Milli eğitim için mücadele

Milli eğitim için mücadele

Birgül Ayman Güler

Birgül Ayman Güler

Bunların projeleri uygulanırken, teğellemeyi Avrupa Birliği üstlendi. Türkiye’de 1990’lı yılların sonunda sahneye çıkan AB, yerli meftunlarının canhıraş çabaları sayesinde dev adımlarıyla yürüdü. Aynı 1950’lerde ABD’lilerin Talim ve Terbiye Kurulu koltuklarına kurulduğu gibi, “müfredat”dediğimiz eğitim programlaması dahil, alana dalarak en yüksek makamlara oturdu. Vurgulamak gereksiz olmaz. Böylece milli eğitim sistemimiz, doğrudan doğruya, Türkiye’nin hatıralarında ‘düveli muazzama’ diye yer etmiş olan emperyalizmin açık yönetimine teslim edildi. Giderek ar damarı çatladı. Ortalık açıkça “bundan daha doğal ne olabilir ki?” diyebilen işbirlikçi ve teslimiyetçilerle doldu. Küresel dünyayla entegrasyon ancak böyle olurdu! Bunun ‘çağdaş medeniyet seviyesi için şart’ olduğunu söyleyen art niyetli ya da şaşkın destekçileri bile oldu. Temizlenmesi gereken birinci büyük engel, mevcut sömürge eğitimidir. Buna karşı ‘milli eğitim’in millileştirilmesi amacına odaklanmış bir Milli Eğitim Mücadelesi vermemiz gerekir.
*
Sömürgeciler milli eğitimi özelleştirme politikasıyla teslim aldılar; bunu birlikte yürüdükleri küresel sermaye beslemesi liberaller, dinci cemaatler ve yerelci-etnikçi güçlerle ittifak halinde gerçekleştirdiler. Tek-tip değil, çeşitli ve çeşitlilikçi eğitim diye yola çıktılar. Ders kitaplarında çeşitlenme, okul giysilerinde çeşitlenme, okul tiplerinde çeşitlenme… okul sahipliğinde devlet tekelinin kırılması, eğitimin özelleştirilmesi gibi bir çizgide yürüdüler. Bunun anlamı, eğitimin “piyasa”ya devredilmesiydi; elbette sermaye ve şirketlerin bayramı oldu. Ama bir an durup düşünmemiz gerekir. ‘Piyasa’ dediğiniz şey nedir? O ‘hür teşebbüs’tür; serbest girişimdir; evet, tanımında salt para – kâr hırsı vardır. Ama bu hırs hırkasını sırtına geçirmiş olarak iktidar ve egemenlik savaşı yürüten küresel – misyoner/cemaatler ile yerel – etnikçi/cemaatleri görmemizi engelleyen ne var?

Yaşadığımız bunca deneyimden sonra hiçbir engel kalmadı. Gerçekte ‘kamusal görev’olan eğitim, artık yalnızca bir ‘iktisadi sektör’. Ve fazlası da var. ‘Milli eğitim’ sömürgecilerin kurallarına terk edilirken, cemaat okulları dersanelerle başlayıp okul-öncesi eğitimden üniversitelere kadar dallanıp budaklandı. Yerel dillerde özel eğitimi kurumu/okul açmak, etnik-ırkçılığın mevzilerinden biri oldu. Eğitim artık siyasal iktidar kavgasının açık arenası.
*
Milli eğitimin sömürgeleştirilmesi, hem bugünü hem de yarını tehdit ediyor. Ulusça yıllık üretimimizin giderek daha fazla bölümünü eğitime ayırıyoruz. Cepten harcamalarımız giderek daha fazla oluyor. Ama elde ettiğimiz sonuç başarısızlık. Hem de bizim ölçülerimizle değil, sömürgecilerin ölçüleriyle de…

Herkes biliyor ki, 17 milyon ilk, orta, lise öğrencisinin yalnızca 1,4 milyonu üniversitede. Bu sayıyı açık öğretimle 5 milyon diye göstermenin kimseye bir yararı yok. Herkes farkında ki, son yıllarda orta ve lise öğrencileri arasında okuldan ayrılıp açık-liselerde öğrenciymiş gibi görünenlerin oranı yüzde 25’e yükseldi. Eğitimin sömürgeleştirilmesi, diploma denen belgeyi, bir uygunluk ve yeterlik nişanesi olmaktan çıkarıyor. En önemlisi, ceketimi satar, seni yine de okuturumdiyen babalar, hem sisteme hem de bu söze artık kuşkuyla bakıyor. Durumu kavramak için yalnızca bu iki göstergeye bakmak bile yeterlidir.
*Bizim, gerçek bir Milli Eğitim İçin Mücadelehedefine bağlanarak örgütlenmeye ivedi ihtiyacımız var. Eğitim sendikalarındanbunu yapabilecek olan var mı? Siyasal partilerdenbu öncülüğü üstlenen var mı? Belki en iyisi, direnişin ve yeniden kuruluşun önderliğinde de yerini alacak bir halk dayanışması… (AYDINLIK, 28.9.2016)
==============================
Dostlar,

MİLLİ EĞİTİM NEREYE SÜRÜKLENİYOR??

AKP iktidarı ülkemizi OHAL rejimi altında inletirken, bir yandan da gündemindeki pek çok kritik hedefi bulanık ortamda yürürlüğe koyuyor.. İlköğretimde seçmeli de olsa dayatılan Arapça dersleri –ki uygulamada kimi ucuz kurnazlıklarla zorunlu olacak gibi-, proje okulları adı altında Türkiye’nin az sayıdaki yüzakı okullarda deneyim kazanmış nitelikli öğretmenleri rotasyonla görevlendirme, zorunlu din eğitimini AİHM’nin kesinleşmiş birkaç kararına karşın ısrar ve inatla görmezden gelerek sürdürme.. Bir çırpıda akla gelenler… FETÖ’nün 4 bine varan dersanesinin Temel Liselelere dönüştürülmesi gibi ucube bir çözüm ve apartman katlarında “Temel Lise” alaturkalığı bizleri utandırıyor. Yetmiyor; OHAL kapsamında, salt görüşme (mülakat) ile sözleşmeli öğretmen alımında sorulan dinci yandaş kayırma amaçlı sorular kamuoyunda adalet duygusunu derinden zedeliyor..

AKP iktidarının toplumu germe – kutuplaştırma siyaseti bilinçli olarak sürdürülüyor. Bir yandan YENİKAPI RUHU söylemiyle siyasal duygu sömürüsü yapılırken, bir yandan da ötekileştirme hatta düşmanlaştırma politikalarıyla toplumsal fay hatları derinleştirilerek AKP’nin tabanı ve çelik çekirdeği pekiştirilmeye (konsolide edilmeye) çalışılıyor. En küçük ayrıntılarla ilgilenen Tayyip bey, İstanbul’da halk otobüsünde şortlu genç kıza uçan tekme atan müsvetteyi ve eylemini kınamamakta direniyor, ağzını açmıyor ya da yarım ağız bir açıklama bile yap(tır)mıyor!? Ergenekon kumpasının savcılığını üstlenen RTE, vahşi bir saldırıya uğrayan hemşire Ayşegül Terzi’yi yok sayarak tüm cumhura başkanlık yapabileceğini sanıyor!? Başbakan Yıldırım “mırıldanma” hakkından söz edebiliyor! Karaman’daki Ensar Vakfı yurtlarında çocuklara tecavüz dosyası kapatılıyor.. Okullarda haremlik – selamlık ayrımı gündeme getiriliyor. İHL’ler mantar gibi çoğaltılıyor; zaman zaman normal okullar zorla kapatılarak, halkın haklı direnişi polis şiddetiyle ezilerek İHL’ye dönüştürülüyor.. Sayısı 140’a varan İlahiyat Fakülteleri ve meslek yüksekokulları ülkeye ne katıyor??.. Hurafe üreten ilahiyat hocalarının kılına dokunulamıyor; TRT’de beyin yıkayan din ve akıl-bilm dışı şovları din adına sürdürülüyor! Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkan Prof. Görmez 3 maymunu oynuyor..

Bu acı örnekler, son 14 yılın giderek dincileştirilen AKP eğitiminin ürünü büyük ölçüde. İstatistiklere göre örgün eğitimde 17 559 989 öğrenci var (2014-15 MEB verileri). Bu öğrencilerden 14 950 897’si resmi, 823 515’i özel, 1 785 577’si ise açık öğretim kurumlarında okuyor. Yüksek öğrenimde 6 066 000 öğrenci var. Bütçenin yaklaşık olarak 1/7’si eğitim sektöründe harcanıyor (2016 bütçesinin %13.88’i eğitime ayrıldı). 920 bini üniversite öncesi, 150 bini üniversitelerde olmak üzere 1,1 milyonu bulan eğitimci görevde. Ancak Ulusal gelirden (GSMH) ayrılan pay AKP iktidarında önemli artış göstermedi; OECD ülkelerinin yarısı dolayında gidiyor (OECD ortalaması %6; 2016 için Türkiye’de %3,46).

Erdoğan, 04.6.2016’da milli eğitim için hedefi, “Yeni dönemi okul yapmaktan ziyade, okul müfredatının içeriğine yoğunlaşma dönemi olarak ilan ediyoruz.” diyerek belirledi. Türkiye PISA yarışmalarında nal toplamakta, dünya bilimine anlamlı hiçbir katkısı yok! Patent, “know-how, novalty” ekseninde yok gibi. Dünya nüfusunun %1,1’ini aşan 80 milyonluk dev, kalabalık, eğitimsiz, küresel rekabet gücü olmayan, niteliksiz ve gereksiz nüfusuna karşılık ilk 400 içinde tek bir üniversitesi yok. ODTÜ’ye bile 2. sırada oy alan kişiyi Tayyip bey rektör atıyor, orada “cumhur” un hükmü yok nedense!?

Sayfalarca yazılabilir eğitim sektöründeki sorunlar.. Sektör kritik ve stratejiktir; ülkenin geleceğidir. Kamusal sorumluluk giderek sınırlanmakta, özelleştirme teşvik edilmekte, kamusal eğitim kurumları kimi dinci vakıflardan hizmet satın alarak kaynak aktarmakta, yandaşlar zengin edilmektedir.. Aileler eğitim için giderek daha çok cepten harcama yapmak zorunda bırakılmaktadır. Kuşatma çok yönlüdür ve 1 taşla birkaç kuş vurma örneği bu vahim tabloyu açıklamakta çoooook yetesiz kalmaktadır.. Yaratılan dış ve iç karambolde yaşamsal sorunlar planlı olarak ötelenmekte, unutturulmak istenmektedir. Prof. Birgül Ayman Güler hocamız bu çok ciddi soruna işaret ediyor pek haklılıkla.. Biz de aynı kaygıları fazlasıyla paylaşıyor ve gündemde tutmak istiyoruz..

140 öğrenciye 1 öğretmen ile ilgili görsel sonucu

Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi’nde, 140 öğrencisi bulunan 2 derslikli Kalfalar İlkokulu’nda sadece Mustafa Demirböken ücretli öğretmenlik yapıyor. 3 kez öğretmen ataması yapılan ve elektrik ile suyu bulunmayan okuldaki fiziksel koşullar nedeniyle kimse görev yapmak istemezken, öğrenciler aynı sırada 4 ya da 5 kişi oturarak eğitim alıyor.
(
140 öğrencili okulda tek öğretmen, DHA, 

140 öğrencisi olan ancak pamuk hasadı nedeniyle şu anda 70 öğrencinin gittiği okulda yalnız Mustafa Demirböken ücretli öğretmenlik yapıyor. Demirböken, tüm sınıflara
ayrı ayrı ders verirken, öğrenciler 4-5 kişi aynı sırada oturarak eğitim alıyor.

Sevgi ve saygı ile.
08 Ekim 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : milli_egitim_nereye_surukleniyor

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Milli eğitim için mücadele” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir