Silahlanma ve açlık

Silahlanma ve açlık

Cevat Turan / Şair ve Yazar
Cumhuriyet, 2.4.19

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Dünya, üzerinde doğan her bir insana ve her bir canlıya ait. Kimsenin diğerinden bir karış fazla hakkı olmaması gerekirken bu açlık, bu şiddet ve çatışmalar kimin iktidarını güçlendiriyor?

Rusya’dan alınması planlanan S-400 füzeleri ve Amerika’ya sipariş edilen ABD’nin çark etmeye kurgulu F-35 anlaşması gündemden düşmüyor. Bu arada Türkiye F-35 için 900 milyon $ ödeme yapmış durumda. Toplam 116 uçak için 25 milyar $ daha ödeme yapılacak. Silahlanma, savunma harcamaları bu denli çok gündeme geldikçe bize de bu soruna bir göz atma görevi düşüyor.
Dünyada neler oluyor?
Silahlanma konusunun Soğuk Savaş dönemi sonrasında azalmasını beklerken yeniden tırmanışa geçiyor olmasının ideolojik ötekileştirme-düşmanlaştırma politikalarının da yükselişe geçtiğinin işareti olabilir mi? Avrupa’nın birçok ülkesinde ve ABD’de milliyetçilik tırmanışa geçmiş durumda. Militarist politikalar soğuk savaşa geri dönüşü mü gösteriyor bize
* Emperyalizm düşmansız var olamıyor!
Mutlaka bir öteki “kötüye” ihtiyaç duyuyor.
Yeni düşman artık dinsel ayrımcılık üzerine mi kurgulanıyor?

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan küresel silahlanma raporunda, dünyadaki savunma harcamalarının 1 trilyon 739 milyar Dolara yükseldiği gösteriliyor. Bu sıralamada başı tabii ki ABD çekiyor ve 700 milyar $ payı var. Çin 228, Rusya 66.3, Fransa 57, İngiltere 47.2, Almanya 44.3 milyar $ olmak üzere, Suudi Arabistan ise yıllık gelirinin % 10’unu savunmaya ayırıyor. Türkiye 18.2 milyar $ ile 15. sırada yer alırken; Hindistan, İspanya, İtalya, Brezilya, Güney Kore, Kanada da kayda değer bir silahlanma tırmanışı içinde. Kuzey Kore ve İran’ın bütçesi ise tartışmalı.

Peki düşman kim?
Bu ağır silahları, füzeleri, mermileri kimin bedeninde uygulamayı tasarlıyorsunuz? Hangi halkın, hangi kadının, hangi bebeğin bedenini hedef seçtiniz? Dünyada 300 trilyon dolarlık dönen finansal bir işlem hacmi varken,

  • Her 5 saniyede bir bebeğin açlıktan ölmesinin tarifi olabilir mi?

Bunun adını ne koymalıyız? 
Savaşlar, kuraklık, iç göçler, mezhep çatışmaları nedeni ile şu ana dek 155 milyon bebek kötü beslenme ya da hiç beslenememe yüzünden gelişimini tamamlayamıyor. Sakatlık (AS: bu sözcük bir yasa ile tüm yasalardan çıkarıldı; “engelli  yeti yitimli demek gerekiyor..) ve hastalıklar ise bir insanlık dramı.

  • Küresel Açlık Endeksi’ne baktığımız zaman dünyada yaklaşık 815 milyon insan açlık canavarının pençesinde yaşıyor.

Ve yine 119 ülkenin 52’sinde ciddi açlık varken o ülke elitlerinin böyle bir derdi yok. Saraylar, aşırı tüketim ve lüks içinde yaşam hız tanımazken, varsıllıkla, yoksulluk arasındaki uzlaşmaz çelişki tedavi edilemez bir biçimde derinleşiyor. Bu açmaz yeniden sınıf mücadelesini bir seçenek olarak toplumların önüne koyabilir mi? 
Sizi rakamlarla boğmak istemiyorum ancak rakamlar vermeden de konunun yakıcılığı ne yazık ki sözcüklerle tarif edilemiyor. Rakamlar gerçekten incitici ve acı konuşuyor. 
Birleşmiş Milletler (BM) her yıl açlık konularında yeni raporlar yayımlıyor. Gerçekten çok çarpıcı.

Kongo’da 3.8 milyon, Somali’de 2.9, Yemen’de 8.4 milyon olmak üzere Çad, Zambia, Liberya, Madagaskar, Myanmar, Bangladeş, Burindi, Nijer, Malavi, Eritre, Orta Afrika Cumhuriyeti yaşamla ölüm ve sakat (AS: engelli!) kalma arasında gidip geliyor. Daha bu tabloya yanı başımızda yaşanan Irak, Suriye, Libya, Filistin sorununu yazmadık bile. Yukarıdaki sayı ile tarif edilenler bir sayıdan ibaret değil, onlar birer insan.

Açlığın en can alıcı biçimde çocukları, kadınları ve etnik kümeleri etkilediği belirtiliyor. Bugün ne yazık ki dünyada 68 milyon kişi evinden, yurdundan, toprağından kopartılmış durumda. Bunların 22.4 milyonu kendi ülkesi sınırları dışında göçmen ve yurtsuz yaşamakta.

Siz hiç toprağından, kökünden kopartılmanın acısını yaşadınız mı?

Bu yeşil, yeryüzü cenneti dünya, üzerinde doğan her bir insana ve her bir canlıya ait. Kimsenin öbüründen bir karış fazla hakkı olmaması gerekirken bu açlık, bu şiddet ve çatışmalar kimin iktidarını güçlendiriyor?

  • İnsanlık bu acı ve adaletsizlik karşısında neden örgütlenemiyor?

İyilik dağınıkken, kötülük neden bu denli örgütlü? İnsanlığa artık bir yol gerek.

Ya yeni bir yol bulunacak ya da yeni bir yol bulunacak.

Bu yol, hâlâ demokratik bir sosyalizm modeli olabilir mi?

===============================================

Dostlar,

BM’nin Gıda – Tarım işlerinden sorunlu resmi uzmanlık örgütü FAO (Food and Agriculture Organisation, Roma) her yıl küresel açlık haritası yayımlıyor.

2018 yılı Küresel Açlık Haritası aşağıda..

FAO global hunger map 2018 ile ilgili görsel sonucu

Birlikte inceleyelim ve soralım :

16 Ekim 2018 Dünya Gıda Günü FAO açıklamasına göre küresel açlık 6 milyon daha artarak 21 milyona erişti! Açlık azaltılamıyor, ama artıyor.. Dünya nüfusu %1,15 hızla büyümede (Türkiye’de 2018’de %1,47 oldu!). 7,5 milyar dünya nüfusu 1 yılda 7,5 milyar X 0,0115 = 86,25 milyon artacak… Her yıl 1 Türkiye nüfusu ekleniyor “sonlu” dünyaya..

Bu üreme hızı, Papa‘nın bile uyarısıyla “TAVŞANLAR GİBİ ÜREMEYİN!” sürdürülemez. Türkiye ve dünya hızla, nüfusu azaltıcı (anti-natalist) demografi politikalarına geçmek zorundadır.

  • Haritada alarm veren ya da ciddi AÇLIK SORUNU genellikle Müslüman ülkelerde! Niçin??

Özellikle mezhep ayrımı nedeniyle S. Arabistan tarafından bombalanan mazlum bir başka Müslüman ülke Yemen’de..

Neden?? Tanrı fikrini mi değiştirdi?? “Yarattığı kulunun” rızkını artık ver(e)miyor mu?? Hani Müslüman olmayanlar “kafir” idi ve cehennemlik idi?? Bu “kafirler” bu dünyada insanca yaşadıkları için “öbür dünyada” cezalandırılacak ve cehennemlik olacak öyle mi?

Ya da bu dünyada açıktan geberen müslüman salt bu nedenle öbür tarafta cennetlik olacak öyle mi?

Din bu mu? Bu dinin adı ne?
21. yy’da bu “inanış” din olarak sunulup savunulabilir mi hangi “ortalama” insan yutar??

İnsanlık, başta Müslüman dünyası olmak üzere İslam adına hurafeleri dinden mutlaka ama mutlaka ve de hiiiiiiiiiiç ayak sürümeden ayıklamak zorunda. Hem de daha çok oyala(n)madan! Batı dünyası DİNDE REFORM – RÖNESANS sayesinde günümüz uygarlık düzeyine erişti.

İslam ve öteki dinler için de hiiiiiiiiiiiiiç başka bir yol gö – zük – mü – yor anlaşıldı mı molla!?

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)tarihsel ve çooooooooooook ağır bir vebal altındadır; ilerlemenin – aydınlanmanın ayak bağı olmayı artık bir yana bırakmalı; çağa uyum sağlamalıdır. Aksi takdirde din işte böyle “elden gider”. Unutulmasın, zaman değiştikçe hüküm de değişmek zorundadır.

Küreselleşen kapitalizm, İslam dinini de FETÖ eliyle sözde evcilleştirme ve vahşi sömürüye ses çıkarmaması için “terbiye etmeye” girişmiş durumda..

DİB bu hazin stratejik – tehlikeli gelişmenin ne ölçüde ayırdında ve ne yapmakta??

Sevgi ve saygı ile. 03 Nisan 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Endüstriyel tarım sistemi açlığı yaratıyor

Endüstriyel tarım sistemi açlığı yaratıyor!

portresi

Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA
YURT, 14.10.2016

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Endüstriyel tarıma dayalı kapitalist sistem, azınlığın çoğunluk üzerinde sömürüsüne dayanıyor. Sistem bunu gizlemek için kendisini kaçınılmaz olarak dayatıyor ve ekolojik, eşitlikçi bir gıda ve tarım sistemine geçersek insanların aç kalacağını ileri sürüyor.
Çok ilginçtir ki şu anda bir milyar dolayında insan aslında aç. (AS: FAO verisiyle 800 milyon!)
Bu sayı zaman zaman biraz artıyor veya düşüyor.
Sistem savunucuları bunu unutarak ekolojik tarımın açlık doğuracağını iddia ediyor ve ne yazık ki epeyce insanı da ikna edebiliyor. Verimin ekolojik tarımda zorunlu olarak düşmeyeceği biliniyor. Bunu bu yazıda bir tarafa bırakalım ve biraz gıdada kayıp ve israf üzerinde duralım.
Birleşmiş Milletler FAO örgütü (Gıda ve Tarım Örgütü) bu konuda 2014 yılında birçok uzmanın katıldığı bir rapor hazırlamıştı. (Food Losses and Waste in the Context of Sustainable Food) 

Bu rapor FAO’nun web sayfasından bulunabiliyor. (http://www.fao.org/3/a-i3901e.pdf) FAO’nun verilerine göre dünyada insan tüketimi için üretilen gıdanın miktar olarak üçte biri, kalori bazında ise dörtte biri kayıp ve israftır. Bu 1,3 milyar ton gıda anlamına geliyor.
Milyar tondan söz ediyoruz. Yaklaşık iki milyara yakın insanın tüketebileceği kadar gıdanın her yıl düzenli olarak yok olduğu görülmektedir.
Bu kayıp ve israfların çoğunluğu sistemiktir. Yani azınlığın çoğunluğu sömürmesinin sonucudur.
Endüstriyel gıda sistemi şirketlere dayalıdır. Bu sistem mono kültürden vaz geçemiyor.
Çiftçi tek veya az sayıda ürün nedeniyle ürününü yerel olarak satıp bitiremez.
Zaten çevresindeki çoğu çiftçi aynı ürünü üretmektedir. Mutlaka aracılar devreye girer.
Uzak bölgelere bu gıdaların taşınması kayıp ve israfı kaçınılmaz olarak doğurur.
Otellerde açık büfe gibi sistemler müşterileri tatmin etmekten çok, daha az işçi çalıştırma isteğinden doğmakta. Süpermarketler biraz kötüleşen sebze ve meyveleri doğrudan çöpe atarlar.
Başka ne yapabilirlerdi?
Ekmek fabrikaları uzun süre dayanacak ve besleyici ekmekleri üretirlerse kapasitelerine göre daha az ekmek ürettikleri gibi daha çok emek kullanmak zorunda kalırlar. Nedeni ise beyaz ekmek ve endüstriyel mayalar yerine yerel buğdaylardan üretilmiş yüksek randımanlı unlar ve ekşi maya kullansalardı daha az ekmeği daha çok işçi ile üretmek zorunda kalacak olmalarıdır.
Yerel çeşit buğdayların unları ve ekşi maya ile üretilen ekmekler ise daha zor bayatlar ve daha az israfa yol açar.
Şirketlerin kârları düşerdi, ama herkes için daha sağlıklı olurdu.
Her şey olabilir ama kârların düşmesine razı olmazlar.
Dünyada açların çoğunluğunun kırsal alanlarda yaşadığı biliniyor.
Toprağı olmayan, az toprağı olan veya ürünlerini çok düşük fiyatlarla satmak, girdileri pahalı almak zorunda olan köylüler açlar veya kötü besleniyorlar.
Bu sorunlar gıdada kayıp ve israfla birlikte var olmakta. Ancak berberce çözülebilirler.
Böyle gelmiş ama böyle gitmemeli.

=====================================
Dostlar,

Bu gün 16 Ekim Dünya Gıda – Beslenme Günü…
BM’nin (Birleşmiş Milletler – UN) FAO adlı bir uzmanlık kuruluşu var, Roma merkezli. FAO, BM Gıda – Tarım Örgütü olarak dilimize çevriliyor (Food And Agriculture Organisation of the UN). FAO bu yılki 16 Ekim Dünya Gıda Günü temasını aşağıdaki fotoğraf eşliğinde şöyle paylaşıyor :

  • World Food Day highlights that climate is changing
    and that food and agriculture must too

slide image

(http://www.fao.org/news/story/en/item/446764/icode/, 16.10.2016)

Türkçesi;
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GIDA VE TARIMDA DA DEĞİŞİKLİĞİ ZORUNLU KILIYOR..

Değişen iklim koşulları ve küresel ısınma) gıda ve tarım politikalarında zorunlu değişikliklerin dayatıyor.. FAO web sitesinde bu bağlamda yayımlanan başmakalenin özeti böyl.. (fotoğrafın altındaki erişkeden yazının tümü okunabilir)

Buna göre İtalya Başbakanı Renzi, Papa Francis ve Fas Prensesi Lalla Hasnaa ortak eylem için ivedi çağrıda bulunuyorlar..

BM ve FAO 3. Binyıl için konan 8 hedeften biri olarak AÇLIĞI YARILAMAYI belirlemişlerdi. 2015’e dek, 800 milyon olan aç insan sayısının yarılanması hedeflenmişti.

zero_hunger

Ancak sonuç kocaman bir fiyaskodur. FAO, Dünya genelinde aç insan sayısını 600-800 milyon olarak vermekte. Dünya nüfusu geçen yıl %1,15 arttı.. Bu rakam 80 milyonu aşkın! Bir Türkiye kadar. Türkiye ise Dünya ortalamasından %0,2 puan daha yüksek bir hızla, %1,35 nüfus artışı sağladı; bu da 1 045 053 kişi net artışa karşılık geliyor.. TÜİK her yıl Hane Halkı Tüketim Araştırmaları yayımlıyor ve pek çok veri içinde yoksulluk oranını, beslenme verilerini… sunuyor.. Siyasilerin vesayetçi sansüründen ne kurtarılabilirse.. Ama mızrak çuvala sığmıyor gene de..

Yapılabilecekler belli gerçekte                           :

– İlk iş küresel nüfus artış hızıını mutlaka düşürmek
Dünyada ve Türkiye’de HER AİLEYE 1 ÇOCUK! Başka çözümü kalmadı..
– İkincisi yabanıl (vahşi) kapitalizmin ölçüsüz kâr hırsının dizginlenmesi ile çevrenin korunması.
– Üçüncü olarak da tarım – gıda – beslenme alanlarında AR-GE harcamalarını artırarak yığınların beslenme sorunlarını yönetmek ve en aza indirmek için yeni bilimsel yöntemler geliştirmek..

Bu adımlar kamusal sorumluluğu gerektiriyor öncelikle..
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde de BESLNME – GIDA hakkı tanımlı.
Toplumların beslenmesi piyasa yasalarına – sermayenin insafına terk edilebilir mi?
Edilirse sonuç ortada.. 7.5 milyar dünya nüfusunun yaklaşık 1/10’u karnını doyuramıyor..
İnsanlık, kapitalizmin bu vahşetini mutlaka sorgulamalı ve dizginlemelidir.
On insandan 1’inin aç bırakıldığı bir ekonomik model savunulabilir ve sürdürülebilir mi??

Ölümü göstererek sıtmaya razı etme bağlamında GDO’lu besinler dayatılabilir mi??
Dev gıda şirketlerinin şirket evlilikleriyle tekelleşmesine izin verilebilir mi?
BAYER – MONSANTO birleşmesine DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) neden izin verdi?

Gelişmekte olan ülkelerde tarım çok pahalı girdilere (gübre, mazot, tarımsal ilaç, sulama, taşıma, vergiler, yetersiz destekleme alımları, düşük taban fiyatlar, örgütsüz üretici, kooperatif yokluğu) mahkum edilebilir mi??

Bu soruların yanıtı çoğunlukla “evet” ise Devlet halkın elinden epeydir çıkmış; yerel – küresel sermaye ortaklığının sopalı tahsildarı durumuna geçmiştir. Feci tablo tam da böyledir!

  • Dahası, küresel emperyalizm dünya genelinde açlığın çözümüne stratejik
    bir tercihle çözüm üretmeyerek, AÇLIK ÖLÜMLERİ üzerinden vahşi bir
    nüfus planlaması dayatmaktadır!

Dünya halklarının bu isyan ettiren insanlık dışı oyunları artık görmesi ve emekçilerin birliği ile ayağa kalkması gerek! Bu arada da çocuklarının ve kendisinin açlıktan ölmesi yerine, ne yapıp edip aile planlaması yöntemlerine ulaşmalı ve bakamayacğı – iş sahibi edemeyeceği sayıda çocuk yapmaktan mutlaka kaçınmalıdır..

Türkiye’de R.T. Erdoğan ve danışmanları bu yıkıcı ve yakıcı gerçekler karşısında 3-5  çocuk dayatma politikalarından mutlaka ve derhal vazgeçmelidirler..

  • Komşusu aç iken tok yatan bizden midir??

Sevgi ve saygı ile.
16 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com