Etiket arşivi: KKTC’ye ambargolar sürüyor

Başbakanın Brüksel ziyaretinin düşündürdükleri


Dostlar
,

Birkaç günlük “teknik” (?!) sıkıntıların ardından yeniden sitemize yazılar koyabiliyoruz.

Elde olmayan aksaklıklar için bağış dileriz. Bu sırada bizimle bağ kurarak soran,
destek veren izleyicilerimize ilgileri için teşekkür ederiz.

*****

Dış politikanın birikimli ve deneyimli uzmanı Sn. Dr. Onur Öymen,
Başbakan R.T. Erdoğan‘ın Brüksel gezisini aşağıdaki gibi irdeledi..

Sayın Öymen hala Türkiye’nin AB’ye üye alınabileceğini düşünüyor sanırız.
Bir de AKP’nin Türkiye’yi gerçekten AB’ye üye yapmak istediğini!?

Biz ikisine de katılamıyoruz..

İsmet İnönü‘nün başbakanlığında 1963’te yani 51 yıl önce yapılan başvuru
“hala” sonlanmadı ise, umudu sürdürmek için çok ama çok sıkı gerekçeleriniz olmalı. Tersine Türkiye’nin eli zayıflıyor ve nedense (!) AB; Türkiyesiz yapamayacağını, ülkemizin vazgeçilmez önemini bir türlü kavrayamıyor.. (!)

Bizce göre köklü bir rota değişiminin zamanı gelmiş ve geçmektedir..

  • Türkiye yönünü biraz da Doğu’ya, Avrasya seçeneklerine dönmelidir.
  • Tam bağımsızlığının üstüne titreyerek;
    dengeli, karşılıklı çıkarları titizlikle kollayarak..

Ve bu olanaklıdır.. Büyük Atatürk’ün dış politikası, meslektaşımız Dr. Tevfik Rüştü Aras yönetimindeydi 1925 -37 arasında kesintisiz 12 yıl ve temel ilkesi,

  • “Bizim dış politikamız basit ve doğrudur. Herkesle dostluk kurmak isteriz.
    Ancak kimseyle ittifak ve bloklaşma yapmayız..”

Bu ilkelerin sürüdürülmesi sayesindedir ki, İsmet İnönü‘nün Cumhurbaşkanlığı yıllarında (11 Kasım 1938 – 22 Mayıs 1950) Türkiye, usta manevralarla  2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşımı (“Dünya Savaşı” diyorlar bir de utanmadan!) dışında tutulabildi.

Geçen hafta 21. Adalet ve Demokrasi Haftası bağlamında da bir kaç kez yazdık..
Emperyalist Batı ile “siyasal nikah” artık “uzatmalı zor nikah” niteliği kazanmıştır
(Ahmet Vefik Paşa, 1869) ve ülkemizde türlü aydın cinayetlerinin, toplu kırımların,
iç savaş eşiğine ve bölünme sınırına sürüklenmenin başlıca nedenidir.

Sevgi ve saygı ile.
03 Şubat 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Başbakanın Brüksel ziyaretinin düşündürdükleri

portresi2

 

Onur ÖYMEN

 

 

Sayın Başbakanın 5 yıl aradan sonra yaptığı Brüksel ziyareti önemli bir fırsattı.

1963 (AS:12 Eylül, o zamanki adıyla AET) Ankara Antlaşması‘nın 28. maddesiyle Türkiye’nin üyeliğini hedef olarak kabul eden AB, özellikle son yıllarda bu hedeften uzaklaştı ve üyelik müzakerelerini savsaklama ve fiilen askıya alma yoluna gitti.

Türkiye’yle aynı gün, 3 Ekim 2005’te tam üyelik müzakerelerine başlayan Hırvatistan süreci tamamladı ve geçen yıl tam üye oldu. Biz daha yarı yola bile gelemedik.
Türk vatandaşlarına vizesiz gezi hakkı konusunda da bizden önce üyelik müzakerelerine başlayan ülkelerin vatandaşlarına tanınan haklar bize tanınmadı.
3,5 yıl sonra bunun sağlanabileceği konusunda muğlak vaatler verildi. Serbest ticaret antlaşmaları konusunda da Türkiye’ye büyük haksızlık yapıldı. 8 Müzakere başlığı
AB Konseyi, 6 müzakere başlığı Kıbrıs Rum Yönetimi ve 4 müzakere başlığı
Fransa tarafından engellenmeye devam ediyor.

KKTC’ye ambargolar sürüyor.

İşte Başbakanın ziyareti bütün bu haksızlıkları sorgulayarak gidermek ve
Türkiye’nin üyelik sürecini sağlıklı bir zemine oturtmak için bir fırsattı.

Ne yazık ki, Türkiye’de yargı bağımsızlığının zedelenmesi ve yolsuzluklar alanlarında yaşanan son gelişmeler ülkemizi sorgulayan bir devlet değil sorgulanan bir devlet durumuna dönüştürdü. Bize yapılan haksızlıkları gündemden düşürdü. AB üyeliğine halkımızın verdiği desteğin büsbütün azaldığı bir dönemde yaşanan bu gelişmeler,
kendi çıkarları açısından Türkiye’yi AB üyesi olarak görmek istemeyenlere fırsat verdi.

Gerçekten AB’ye üye olmak istiyorsak bize yapılan haksızlıklarla mücadeleye
hazır olmalıyız. Bunun için de Türkiye, hukuk, insan hakları, yargı bağımsızlığı,
basın özgürlüğü gibi alanlarda yaşanan olumsuzluklara son vererek
hem vatandaşlarımıza karşı görevini yapmalı hem de karşımızdakilere koz vermemelidir.

Bu da ancak çağdaş dünyanın demokrasi ve insan hakları değerlerini içtenlikle benimsemiş bir iktidarla mümkün olabilir. Bu alanda mevcur iktidar iyi bir sınav veremedi. Şimdi görev Cumhuriyetimizin değerlerine tam olarak sahip çıkacak halkımıza düşüyor. Türkiye’nin bu güçlüklerden ancak demokrasi içinde çıkabileceğine inananların
sessiz kalmaya hakkı yoktur.