BAŞKA KAPIYA

PAZAR’LIK

BAŞKA KAPIYA

Konuk yazar :
Ahmet GÖKSAN

ahmetgoksan45@gmail.com
06 Eylül 2018  –  Ankara  –

“Ada’nın %62’sini Rum’lara bıraktık. Kendileri de bilirler ki geçen yıl Ada’nın tümünü alabilirdik. Ama Türkiye Yunanistan gibi genişleme politikası gütmediğinden Ada’yı işgal ve istila etmedi. Sadece barış ile güvenliği sağladı ve güvenlik hattında durdu. Şimdi Rum’lar Ada’dan Türk askerlerinin gitmesini isterler. Nasıl gider Türk askeri? Kendileri Yunan takviyeli en az 40 – 50 bin kişilik bir ordu bulundururken ve bu orduyu her gün yeni silahlarla donatarak Türk halkının varlığı ve hayatı için korkunç bir tehlike yaratırken, Türk askeri buradan nasıl gider?” 1975, Dr. Fazıl KÜÇÜK

İkinci Paylaşım Savaşının 01 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgali ile başladığı biliniyor. Nisan 1945 ayına kadar devam eden savaş sırasında resmi açıklamalara göre 70 milyonun üzerinde insanın öldüğü kaydediliyor. Bu derece ağır insan kaybının bir kez daha yaşanmaması için BM 01 Eylül gününü Dünya Barış günü olarak ilan etti. Etti de ne oldu diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. Bundan sonra başlatılan vekalet savaşları ve çatışmalarda daha fazla insanın öldüğünü söylemek de olasıdır. Doğal olarak bu denli çatışma ve savaşları silah üreticisi ülkeler başta Birleşik Amerika Devletleri olmak üzere hep birlikte kışkırtıyorlar. Sonuçta insanlar birer canavara dönüştürülüyor. Olan da kadın ve çocuklara oluyor. En fazla sıkıntı ve can kaybını yaşıyorlar.

Amerikalı Bay Trump’ın başkan seçilmesi sonrasında ivme kazanan çatışmalar dur durak demeden artıyor. Yakın çevremize baktığımızda bire bir insan ilişkilerinin de düzgün olduğunu ne yazık ki söyleyemiyoruz. Bunun temel nedenlerinden bir tanesi ise savaş ve çatışma sahnelerinin boyalı kutularda saatlerce değil günlerce izlettirilmesi olduğunu kaydetmek istiyoruz.

Karşımızdaki unsur ile yaşamakta olduğumuz uyuşmazlığın temelinde uygulanmakta olan eğitim politikaları yatmaktadır. Bu unsurun İlkokullardan başlanarak devam eden öğrenim süresince okutulan UNUTMUYORUZ isimli ders başlığıdır. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir kamuoyu araştırması bu yargımızı doğruluyor. 18 yaş altı Rum gençlerin Ada’nın kuzeyine (soru bu şekilde idi) giderek oraları görmek isteyip istemedikleri sorusuna verdikleri yanıt bize şaşırtıcı gelmedi. Bu eğitim sistemi ile yetişenler %65 oranında kuzeyin Türk işgali altında olduğu nedeniyle gitmek istemediklerini söylüyorlardı. Bu çocuklar savaş yaşamamış olsalar bile eğitim sistemi tarafından sürekli olarak zehirleniyorlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılacak bu yönlü araştırma Ada’da barışa ne kadar yakın veya uzak olacağımızın da göstergesi olacaktır. 

Eylül ayının gelmesi ile BM Genel Kurulu 18 Eylül’de çalışmalarına başlayacaktır. Katılacak olan ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, içinden geçilmekte olan durum konusunda görüşlerini açıklayacaklardır. Bu yönlü açıklamaların ne kadar değer bulacağı ise ayrı bir tartışma konusudur. Buna karşın karşımızdaki unsur bu dönemi kazanım olarak kendi hanelerine yazdırmak için yoğun uğraş vereceklerdir. Doğu Akdeniz’de hidrokarbon araştırmalarını başlatmayı da hedefliyorlar. Buna karşın Türkiye’nin de benzer girişimlerde bulunması şaşırtıcı olmayacaktır.

Rum müzakereci Bay Andreas Mavroyannis, Alithia gazetesine geçtiğimiz günlerde yaptığı değerlendirmede, “Çerçeve toprak konusunda Kıbrıs Türk’leri sundukları haritanın ötesine gitmeli ve Rum’ların bazı bölgelerle ilgili isteklerini karşılamalıdır.” diyordu. Bu isteğini “baş üstüne ve derhal ayakaltına” diye yanıtlıyoruz. Hızını alamamış olacak ki, “yeni çaba başarısız olursa, 1974’den sonra ilk kez daha ne yapacağımızı bilemeyeceğiz. Bu durum Kıbrıs sorununda da bir dönemin sonu olabileceğini” söylüyordu.

Müzakerelerin geleceği belirsizliğini korurken “Kıbrıs Türk’leri toprak konusunda verdikleri haritadan öteye gitmeli” diyen bu Bay’a “Allah versin başka kapıya” demek gerekiyor mu ne!…

SEVGİ ile kalınız…
===============================
Dostlar,

Sn. Ahmet Göksan, Kıbrıs konusunda gerçek bir uzmandır. Yaşının da 70’lere yakın oluşu nedeniyle yakın tarihi yaşayarak deneyimlemiş bir yurtsever gözlemcidir. Uzun yıllar Kıbrıs Türk Kültür Derneği‘nin Genel Başkanlığını yürütmüştür. Bu dönemde Derneğin Ankara Tuna Caddesindeki Genel Merkez salonunu ulusalcı toplantılara düzenli olarak açardı. Salı akşamları Prof. Anıl Çeçen düzenli ve başkaları ek sunumlar yapardı. Biz de bu mekanda çok sayıda konferans verdik. Sn. Göksan’ın pek çok Kıbrıs yazısı da bu sitede yayınlandı, yayınlanacak.

AKP ile “iklim” değişti ve Sn. Göksan artık o dernekte genel başkan değil. Salon da ulusalcı toplantı ve konuşmacılara yıllardır kapalı!? Buradan tarihe not düşmüş olalım..

KKTC ve bağlantılı Kıbrıs ulusal davasında Sn. Göksan’ın birikim ve deneyiminden yetkililer mutlaka yararlanmalı. Bu alan, hata yapılabilecek bir kulvar değil çünkü hataların giderimi ve geri dönüşümü son derece güç, belki de olanaksız.. Çook dikkat istiyor..

Teşekkürler yurtsever insan Sn. Ahmet GÖKSAN.. Nöbete ve aydınlatmaya devam..

Sevgi ve saygı ile. 06 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

                                                                         

Mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktı

Özkiraz: Mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktı

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Kapanan AKAM’ın sahibi Kemal Özkiraz, “Benim partilerden, sandık gözlemcilerinden aldığım bilgiler, mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktığı yönünde. Böyle bir şey tesadüfle açıklanamaz” dedi.

[Haber görseli]

Referandumdan ‘Evet’ çıkması halinde anket şirketini kapatacağını açıklayan Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi’nin (AKAM) sahibi Kemal Özkiraz, dediğini yaptı, şirketi kapattı.

“Yenildiği için değil anket yapmanın anlamsız hale gelmesi nedeniyle bu kararı aldığını” belirten Özkiraz “1 milyon oyun iptal edildiği, 2.5 milyon oyun mühürsüz kullanıldığı bir ülkede doğruyu bilip bilmediğimize, yanılıp yanılmadığımıza emin olamadığımız bir ortamda anket yapmanın ne anlamı var” diye sordu.

‘MÜHÜRSÜZ PUSULALARDAN ‘EVET’ ÇIKTI’

Gazete Duvar‘dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre Özkiraz şunları ifade etti:

“Benim partilerden, sandık gözlemcilerinden aldığım bilgiler, mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktığı yönünde. Böyle bir şey tesadüfle açıklanamaz. YSK’nin acilen
kaç mühürsüz oy pusulasının kabul edildiğini açıklaması gerekiyor. Bu seçim sonucunu etkilemeyecek sayıda olsaydı zaten YSK açıklar, kimse de itirazını sürdürmezdi. Belli ki mühürsüz oy pusulaları bu seçim sonucunu belirlemiştir. Kimi kaynaklar 2- 2.5 milyon oydan sözediyor. Bu da katılıma göre %6 gibi bir orana karşılık geliyor. 900 bin oyun geçersiz sayıldığı bir yerde mühürsüz oy pusulası gerçekten bu denli çoksa, ortada bir hile var demektir. Hileli bir seçimi okumak nasıl doğrudur bilemiyorum.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ siyaset/720991/Kilicdaroglu__gizli_oylar__dahil__Hayir_in_son_durumunu_acikladi.html, 18.4.17)
==============================
Dostlar,

Halkoylamasında yapılan hukuksuzluğu YSK Başkanı Sadi Güven kameralar önünde itiraf etti o gece (16.4.2017).. Mühürsüz oy pusulaları ve zarfları kullanıldığını, ancak bunların YSK’ya ait olduğunu, dışarıdan getirilmediğini, AKP’nin ricasıyla da bu oyların dışarıdan getirildiği kanıtlan(a)madığından, halkın iradesi yansısın diye geçerli sayıldığını belirtti..

Neresinden tutulmalı, tutulabilir ki?? 10 soru sıralayalım ve yanıt arayalım :

1. Böylesine usulsüz kullanılan oy sayısı ne kadardır, YSK açıklamak zorundadır. Evet – Hayır oyları arasında 1,3 milyon fark vardır. 298 sayılı yasanın 98 ve 103. maddelerine göre geçersiz oy sayısı 2,5 milyon olarak belirtilmektedir. Bu oyların “hayır” oyu olmadıkları, olamayacakları açık – kesin olduğuna göre, söz konusu 2,5 milyon yasa dışı “evet” oyu dışarıda tutulursa, halkoylamasından HAYIR çıkması gerektiği anlaşılmıyor mu?
2. Bu durumda YSK, halkoylamasının yönünü tersine çevirmiş olmuyor mu?
3. YSK’nın halkoylaması öncesinde yayımladığı 135/1 sayılı genelgede belirtilen kurallara aykırı değil midir mühürsüz oy pusulası ve zarf kullanmak? (Bu genelge 298 sayılı yasaya dayalıdır.)
4. YSK’nın web sitesinde yer verdiği seçmenlere uyarı posterinin en başında mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçersiz olacağı belirtilmemiş midir?
5. 298 sayılı yasanın 98 ve 103. maddelerine göre mühürsüz oy pusulası ve zarf kesin olarak geçersizlik nedeni belirtildiğine göre, yasanın BUYURUCU KURALI karşısında YSK’nın yorum yaparak bu düzenlemeyi aşma olanağı var mıdır?
6. 6’sı Yargıtay’dan, 5’i Danıştay’dan kendilerince seçilen 11 yüksek yargıçtan (y asıl + 4 yedek) oluşan Yüksek Kurul, Hukuk Fakültelerinin 1. sınıfında okutulan “Hukuk Başlangıcı” derslerinde öğretilen hukuk metinlerinin yorum kurallarını bilmediği kabul edilebilir mi?
7. Yasaların buyurucu (emredici) kurallarına karşın tersi yönde yorumla işlem yapmak o işlemi yok hükmünde kılmaz mı? Böylesi bir işlem mutlak mutlan ile sakat, hükümsüz değil midir?
8. Yasaların buyurucu (emredici) kurallarına aykırı işlem ve eylemler suç oluşturmaz mı? YSK’nın bu TAM KANUNSUZ işlem – eyleminin yaptırımı nedir?
9. Buyurucu (emredici) olsun ya da olmasın mevzuat hükümleri karşısında bu kuralları uygulama durumunda olan YSK’nın halkın siyasal iradesi sandığa yansısın” biçiminde bir gerekçe / kaygı hakkı ve yetkisi var mıdır?
10. Yapılan ve kameralarla da yurdun birçok yerinde saptanan “evet” yanlısı usulsüzlükler tersine, “hayır” lehine olsa ve diyelim CHP ricacı olsa idi YSK buna da “tamam” der miydi?
*******
Açık usulsüzlük süreci ve irdelemesi aşağıdadır. Olacak şey değildir… Hukuk kalmamıştır.

YSK, Anayasanın 79. maddesinde yer alan aşağıdaki düzenlemelere mi güvenmektedir?

  • “……şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlam”
  • “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” 

    Anayasa ve İdare Hukuku öğretisinde (doktrininde) YSK kararlarının Anayasa Mahkemesine taşınabileceğine ilişkin görüşler ve örnekler vardır. Ankara Belediye Başkanlığına aday Mansur Yavaş’ın Melih Gökçek’e karşı YSK kararını Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ile taşıması belleklerdedir. YSK, Anayasa’nın Yargı / Yüksek Mahkemeler bölümünde yer almamaktadır. Anayasa kendisinden açıkça mahkeme olarak söz etmemektedir. Ayrıca Anayasa’da 148. madde ile tanınan Bireysel Başvuru hakkı 79. maddeden sonradır ve genel bir düzenleme ile bir “hak” tanımaktadır. YSK yargılama yöntemi kullanmamakta, gerçekte idari işlem ve eylemler yapmaktadır. Bu bakımdan, son kararı ile ilgili olarak yararı (çıkarı) zedelenen herkes = olayda tüm yurttaşlar Danıştay’a iptal ve sorunun ivediliği nedeniyle YÜRÜTMEYİ DURDURMA başvurusu yapabilirler (AY m. 125/5, 2577 sayılı İYUK yasası md. 27). Aynı anda veya Danıştay başvurusunun ardından Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuru yapılabilir. Ne var ki, AYM iptal kararları geriye yürümemektedir (Anayasa m 153/5).

İç hukuk sisteminden sonuç alınamayacağı açık ise, doğrudan AİHM’ne başvuru da olanaklıdır ancak bu Mahkeme, yürütülebilir (infaz edilebilir) hükümler kurmamakta, insan haklarına aykırılık varsa AİHS bağlamında belirlemekte ve bu karar Türk Hükümetine bildirilmektedir. İşlem ve veya sonuçları ortadan kaldırılabilecekse, davayı kazananların süresi içinde başvurması ile yargılama yenilenmekte ve yeni bir yargı kararı üretilmektedir. AİHM’nin AİHS’ne aykırı bulduğu işlem ve veya sonuçları geri döndürülemeyecekse, Hükümet başvurucuya tazminat ödemeye mahkum olmaktadır.

Özetlenen süreçte kısa sürede hızla sonuç almak çok rahat gözükmüyor. Ancak gecikme durumunda bile, bu arada yapılacak işlemlerin bir bölümü geri alınabilir. Şöyle ki :

Anayasa değişikliğinin halkoylaması sonucu kesinleşerek YSK tarafından Resmi Gazetede yayımlanmasını izleyen 30 gün içinde HSYK yeni adıyla HSK’ya dönüşecek, 34 üyenin görevleri düşecek, CB 4 üyeyi doğrudan atayacak, Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarı Kurulun sırasıyla başkanı ve doğrudan üyesi olmaya devam edecektir. Bu 6 üye doğrudan Erdoğan tarafından belirlenmektedir. Kalan 7 üye, AKP’nin 316/550 oyu olan TBMM’de seçilecektir.. 13 üyeli ve 2 daireli HSK yeniden oluşturulacaktır. Bu işlemler, AİHM’nin YSK kararını hukuksuz bulması durumunda geriye yürütülebilir.

Aynı biçimde askeri yargının kapatılmasıyla Anayasa Mahkemesindeki 2 üye (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay kökenli) düşecektir. Son olarak Erdoğan AKP’ye üye / başkan seçilebilecektir. Öbür hükümler 3 Kasım 2019 seçimleri sonrasında yürürlük alacaktır. Bu idari işlemlerin de AİHM kararı üzerine geri döndürülmesi olanaklı düşünülmektedir.

Bu gerekçelerle yurttaşlar YSK’ya itirazda bulunabilirler, YSK kendiliğinden de geri adım atabilir. Söz konusu halkoylaması ve sonuçları son derece ciddi ve ağırdır. Ülkemizde barış ve istikrara, adalet duygusuna, kamuyoyu vicdanına, demokratik hukuk devletinin gereklerine (Anayasa md. 2) uyulması çok büyük önem taşımaktadır. Halkoylaması pek çok bakımdan hukuka aykırılık taşımaktadır. AGİT Kurulu da bu açık çiğnemleri (ihlalleri) ve adaha fazlasını saptadı ve 17.4.2017 günü basın açıklaması ile kamuoyu ile paylaştı.

  • YSK’yı hakoylaması sonuçlarını derhal ve tümüyle iptal etmelidir…
    Bir de tersinden söyleyelim iyice anlaşılması için:
  • Halkoylaması sonuçları derhal ve tümüyle YSK tarafından iptal edilmelidir.

Bu adım kritik önemdedir ve Türkiye için doğru – hayırlı olandır.
YSK’yı partizanca – AKP yandaşı ve onun güdümünde görmek istemiyoruz.
Toplumsal barış – huzur adına hiç istenmeyen olumsuz gelişmelerden endişeliyiz.

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com