İlhan CİHANER : Bir Beraat Bir Mahkumiyet


Dostlar
,

Sayın İlhan Cihaner, anımsanacağı üzere, Erzincan Cumuriyet Başsavcısı idi. Başına gelmedik kalmadı. Erzurum’dan kalkıp gelen bir “özel yetkili savcı”,
kendisini makamında adeta derdest ederek gözaltına aldırdı…
Cihaner halen CHP Denizli Milletvekili..

Ergenekon tertibi davasında ayyuka çıkan usulsüzlüklere, hukuk katliamına
ya da “katliama araç edilen hukuka” Merdan Yanardağ’a dönük seçici yakalama işlemi üzerinden yaklaşmakta..

  • Suikast yapanlar, el bombası atanlar serbest ama 
    Merdan Yanardağ hakkında yakalama kararı verildi.
  • Kendisi hakkında gizli tanıklık yaparak aklanmak (beraat etmek)!

Öyle bir açmaz ki; her türlü seçici, ayrımcı, zulme dönük, kişi hedefli….. girişimler
bu davada yargı eliyle serbest; adı ya da kalkanı “yargı kararı” (?!) ama bu eylemleri eleştirmek ise bağımsız yargıyı engellemekten tutun hakarete dek varan suçlamalarla yaptırım görme tehdidi altında..

  • Hukukun adaletin değil katliamın aracı olarak kullanıldığı
    apaçık ortada iken bile! Yani tüm çıplaklığıyla faşist rejim..

Böylesine eşitsiz, adalet duygusunu aşağılayıcı ve vicdanları kanatıcı bir tablo..

Hedefe – belli kişilere dönük “kurban alma – kurban etme” operasyonu..

Bir kez kurban seçildikten sonra her tür yöntem mübah, serbet ve de
“bağımsız yargı kararı” dokunulmazlık zırhı ile korumaya alınmış,
zinhar söz söylenemez, ağız açılamaz, boyun eğilir….

Gelin görün ki, zulüm üzerine kurulu düzenler çok uzun ömürlü olmuyor..
Tarih bize bu gerçeği öğretiyor.
Merdan Yanardağ örneği de bu türden..
İnsanın içini kanatıcı ve isyan ettirici.
Bu denli aykırı – kabul edilemez özellikleri ise diyalektik olarak söz konusu kararın sürdürülebilirliğini – uygulanabilirliğini o oranda olanaksız kılıyor.

Adaletten uzaklaşıldıkça, benzer süreçler adeta uygulanamaz – sürdürülemez potansiyeli yükleniyorlar..

  • Polarizayon – depolarizasyon döngüsü ile
    sistem kendi çözümünü üretiyor
    ..

Merdan Yanardağ ve benzeri durumdaki
tüm Ergenekon – Balyoz ….kurbanlarına
dayanışma duygularımızla selam veriyoruz.

portresi

 

Merdan Yanardağ, zindanda da yazacak, Aydınlanma savaşımını sürdürecektir.
Çeliğe bir kez daha su verilmiştir

 

Sevgi ve saygı ile.
Elazığ, 10.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Bir Beraat, Bir Mahkumiyet!

İlhan CİHANER
CHP Denizli Milletvekili

Aslında tüm AKP davalarını olduğu gibi, Ergenekon davasını da hukuksal açıdan tartışmak ve incelemek, çoğu zaman boşuna bir çaba oluyor.

Boşuna bir çaba çünkü toplumdaki kutuplaşmalarda alınan siyasal pozisyona
paralel olarak, birçok insan için bu dava, iddianame açıklandığı anda bitmişti.
Başlangıçtaki “yanlış” tutumlarıyla cesurca yüzleşen bir avuç “yetmez ama evetçi” hukukçu dışında, hiç kimse pozisyonunu değiştirmedi, değiştiremez de.

  • Oysa iddianame açıklandığı andaki çelişkiler, tutarsızlıklar, yargılama sürecinde giderilmediği gibi daha da derinleşti.

Ceza yargılamasının amacı iddia ile savunma arasındaki çelişkilerin hukuka uygun yöntemlerle aşama aşama giderilip maddi gerçeğe ulaşmaktır. AKP davalarında yargılama diye sunulmak istenen süreçler, bu çelişkilere yenilerini katmaktan başka bir işe yaramadı.

Soruşturma başladı, kuşkular çelişkiler dillendirilince, durun hele iddianameyi bekleyin dediler…İddianame açıklandı durun yargılama aşamasında suçlu suçsuz ayırt edilir dediler…Karar açıklandı, şimdi de Yargıtay’ı bekleyin diyorlar.
“Yargı bağımsızdır, saygı duyun” diyorlar.

Başlangıçta boşuna bir çaba dememin bir abka gerekçesi Osman Yıldırım hakkında verilen beraat kararları:

“(…) Sanık hakkında TCK 309/1 ve 312/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istenmiş ise de sanığın 05.05.2006 ve 10.05.2006 tarihinde Cumhuriyet gazetesine yönelik eylemlerinin atılı suçlara elverişli nitelikte olmadığı, bu eylemler yönünden suçların yasal ögelerinin oluşmadığı anlaşıldığından… BERAATİNE.”

Yalnızca kararın bu bölümü yeter olanı biteni anlamaya; yani el bombası ile Cumhuriyet gibi, sembolik değeri yüksek bir gazeteye saldırmak -birilerinin
çok sevdiği terimle- kaos çıkarmak için, darbe ortamı hazırlamak için, cebir ve şiddet için “elverişli nitelikte” değil, ama açılmış web siteleri, haber başlıkları,
haber yapmak, kitap yazmak cebir şiddet için, darbe için “elverişli nitelikte”.

En ziyade korumaya mahzar sanık konumundaki bu kişinin, hakkındaki
ilk yargılamada müebbet hapis cezası alıp, Silivri yargılaması aşamasında
kendi hakkında “gizli” tanıklık yaptığını ve bu tanıklık nedeniyle beraat ettiğini de ekleyelim.

Bir örnek de mahkum olup hakkında yakalama kararı verilenlerden:

Merdan Yanardağ.

Kendi anlatımıyla “Ben bütün yaşamı boyunca faşizme, gericiliğe, emperyalizme, darbelere ve darbecilere karşı mücadele eden, gerçeğin ve doğrunun peşinden koşan, sosyalist bir gazeteciyim.”

Genel yayın yönetmenliğini yaptığı Yurt gazetesini çıkarmaya hazırlanırken,

“Cemaat medyasının kendisine komplo hazırladığı” duyumları üzerine
yaptığı açıklamasında böyle tanımlamış kendisini.

İddianamede kendisine yüklenen suç:
“Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Üyeliği!”

Delillere gelince; Kerinçsiz’e atılan bir mesaj:“Kemal abi Allah razi olsun bu irki kirik Tayyibin idamini vurguladin yüregine saglik merdan”!

Ama şöyle gereksiz (!) bir ayrıntı var: Telefon başkası adına kayıtlı!

Üstelik bu durum mahkemede sanıklarca kanıtlanmış. Mahkeme, mesaj atan “gerçek Merdan”ı dinleme zahmetine katlanmamış. Savcılık mı? Yanardağ’ın savunmasına rağmen tabii ki araştırmamış! (Bir diğer gereksiz ayrıntı Kerinçsiz, dava açılmadan önce bir kitabı nedeniyle, Yanardağ hakkında hakaret davası açmıştır.)

Savcı, hakim ve avukatlar ara soru:

Basit bir hakaret iddiasında bile telefonu kullanan gerçek kişi araştırılırken
böyle bir önemli konuda niçin bu araştırma yapılmamış?

Başka bir kanıt Kuvvayı Milliye Derneği’nde ele geçen bir CD’deki toplantı görüntüleri. Birisini Merdan’a benzetmişler. İfadeyi alan savcı “haklısın bu sen değilsin” demiş. Sorguya bile sevk etmemiş. Ama o da ne? Aynı savcı iddianameye bu görüntülerin Merdan Yanardağ’a ait olduğunu yazmış. Peki, tanık, bilirkişi incelemesi? Tabii ki yok! Yahu mahkemede izlenmesi talebi bile kabul edilmemiş! Sonra? Mütalaa da aynı boş iddiaya dayanmış!
Diğer deliller ise mesleği gereği ya da okul yıllarından tanıdığı bazı sanıklarla yaptığı telefon görüşmeleri. Hiçbirisinde hiçbir hukukçunun suç unsuru bulamayacağı konuşmalar bunlar. Merak eden açıp okusun!
Veee sonuç: Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 10 yıl 6 ay hapis! On yıl altı ay!
Üstelik alt sınırdan ayrılarak, yani “teşdiden”…
Suikast yapanlar, el bombası atanlar serbest ama Merdan Yanardağ hakkında yakalama kararı verildi.
Bir müddet yakınlarımda bağımsız yargı, Yargıtay aşaması, derin devletle hesaplaşıldı, darbecilerden hesap soruldu demeyin; küfür ederim!http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ilhan-cihaner/bir-beraat-bir-mahkumiyet-77641,

07 AĞUSTOS 2013 22:45

Bir Beraat, Bir Mahkumiyet

 

Aslında tüm AKP davalarını olduğu gibi, Ergenekon davasını da hukuki açıdan tartışmak ve incelemek, çoğu zaman beyhude bir çaba oluyor.
Beyhude bir çaba çünkü toplumdaki kutuplaşmalarda alınan siyasi pozisyona paralel olarak, birçok insan için bu dava, iddianame açıklandığı anda bitmişti.
Başlangıçtaki “yanlış” tutumlarıyla cesurca yüzleşen bir avuç “yetmez ama evetçi” hukukçu hariç, hiç kimse pozisyonunu değiştirmedi, değiştiremez de. Oysa iddianame açıklandığı andaki çelişkiler, tutarsızlıklar, yargılama sürecinde giderilmediği gibi daha da derinleşti. Ceza yargılamasının amacı iddia ile savunma arasındaki çelişkilerin hukuka uygun yöntemlerle aşama aşama giderilip maddi gerçeğe ulaşmaktır. AKP davalarında yargılama diye sunulmak istenen süreçler bu çelişkilere yenilerini katmaktan başka bir işe yaramadı.

Soruşturma başladı, kuşkular çelişkiler dillendirilince, durun hele iddianameyi bekleyin dediler…
İddianame açıklandı durun yargılama aşamasında suçlu suçsuz ayırt edilir dediler…
Karar açıklandı, şimdi de Yargıtay’ı bekleyin diyorlar. “Yargı bağımsızdır, saygı duyun” diyorlar.
Başlangıçta beyhude bir çaba dememin bir diğer gerekçesi Osman Yıldırım hakkında verilen beraat kararları: “(…) Sanık hakkında TCK 309/1 ve 312/1 maddeleri gereğince cezalandırılması talep edilmiş ise de sanığın 05.05.2006 ve 10.05.2006 tarihinde Cumhuriyet gazetesine yönelik eylemlerinin atılı suçlara elverişli nitelikte olmadığı, bu eylemler yönünden suçların yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından… BERAATİNE.”
Yalnızca kararın bu kısmı yeter olanı biteni anlamaya; yani el bombası ile Cumhuriyet gibi, sembolik değeri yüksek bir gazeteye saldırmak -birilerinin çok sevdiği terimle- kaos çıkarmak için, darbe ortamı hazırlamak için, cebir ve şiddet için “elverişli nitelikte” değil, ama açılmış web siteleri, haber başlıkları, haber yapmak, kitap yazmak cebir şiddet için, darbe için “elverişli nitelikte”.
En ziyade korumaya mahzar sanık konumundaki bu kişinin, hakkındaki ilk yargılamada müebbet hapis cezası alıp, Silivri yargılaması aşamasında kendi hakkında “gizli” tanıklık yaptığını ve bu tanıklık nedeniyle beraat ettiğini de ekleyelim.
Bir örnek de mahkum olup hakkında yakalama kararı verilenlerden:
Merdan Yanardağ.
Kendi anlatımıyla “Ben bütün hayatı boyunca faşizme, gericiliğe, emperyalizme, darbelere ve darbecilere karşı mücadele eden, gerçeğin ve doğrunun peşinden koşan, sosyalist bir gazeteciyim.”
Genel yayın yönetmenliğini yaptığı Yurt gazetesini çıkarmaya hazırlanırken, “Cemaat medyasının kendisine komplo hazırladığı” duyumları üzerine yaptığı açıklamasında böyle tanımlamış kendisini.
İddianamede kendisine yüklenen suç: “Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Üyeliği!”
Delillere gelince; Kerinçsiz’e atılan bir mesaj:“kemal abi allah razi olsun bu irki kirik tayyibin idamini vurguladin yüregine saglik merdan”!
Ama şöyle gereksiz (!) bir ayrıntı var:
Telefon başkası adına kayıtlı!
Üstelik bu durum mahkemede sanıklarca ispatlanmış. Mahkeme, mesaj atan “gerçek Merdan”ı dinleme zahmetine katlanmamış. Savcılık mı? Yanardağ’ın savunmasına rağmen tabii ki araştırmamış! (Bir diğer gereksiz ayrıntı Kerinçsiz, dava açılmadan önce bir kitabı nedeniyle, Yanardağ hakkında hakaret davası açmıştır.)
Savcı, hakim ve avukatlar ara soru: Basit bir hakaret iddiasında bile telefonu kullanan gerçek kişi araştırılırken böyle bir önemli konuda niçin bu araştırma yapılmamış?
Diğer bir delil Kuvvayı Milliye Derneği’nde ele geçen bir CD’deki toplantı görüntüleri. Birisini Merdan’a benzetmişler. İfadeyi alan savcı “haklısın bu sen değilsin” demiş. Sorguya bile sevk etmemiş. Ama o da ne? Aynı savcı iddianameye bu görüntülerin Merdan Yanardağ’a ait olduğunu yazmış. Peki, tanık, bilirkişi incelemesi? Tabii ki yok! Yahu mahkemede izlenmesi talebi bile kabul edilmemiş! Sonra? Mütalaa da aynı boş iddiaya dayanmış!
Öbür kanıtlar ise mesleği gereği ya da okul yıllarından tanıdığı kimi sanıklarla yaptığı telefon görüşmeleri. Hiçbirisinde hiçbir hukukçunun suç ögesi bulamayacağı konuşmalar bunlar. Merak eden açıp okusun!Veee sonuç: Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 10 yıl 6 ay hapis!
On yıl altı ay!Üstelik alt sınırdan ayrılarak, yani “teşdiden”…

  • Suikast yapanlar, el bombası atanlar serbest ama
    Merdan Yanardağ hakkında yakalama kararı verildi.

Bir müddet yakınlarımda bağımsız yargı, Yargıtay aşaması, derin devletle hesaplaşıldı, darbecilerden hesap soruldu demeyin; küfür ederim!

(http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ilhan-cihaner/bir-beraat-bir-mahkumiyet-77641, 7.8.13)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir