Mesele sadece Ensar Vakfı değil; iktidarın zihniyeti!

Mesele sadece Ensar Vakfı değil; 
iktidarın zihniyeti!

Orhan Bursalı

Çocuklara, yaşamları boyunca izini taşıyacakları, normal yaşamlarına göre başkalaşım geçirecekleri ve sapmalar yaşayacakları tecavüz ve ağır taciz olayları ülkemizin genel sorunu! Burası tacizci – tecavüzcü bir ülke! Kıyaslayın AB ülkeleriyle bu gerçeği, görürsünüz. Kadın canileri ile dolu, aile içi ensestin zirve yapmasına rağmen gizli kaldığı, çocuklara her türlü kötü muamelenin yapıldığı bir ülke!
Türkiye katillerin – tecavüzcülerin fıkır fıkır kaynadığı bir ülke.
Bu açıdan mesele sadece Ensar Vakfı değil şüphesiz!
Yok yok mesele sadece orada çalışan o pisliğin suçu da değil.
Vakıf oraya sıradan birisini koymaz, kendilerine yakın seçme birini yerleştirir!

Vakıf tabii ki suçlu!
Ensar Vakfı, geçmişteki benzer olaylara sahne olmasıyla sabıkalı ve kendisine teslim edilen çocukları tecavüzlerden korumada umursamaz davrandığı ve titizlik göstermediği için suçludur.
Bakıyorum “Ne diye vakfı suçluyorsunuz, vakıf ayrı tecavüzcü ayrı” demiyor mu iktidar şakşakçıları! Çünkü vakıf iktidar sahiplerinin vakfı aynı zamanda. En tepeden en büyük korumaya, desteğe sahip! Yapılması gereken, şüphesiz ki sapığın yakasına yapıştıktan sonra vakıf hakkında da soruşturma açmak. Gel bakalım, sana bu kadar çocuk teslim ediliyor. Sen bu çocukları her türlü beladan, vicdansızdan, sapıktan korumak için ne yaptın, ne yapıyorsun, hangi önlemleri alıyorsun, diye sormak gerek!

‘Bize güvenme’ diyeceğine…
Bize güvenme, biz iktidarız, evet bize yakınsın ama mesele sana emanet edilen çocuklar olunca, milyon kilometre uzağız. Babam olsan canına okurum; ailelere karşı, bu ülkenin geleceğine karşı, tüm vicdanlara karşı hesap verecek herkes… Bu halt senin çatın altında nasıl yenir?” diyerek, öncelikle çocuk bakım hakkını elinden almak. Çocukları korumaya almak, ailelerine göndermek ve vakfın mal varlığını da çocukların eğitimine harcamaya mahkûm etmek… İktidar olsa, adam olsa iktidar bunu yapar. Böylece ülkenin iktidarı olduğunu gösterir. Ama öyle bir durum yok. İktidar olan Ensar Vakfı! Dolayısıyla büyük koruma şemsiyesi açılıyor.
Ama bu iktidarın (AS: AKP’nin!) adamları değil mi ki 6 yaşında kız çocukları evlenir fetvası veren!..

Mesele türban da değil, zihniyet
Bir kadın bakan, evet suçlu olan cezasını çekecek ama vakfın bu konuda ne suçu var, her yerde bu olabilir diyerek, olayı genelleştiriyor. Evet her yerde olabilir, ama bütün o yerler de hesap verir… Her yerde olabilir! Dikkat edin, bakan ve şürekâsı, olayı sıradanlaştırıyor. “Kardeşim tüm Türkiye’de olan bir şey… Ne yani tüm Türkiye’yi mi mahkemeye verelim?” gibi bir savunma…
Öyle bir bakan ki, psikolog yerine din adamı yerleştiren bir kafa yapısına sahip… Hayır türbanına laf etmeyeceğim, türbanın altındaki düşünce yapısına itiraz edeceğim… Biliyorum ki bu olaylar başa takılan türban ile ilgili değil. Ne başı açıklar gördü o makamlar ki benzer davrandı… Doğru dürüst davrananlara da yol gözüktü!

Önüne yatmak altına yatmak
Mesele, bir bakanın Sarraf’ı korumak için sarfettiği “önüne yatmak” deyimi üzerinde polemiğe indirgenerek aslında yaşanan büyük rezilliğin, büyük namussuzluğun üstü örtülmeye gidildi. Önüne yatmak altına yatmaya dönüştürüldü. Ve bir kadına bu nasıl söylenir noktasına getirildi. Vay vay vay… Sizin ekip değil miydi “Sayın Sarraf Bey”in önüne yatarız diyen?! O’nu mahkemelerden, yargıdan, polisten korumak için bunu söylemediniz de, yoksa o olay şimdi savunduğunuz-dediğiniz gibi mi oldu da haberimiz olmadı! İnsaf! Ar namus damarı olmayan birileri ortalıkta varken, neyine “önüne yatmak” deyimini kullanmak. Bunu tüm medyasıyla devasa bir kartopuna dönüştürecek bir iktidar yapısının varlığını mı unutuyorsunuz? Ben olsam o lafı etmezdim. Hayır yanlış olduğundan değil, ülkenin utanmazların egemenliğinde olduğunu bildiğim için…

================================================

Dostlar,

Sayın Orhan Bursalı, us yürütümüne (muhakemesine), birikimine, yazı yazma tekniğine çok saygı duyduğumuz bir yazar. Yukarıdaki yazısı da bunun örneklerinden. Belki biz duygusal davranıyoruz (?) ama Sn. Kılıçdaroğlu’nun yüreklilikle ve tüm çıplaklığıyla Türkiye’nin ve siyasal iktidarın yüz kızartıcı – utandırıcı gerçeğini dile getirmesi çok yerinde olmuştur. Şamatacılar her ne denli yapıp ettiklerinden utanma duygusundan sıyrılmış da olsalar, CHP Genel Başakanı’nın acı sözleri birer tokat gibi yüzlerinde şaklamıştır ve tarihe not düşülmüştür. Bu konudaki sözleri biz de web sitemize aktaralım :

*****

GENEL BAŞKAN KILIÇDAROĞLU’NDAN ERDOĞAN’A YANIT:
SAPIKLIĞIN ADRESİ KONUYU SAPTIRIYOR
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
  • “Sapıklığın adresi konuyu saptırıyor. Hem cinsel sapıklığın adresi orada, hem siyasi sapıklığın adresi orada! Yani açıkça söylüyorum Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.” dedi.Genel Başkan Kılıçdaroğlu, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü dolayısıyla Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’ni ziyaret etti. Merkez Konseyi Başkanı Dr. Beyazıt İlhan tarafından karşılanan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, TTB Merkez Konseyi üyeleriyle bir süre görüşerek sağlık alanındaki sorunlara ilişkin değerlendirmelerini aldı. Toplantıda CHP Genel Başkan Yardımcısı Çetin Osman Budak ve Genel Sekreter Kamil Okyay Sındır da hazır bulundu.

    O ÇOCUKLAR BİZİM ÇOCUKLARIMIZ

    Toplantı sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasına Regaip Kandil’ini kutlayarak başladı. Karaman’da yaşanan çocuk istismarına ilişkin, “O çocuklar bizim yavrularımız, bizim evlatlarımız diye düşündünüz mü? Bir anne çocuğunu sinek ısırsa, bakın altını çiziyorum çocuğunu sinek ısırsa yüreği dağlanır. Bunlarda nasıl bir ahlak, nasıl bir vicdan var emin olun anlamakta zorlanıyorum.” diyen Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

  • CİNSEL TACİZ SUÇLARINDAKİ ARTIŞ %449

    Önce Regaip Kandili, üç ayların başlangıcı bugün, bütün vatandaşlarımın Regaip Kandil’ini kutluyorum. Tabi en büyük arzumuz huzurlu bir Türkiye. En büyük arzumuz sokaklarında, caddelerinde, parklarında rahat gezebileceğimiz bir Türkiye. Umarım bunu gerçekleştirebiliriz. Elbirliğiyle, gönül birliğiyle bunu gerçekleştirebiliriz. Az önce Sayın Başkan sağlık konusunda bir çerçeve çizdi. Çerçevenin çok da olumlu olmadığını biliyoruz. Aslında hastaneye giden her yurttaşımız bu çerçevenin ne kadar sorunlu olduğunu yakından görüyor, tanık oluyor, biliyor. Beden ve ruh sağlığı konusunda ciddi sorunlarımız var. Özellikle son 10 yılda ruh sağlığı açısından ciddi ama çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Size bazı rakamlar vermek istiyorum değerli basın mensupları. Bugün Türkiye’de yaşayan her 4 kişiden birisi antidepresan hap kullanıyor. Kullanılan kutu sayısı 26 milyonu geçti. Bu rakam çok önemli bir rakam. Aile kurumunda ciddi sarsılmalar var, ciddi depresyon var aile kurumunda. Aile kurumu derinden sarsılıyor. Her 5 evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Kadına yönelik şiddetin %1400 arttığı iktidar kanadından zaten ifade edildi. Uyuşturucu gençler arasında çok yaygın. 2007 – 15 arasında uyuşturucu kullanımındaki artış % 678. Gençlerimizi, çocuklarımızı koruyalım derken çocuklarımız ve gençlerimiz uyuşturucu batağının maalesef içinde. Cinsel taciz suçlarındaki artış % 449. Çocukların cinsel istismarındaki artış ise %434, %500’leri neredeyse buldu.

    Bütün bu tabloya baktığımızda beden ve ruh sağlığı açısından ciddi sorunları olan bir ülkeyle karşı karşıyayız. Eğer toplumun her kesimi şu veya bu şekilde şikayet ediyorsa, sorunlarını dile getiriyorsa, sorunlarını dile getirdi, diye cezalandırılıyor veya baskı altına alınıyorsa bu tablo derinleşerek devam edecek demektir. Dünya Sağlık Günü’nde herkese sağlıklar dilemek aslında işin en kolayı. Ama bütün sorun, sağlık dilemenin ötesinde herkesin sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamak, gerçekleştirmek. Tabii politikacılara bu görev düştüğü kadar doktorlara da düşüyor, öbür sağlık çalışanlarına da düşüyor. Ama her şeyden önce doktorların bu hizmeti vermesi için, sağlıklı bir hizmet verebilmeleri için uygun ortamın yaratılması gerekiyor. Düşünün, bir doktor yaşam kurtarmaya çalışırken bir başkası gelip doktorun yaşamını sonlandırabiliyor. Baskıya, şiddete, cinayete ortam hazırlayan tablolar maalesef her zaman var.

    NEDEN CUMHURBAŞKANI HER ŞEYE MAYDANOZ OLUYOR?

    Dokunulmazlıklar konusunda biz görüşlerimizi AKP’ye bildirdik. Son grup toplantısında da bütün bu ayrıntıları ben kamuoyuyla paylaştım. Arzu eden gazeteci arkadaşlarımız varsa iktidar kanadına vermiş olduğumuz önerileri alabilirler, sizlere verebiliriz. Çünkü kamuoyuna açık bu öneriler. Biz dokunulmazlıkların kürsü dokunulmazlığı dışında kalkmasını istiyoruz. Geçici bir düzenleme değil, sürekli bir düzenleme istiyoruz. 83. maddenin (AS: Anayasa’nın) değiştirilmesini istiyoruz. Bakanlar, iktidar partisinin getirdiği model içinde dokunulmazlığın dışında tutuluyor. Oysa asıl yolsuzluğu yapanlar bakanlar ve bakanların da bu sistemin içinde olması gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki, 17 – 25 Aralık yolsuzluk dosyalarından ötürü hala bir çekinceleri var ve Bakanları korumak istiyorlar.

    Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Aileden Sorumlu Bakan’ın eleştirilerine gelince.. Sayın Davutoğlu da bu eleştirileri yaptı. Bakın değerli basın mensupları, siyasetin doğasında eleştiri vardır. Biz bir şey konuşuruz, bizi iktidar kanadı eleştirir, Başbakan eleştirir, Bakan eleştirir, partinin Genel Başkan Yardımcısı eleştirir, Grup Başkanvekili eleştirir, biz de yanıtını veririz. Bizim anlamakta zorluk çektiğimiz konu şu :

  • Neden Cumhurbaşkanı bu tartışmaların odağı haline geliyor? Her şeye maydanoz oluyor? İlla ben de konuşacağım… Kardeşim sen de sus ya, iki dakika sus, niye konuşuyorsun sen? Senin görevin toplumda huzuru sağlamak, sağduyulu mesajlar vermek senin görevin. Cumhurbaşkanlarından beklenen budur. Ben Davutoğlu’na cevap veririm. Ama o diyor ki, “Boş verin Davutoğlu’nu, boş verin Bakanı, ben sana söylüyorum sen bana cevap ver.” Sen kimsin ben sana cevap vereceğim? Bizim muhatabımız değil O. Muhatap almak istemiyoruz.
  • BUNUN ADI CİNSEL SAPIKLIKTIR

    Dün kullandığı ifadelere bakın. Emin olun önce bir kez sizlerden ve bizi izleyen yurttaşlarımdan özür diliyorum O’nun kullanacağı cümleyi kullanacağım için. Yaptığım eleştiriye karşı “Sapık” sözcüğünü kullanıyor. Peki, ben soruyorum, o zata soruyorum :
  • “Dolmabahçe’de oturup Kadıköy’den gelen vapurlardaki kadınlara bakıyorum, kızlara bakıyorum” demek nedir? Sapıklık değil mi bu? “Onları dikizliyorum” demek sapıklık değil mi? Türkçesini söyleyeyim, bunun adı cinsel sapıklıktır. Söyleyen kim? Bizzat itirafı yapan Sayın Erdoğan. “Seyrediyorum” diyor, “Bakıyorum” diyor. Kime? “Kadınlara, kızlara bakıyorum.” Senin görevin Dolmabahçe’de oturup kadınlara, kızlara bakmak mıdır? Böyle bir tablo olabilir mi?
  • Siyasi sapıklığa gelince, daha güzel bir örnek vereceğim. Bu zat çıkıp TBMM’de tarafsız olacağına ilişkin namusu ve şerefi üzerine söz verdi, yemin etti. “Tarafsız olacağıma dair namusum ve şerefim üzerine ant içerim” dedi Anayasanın gereği olarak. Şimdi ben soruyorum. Siyasi sapıklık nedir? Siyasi sapıklık Parlamentonun önüne çıkıp yemin ettikten sonra, o yeminini tutmayıp namusunu ve şerefini çöp sepetine atandır. Açıkça söylüyorum. Namus ve şeref kavramının bu topraklarda ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Sen nasıl kalkarsın da bu toplumun en değer verdiği iki konuda, namus ve şeref konusunda böyle bir tavır takınırsın? Şimdi ben soruyorum. Bunun adı siyasi sapıklık değil de nedir?

    CESARETİN VARSA, YÜREĞİN VARSA GEL KARŞIMA!

    Bakın, bunların hiçbirisi benim cümlem değil. Bunların hiçbirisi konusunda ben söz vermedim. Cümle onların, cümle Anayasanın maddesi, konuşan O. Ben yalnızca bir gerçeği toplumun önüne koyuyorum. Daha çok örnek verebilirim. Yeri gelince “Kadınları yüceltiyorum” diyor. Sen değil miydin “Al ananı da git” diyen, sen değil miydin? Sen değil miydin Soma’da yüreği yanan gencecik insana “İsrail dölü” diye bağıran? Şimdi kalkmış bize ders veriyor.
  • – Sapıklığın adresi konuyu saptırıyor.
    – Hem cinsel sapıklığın adresi orada, hem siyasi sapıklığın adresi orada!
    – Yani açıkça söylüyorum Recep Tayyip Erdoğan’dır.
    – Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.

    Kendisine 50 kez çağrı yaptım. Senin cesaretin varsa, yüreğin varsa gel kardeşim karşıma. Senin istediğin televizyon kanallarında, artı psikologların da olduğu bir toplantıda oturalım konuşalım bakalım sapık kimmiş? Bakın ben çok net örnek veriyorum. Beni neyle suçluyor? Efendim ben Bakan hakkında demişim ki, birilerinin önüne yatıyor, Ensar Vakfı’nın önüne yatıyor. Bakın değerli basın mensupları, deyimler sözlüğüne baktım. “Önüne dikilmek, önüne düşmek, önüne geçmek, önüne gelen, önüne katmak, önüne yatmak” deyimleri var. Önüne yatmak ne anlama geliyor? İki anlama geliyor. Bir; bir kimsenin önüne boylu boyunca uzanmak. Örnek veriyor, yıkım ekiplerini engellemek için iş makinalarının önüne yatıyordu. Cümle böyle. Sizler de bu cümleyi çoğu zaman kullanmışsınız kendi gazetelerinizde veya televizyonlarda.

    MİLLİ EĞİTİM BAKANI DA ENSAR’IN ÖNÜNE YATTI

    İki; bir kişi veya kurumu korumak amacıyla elindeki imkanlarını kullanmak. Ona da örnek veriyor cümle olarak. Sen bildiğini yap gerekirse ben senin önüne yatarım. Şimdi bunu alıp da cinsel bir alana çekmek nedir biliyor musunuz? Onların kafalarının arkasında neleri düşündüklerini gösteriyor aslında. Tam bir ahlaksızlık örneği. Ensar Vakfı’nın önüne yatıyorsun. Evet bir daha söylüyorum. Çocuklara tecavüz yapılıyor, çocuklar tecavüze uğruyor, sen Bakansın, çocukları koruyacağın yerde kalkıp vakfı koruyorsun. Bu benim ağırıma gidiyor. O çocuklar hepimizin çocukları. Onların anneleri var, babaları var. Benim görevim o çocukları korumaktır. O çocuklara o tabloyu, o alanı hazırlayan kim? Ensar Vakfı’na o yurtları kim açtırdı? Bakın bir daha soruyorum : Ensar Vakfı’na ve KAİMDER’e o yurtları kim açtırdı? Kim görmezden geldi o yurtları? İmam Hatip Okulu Müdür Yardımcısı şunu söylüyor :

  • Bizim öğrencilerimiz Ensar’ın ve KAİMDER’in yurtlarında kalıyordu. Bir daha söylüyorum. İmam Hatip Müdür Yardımcısı diyor ki; “Bizim öğrencilerimiz Ensar’ın ve KAİMDER’in yurtlarında kalıyordu.” Peki, bu yurtlar yasal mı? Yasadışı. Vali nerede, Kaymakam nerede, Emniyet Müdürü nerede, Bakan nerede, Başbakan nerede? Biz bunları dillendiriyoruz onlar kıyameti koparıyorlar. Kaldı ki, önüne yatmayı bizim siyasette kullanan kişi de kendi Bakanları. Ben yeni bir kelime, yeni bir deyim icat etmedim zaten. Kendilerinin kullandığı bir deyimi kendileri için kullandım. Vatandaş için kullanırken bir şey değil, biz onlar için kullanırken kıyamet kopuyor. Yalnızca Aileden Sorumlu bu Bakan değil, Milli Eğitim Bakanı da Ensar’ın önünde yatmış durumda. Elbirliğiyle savunuyorlar. Bakın, çocukların haklarını savunan yok.

    ÇOCUKLAR KARAMAN’DA TECAVÜZE UĞRARKEN KONUŞTUN MU?

    Şimdi ben o diktatör bozuntusuna da seslenmek istiyorum:
  • Çocuklar Karaman’da tecavüze uğrarken sen konuştun mu arkadaş?
  • Ağzından bir cümle çıktı mı?
  • Sen nasıl insansın ya, gencecik 9 – 10 yaşında çocuklar istismar ediliyor, kalkıyorsun Ensar’ı savunuyorsun, ya bu çocukları savunan bir cümle bile kurmuyorsun?
  • Bir cümle dahi kurmuyorsun?
  • Sen de nasıl bir vicdan var, nasıl bir ahlak var sende?
  • Kalkmışsın bir de bize saldırıyorsun?
  • Sen hiçbir şey yapamazsın.
  • Cürmün olsa, oturduğun yer kadar senin cürmün, yakacağın yer o kadardır.
  • Biz haklıyız, biz namusluyuz altını çiziyorum.
  • Biz haklıyız, biz namusluyuz, biz çocuklarımızı koruruz.
  • Çocuklarımızın yaban ellere teslim edilmesine karşıyız.
  • Yine söyledim. İlköğretimde, ortaöğretimde yurt açma yetkisi Milli Eğitim Bakanlığı’nındır. Hiçbir vakfın, hiçbir derneğin yurt açma yetkisi yoktur. Bu yetki olmadığı halde bu vakıflar, bu dernekler, bu yurtları nasıl açtılar?Soru iki : Milli Eğitim Bakanlığı ilköğretimde ve ortaöğretimde bir yurt açtı mı? 14 yıldır iktidardalar. Bu fakir ailelerin çocukları bu yurtlarda kalacak. Bir yurt bile açamadılar tek bir yurt. 5 öğrencinin kalacağı yurt bile açamadılar.

  • HİÇ O ÇOCUKLARIN ÇEKTİKLERİ ACILARI DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

    Onların kadınlarına da sesleniyorum. AKP’nin Parlamentoda olan kadınlarına da sesleniyorum. Sizin Bakanlarınız KAİMDER’in, Ensar’ın önünde yatarken, onları canhıraş bir şekilde savunurken siz hiç o çocukları düşündünüz mü? O çocukların ailelerini düşündünüz mü? O çocukların çektikleri acıları düşündünüz mü? O çocuklara bizim sahip çıkmamız gerekir diye düşündünüz mü? O çocuklar bizim yavrularımız, bizim evlatlarımız diye düşündünüz mü? Bir anne çocuğunu sinek ısırsa, bakın altını çiziyorum çocuğunu sinek ısırsa yüreği dağlanır. Bunlarda nasıl bir ahlak, nasıl bir vicdan var emin olun anlamakta zorlanıyorum.

    Beni protesto ediyorlar. Başımın üstüne, her türlü protestoyu yapabilirsiniz. Ben sizden sadece ve sadece bir şey bekliyorum. O çocuklara niye sahip çıkmıyorsunuz? O evlatlarımıza niye sahip çıkmıyorsunuz? O annelere niye sahip çıkmıyorsunuz? O anneler o çocukları niçin o yurtlara gönderiyorlar? Fakir oldukları için, gelirleri olmadığı için. Ama istiyor ki anneler, benim çocuğum okusun istiyorlar. Siz alıyorsunuz o çocukları iktidarın desteğiyle, altını çiziyorum iktidarın, bakanlıkların desteğiyle karanlık ellere teslim ediyorsunuz. Biz bunu eleştirince de kıyameti koparıyorsunuz. Çok üzgünüm, çok üzgünüm. Sorumluluk üstlenmesi gereken kişiler sorumluluk üstlenmiyorlar. Bütün sorumluluk CHP’deymiş. Şu akla, mantığa bakın. Emin olun çok üzgünüm.

    BEKLİYORUM DAVA AÇSIN

    Arkadaşlar, önce Sayın Bakan dedi ki, “Ben Kılıçdaroğlu’nu mahkemeye vereceğim.” Kendisinden özellikle istirham ediyorum derhal davayı açınız. Davayı açınız ki, bütün pislikleri o mahkemeye getirelim. Bekliyorum, Sayın Bakan’dan davayı açmasını bekliyorum.

    İki; Sayın Bakan’a bir soru sormak istiyorum :

    * “Ensar Vakfı’nda bir kere oldu diye vakıf mı kötülenir?” diye bir cümle kullandı. Bu bir kere bir annenin yüreğini nasıl sızlatmaz ben merak ediyorum nasıl sızlatmaz. Bu nasıl bir insani anlayıştır, nasıl bir insani boyuttur bu? Ben bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Bu konuda da bir ek açıklama yaparsa çok mutlu olurum. Gençlik Kolları, diğerleri eleştirebilirler. Hepsini biz yargıya götüreceğiz. Biz de yargıya götüreceğiz. Bize yapılan haksızlıklar konusunda biz de yargıya gideceğiz.

  • Ve bir çağrım daha diktatör bozuntusuna : Burada kullandığım ifadeler dolayısıyla dava açmasını bekliyorum. Çünkü dava açmalı ki, ben namus ve şerefin ne anlama geldiğini O’na mahkemede öğreteceğim. Ne anlama geldiğini, namus ve şerefin bu ülkede ne kadar önemli olduğunu ve ne anlama geldiğini ben O’na mahkemede öğreteceğim. Bekliyorum dava açsın.Arkadaşlar çok teşekkür ederim, çok sağ olun.

    =======================================================
    Dostlar,

    Bu sitede yakıcı soruna ilişkin biz de epey (birkaç  yazı) yazdık :

    – Karaman_faciası_uzerinde_bir_hekim_olarak_soyleyeceklerimiz..
    – KARAMAN’da_IRZINA_GECILEN_COCUKLARIMIZ….

    Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözleri hiç olmazasa yüreğimize bir parça su serpmiştir. Ne yazık ki bizlerin biraz ağzını açması, eleştiriyi sertleştirmesi hemen RTE – AKP’nin davalarıyla engelleniyor, tehdit altında tutuluyoruz, apaçık sansür uygulanıyor.. Anayasa Hukuku Profesörü olacak adam Burhan Kuzu kalkıp “Yargı bizde, Yasama bizde, Yürütüme bizde..” diyebiliyor. AKP – RTE ülkeyi hemen her bakımdan teslim aldı.. Murteza Demir, çok dokunanklı yazısında “Kimisi memleketin ırzına geçiyor, kimisi de masum çocukların..” demişti özce..

    TOKİ, dibine dek piyasacı AKP düzeninde sözde dar gelirliye konut yapmak için kuruldu. Stratejik bir iktidar aracı oldu.. Buldozer gibi.. dilediği araziyi – arsayı kamulaştırıyor, hem de idari yargıyı nerdeyse tümüyle dışlayarak İVEDİ kamulaştırma yapabiliyor, 1 milyonu aşkın konut fazlasına neden oluyor, cami yapıyor, RTE’ye Atatürk Orman Çiftliği arazisinde hukuku, tarihsel mirası çiğneyerek aşırı lüks devasa kaçak saray yapıyor… Ama öğrenci yurdu yapmıyor! Tek başına AKP iktidarı 14. yılında ama öğrenci yurtları sorunu bilerek ve isteyerek çözülmüyor ve yandaş vakıf – dernek – şirketlere tarikat – tekke – türbe – zaviye gibi pislik yuvalarını kamufle edecek ticari – dinci – uçkur… rantları için peş keş alanları yaratılıyor..

    Eyyy AKP yandaşı yurttaş… 1 Kasım’da 23.5 milyon oyu AKP’ye boca eden yurttaş.. Bu tablonun suç ortağı sensin.. Hatta asli failisin.. Senden cesaret alıyor iktidardakiler.. İkide bir % 50 oy aldık.. diyorlar.. Temizle bakalım bu pisliğini eğer sen de ortak değilsen, bunca yozlaşmadı isen.. çıkarının – uçkurunun – cüzdanının… tutsağı olmadı isen..

  • Türkiye’nin en yakıcı ve acil sorunu AKP – RTE’den kurtulmaktır! 
    Bütün yığınak bu hedefe dönük yapılmalıdır bizce.. ve her geçen gün kuşatma daha da güçlendiririlmekte (tahkim edilmekte), işimiz güçleşmektedir..

    Sevgi ve saygı ile.
    10 Nisan 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir