Toprağını koruyamayan bir devletin egemenlik hakkı er ya da geç tartışmaya açılır!

Toprağını koruyamayan bir devletin egemenlik hakkı
er ya da geç tartışmaya açılır!

Dostlar,

Sn. Prof. Dr. Ali Demirsoy, bu ülkenin yüzakı yurtsever aydınlarından.
34 yaşında Biyoloji Profesörü oldu Hacettepe Üniversitesinde ve 67 yaşının sonuna dek bu sanla (ünvanla) çalıştı. Emekliliğine yaklaşan yıllarda Türkiye’nin en kıdemli profesörü idi. Yaşamını özellikle Evrim Biyolojisine adadı ve Evrimin Biyolojisini
çok kapsamlı kitaplarıyla yazdı. Kahreden bir trafik kazasında (cinayetinde!) eşini ve çocuklarını yitirdi ve yalnız kaldı. Ancak yılmadı.. 10 yıl kadar önce 61 yaşında iken, Kemaliye – Eğin’de 26 yaşında bir genç hanımla evlendi ve yaşama yeniden tutundu.

Ülkesinin sorunlarına gerçek bir aydın olarak hep ilgi duydu ve kafa yordu.
Her biri kısa raporlar sayılabilecek 8-9 sayfa dolayında değerlendirmeler yaptı. Bunlardan bize sanal ortamda ulaşan birçoğunu yayımladık.
Son olarak ulaşan yazısı aşağıda..

  • Toprağını koruyamayan bir devletin egemenlik hakkı
    er ya da geç tartışmaya açılır!

Biraz sıkıştırınca 9 yerine 6 A4 sayfasına sığdı. Bu yüzden, uzun yazılarda
hep yaptığımız gibi kısa alıntılar yapıp tüm metni pdf olarak ekliyoruz.

Şöyle giriyor Ali hoca :

portresi

  • ” Sevgili Kardeşim, Bu coğrafya üzerinde kara bulutların daha da yoğunlaştığı uzun zamandır biliniyor. Hanımı Sokrates’i yaşam tarzı ile ilgili olarak sürekli uyarıyor. Bir gün yine sorumsuz bir şekilde öğrencileri ile eve girerken, karısı kalın bir oklavayla kafasına vuruyor. Sokrates, öğrencilerine dönerek,
    bu kadar gök gürlemesinden ve şimşek çakmasından sonra dolu yağacağı belliydi. Biz de bu coğrafyada doluya tutulduk. Bunu bu ülkenin kenara atılmış çok sınırlı sayıda kalan aydını
    tahmin etmişti. Zayıf da olsa uyarmıştı.
    Bu ülkenin toprak yönetimini de aydınlar uyardı, uyarıyor. Ancak sağırlık bilinen
    en kötü duyu eksikliğidir…

    Bu ülkenin topraklarını yaklaşık 700 yıldan beri kullanıyoruz. Nasıl kullandığımızı bir kenara bırakalım; sicilimiz temiz olmayabilir. Ancak bundan böyle nasıl kullanmalıyız, yönetmeliyiz sorusunun yanıtını arayalım. Topraklar bir millete kullanım hakkıyla verilir, tapusuyla değil; eğer onu hor kullanırsanız ya da
    kısa vadeli çıkarlarınız için peş keş çekerseniz, bir gün tümüne birileri
    sahip çıkmaya kalkışır.

    Yaşamadan öğrenmeye ne dersiniz?

    ………………………

Devamla                      :

  • Ne alıp veremeyeceğimiz vardı Suriye ile neden Suriye devletini parçalamaya çalışanlara yan çıktık? İlişkilerimiz ve ticaretimiz en yüksek düzeyine yükselmişti. Türkiye zengin Suriyeli turistleri ağırlamaya başlamıştı. Görünürde Suriye’de önemli bir değişim olmamıştı. Birden bire Sünni Müslümanlara eziyet ediliyor diye kalkışma başlatıldı. Türkiye bu ateşe benzin döken ülkelerin başına geçti.
    Sanki bu ülkede Sünnilerin dışındakiler el üstünde taşınıyormuş gibi.
    Aslında Suriye bize göre daha çok şeriat yasaları ile idare edilmesine karşın, yönetimin bakış açısı uygar dünyaya dönüktü; Başkan Esad’ın eşinin

    giyim kuşamına uygar dünyan bile gıpta ile bakıyordu. Belli ki Esad gerici,
    yobaz dincilere karşıydı. Çevre ülkelerini rahatsız eden de buydu.

    Suriye karıştı da iyi mi oldu? Bir milyonu bizde fuhşun, dilenciliğin, hırsızlığın pençesine düşmüş durumda. Büyük kentlerin parklarına bir gece uğrarsanız, orada reşit olmayan erkek ve kız çocuklarının dramını görebilirsiniz. Bir devlet adamı ‘biz öyle düşünmemiştik’ diyemez. Çünkü yüzlerce danışmanı vardır; yüzlerce kanaldan bilgi ve istihbarat alabilir. Kişiler hata yapar, yanılır;

    Devlet adamlarının yanılması suç oluşturur.

    Libya’da yanıldık,
    Mısır’da yanıldık,
    Afganistan’da yanıldık,
    Irak’ta yanıldık,
    Suriye’de yanıldık,
    Ukrayna’da yanıldık,
    Mavi Marmara’da yanıldık,
    Gazze’de yanıldık,
    Paralel Devletle olan ilişkilerimizde yanıldık,

    Çok yakında demokrasi ve açılım politikasında da nasıl yanıldığımızı
    (bizzat açılım ve bağımsızlık isteyen tarafla birlikte) anlayacağız. ”

********************

Ve şöyle bağlıyor Sn. Demirsoy                    :

  • ” Sonuç                   : Devlet yalnızca vatandaşların devleti değildir; yeni oluşturulacak hukuk sisteminde devlet, ağaçların, meraların, bitkilerin ve hayvanların, çeşitli habitatların (sulak alanların, mağaraların) da devletidir. Bu topraklar neden yalnızca insanlara tahsis edilsin; bizimle aynı ülkeyi paylaşan öbür canlı varlıkların da belirli bir oranda
    bu topraklarda tapulu malları olması gerekir.
    Uygar bir ülkenin, örneğin topraklarının neden %10’u insan ayağı girmeyecek biçimde bu canlıların
    özel mülkiyetine geçirilmesin. Korkmayın, hayvanlarda, mal edinme histerisi, çocuklarına
    mal bırakma tutkusu, karaborsa ve mal biriktirme dürtüsü henüz oluşmadı. Emin olun beğenmediğiniz o canlılar bu toprakları satmayacaklar;
    hor kullanmayacaklar; doğal yapısını binlerce yıl koruyarak buralarda
    mutlu yaşayacaklar, bizim de mutlu yaşamamız için
    ortam oluşturacaklardır.

    Gerçek uygarlaşmaya yeni düzenlemelerle başlayalım derim… 

    Prof. Dr. Ali Demirsoy,
    Hacettepe Üniversitesi (Emekli)
    22.9.14, Ankara

********************

Dostlar,

Bu çok değerli makaleyi tümüyle okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki)
tıklar mısınız??

Topraginizi_koruyamazsaniz_devlet_olamazsiniz

Sevgi ve saygı ile.
22 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir