Terörle mücadelede yaşanan çelişkiler

Dostlar,

Site okurlarımızın alışık olduğu üzere, zaman zaman arşivimizden
metinleri paylaşıyoruz. 8 Temmuz 2013 tarihiyle arşivlediğimiz,
Sn. Onur Öymen‘in kaleminden çıkan bir makale aşağıda..

11 ay önceki yazısında Sn. Öymen bugünleri öngörmekte..

Sevgi ve saygı ile.
11 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Terörle mücadelede yaşanan çelişkiler

Portresi_ATA_ile

Onur ÖYMEN

 

Bir ülkede bir yandan Genelkurmay Başkanıyla üst düzey komutanlar, saygın bilim adamları, gazeteciler ve siyasetçiler terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla en ağır cezalara çarptırılırken bir yandan da fiilen terör suçu işleyen, askerlerimizi şehit eden, adam kaçıran, mayın döşeyen tescilli bir terör örgütünün silahlı mensupları Meclisten
bir af yasası bile çıkartılmadan Başbakan tarafından sorgusuz sualsiz ülke topraklarını terk etmeye davet ediliyorsa; o ülkede eşitlikten, adaletten ve hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün olabilir mi? 


Siyasal partiler yalnızca mahkemeleri suçlayarak, şu veya bu yargı kararını eleştirerek görevlerini tam olarak yapmış sayılamazlar.

Terörü bitireceği iddiasıyla Hükümetin başlattığı süreçte teröristlere fiilen af getirilmesine şu veya bu düşünceyle sessiz kalanlar bunun hukuk üzerinde yapacağı tahribatın sorumluluğuna da ortak olurlar.

Bu ağır cezaları veren mahkemenin eski yargıçlarından biri “üzerimde kurumsal baskı var” diyerek istifa etmişse, başka bir eski yargıç kararları eleştiren demeçler veriyorsa, buna karşılık iktidar partisi sözcüleri bu kararları sevinç içinde karşılıyorlarsa, o ülkede yargının her türlü siyasal etkiden uzak biçimde karar verebildiği iddia edilebilir mi?

Ülkemizde hukuk alanında yaşanan bu sıkıntılar ve çelişkiler giderilmeden
Türkiye’nin gerçek demokrasiler arasında yer alabilmesi mümkün değildir.


Unutulmamalıdır ki, Türkiye’de seçimler yargı denetimi altında yapılmaktadır.
Yargının tam anlamıyla bağımsız ve yansız biçimde görev yaptığı inancı sarsılırsa seçimlerin adil olarak yapıldığına inanmak da güçleşir. 


Türkiye’ye yıllardan beri demokrasi ve hukuk dersi vermeye çalışan devletler, mahkemenin kararlarına karşı sessiz kalıp Başbakanın teröristleri yurt dışına çıkmaya davet eden sözlerini alkışlıyorlarsa, bütün bu gelişmelerin dış etkilerden uzak
geçekleştiğini iddia etmek de zorlaşır.


Bence şimdi, başta siyaset adamları, barolar, üniversiteler, basın ve sivil toplum örgütleri olmak üzere ilgili bütün kişilerin ve kuruluşların bu kaygı verici hukuksuzlukların ve çelişkilerin üzerine cesaretle gitmeleri ve hukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının çağdaş demokrasiler düzeyine yükseltilmesi için çaba göstermeleri her zamankinden daha önemli bir görev durumuna gelmiştir. 

Türkiye artık bir dönüm noktasına gelmiştir.

  • Ya gerçekten laik, çağdaş bir hukuk devleti olarak yoluna devam edecek veya “kanun benim!” anlayışında olanları sineye çekecektir.

Bu 2. yolun seçilmesi Cumhuriyetimizin temel değerlerinin tahrip edilmesini
göze almak demektir. 


İnanıyorum ki; Türk milleti demokrasi içinde Cumhuriyetimizin değerlerine ve
hukukun üstünlüğüne sahip çıkacak ve Atatürk’ün hedef gösterdiği
çağdaş uygarlık düzeyine ulaşacaktır.


Saygılar, sevgiler.

Terörle Mücadelede Yaşanan Çelişkiler


Terörle Mücadelede Yaşanan Çelişkiler

portresi2

 


Onur ÖYMEN

 

Bir ülkede bir yandan Genelkurmay Başkanıyla üst düzey komutanlar, saygın bilim adamları, gazeteciler ve siyasetçiler terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla en ağır cezalara çarptırılırken bir yandan da fiilen terör suçu işleyen, askerlerimizi şehit eden, adam kaçıran, mayın döşeyen tescilli bir terör örgütünün silahlı mensupları Meclis’ten bir af yasası bile çıkartılmadan Başbakan tarafından sorgusuz sualsiz ülke topraklarını terk etmeye davet ediliyorsa o ülkede eşitlikten, adaletten ve hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün olabilir mi?

Siyasal partiler yalnızca mahkemeleri suçlayarak, şu veya bu yargı kararını eleştirerek görevlerini tam olarak yapmış sayılamazlar.Terörü bitireceği iddiasıyla Hükümetin başlattığı süreçte teröristlere fiilen af getirilmesine şu veya bu düşünceyle sessiz kalanlar bunun hukuk üzerinde yapacağı tahribatın sorumluluğuna da ortak olurlar.

Bu ağır cezaları veren mahkemenin eski yargıçlarından biri “üzerimde kurumsal baskı var” diyerek istifa etmişse, başka bir eski yargıç kararları eleştiren demeçler veriyorsa, buna karşılık iktidar partisi sözcüleri bu kararları sevinç içinde karşılıyorlarsa, o ülkede yargının her türlü siyasal etkiden uzak biçimde karar verebildiği iddia edilebilir mi?
Ülkemizde hukuk alanında yaşanan bu sıkıntılar ve çelişkiler giderilmeden
Türkiye’nin gerçek demokrasiler arasında yer alabilmesi mümkün değildir.

Unutulmamalıdır ki Türkiye’de seçimler yargı denetimi altında yapılmaktadır.
Yargının tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız biçimde görev yaptığı inancı sarsılırsa seçimlerin adil biçimde yapıldığına inanmak da güçleşir.

Türkiye’ye yıllardan beri demokrasi ve hukuk dersi vermeye çalışan devletler mahkemenin kararlarına karşı sessiz kalıp Başbakanın teröristleri yurt dışına çıkmaya davet eden sözlerini alkışlıyorlarsa, bütün bu gelişmelerin dış etkilerden uzak bir şekilde cereyan ettiğini iddia etmek de zorlaşır.

Bence şimdi, başta siyaset adamları, barolar, üniversiteler, basın ve sivil toplum örgütleri olmak üzere ilgili bütün kişilerin ve kuruluşların bu kaygı verici hukuksuzlukların ve çelişkilerin üzerine cesaretle gitmeleri ve hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının çağdaş demokrasiler düzeyine yükseltilmesi için çaba sarfetmeleri her zamankinden daha önemli bir görev durumuna gelmiştir.

  • Türkiye artık bir dönüm noktasına gelmiştir.
Ya gerçekten laik, çağdaş bir hukuk devleti olarak yoluna devam edecek veya
“kanun benim” anlayışında olanları sineye çekecektir.
Bu ikinci yolun seçilmesi, Cumhuriyetimizin temel değerlerinin tahrip edilmesini
göze almak demektir.

İnanıyorum ki, Türk milleti demokrasi içinde cumhuriyetimizin değerlerine
ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkacak ve Atatürk’ün hedef gösterdiği
çağdaş uygarlık düzeyine ulaşacaktır.