PRENS SABAHATTİNCİLER İŞBAŞINDA

PRENS SABAHATTİNCİLER İŞBAŞINDA

portresi_genc

 


Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER

 

Prens Sabahattin padişah Abdülmecit’in torunuydu; Sultanzade idi, adındaki “Prens”
bu özelliğini anlatır. 1906’da Teşebbüsi Şahsi ve Ademi Merkeziyet Cemiyeti’ni (Özel Girişim
ve Yerinden Yönetim Derneği) kurmuştu. Dernek 1908 yılında İttihat ve Terakki’ye karşı
duran Ahrar Fırkası’na temel oldu. Dernek gibi partisi de İngiliz düşüncesine ve
parti deneyimine yaslanmıştı. 1913’te iktidara suikast girişimi nedeniyle Avrupa’ya kaçmıştı, 1924’te de Hanedan üyelerinden biri olarak yurt dışına çıkarıldı. 1948 yılında İsviçre’de öldü.

*
Prens Sabahattin’in görüşleri, 31 Mart 1909 isyancılarından yine İngiliz destekli Derviş Vahdeti tarafından benimsenmişti. Derneğiyle partisine azınlıklar ile tüccarlar destek vermişti; kendisinin de benimsediği adla bunlar liberal idi. Ademi merkeziyetçilik düşüncesi bugün de aynı çizgiler tarafından desteklenir. Bu zihniyet, merkez-sağ çizgide ana damara ve merkez-sol içinde yer tutmuş kalınca bir damara yerleşmiştir. 20. yüzyıl içinde “bürokratik sosyalizm”e karşı çıkan Batı Avrupa solculuğunun eklenmesiyle, bugünkü cepheleşme tamamlanmıştır.

*
Prens Sabahattin şöyle diyordu: “Ademi merkeziyet, tevsii mezuniyet (yetki genişliği)
ve tefriki vezaiften (görevler ayrılığından) başka bir şey değildir.” 

Bunu 1876 Anayasasındaki 108. maddeyi kendine destek sayarak söylüyordu. Oysa madde ademi merkeziyeti değil, illerin idaresi nasıl olacak sorusunu düzenliyordu. Buna göre
illerin yönetimi “yetki genişliği ve görev ayrılığı” üzerine kurulacaktı, bunun bireşimi yasayla belirlenecekti: “Vilayatın usuli idaresi tevsii mezuniyet ve tefriki vezaif kaidesi üzerine
müesses olup, derecatı nizamı mahsus ile tayin kılınacaktır.”

1913 yılında kurulan Meclis Komisyonu, tam tersine bir yorum yapmıştı.
“Tevsii mezuniyet, merkezi kudretin maiyet memurlarınca kullanılmasıdır;
oysa tefriki vezaif “bilakis ahaliye taalluk eder.” 
Yani diyordu ki, yetki genişliği
merkezden yönetime aittir; yerinden yönetim denen şey görevler ayrılığı ilkesinden ibaret.

*
Prens Sabahattin bu yorumla İngilizlerin kendi sömürgelerinde kurduğu düzeni öneriyordu. Aslında Osmanlı Devleti’nin burnuna 1878 Berlin Anlaşması‘yla dayatılan parçalama reformlarının üstüne bir idari kılıf geçirmişti. Devlet örgütlenmesini merkeziyetçilik esasından ademi merkeziyetçilik esasına çevirmeyi, bunu da federal-esaslı-yerinden-yönetim usulüyle (özerklik) yapmayı öneriyordu.

Karşısındakiler dediler ki; bu dediğin türden “ademi merkeziyet, Midilli’nin, Sakız’ın
hep birer Girit olmasıdır.”
Yetki genişliği verilen kısım idari memurlardır; bunlar merkeziyete bağlıdır. Tefriki vezaif konusunda ise çok dikkatli olunmalıdır. Öyle görev ayrımı yaparsın ki devlet kuvvetlenir; ama öyle yaparsın ki sonu “siyasi ademi merkeziyet”, yani parçalanıp gitmek olur.

*

İlginçtir, 2. Dünya savaşından sonra akıp geçen yıllarda, Prens Sabahattin düşüncesi akademik dünyanın adeta kaptan köşküne yerleşmiştir. Kimi “saf akademik”, kimi “sol”, kimi “sağ” görünümlü akademisyenlerce işlenen bu düşünce, yerini şaşılacak ölçüde basit bir sınıflandırmayla elde etmiştir.

Bunlara göre merkezden yönetim (merkeziyet), devlet merkezinden ibarettir. Mülki idare denen il ve ilçeler temelindeki taşra yönetimini, bunu yaratan yetki genişliği usulünü kapsamaz.
Aynı Prens Sabahattin gibi düşünürler, yaptıkları sınıflandırmada mülki idareyi yerinden yönetim sayarlar.

Elbette Prens Sabahattin anılmadan, söze yüksek bir akademik görüntü verilerek kitaplara
şu acayip cümle yazılır: Denir ki; “Yerinden yönetimin iki biçimi vardır: Biri yetki genişliği, öbürü yerinden yönetimdir.” Bu bilgi yıllardan beri, büründüğü “saf akademik” görüntü altında büyük tarihsel kapışmanın yerelcilik cenahını besler durur.

Bilimin temelinde sınıflandırma vardır; bu cümle de bir sınıflandırma yapıyor.
Konunun derinliklerine girmeden, yalnızca cümleyi bir kez daha okumakla yetinelim:
Yerinden yönetimin iki türü vardır; biri (x), diğeri (yine kendisi)!
Şöyle demek gibi bir şey: Canlının iki türü vardır; bir cansız öbürü yine canlı!
Sınıflandırmada tepeden tırnağa bir bozukluk olduğu açık değil mi?
Bu “bilgi”yle canlı – cansız ayırımını yapamazsınız; canlı denen şeyin bitki, hayvan,
insan türlerini bir türlü keşfedemezsiniz, vb. vb…

*

Bizim, hem tarihi hem bugünü net bir biçimde gösteren sınıflandırmamız ise şöyledir:

Merkezden yönetim biri merkezi öbürü mülki (yetki genişliği, tevsii mezuniyet) olmak üzere
iki ana parçadan oluşur.

Yerinden yönetim biri coğrafi (yerel yönetimler) öbürü hizmet (KİT’ler, üstkurullar,
meslek odaları) bakımından iki türe sahiptir.

Hem coğrafi hem hizmet yerinden yönetiminde de iki usul vardır:
Biri üniter-ilkeye-göre idari vesayet usulü,
öbürü federal-ilkeye- göre özerklik (yeni zamanlarda verilen adla subsidiarite) usulüdür.

*

Bugünkü plan projeler, Prens Sabahattin’in istediği gibi şu noktalara odaklanmıştır: 

(1) mülki parçayı eritmeye,
(2) yerinden yönetimde geçerli vesayet usulüne son vermeye,
(3) yerinden yönetimi özerklik usulüne göre kurmaya,
(4) merkezi parçada asgari sayıda görev-yetki bırakıp onu daraltmaya,
(5) siyasi iktidarı yereller – bölgeler arasında paylaştırmaya.

*
Günümüzde silahlı – hendekli özerkçilik kendisini, kendi için pek verimli olan
bu arazi sayesinde basitçe “yerinden yönetimcilik” diye sunabiliyor.
Bu çaba, 100 yıl önceki ortaklarca destekleniyor.
Günümüzde buna harcıalem akademik bilginin sessiz sedasız ve derinden desteği eklenmiş bulunuyor. Demek ki bizim de büyük tarihsel mücadelemizde
siyasal direnişi, bilimsel bilgi ve ideolojik mücadeleyle örerek yürütmemiz gerekiyor.

===============================

Dostlar,

Sayın Prof. Birgül A. Güler hocamızın yukarıya aktardığımız yazısı oldukça kuramsal sayılabilir. Ancak biraz sabırla okunursa, günümüzde sergilenmek istenen, özyönetim vb.
kulağa hoş gelen sözcüklerle maskelenmeye çalışılan bölücülüğün yakın geçmişte
Osmanlı’nın parçalanmasında nasıl uygulandığı çarpıcı olarak görülecektir.

Bu bakımdan, özellikle yakın tarih, günümüde olup bitenleri kavrayabilmek için son derece değerli ipuçları vermektedir. Yaygın halk kitlelerinin az okuması ve bilgi birikiminin sınırlılığı, siyaset mühendislerine ciddi malzemedir. Yığınlar, çok da zorlanmadan sosyal psikolojik yönlendirmelerle denetim altında tutulabilmektedir. Bu süreç, ülkenin yurtsever aydınlarının yükümünü daha da büyütmektedir.

Ancak öncü aydının yığınlarla buluşması egemenlerce etkili biçimde engellenmektedir.
Bu süreçte en etkili araç da yazılı basın ve özellike TV’dir.

Ancak ne yapıp edip, halkımıza örtülmek istenen acı gerçekleri anlatmak zorundayız.
Mustafa Kemal Paşa, boynunda Osmanlı Padişahı Vahdettin’in idam fermanı ile
Anadolu’da Kongrelerle, telgrafın başında… yılgın – bitik bir halkı Kurtuluş Savaşı için örgütlemeyi başardı.

– “Demek ki bizim de büyük tarihsel mücadelemizde siyasal direnişi, bilimsel bilgi ve
ideolojik mücadeleyle örerek yürütmemiz gerek
iyor.”
demekte Sayın Güler.

Bizim de Batı emperyalizminin utanmaz ve uslanmaz YENİ SEVR Dayatmaları
kumpasları – kalleşliği – ihaneti.. karşısında başkaca bir seçeneğimiz görünmüyor..

Uluslararası dengelere çok ustaca oynayarak..

Günümüzün zayıflayan – zayıflamış hegemonlarının ve yeni hegemon adaylarının
küresel arenadaki kapışmalarını çok iyi değerlendirerek..

Yine kazanacağız…
Türkiye Cumhuriyetini kuran Anadolu halkı = Türk Milleti, ülkesinde bölünmeden, birlikte yaşamayı sürüdrecek..
Tarih, milletlerin meşru haklarına – direnişlerine nankör kalmamıştır, kalamamıştır.

Sevgi ve saygı ile.
03 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir