsa! RTE’nin seçimle gelen Cumhurbaşkanı olması, anayasal rejimi tanımayarak fiilen başkalaştırması (yozlaştırması) yetkisi vermez O’na! Hukukun en genel kurallarından biri, yürürlükteki hukuk kurallarına değiştirilinceye dek bağlı ve saygılı kalmaktır. Ötesi suç ve anarşidir.

Ülke pek çok bakımdan yangın yerine dönmüşken, RTE’nin takıntı durumuna getirdiği Başkanlık = Halife Sultanlık rejimini, AKP’yi de peşine takarak sürüklemesi son derece tehlikeli bir siyasal serüvendir. Ülkemiz – Ulusumuz çok ağır bedeller ödemektedir. Kilis’te kıçı kırık IŞİD tarafından atılan Rus yapımı Katyuşa roketleriyle öldürülen 21 insanın hesabı RTE-AKP’nin boynundadır! Siyasal sorumluluk, hukuksal açıdan en ağır sorumluluk türlerindendir ve er ya da geç sorumlu siyasiler halka hesap verirler, Türkiye’de de vereceklerdir. AKP – RTE’yi zihinsel olarak kuşatan da bu korkudur. Dini acımasız ve ölçüsüz biçimde alet ederek totaliter – baskıcı dinci – faşist bir rejim kurararak ölene dek iktidarda kalmak dışında bir seçeneğin kalmadığını çok net olarak görüyorlar. Kılıçlar çekilmiştir ve dönüş gözükmemektedir.

Ancak Türkiye; Devlet geleneği, kurumsal yapısı, demokratik birikimiyle… bu belayı da defetmeyi mutlaka başaracaktır..

Sevgi ve saygı ile.
10 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi :
AKP-RTE’nin_KILIS’te_ISID_ROKETLERI_ile_GOMULEN_GELECEGI