ÜLKENİN DİBİNİ ÇIKARMAK

ÜLKENİN DİBİNİ ÇIKARMAK

Av.Hüseyin Özbek 

İşin dibini çıkartmak deyimi rezaletin son perdesi anlamında  kullanılır. Ülke genelinde yaşanan “Altına Hücum” cinnetinin, dibi çıkarılan “Dipsiz Göl” rezaletiyle son bulacağını mı sanıyorsunuz?

Uğruna nice şehitler verilen bir ülkenin maruz kaldığı yağmanın, kültürel  talanın boyutlarına bakar mısınız? Milletçe yer altından çıkıverecek fi tarihinden kalma hazineyle Karun misali zenginleşme hülyasıyla yatıp, bedavadan gömü bulma rüyasıyla kalkıyoruz.

Ülkenin her köşesini delik deşik eden toplumsal histerinin nedenlerine inilmeden alınacak hiçbir önlem, bu cinneti önlemeye yetmeyecektir. Üretmeden tüketmenin, çalışmadan kazanmanın yükselen değer olduğu yerde her şey çürür.

Kamu mallarını yağmalamanın, bedevinin kervan vurgunu misali gaza ganimeti sayılmaya başladığı bir ülkede yozlaşma, ölümcül bir virüs gibi her yere, her kuruma bulaşır.

Kültürel ve tarihsel mirasın paha biçilemez kalıtları, doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu değerler, bu çürüme ve yozlaşmanın doğrudan  kurbanlarıdır.

Ülkenin doğal ve kültürel envanterinin insanlık tarihi ile yaşıt zenginlikleri, altına hücum histerisiyle gözü dönmüş bu barbarlık karşısında tümüyle korumasızdır.

Hukukun yerini keyfiliğin, kamusal ciddiyetin yerini lümpenliğin, toplumsal duyarlılığın yerini aymazlığın aldığı bir süreçte neler yaşanacaksa, bugün onlar yaşanmaktadır.

Yukarılarda başlayan yozlaşma, kısa sürede aşağılara inerek, toplumsal bilinci körelten, görüş mesafesini sıfırlayan bir kör duman gibi ülkenin üzerine çökünce ortada ne toplumsal bellek ne yön duygusu kalmaktadır.

Piyasada peynir ekmek gibi satılan detektörlerden birini edinip, kazma – küreği de omuzlayınca, kültürel sürek avına çıkmanın önünde hiçbir engel kalmamaktadır.

Gümüşhane’deki doğa cinayeti, en üsttekinden en alttakine yetki ve sorumluluk zincirine dahil tüm kişi ve kurumların gözü önünde işlenmiştir.

Bitli yorgan örneği, kimsenin sorumluluğunu üstlenmediği dipsiz rezalet bir kez daha gösterdi ki, siyasal yozlaşma ve çürümenin zirve yaptığı yerde yağma ve talan meşrulaşmaktadır.

Hiç kuşkunuz olmasın. Hamamın  namusunu kurtarmaya yönelik bir iki açığa almanın ardından her şey unutulacak, ülkenin henüz dibi çıkmamış neresi ve nesi kaldıysa yağmacıların tekmili birden kazma küreği omuzlayıp oraya çullanacaklardır..
===================================
Evet dostlar,

Balık baştan kokuyor ve ülkemiz – halkımız – değerlerimiz korkunç bir yozlaşmanın girdabında boğuluyor..
Gümüşhane’deki “dipsiz göl”, altın arama izni verilmesi nedeniyle vahşi bir iştahla saldıran necip milletimizin iktidar kayırmalı kimi üyelerince kurutulup yok edildi..

Image result for kurutulan dipsiz göl

İnsanlara doğa sevgisi aşılayan bir eğitim gerek..
İnsanlara yurdun taşına toprağına titreyen değerler kazandırmak gerek..
Devletin koruma- kollama – engelleme görevini etkin yerine getirmesi gerek..
Yöneticilerin halka iyi örnek, rol modeli olması gerek..
Harama göz dikene hesabı sorulmak gerek
Açılan derin yarayı ne yapıp edip sarmak gerek..
Gözü doymaz dinci yobaza ar ve edep gerek..
AKP iktidarına insaf ve feraset gerek..

Sevgi ve saygı ile. 21 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Kargalar, kazlar ve ‘altına hücum’

Kargalar, kazlar ve ‘altına hücum’

Erol Manisalı

 

Vahşi kapitalizm ve siyasal İslam işbirliğialtına hücumu” getirdi. Aynen Chaplin’in filminde (Gold Rush) olduğu gibi. Bu kez  vahşi Batı “vahşi Doğu” oldu. 
Paul Henze’nin vahşi kapitalizme monte edilmiş ılımlı siyasal İslamında olduğu gibi. BOP da zaten “petrole hücum, doğalgaza hücum” için değil mi? Sıra altına hücuma geldi, vahşi Batı “vahşi Ortadoğu” olmuştur. Senaryoyu vahşi kapitalizmin babası ABD yazdı, emperyalizm adına… 
Bu kez Kaz Dağları’nı eskiden “vahşi Avrupalıların” saldırdığı ABD’nin batısı gibi görmeye başladılar.

  • Emperyalizm (ve kapitalizm) içerideki ortakları ile birlikte ülkeyi vahşi Batı’ya çevirdiler:
  • FETÖ’leriyle, tarikatlarıyla, cemaatleriyle, işadamları ile hep birlikte…

Hangi taşı kaldırsanız altından siyasal İslamcıların yandaş işadamları ve siyasilerinin, vahşi Batı kapitalizmi ile işbirliği çıkıyor: önce yerin üstündekileri özelleştiriyoruz diye “yabancı tekellere” peş keş çektiler, sonra da cennet vatanın altındakileri yabancılara pazarlayarak cenneti cehenneme çeviriyorlar. 
Bu dünyadaki cenneti yok ederek “öbür taraftaki” cennetleri kullanarak bunu yapıyorlar üstelik…

Karga yavruları, kazlar ve “insanlar”… 
Geçen günlerde ekranlarda izledim: Anadolu’da köyde bir adam, bahçede bulduğu karga yavrularını anasız kalınca beslemeye başlamış. Minnacık yavrular da 80 kiloluk koca bir insanı anaları sanmışlar. Ona sıkı sıkıya bağlanmışlar, bağımlısı olmuşlar! 
İlkel toplumlarda da insanları karga yavruları haline getirip beslemeye başlarsanız, “kim olursanız olun size bağımlı hale gelirler”. 
Hele 4-5 yaşlarında bu işe soyunursanız sonuç kesindir, insanları kolayca “kargalaştırırsınız, en azından önemli bir bölümünü.

Ülkemizde Köy Enstitüleri ile başlattığımız olumlu sürecin bugünkü “eğitimde” ne hale dönüştürüldüğünü gördüğümüzde, “Kaz Dağları’nın neden vahşi kapitalizmin altına hücum vahşeti içine yuvarlandığını anlarız.” Köy Enstitüleri sürseydi yetişenler, “kamunun yararını ve ulusal çıkarlarımızı çok daha iyi anlayacaklardı” ve bunlar başımıza gelmeyecekti.

Atatürk Havalimanı ve İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (DTM) 
Atatürk Havalimanı’nın yerine de oteller vs. yapılacakmış. 1979’da İstanbul Dünya Ticaret Merkezi projem Ecevit tarafından onaylanmış ve bakan Teoman Köprülüler tarafından uygulamaya sokulmuştu. Aytekin Kotil zamanında kabul edilen ve daha sonra onaylanan projede şu vardı: 1.5 milyon metrekare alanın % 5’i imara açık, yüksekliği pist düzeyinin altında ve % 95 korumaya alınmış yeşil alan bölgesi. 
DTM, Yeşilköy Havalimanı ile bütünleşmiş bir projedir. Dünyadaki örneklerinde olduğu gibi, “havalimanı ile birlikte” çalışacaktı, böyle bir ekonomik işlevi vardı. Şimdi Atatürk Havalimanı gidince DTM boşlukta kaldı. Kimse bunu düşünmedi bile! 
Ve en başta % 95 kesin imara kapalı yeşil alan olarak onaylanan proje tümüyle imara açık duruma sokuldu. Altına hücum” hiç aksamadan sürüyor, aynen vahşi Batı’da olduğu gibi: bugünkü mekânı, cennet ülkemiz!

Bu köşemde hep yazdım:

  • Vahşi kapitalizmin “yeni ılımlı İslam projesi”, vahşi kapitalizm ile işbirliğine sokulmuş siyasal İslam ideolojisi ve uygulamalarıdır.

Kaz Dağları katliamı ve öbürleri, bunun sonucudur. Bu yazıyı Gündoğan’da ayakta kalabilmiş 180 yaşında bir zeytin ağacının altında yazıyorum… Ne tezat (AS: çelişki) değil mi?