TÜRKİYE KAÇ ÜLKEDİR, KİM YÖNETİR, KİM KORUR?

Dostlar,

E. Tümg. Naci Beştepe’nin yürekler acısı feryadı..
AKP iktidarının çifte standardı ile Türkiye’yi iç savaşa ve bölünmeye sürüklemesi..
TSK’nın teslimiyeti..
Açlık grevine giden yıllardır tutuklu askerler

Kapkara bir tablo..
Sürdürülemez..
Mutlaka ve hızla durdurulması gerek..
Ülkemizin sağlıklı ve sağduyulu güçleri bu lanetli gidişe “dur” diyecek.
Halk meşru direniş hakını kullanacak, kullanıyor.
Önderini de doğuracak, yakındır..
Eminiz.. Çünkü tarih bunu öğretiyor..
Keşke AKP kendine bir iyilik etse de hükümeti bıraksa..

Yiğit ve gerçekçi komutan Naci paşaya acı saptamaları içiin teşekkür ederek..

Ha gayret halkım..

Sevgi ve saygı ile.
1.7.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

    TÜRKİYE KAÇ ÜLKEDİR, KİM YÖNETİR, KİM KORUR?


Naci_Bestepe_portresi
Naci BEŞTEPE
E. Tümg.
 
Son bir-iki haftada yurdumuzun bir bölümünde meydana gelen olayları anımsayalım;
  – Diyarbakır’da KUZEY KÜRDİSTAN Birlik ve Çözüm Konferansı düzenlendi. Bölünme amaçlı istekler açıklandı.
  – Sınır ötesine geçmekte olan PKK’lıları uğurlamaya giden vatandaşlara asker su verdi, ancak askerin ortalıkta görünmesine bile kızdılar.
  – Bir terörist için düzenlenen törene, PKK’lılar silahlı olarak katılıp gösteri yaptılar.
  – Generallerin bulunduğu bir helikoptere PKK’lılar ateş açtı, dört mermi isabet etti.
  – Lice’de, karakol binası yapılmasını istemeyen halk inşaatı bastı, çadırları yaktı, olayda bir kişi öldü. Sonrasında yol kesen örgüt bir uzmanı kaçırdı.
  – Pülümür’de PKK maden ocağını bastı, araçları yaktı, bazı işçileri kaçırdı.
  – Cizre’de yerel asayiş birimi diploma töreni düzenlendi, poşulu,özel giysili asayişçiler caddelerde kimlik kontrolü yaptı.
 
  Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş sınırları içinde oldu.
  Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına aykırı olarak gerçekleştirildi.
 
  Bu olanlara karşı ülkeyi yönetenler ne yaptı?
  Kulağının ve gözünün üzerine yattı.
  Hiçbir tepki göstermedi.
  Lice’de, 1937 Dersim isyanını anımsatan, devlet otoritesini reddeden olaydan sonra, T.C. Hükümeti adına “Yeni karakol yapmıyoruz, aynı yere yeni bina yapıyoruz, dokuz adet karakolu da kapattık” açıklaması yapıldı.
  “Biz sizin istemediğiniz bir şeyi yapmayız, devlet kontrolünü sürekli azaltıyoruz, merak etmeyin” der gibi. 
  Gibisi fazla.
  Bu yapılanların hiçbiri, devlet olan yerde yenilip yutulamaz.
  Devletin yasal güçleri derhal gerekeni yapar.
  ÇÖZÜM SÜRECİ bozulursa diye korkmanın kime ne yararı olacaktır?
  Çözümden amaç ” Kavga etmeden, kan dökmeden bölünmeyi sağlamak” ise o başka. 
  O zaman da bu kararı verenler halka hesabını da verirler.
  Verebilirler mi? Orasını düşünmeliler.
 
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  Bu olaylara tepki gösterecek gücün yasal yetkilerini elinden alıyor.
  Neymiş, 35. madde darbeye dayanak sağlıyormuş?
  Darbe yapana dayanağa gerek varmış gibi?
  Darbe dayanağını kendi bulur, boşuna olayı saptırmaya çalışmaya gerek yok.
  Bu düzenleme ile yapılan TSK’nın PKK’ya karşı adım atmasını engellemektir. Bölünmeye engel olacak asli gücü engellemektir.
  TSK komuta kademesi zaten elleri havaya kaldırmış. 35. madde ile kendisine verilen görevi unutmuş. Siyasi iktidarın dümen suyuna girmiş.
  Sokakta sopa yiyen ama karşılığını veremeyen cılız-korkak çocuğun “Anne şu çocuk beni dövdü” demesi gibi salya sümük ağlıyor.
Helikopterin KAÇMA MANEVRASI ile kurtulduğunu açıklıyor.
  Sen karşılığında ne yaptın? Ne yapman gerekirdi? diyen vatandaşına verecek yanıtı yok.”İktidar öyle istiyor” dese, yutturamayacak, biliyor.
 
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  İç güvenliği polisle yapma manevrasına sarılıyor.
  Saflar bile inanmaz.
  Polis kırsalda, dağda asker gibi kullanılamaz. Kullanılmıştır. Özel Harekat timleri yararlı da olmuştur. Ancak askerle beraber ve asker kontrolünde kullanılmıştır. Sayıca sınırlıdır. Pek çok da sorun yaratmıştır.
  İçi güvenliğin tamamen polise devri; silah-teçhizat-eğitim-deneyim- yönetim- yaş ve fiziki yeterlilik gibi pek çok sorun getirir. Maddi yükü de çok pahalıya patlar.
  Karşılığında yararlı olacak olsa neyse.
  Oysa görünen köy kılavuz istemez.
  İstanbul’da sokak eylemleri dört-beş gün sürünce polislerin aç ve uykusuz kaldıkları açıklanmadı mı?
  İstanbul’un göbeğinde polisin aç kalması ne demektir?
  Şimdi bu yüzden ödül veriliyor.
  Tam tersine, onları aç-susuz-uykusuz bırakan amirleri de, yasal yetkilerini aşarak kendi halkına acımasızca saldıran, hakaret eden, işkence yapan, tacizde bulunan, ölüm ve yaralanmalara neden olan polislerin hepsi cezalandırılmalıydı.
  
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  Türkiye’nin bir bölümünde, ülkeyi bölme yolunda yapılanları görmezken ülkenin neredeyse tamamında vatandaşların demokratik tepkilerini
polisin aşırı güç kullanımı ile engellemekle övünüyor.
  Vatandaşların çok açık olan istek ve şikayetlerini göstermesini;
dış güçlere, ülke ekonomisine, ülkenin büyümesine-gelişmesine
engel olmak isteyen kötü niyetlere bağlıyor. 
  Sorunun çözümü ile ilgilenmek yerine sorunun arkasına dolanarak
puan almaya çalışıyor.
  Yasal yetkilerini aşan polisi ödüllendirerek vatandaşa göz dağı veriyor.
  Dünyanın gözü önünde bir gencin öldürülmesinde, çocukların bile kanmayacağı düzmece bir polis raporunu (Polisin eline taş gelmiş de onun için bileği bükülmüş de, Sarısülük ondan vurulmuş da polis suçsuzmuş) Bakanlar Kurulu bildirisi olarak sunuyor. Utanmadan.

  • “Biz, AKP’ye karşı geleni öldürtürüz, failini koruruz, bizim demokrasimiz budur.” diyor açıkça.
  Cinayet sanığı polisi serbest bıraktırıyor.
  Suçu belli olmayan ama AKP’ye karşı olduğu bilinen yüzlerce aydını yıllarca tutuklarken.
  Bu yapılanlara da ileri demokrasi diyerek, demokrasilerle alay ederek.
 
  Sanki Türkiye’de iki ülke var.
  İki  bölgeye farklı davranan bir yönetim var.
  Yönetimin yasa dışı uygulamalarına ses çıkarmayan, asli görevini yapmayan, ülkeyi yasaların verdiği yetki çerçevesinde korumayan kurumlar var.
  Ülkeyi, anayasa ile belirlenmiş cumhuriyeti koruyacak kurumlar aymazlık içinde.
  Tek direnen halk.
  Halk gereğini yapacak, mesajını verdi.
  Herkes dersini almış olmalı.
  Alanlar almayanlara anlatmalı.
  Anlamayanların sonu iyi olmayacak gibime geliyor.
 
  ŞİRİNYER’den sonra HASDAL’daki silah arkadaşlarım da
üç günlük açlık grevine gitti.
  Hukuksuzluklara karşı gösterilecek tepkinin üst sınırıdır yaptıkları.
  Sağlıklarını, canlarını ortaya koyuyorlar.
  İnsanlık, hak-hukuk, vicdan gibi değerlerini kaybetmemiş olanlar anlasın diye.
  Saygılar sunuyorum tüm direnen aydınlara.

  DİREN HASDAL, haksızlığa ve hukuksuzluğa…
 
  Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“TÜRKİYE KAÇ ÜLKEDİR, KİM YÖNETİR, KİM KORUR?” üzerine bir yorum

  1. OTUZ YILLIK İÇSAVAŞ DURUMUNUN SONA ERMESİNDEN BU SAVAŞTA ÇIKARI OLMAYANLARIN RAHATSIZ OLMAMASI GEREKİR!..

    “Üç asker şehit oldu, on beş terörist ölü olarak, ele geçti… On asker şehit oldu, yüz terörist ölü olarak elegeçti…” diye görünen yüzüyle;

    “Faili Mechuller, sorgusuz yargısız öldürülenler ve fırsattan istifade vurulanlarla” otuz yılda ALTMIŞ BİN İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ; dört bin köyde iki milyon insanın evi yakıldı, dört bin köy haritadan silindi… VE BÜTÜN BUNLARIN SONUNDA 350 MİLYAR DOLARLIK SAVAŞ VE ÖLÜM PAZARI ORTAYA ÇIKTI.

    Uçak Fabrikaları çok para kazandılar ; yerli işbirlikçilere; Savaş ve Ölüm Çığırtkanlarına rüşvet verdiler, komisyon verdiler, avanta verdiler…

    Helikopter Fabrikaları da çok para kazandılar; YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİ RÜŞVETE, KOMİSYONA, AVANTAYA BOĞDULAR.

    Tank, top, tüfek, 1.ve 2. Dünya Savaşı’ndan kalma, İŞE YARAMAZ, DÖKÜNTÜ, İÇ SAVAŞTAN BAŞKA BİR YERDE KULLANILMASI İMKANSIZ BOMBA, MAYIN VE PATLAYICI İMALATÇILARI MİLYARLARCA DOLAR KAZANDILAR, MİLYONLARCA DOLAR RÜŞVET, KOMİSYON VE AVANTA DAĞITTILAR.

    Önce ne yapıp edip şehit vermek, sonra şehitlerin on katı can almak, faili mechule getirmek, fırsattan istifade insan öldürmek, dört bin köyde iki milyon insanın evini yakmak, dört bin köyü haritadan silmek, ORTAYA EMPERYALİZMİN EMRİNE AMADE 350 DOLARLIK BİR SAVAŞ ÖLÜM PAZARI ÇIKARMIŞTI.

    Bu Savaş ve Ölüm Pazarı’ndan Rüşvet, Komisyon, Avanta alan yerli işbirlikçiler, TERÖRLE MÜCADELE ADI ALTINDA BU İÇSAVAŞ YAPILMAZSA TÜRKİYE’NİN BÖLÜNECEĞİNİ İDDİA EDİYORLAR; İç Savaşın devamı ve şiddetlenmesine bağlı olarak daha fazla rüşvet, komisyon ve avanta alıyorlardı.

    Naci Beştepe, ölen altmış bin kişiyi, dört bin köyde iki milyon insanın evinin yakılmasını, 17 bin faaili mechulu, dört bin köyün haritadan silinmesini hiç dert etmemiş… Tabii… Emperyalizmin 350 milyarlık Savaş ve Ölüm Pazarını da… İşbirlikçilere, Komisyonculara, avantıcılara dağıtılan rüşvet, komisyon ve avantayı da…

    Emekli Tümgeneral Naci Beştepe, yalnızca “bölünme paranoyasını” dert etmiş… On yedi bin Faili Mechul veren köylülerin,Kalekol yapılmasını protesto etmelerini, SÖZDE DERSİM İSYANINA BENZETMİŞ… Pekala Dersim gibi bir Katliam ve Soykırım yapılmasının ne kadar yerinde olacağına kara vermiş… Ama Barış Süreci, ama ordunun teslimiyeti, buna engelmiş…

    Tümgeneral Naci Beştepe, TSK’nın Cumhuriyet Ordusu olarak geliştirilmesini, Bürokrasinin ve Yargının Cumhuriyet Bürokrasisi ve Yargısı olarak geliştşirilmesini, Devletin her açıdan Cumhuriyet seviyesine çıkarılmasını ve bunun için de; “EŞİT YURTTAŞLIK İLKESİNİN KABUL EDİLMESİNİ savunacak değil ya…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir