Mütareke Döneminde Kapanmayan Deniz Lisesi

Mütareke Döneminde Kapanmayan Deniz Lisesi

portresi_Deniz_Kuvvetleri_neden _hedefte

Mavi Vatan
Amiral Cem Gürdeniz
AYDINLIK
, 14.08.2016

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

15 Temmuz ihaneti askeri liselerin özellikle son 20 yılda FETÖ’nün kuluçka alanı olduğunu ortaya çıkardı. FETÖ hainleri amiral ve generallik seviyesine kadar getirdikleri FETÖ militanları ile yetinmeyip, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerine boylarından uzun piyade tüfekleri vererek,  Çengelköy sokaklarına bile saldılar. (Bir bahriyeli olarak tesellim Heybeliada’da böyle bir trajedinin yaşanmamış olması.) Böylece tarihte hiçbir dönemde bu topraklarda örneği görülmemiş bir durum ortaya çıktı. Askeri şahıs statüsü taşımayan lise öğrencileri fiili bir darbe teşebbüsünde muharip personel olarak kullanıldı. Bu çocuklara emir veren sözde subayların az gelişmiş Afrika ülkelerinde çocuk savaşçıları ölüme gönderen barbarlardan ne farkı var? Bu okulların FETÖ’nün insan gücü kaynağına dönüşmesini önleyemeyen, kendilerine yapılan pek çok müracaatı incelemeye bile almayan son 20 yılın yüksek komutanlığı bu tablodan tarih önünde sorumludur.

Deniz Lisesi Aydınlanma Tarihimizin Gözbebeğidir

Bu liseler içinde Deniz Kuvvetlerinin göz bebeği Deniz Lisesinin yeri çok özeldir. Heybeliada’nın sembolü olan Bahriye mektebinin kulesinde 1773 rakamını görürsünüz. Okulun kuruluş yılıdır. Bu topraklardaki en eski bilim yuvasıdır. Tabi kurulduğu yılda lise ve harp okulu gibi kavramlar yoktu. 1770 yazında Ruslara karşı yaşanan Çeşme yenilgisi sonucu Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve o yıllarda Osmanlı devleti hizmetinde bulunan Fransız danışman Baron de Tott’un girişimleri ile Kasımpaşa’nın Darağacı bölgesinde oluşturulan  ‘’Hendese Odası’’ , Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’un (Bahriye Mühendis Mektebinin) temelini oluşturdu. Amaç matematik bilen ve böylece gemiye bilimsel seyir yaptıracak, mevki koyacak, rota çizecek mektepli zabit yetiştirmekti. Daha sonra bu küçük yer, 1784 yılında Camialtı civarında birkaç odayı kapsayan yeni bir binaya taşındı. 1789 yılında okul seyir ve gemi inşa bölümlerine ayrıldı ve 1822’de Parmakkapı’daki Bıçkıhane binasına taşındı. Bugün Deniz Lisesinin yeri olan Heybeliada deniz kışlasının içindeki Kalyoncu Köşküne 1834 yılında nakledildi. Ancak kısa süre sonra Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa Konağı’na (Kasımpaşa Deniz Hastanesi Binası) geri döndü ve adı Mekteb-i Fünun-u Bahriye oldu. (Bu yıllarda okulun, Mekteb-i Bahriye-i Şahane,  olarak da anıldığı görülmektedir.) Okul, 14 Aralık 1851 tarihinde tekrar Heybeliada’ya taşındı. 1861 yılından itibsren (AS: başlayarak) okula alınan öğrenci sayısı artırıldı ve okul 4 yıl idadi (Lise), 2 yıl Harbiye, 2 yıl da eğitim gemilerinde staj olmak üzere 8 yıllık eğitim veren bir kurum haline getirildi. Lise kavramı ile okulun karşılaşmasının 155 yıllık öyküsü başlamış oldu.

Osmanlının en prestijli bilim yuvası

II Abdülhamit döneminde her açıdan gerileyen okul, V. Mehmet Reşat döneminde toparlandı.  Bu dönemde İngiliz Bahriye Okulu esas alınarak, modern bir hale getirildi. Balkan savaşı yıllarında, okulun mevcut eğitim sisteminde değişikliğe gidildi. Buna göre 4 yıl süreli idadi (Lise) kısmından mezun olanlar, 1 yıl okul gemisinde “deniz talebesi” olarak, müteakiben 3 yıl donanmada “mühendis”olarak eğitim görüp daha sonra üsteğmen rütbesi ile asıl görevlerine başladılar. Bu dönemde okul; “ada mektebi” adıyla yalnızca eğitim açısından değil, sosyal yaşam açısından da ülkenin en nitelikli ve prestijli okulu olma özelliğini kazandı. Bu arada okul 1916-17 eğitim yılını ruhban okulu binasında geçirdi. Mondros Mütarekesi (AS : 30 Ekim 1918) sonrası işgal yıllarında Heybeliada ve Bahriye Mektebi çok zor günler yaşadı. Tam önüne Yunan Averof kruvazörü demirletildi. Tacizler oldu. Ancak kapanmadı. İşgal yıllarında bir kısım öğrenci milli mücadeleye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Cumhuriyetin ilan edilmesi ve ardından ‘’tevhid-i tedrisat’’ yasasının kabul edilmesi, okulun Bahriye Mektebi (Deniz Harp Mektebi)  ve İdadi (Lise) olmak üzere ikiye bölünmesine sebep oldu. Böylece Lise bölümü Heybeliada’da, Harp Mektebi bölümü Divanhane olarak adlandırılan Kasımpaşa’daki eski Bahriye Nezareti binasına taşındı. Kasımpaşa’daki okul talebi karşılayamadığından adaya geri dönüldü. 12 Ekim 1930 tarihinde Deniz Harp Mektebi ve Lisesi adını alan okul Heybeliada’da eğitime devam etti. 1941’de II. Dünya Savaşı nedeniyle Mersin’e taşındı. 1946 sonunda adaya geri döndü. 1948-1949 eğitim-öğretim yılında okulun adı Deniz Harp Okulu ve Koleji Komutanlığı’na dönüşmüşse de 1954 yılında adı son kez Deniz Harp Okulu ve Lisesi Komutanlığı oldu. 1963-1964 eğitim-öğretim yılında Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi birbirinden ayrıldı. 1985 yılında Deniz Harp Okulu Tuzla’ya taşındı. Heybeliada Liseyi bağrına basarak 3 asır gören geleneği bozmadı.

Korutürk’ün Sözleri

6’ncı cumhurbaşkanımız, 3’üncü Deniz Kuvvetleri Komutanımız Fahri Korutürk’ün okulumuzun 1973 yılında 200’üncü kuruluş yıldönümünde yayınlanan mesajı şöyle idi:

  • “200 üncü yıl.. Bu, şüphesiz büyük bir aşama.. Bugünün iki süper devletinden birisinin, ABD’nin birliğini o tarihten üç yıl sonra tamamlamış olduğunu düşünmek bile olayın inceliğini anlatmaya yetiyor. Kaldı ki bu olay Batıya açılan pencereden gelen ilk ışıktır. ..Benim de feyz almış olduğum ve yarım yüzyıl önceki hatıralarını daima muhafaza ettiğim Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesinin, devletimizle birlikte payidar olarak, Türk milletine, karakterli, milliyetçi ve çağdaş teknolojiye hakim elemanlar yetiştirme görevini sürdürmesini gönülden diliyorum.’’

Tarihe Sadakat, Millete Sadakat

İki dünya savaşına, mütareke ve işgal dönemine dayanabilmiş bu yuvayı 15 Temmuz ihanetine kurban etmeyin. ABD, Rusya, Fransa ve pek çok ülkede lise seviyesinde “Naval Preparatory School- Donanma Hazırlık Okulu” statüsü altında örnekleri olan Deniz Lisesini korumak Cumhuriyet tarihinin yanı sıra Osmanlı deniz tarihine de sadakattir. Tarihe sadakat de millete sadakattir.

===================================

Dostlar,

AKP – RTE, OHAL Kararnamelerini yağdırıyorlar. 667 ile başlandı ve 671. de çıkarıldı. Üzücü olan ise henüz hiçbiri TBMM’de görüşülmedi. Bunun için TBMM İçtüzüğünde tanınan süre en çok 30 gün. Neden son güne dek kahraman TBMM Başkanı Kahraman bu görüşmeleri bekletir, anlaşılmaz (ya da anlaşılır)! İlgili madde şöyle :

Olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmündeki kararnamelerinin görüşülmesi

  • MADDE 128– Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun hükmünde kararnameler, Anayasanın ve İçtüzüğün kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi için koyduğu kurallara göre ancak, komisyonlarda ve
    Genel Kurulda diğer kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve tekliflerinden
    önce, ivedilikle en geç otuz gün içinde görüşülür ve karara bağlanır. 

Komisyonlarda en geç yirmi gün içinde görüşmeleri tamamlanmayan kanun hükmünde kararnameler Meclis Başkanlığınca doğrudan doğruya Genel Kurul gündemine alınır.

Hukuk Devletinden hem korkmayacaksınız hem de ondan ayrılmayacaksınız. İkide bir, siyasetbilimi yazınında (literatüründe)  “aldatıldık, bizi kandırmışlar, bu kadarını da ummuyorduk..” benzeri saçmalıklarla halk oyalanmaktadır. CB Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, TBMM’yive her türlü demokratik katılım ve denetimi dışlayarak ülkeyi çelik pençe ile yönetmektedir. BU durum kabul edilemez ve sürdürülemez.

80 milyonluk dev ülkenin yetişmiş insangücü ve kurumlarına inanıp güvenmek ve mutlaka danışmak gerekir. 5 OHAL kararnamesi ile ülkenin üzerinden silindir gibi geçişmiştir. Hiç kuşku yoki FETÖ ve somut olarak kanıtlanabilen doğrudan bağlaşıkları (iltisakları diyorlar ne yazık ki..) bağımsız yargı önünde adil yargılanarak bedelini ödemelidirler.Ancak sap ile saman çoktan birbirine karışmış görünmektedir. Daha şimdien basında hazin hataların kurbanlarının öyküleri yazılmaya başlandı. Yeni bir mağdurlar yığını yaratmamak kesin bir zorunluluktur.

Ayrıca FETÖ için alınan önlemler tüm tarikat – tekke – türbe – zaviye – gerici / dinci vakıf veeee PKK için de yapılmalıdır. PKK’nın finansal kaynakaları Devletçe elbette çok iyi bilinmektedir.

En can alıcı nokta ise AKP içindeki FETÖ’cülerin tasfiyesidir. Bunların bir bölümü AKP’nin kurucu kodamanlarıdır. Bana ahmak diyebilirsiniz..” ya da “FETÖ cinleriyle bizi afsunladı..” diye saçmalayan AKP ileri gelenlerinden de hukuksal hesabı derhal sorulmalıdır. Asıl yapılacak işler bunlar iken taa Osmanlıdan gelen, Cumhuriyetin yüzakı ve modern bir devletin vazgeçilmezi olan kurumları hoyratça ve acele ile kapatmakla hiçbir yere varmak olası değil.

AKP – RTE, bu ciddi yanlışlardan yol yakınken dönmelidir. Yaron geri adımatsalar bile yitikleri ve yıkımları onarmak olanaksızlaşmış olabilir. Özellikle RT Erdoğan, çevresindeki danışmanlar dışında ülkenin saygın kişi ve kurumlarından görüşler ve resmi raporlar almalıdır.

TBMM mutlaka bu kanlı 15 Temmuz girişimini görüşmelidir. Anayasa’nın 98. maddesi şöyle :

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yollarıyla denetleme yetkisini kullanır.

    CHP’nin “Toplumsal barışı tehdit eden artan terör olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önerge” si, terör olayları için komisyon kurulması önerisi AKP ve MHP’nin oylarıyla neden reddedilmiştir??

    TBMM, bu yaşamsal beka sorununu görüşmeyecek de neyi görüşecektir? Eelbette tatile girmemeli ve hukuk sistematiğini alt üst eden ilkel yöntemle Torba yasalar çıkarmak yerine; ivedilik ve öncelikle 15 Temmuz ihanetinin içyüzünü – arkadüzlemini görüşmelidir. Siyaset kurumunun bu vahim olaydaki sorumluluğı aydınlatılmalı ve sorumlular Yüce Divan’a yollanmalıdırlar. AKP bu sürece dayanabilir mi?

    İster öyle, ister böyle.. AKP’nin bu şaibelerle bütünlüğünü koruma ve tek başına iktidarını sürdürme olanağı kalmamıştır.. Vicdanını – arını / namusunu koruyan AKP’li vekillerin, yöneticilerin, danışmanların, bürokratların sağduyulu davranacakları gün bugündür.

    Sevgi ve saygı ile.
    17 Ağustos 2016, Tekirdağ

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir