AYM’NİN HAK İHLALİ KARARI ÜZERİNE…

AYM’NİN HAK İHLALİ KARARI ÜZERİNE

– Barış Akademisyenleri Davası, Bireysel Başvurular Nedeniyle –

Ertan URUNGA
(E) Yargıç Albay
Gemlik, 08.08.2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Anayasa Mahkemesi (AYM), 11.01.2016 tarihinde “Barış İçin Akademisyenler Bildirisi” başlığını taşıyan bir metni imzalayan akademisyenler hakkında Terör Örgütünün Propagandasını Yapmak suçundan yerel Mahkemece verilen Mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden sonra, bir bölüm akademisyen tarafından davanın Bireysel Başvuru yolu ile AYM’ne taşındığı bilinmektedir.

Yüksek mahkemece yapılan inceleme sonunda, başvurucuların yüklenen suçtan yasaya ve hukuka aykırı olarak cezalandırılmasının, Anayasanın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği kabul edilerek, Hak İhlaline (çiğnemine), ayrıca başvuruculara manevi tazminat ödenmesine ve kararın birer örneğinin gereği yapılmak üzere yerel mahkemeler ile Adalet Bakanlığına gönderilmesine, Başkan ve yedi üye dışında kalan sekiz üyenin ihlale ilişkin karşıoyu ve oyçokluğuyla 26.7.2019 tarihinde karar vermiştir.

AYM’nin tarihsel nitelikteki kararının gerekçelerini kamuoyuna açıklandığı 30.07.2019 tarihinde Sayın Prof. Dr. Ahmet SALTIK da bu Açıklamayı, Medya’ya yansıdığı biçimi ile kendi sitesinde paylaşmakla kalmamış; hukuksal yönden irdelediği bu ilginç açıklamaya ve medyadaki olumsuz tepkilere ilişkin düşünce ve eleştirilerini, Kararı veren yüksek yargıçları bile kıskandıracak büyük bir yetkinlikle dile getirmiş, bize takdirlerimizi sunmaktan başka söz bırakmamıştır.

Ancak adaletin mumla arandığı bugünkü karanlık ortamda, insanlığın onuru ve erdemi sayılan hak ve özgürlüklerimizin en büyük güvencesi olan yüksek yargı organları arasında hala hak ve adalet için direnen cesur ve aydın yargıçların bulunduğunu görmenin coşkusu içinde, sayın SALTIK’ın hukuksal eleştirilerine aynen katılırken, dikkatimizi çeken birkaç konuya da kısaca değinmek isteriz.

– Her şeyden önce şunu belirtelim ki AYM’nin bu Kararı, siyasal iktidarın öteden beri ayrımcılığı özendiren, ulusal ve demokratik olmayan ilkel politikaları yüzünden, bir karpuz gibi ikiye ayrılan Türk toplumu arasındaki bölünmüşlüğün, AYM üyeleri ile akademisyenler arasında da var olduğunu orta koymuştur.

– Yine bu kararda, amaca ulaşmak için her şeyi meşru gören ve güçler ayrılığını dışlayan bir ülkede, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ile hukuktan asla söz edilemeyeceği için AYM üyelerinin bu kararlarında da genel ve ağır bir baskı altında bulunduğu, kimi anlatımları ve 8/8 sınır oyla karara varmalarından anlaşılmıştır.

– Kararda yer alan “AYM’nin Değerlendirmeleri” bölümünde (sh. 25); olay, suç ve başvurucularla ilgili nesnel olgu ve kavramların ayrı ayrı ele alınıp çağdaş ve bilimsel bir yaklaşımla değerlendirilmesi, Hak İhlaline ilişkin dayandığı hukuksal gerekçeleri tam bir isabetle ortaya koyup adil bir sonuca varılması nedeniyle, bizim de kimi noksanlıklarına karşın; genel olarak beğeni ile karşıladığımız bu Karara karşı yandaş medyada hukuksal eleştirilerden daha çok siyasal tepkilerin öne çıktığı, hatta YÖK Başkanının bu karara tepki göstermeleri için tüm Üniversitelere çağrıda bulunacak ölçüde ileri gidip, haddini aştığı da görülmüştür.

– Öte yandan bu kararın “Nihai Değerlendirme” bölümünde (sh. 32) ise; yüksek mahkeme kararlarında daha önce hiç rastlamadığımız ve sanki kimilerine hesap verir gibi “AYM’nin hiçbir şekilde içeriğine katılmadığı sözler de ifade özgürlüğü kapsamında olabilir ..Bir ifade ya da açıklamanın ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilirken, söz konusu ifadelerin doğru ya da rahatsız edici olup olmadığı belirleyici olmaz .. Bu bildirinin, Anayasanın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün korumasından yararlanması gerektiği yönündeki yorumları, AYM’nin bildiride suç olan (!) düşünceleri paylaştığı ya da desteklediği anlamına gelmez..” şeklinde yanlış algılara neden olabilecek yersiz ve itici değerlendirmelere yer verilmesi, kararın saygınlığına gölge düşürmüştür.

– Burada bir ayraç (parantez) açıp şunu da vurgulamak isteriz ki bir yargıç için bağlayıcı ve belirleyici olan tek şey, kararının başkaları üzerinde yaratacağı etki ya da tepkiler değil; hukukun üstünlüğüne dayalı istencinin sesi olan vicdanıdır. Adalet Tanrıçası Themis’in gözleri kapalı olarak betimlenmesinin, yargıçların kimseye bağlı olmadan ve kimsenin etkisi altında kalmadan tam bir tarafsızlıkla hareket eden ve birilerine hesap vermek değil; tam aksine hesap sormak konumunda bulunan saygın ve onurlu kişileri ifade ettiği de unutulmamalıdır.

– Bütün bunların dışında, yerel Mahkemesinin akademisyenler hakkında sübuta erdiği kabul edilen suçun, 3713 Sayılı Yasanın 7/2. maddesinde yazılı tipik bir propaganda suçu olduğuna ve bu suçun asli ögesinin de “Terör Örgütünün Belirtilen Yöntemlerle Propagandasını Yapmak” olmasına göre, suçun öbür ögelerinin ayrı ayrı tanımını da yaparak irdeleyen AYM’nin değerlendirmelerinde; ifade özgürlüğü ile doğrudan ilgisi bulunan ve sine qua non (olmazsa olmaz) koşulu sayılan propaganda ögesi yönünden bildiride yer alan ifadelerin hemen her tümcesinin ayrıntılı biçimde irdelenip propaganda niteliğinde görülmediği kabul edilirken, ‘propaganda’ kavramının hukuksal tanımı yapılmadan boş geçilmesinin makul ve mantıksal bir açıklamasını yapamadığımızı belirtmek isteriz.

Çünkü bizim Ankara DGM Asıl Üyesi olarak görev yaptığımız 90’lı yıllarda suç sayılan Komünizm Propagandası kapsamında karşımıza çıkan ‘propaganda’ kavramının, “Bir görüş ve düşüncenin, taraftar kazanmak için söz, yazı, resim vb. gibi araçlarla sistematik ve sürekli olarak yapılan eylemler” şeklindeki tanımına uygun olarak karar verdiğimizi anımsıyoruz. Ancak bu tanım, TCK’nun 2004 yılında sil baştan değiştirilmesinden sonra da geçerli ise akademisyenlerin önceden hazırlanmış olan bir bildiriye imza atmaktan ibaret bulunan ve yasada bir suç olarak tanımlanmayan hareketleri nedeniyle hak ihlaline uğradıkları kabul edilerek karar verilmesi gerekirken; ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle nesnel ögelerinin oluşmadığı kabul edilen suçtan yazılı olduğu gibi değişik gerekçelerle Hak İhlaline karar verilmesinin; ileride, yargılamanın yenilenmesi aşamasında başvurucular aleyhine sonuçlar doğurabileceğini gözeterek, salt bu yönden hakkaniyete uygun bulunmayan kararın, hak çiğnemlerine ve yeni tartışmalara neden olabileceği kanısındayız.

Hak için direnenlere selam olsun!
=======================================
Dostlar,

(E) Yargıç Albay Sayın Urunga’nın irdelememize ilişkin övücü sözlerine teşekkür borçluyuz..

AYM kararının tümünü gerekçeleri ile okuyarak yazmış değildik o yorumumuzu (http://ahmetsaltik.net/2019/07/30/aym-hak-ihlali-kararinin-gerekcesini-acikladi/).

Ancak Sn. Urunga oldukça önemli bir belirleme yapmakta :

Terör örgütünün propagandasını yapmak gibi bir suç tanımının olmamasına dayanılması gerektiğini vurguluyor. Oysa AYM’nin, suçun yasal tanımının yapılmamış olmasını geçip, yapılmayan tanımın nesnel ögelerinin gerçekleşip gerçekleşmediği irdelemesine dayalı hüküm kurduğunu öne çıkarıyor.

Yargılamanın yenilenmesinde umarız bu yanılgı yeni hak çiğnemlerine yol açmasın. Bu arada salıvermelerin başladığını sevinerek izliyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 15 Ağustos 2019, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Anayasa Hukuku PhD Öğrencisi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir