Ermeni soykırım iddialarına karşı ne yapılmalı?

Haluk Dural
Miili Merkez Genel Sekreteri
02 Mayı2 2021

Ovanes kacaznuni turklere biz savas actik225

dunya48 | Kemalist Devrimci Siyasi Site. – Ermeni soykırım iddialarına karşı ne yapılmalı?

ABD Başkanı Biden’ın 24 Nisan 2021 günü yaptığı konuşma ile Ermeni Soykırımını tanıdığını ilan etmesi ile muhalif gazetelerin tanınmış köşe yazarları özellikle ulusalcı aydın çevrelerde konu üzerine tarihi gerçekler ve hukuk alanında çeşitli yazılar yayınlanmaktadır.

Bu durumda ortaya çıkan en önemli ortak görüş; konunun artık uluslararası siyasetle çözülmesinin mümkün olmadığı, bu iddialara ve özünde ABD’ye karşı etkin bir cevap verilmesinin gerektiğidir. Ancak yayınlanmakta olan tartışmalarda etkin cevabın ne olacağı hakkında henüz bir fikir birliğine ulaşılamamıştır.

Bu konudaki görüş ve önerilerimi sunmak isterim:

1- ABD’nin Ermeni Soykırımını tanıma kararı Türk ve Türkiye düşmanlığıdır: [1]

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 sistemi alması, Amerika’nın Suriye planlarına verilmiş olan hasar, ABD’li savaş çığırtkanlarının dengesini bozmuş ve Türkiye’ye karşı olan hasmane tavırları, açık düşmanlığa dönüşmüştür. Bu çerçevede ABD Temsilciler Meclisi, Cumhuriyet Bayramımızı tüm yurtta büyük bir coşkuyla kutladığımız gün, 29 Ekim 2019 tarihinde Ermeni Soykırım iddialarını tanıyan bir tasarıyı kabul etmiştir. ABD kabul ettiği CAATSA yasası ile Türkiye’yi açıkça “hasım” olarak tanımlamış, Ermeni soykırımını tanımakla ise “düşman” konumuna yerleştirmiştir.

2- Türkiye içinde yapılması gerekenler:

–       Osmanlı dönemindeki Ermeni isyanları araştırmalıdır.

Bunun için içinde Türk Tarih Kurumu’nun, Genelkurmay Başkanlığı’nın, Dışişleri Bakanlığı’nın, bu konuda araştırma yapmış olan üniversitelerin birer temsilcileri ile araştırma tezi ve kitap sahibi kişilerden oluşacak bir merkezi kurul kurulmalı, bugüne kadar konuyla ilgili yurtiçi ve dışında yayınlanmış bütün eserler derlenip toplanarak kronolojik Türkçe ve İngilizce yayın haline getirilmelidir.

–       Ermenilerin devlete karşı silahlı isyanına katılan ve o dönemde yürürlükte olan 1274/1858 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu’nda tanımlanmış olan isyan suçuyla yargılanmış Ermenilere ait mahkeme kayıtları ortaya çıkarılmalı Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmalıdır.

–       Birinci Dünya Harbinde Balkanlar ve Kafkasya’da yaşanan Türk soykırımları incelenip belgelendirilmelidir. Yunanistan’ın 1914-1923 arasında Türklerin Rumlara soykırım yaptığı iddialarına karşılık olarak, Yunanlıların Mora isyanında, Girit’te, Anadolu işgali sırasında yaptığı Türk soykırımı Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmalıdır.

–       Bu yayınlar en geniş şekilde özellikle Ermeni soykırımını tanıyan ülkelerde dağıtılmalıdır.

–       Ermeni soykırımını tanıyan ülkelerin (Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Kıbrıs Rum Yönetimi, Çekya, Ermenistan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Libya, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Hollanda, Paraguay, Polonya, Portekiz, Rusya, Slovakya, İsveç, İsviçre, Suriye, Vatikan, Venezuela, Uruguay. Birleşik Krallık’ın parçaları olan Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’da soykırımı tanıyor ancak İngiltere henüz bu yönde resmi bir açıklama yapmadı. İspanya’da da Bask Parlamentosu soykırım olarak tanımlayan bir deklarasyon yaptı. Avustralya’nın Yeni Güney Galler eyaleti de 1915 olaylarını bir soykırım olarak kabul ediyor) kendi içlerinde veya başka ülkelerde yaptıkları toplu kıyım, katliam ve soykırımlar araştırılmalı, belgelendirilmelidir.

–       Vatikan’ın Luteryenlere/Protestanlara uyguladığı soykırım araştırılıp, belgelenmelidir.

–       Bu belgelendirmeler sonrasında, Ermeni soykırımını tanıyan ülkeler için mütekabilen TBMM soykırım tanıma kararları almalıdır.

–       TBMM Amerikanın yaptığı “Kızılderili Soykırımı”nı tanıma kararı almalıdır. Amerikan Elçiliğinin önüne Kızılderili Soykırım Anıtı dikilmeli, bu anıtın yanına Afrikalı köleler, Hiroşima ve Nagazaki, Vietnam, Guatemala, Endonezya, İran, Kongo, Şili, Irak, Arap Baharı soykırımları [2] için anıt kaideleri kurulmalıdır.

–       TBMM Fransa’nın yaptığı “Cezayir Soykırımı”nı tanıma kararı almalıdır. Fransa Elçiliğinin önüne Cezayir Soykırım anıtı dikilmeli, Ruanda soykırımı için anıt kaidesi yerleştirilmelidir.

3- ABD’nin Ermeni soykırımını tanıma kararı Kurulunun 9 Aralık 1948 tarihli ve 260 A (III) sayılı Kararıyla kabul edilmiş ve 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Soykırım Suçunun Önlenmesi Ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin [3] 9. maddesi uyarınca Uluslararası Adalet Divanı-UAD’na başvurulmalıdır.

  1. Madde

Sözleşmenin yorumlanması ve uygulanması

Sözleşmeci Devletler arasında, bu Sözleşmenin yorumlanması, uygulanması veya yerine getirilmesi ve ayrıca soykırım fillerinden veya Üçüncü maddede belirtilen fiillerin her hangi birinden bir Devletin sorumluluğu ile ilgili olarak çıkan uyuşmazlıklar, uyuşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı önüne götürülür.

Böyle bir başvuru yapılması ile ilgili olarak sosyal medyada (merhum B. Elçi Gündüz Aktan’a ithafen “Böyle bir davayı sakın açmayın, çünkü hakimleri de satın alıyorlar, ikna kabiliyetleri çok yüksek” demişti) benzeri bazı olumsuz görüşler yayınlanmaktadır. Bu yönlü görüşler fazla tutarlı değildir. Çünkü açılacak davanın esası, 1915 olaylarının ABD’nin kabul ettiği gibi “soykırım” olup olmadığı değil, ABD’nin BM Soykırım Sözleşmesini geriye doğru işleyeceğini sanıp (gerçekte sanmıyorlar) “yanlış yorumladığı” şeklinde olacaktır. Yani UAD’nin yetkisi, verilecek dava dilekçesi ile sadece “ABD’nin Soykırım Sözleşmesini yanlış yorumlayıp yorumlamadığı” konusu ile sınırlanacak ve UAD sadece Hakem incelemesi yapacaktır.

Açılacak davada esas alınması gereken hususlar şunlar olmalıdır:

–       Hiçbir devletin resmi veya yerel dilinde “soykırım” diye bir kelime yoktur. Bu suça adını veren “genocide” kelimesi, Polonyalı Av. Rafael Lemkin’in önerisiyle Yunanca ırk anlamına gelen “genom” ve Latince caneo kelimesinden türemiş ‘öldüren’ anlamında bir son-ek olan “cide” kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

–       1948 yılından hiçbir devletin iç hukukunda ve uluslararası hukukta “soykırım” diye bir suç yoktur.

–       2. Dünya Savaşı sonrasında savaş suçlusu Alman yetkililerinin Nürnberg’de soykırımla yargılanamamış ancak insanlık dışı muamele, işkence, toplu öldürme, katliam, vb. eylemleri içeren “insanlığa karşı suçlar” ile suçlanıp yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.

–       2. Dünya Savaşı sırasında Almanların kitlesel olarak imha ettiği Yahudilerin büyük çoğunluğu Alman vatandaşı olup, kendi devletlerine karşı isyan etmemiş, savaşmamıştır. Halbuki Osmanlı vatandaşı Ermeniler devlete karşı silahlı isyan etmiş, Doğu Anadolu’yu işgal eden Çarlık Rusya ordusunun üniformalarını giyip, Rus işgal kuvvetleriyle birlikte Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmış, bölgedeki sivil ve silahlı Ermeniler Rus ordusuna yardım ve yataklık etmiştir.

–       Devlete silahlı isyan, düşmanla birleşmek, düşmana yardım ve yataklık etmek ABD anayasasına göre “vatana ihanet” suçudur.[i]

–       BM Soykırım Sözleşmesi geriye doğru işletilemez.

Nitekim, BM Soykırım Sözleşmesini Ermeni iddialarını kapsayacak şekilde genişletmek amacıyla ABD yetkililerinin teşviki ve Ermeni diasporasının girişimiyle ABD’de bir Türk Ermeni Barıştırma Komisyonu (Turkish Armenian Reconciliatıon Commission (TARC) kurulmuş ve 2003 yılına kadar yaklaşık iki yıl görev yapan bu grup için New York’taki “International Center for Transitional Justice” kurumunun adı açıklanmayan hukuk danışmanlarına yaptırılan “Soykırımı Sözleşmesinin 20. yüzyıl başlarında vuku bulan olaylara uygulanıp uygulanamayacağı” hakkındaki hukukî inceleme, Sözleşmenin geriye doğru yürütülemeyeceği sonucuna varmıştır.[4]

–       Ayrıca, 27 Ocak 1980 tarihinde yürürlüğe giren, 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin (Vienna Convention On The Law Of Treaties) 28. maddesi; [5]

“Sözleşmelerin (devletler arasındaki ikili veya çok taraflı antlaşmaların- H. Dural), tersine bir hüküm bulunmadıkça, o Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten önce vuku bulan eylemlere veya Sözleşme yürürlüğe girmeden önce sona ermiş durumlara UYGULANAMAYACAĞINI” belirtir.

* * *

Yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere, BM Soykırım Sözleşmesi; yetkili mahkeme tanımı ve geriye doğru işletilemeyeceği nedeniyle, uluslararası hukuktaki EN SAĞLAM PLATFORMDUR. Bunun en önemli kanıtı ise, ABD liderliğindeki batılı emperyalist devletlerin girişimleriyle, bugüne kadar sadece çeşitli ülkelerin parlamentolarından “Ermeni Soykırımını Tanıma” kararlarının alınmış olması ve herhangi bir Türk vatandaşı aleyhine “soykırım” suçlaması ile yetkili bir T.C. Mahkemesinde ceza davası açılamamış olmasıdır.

Dipnotlar :

[[1]] : Milli Merkez Basın Açıklaması, https://www.dunya48.com/guncel/32706-milli-merkez-basin-aciklamasi-biden-in-aciklamasi-turk-ve-turkiye-dusmanligidir
[[2]] : Uğur Dündar, Prof. Dr. Hakkı Keskin’den alıntı, 2.05.2021 Sözcü Gazetesi, https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/ugur-dundar/abd-baskani-bidena-soykirim-ve-hukuk-dersi-6408190/
[[3]] : https://www.un.org/en/genocideprevention/genocide-convention.shtml
[[4]] : : http://www.armenian-genocide.org/files/ICTJ_Memorandum.pdf
International law generally prohibits the retroactive application of treaties unless a different intention appears from the treaty oris otherwise established. The Genocide Convention contains no provision mandating its retroactive application. To the contrary, the text of the Convention strongly suggests that it was intended to impose prospective obligations only on the States party to it. Therefore, no legal, financialor territorial claim arising out of the Events could successfully be made against any individual or state under the Convention.
[[5]]: Vienna Conventıon On The Law Of Treaties, Signed At Vienna 23 May 1969, Entry Intoforce: 27 January 1980
Article 28 : Non-retroactivity of treaties
Unless a different intention appears from the treaty or is otherwise established, its provisions do not bind a party in relation to any act or fact which took place or any situation which ceased to exist before the date of the entry into force of the treaty with respect to that party.

Dip Not:

[[i]] : U.S. Constitution, http://www.law.cornell.edu/constitution/constitution.table.html#preamble
ABD Anayasa Madde III, Fıkra 3
Birleşik Devletler’e karşı vatana ihanet, sadece şunlardan ibarettir;
– devlete karşı silahlı isyana kalkışmak,
– devletin düşmanlarıyla birleşmek,
– düşmana yardım ve yataklık etmek.
Hiç kimse, aynı fiili işlemiş iki şahidin şahitliği olmadıkça veya açık bir mahkemede itirafta bulunmadıkça vatana ihanetle suçlanamaz.
Kongre haine ceza verme hakkına sahiptir, ancak ceza verilen kişinin yaşamı sırasında, vatandaşlık hakları elinden alınanlar hariç, ceza, yargısız mahkum edilenin miras bırakmasına veya varlığının müsaderesine çalışamaz.

ATATÜRK’ün Subaylara Hitabı

Image result for Milli Merkez

Akit gazetesi haber müdürü Murat Alan, Akit TV’deki programda Akit TV’de yorumculuk yapan gazeteci Ali Tarakçı ile yürüttüğü tartışma sırasında,

  • “O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa bunu AK Parti iktidarı oturttu.”

demişti.

Bugün Türk Ordusu ve Türk Subayların hakaret eden, aşağılayan soysuzların dedeleri de, İstiklâl Harbimiz sırasında İngiliz ve Yunan palikaryasına köpeklik yapıyorlardı. Bunu en doğru saptayan Mustafa Kemal 10 Ağustor 1920’de (A. Saltık: Osmanlı’nın Sevr’i imzaladığı gün!) Afyon’da subaylara yaptığı hitapta çok veciz biçimde anlatmış ve Türk Subaylarının vazifesini bildirmiştir.

Her Türk Subayı ve her vatanseverin ezbere bilmesi gereken bu hitabı bir kez daha bilgilerinize sunuyorum. 8.6.19

Haluk DURAL
Millî Merkez Genel Sekreteri
========================================

ATATÜRK’ün Subaylara Hitabı

10 Ağustos 1920, Afyon

Efendiler! Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.

Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır. İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar.

Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.
Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler.

Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler.

Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar.

Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu.

Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır.

Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.

Bu hakikat karsısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar. Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.

  • Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur.

Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; “ordunun ruhu subaylardadır.” O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler.

İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.

Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.

Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.

Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.

Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.

Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak!
Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.

Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır.

Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve
milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

Mustafa Kemal

Kaynak:
* Afyon’da çıkan Ikaz Gazetesi’nden aktaran: Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 10 Ağustos 1920.
* Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.9, Kaynak Yayınları, İstanbul. Ekim 2002, s. 112-113. ”

Kıbrıs Barış Harekâtı

Kıbrıs Barış Harekâtı

Haluk DURAL
Millî Merkez Genel Sekreteri

Bugün 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtının 43. Yıldönümü.  

Adada sağlanan barış üzerine 1960 yılında kurulmuş olan Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios ve Makarios’a karşı darbe yapan faşist Nikos Samson’un Türklere başlattığı vahşi etnik temizlik ve soykırım saldırılarına karşı Türk Ordusu, Başbakan Ecevit başkanlığındaki CHP+MSP koalisyon hükümetinin kararlı tavrı üzerine Garanti Andlaşmasının verdiği yetki ile adaya müdahale edip Türk vatandaşlarının hayatını kurtararak, iki bölgeye ayrılan adaya 43 yıldır devam eden bir barış getirmiştir. 

Bu harekât sadece Kıbrıs’a değil, faşist askeri cuntanın da yıkılmasına yolaçarak Yunanistan’a da iç barış ve demokrasi getirmiştir.  

Hatırlamakta yarar vardır. Yunan propagandasının aksine Türkler Kıbrıs’ı Rumlardan değil, 1 Temmuz 1570’de Kıbrıs’a çıkan Lala Mustafa Paşa tarafından adayı işgal altında tutan Venediklilerden almışlardır. Batı emperyalizmi; Yugoslavya, Çekoslovakya (barışçıl), Sudan, Libya, Irak ve Suriye’yi kanlı ve vahşi saldırılarla milyonlarca masum insanı “demokrasi, insan hakları, özgürlük” sloganlarıyla öldürerek bölüp, parçalara ayırırken, Kıbrıs’ta Türk Ordusunun varlığı ve koruyuculuğu altında 43 yıldır Türklerin, ilan ettikleri bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde olmak üzere, iki ayrı bölgede barış içinde yaşamalarını hazmedememekte, iki toplumun tekrar birleşerek Rumların liderliğinde Türklerin azınlık olacağı bir birleşik Kıbrıs kurulmasını istemekte ve her fırsatı kullanarak böyle bir çözümü zorlamaktadırlar. 

Bunun iki temel sebebi bulunmaktadır. Birincisi Kıbrıs’ın sabit bir uçak gemisi gibi bütün Ortadoğuyu kontrol edebilecek bir coğrafî bir konumda olmasıdır. İkincisi ise Doğu Akdeniz yatağındaki petrol ve doğalgaz kaynaklarıdır. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz enerji varlıkları hakkındaki geniş bilgiye aşağıdaki bağlantıdan “Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları” başlıklı makalemden ulaşabilirsiniz. (http://www.dunya48.com/haluk-dural/24934-haluk-dural-dogu-akdeniz-enerji-kaynaklari) 

Kıbrıs’a barış getiren, başta müdahale kararını alan Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan ile Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık mücadelesinin liderleri Dr. Fazıl Küçük ve KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere, bütün Kıbrıs mücahitleri ve Türk Ordusunun şehit ve gazilerini minnet ve şükranla anarken,

  • “Yaşasın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti!” diyoruz. 

Saygılarımızla. 20.07.2017
=================================
Değerli dostumuz Sayın Haluk Dural’a özlü irdelemesi için teşekkür ediyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 20 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ADD’den açıkoturum : “Gazi Meclisin ve Milletin Kanaat Önderleri Konuşuyor”

Değerli Dostlarımız,
Millî Merkez Yönetim Kurulu Üyelerimiz;

– Ankara Temsilcimiz Devlet Eski Bakanı Sayın Ufuk SÖYLEMEZ 
– TBMM 20. Dönem Başkan Vekili Sayın Uluç GÜRKAN

Atatürkçü Düşünce Derneği-ADD’nin 18 Şubat 2017 Cumartesi günü Ankara’da düzenlediği “Gazi Meclisin ve Milletin Kanaat Önderleri Konuşuyor” temalı panelde yer alacaklardır.

Bilgilerinize sunar, değerli katılımlarınızı bekleriz.

Saygılarımızla,

Haluk DURAL 
Millî Merkez Genel Sekreteri