Küresel Tarihçe, 1945-79

Küresel Tarihçe, 1945-79

Erinç Yeldan
Cumhuriyet, 06 Aralık 2017
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Yordam Kitap, ODTÜ İktisat Bölümü emekli öğretim üyesi, değerli hocamız Prof. Dr. Oktar Türel’in Küresel Tarihçe, 1945-79 başlıklı eserini yayımladı. Oktar Hoca’nın kaleminden çıkan üç yüz elli sayfaya ulaşan bu dev katkı, uzak/ yakın tarihimizden bugüne, güncelden geleceğe ilişkin dev bir entelektüel çabayı okurlarla buluşturuyor. Temel amacı “II. Dünya Savaşı’nın bitiminden1970’li yılların sonuna kadar uzanandönemdeki uluslararası ekonomileriincelemek ve yorumlamak” olarak sunulan bu zengin tarihçe, Oktar Türel Hoca’nın bizlere muştuladığı üzere, Ocak 2018’de yayımlanması planlanan ve Küresel Tarihçe, 1980-2009 ile sürdürülecek. Oktar Hoca’nın bu devasa emeği bizlere uzun yirminci yüzyılın belgelere dayalı, heyecanlı bir serüvenini bir solukta sunuveriyor.

***
Uzun yirminci yüzyılı anımsayalım. Öncelikle, kalkınma kavramı… “İktisadi kalkınma” kavramının küresel kapitalizmin 1913-sonrasında tökezlemesi sonucunda bir ara olanak şeklinde doğduğunu söyleyebiliriz. 20. yüzyıla artan işsizlik, yoksulluk ve faşizmin yükselişi ile giren kapitalizm, küresel ölçekte bir bunalım içinde idi. Öte yandan, 20. yüzyıl boyunca peşi sıra gelişen sosyalist devrimler, bu ülkelerdeki sosyalist planlama deneyimleri ve bağımsızlıklarına yeni kavuşan eski sömürgelerin sanayileşme yolundaki yeni arayışları ile birlikte kalkınma ideolojisinin de altyapısı oluşturmaktaydı. Bu konjonktür 1950’li ve 60’lı yıllarda gelişmiş kapitalist metropollerde, güçlenen sosyalizm alternatifinin de baskısıyla, refah devletinin genişlemeci politikaları ile birleşince insanlık tarihinin en yüksek büyüme hızlarına tanık olunan “altınçağ” yaratılmış oldu. 
Ancak bu dönem uzun sürmedi. Kapitalizmin anarşik yapısı, azalan kârlılık ve emek hareketinin görece güç kazanması ile birlikte “altın çağ”ın iktisadi ve sosyal temelleri 1970’li yıllardan itibaren sermaye açısından sürdürülemez ve kabullenilemez bir niteliğe büründü. Finans sermayesinin 20. yüzyılın son çeyreğindeki yükselişi, artık sadece üretim sürecinde kalarak yeterli kâr elde edemeyen ve dolayısıyla birikimini sürdüremeyen küresel kapitalizmin kendisine yeni kâr olanakları arayışının bir sonucuydu. Böylece 1980’lerden başlayarak, yüksek reel faiz ve sermayenin serbest dolaşımını sağlayacak yapısal düzenlemeler, kapitalizmin finansal küreselleşme aşamasının ana ögeleri haline dönüştüler. 
Bu süreçte “kalkınmakta olan ülkeler” de bir grup olarak “yükselen piyasalar” diye adlandırılır oldu. Bu ülkeler birbiri ardına küresel kapitalizmin yeni işbölümü içinde kendilerine verilen görevleri yerine getirmekle koşullandırıldılar. “Washington mutabakatı” ve “ardılı-(genişletilmiş) Washington mutabakatı” kavramları böylece ortaya çıktı. Azgelişmiş ülkeler, bir yandan dış ticaretlerinin ve kambiyo rejimlerinin serbestleştirilmeye zorlanması sonucunda birer ithalat ve ucuz işgücü deposu haline dönüştürülürken, bir yandan da özelleştirme ve “doğrudan yabancı yatırım” fetişleri altında kamusal varlıklarına yok pahasına el konuldu. Söz konusu ülkelerin zaten çok genç ve zayıf olan demokratik kurumları “istikrar önündeki bürokratik engeller” olarak gösterilirken, “bağımsız üst kurullara dayalı denetim ve yönetişim” gibi makyajlanmış politikalar altında ulus-ötesi şirketlerin ve uluslararası finans sermayesinin doğrudan denetimi altına sokuldular.
***
Oktar Hoca’nın her biri beşer bölüm olarak kurguladığı iki kısım altında, söz konusu tarihçe, önce soğuk savaş ve iki kutuplu dünyanın dönemeçlerini, sonra da kurumları ve iktisadi öğretilerini özgün veriler aracılığıyla bizlere aktarılmakta. Kapitalist “merkez” ile “çevre”si arasındaki derinleşen uçurum, Keynesgil iktisadın yükselişi ve çöküşü; “çevre”den gelen aykırı seslerin yoğunlaşması… 350 sayfalık bu heyecan dolusu serüven için emeklerinize sağlık Oktar Hoca.
===================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Oktar Türel’i 1999’da ODTÜ’de bir bilimsel toplantıda sunumunu izlerken tanımış ve hayran kalmıştık. Ardışık birkaç oturumun özet bireşimini (sentezini) sunma görevimi üstlenmişti ve büyük bir yetkinlik ve sistematik yaklaşımla, adeta Metaanaliz yaparcasına tablolar ve sayısal verilerle 8-10 sunumdan çıkarsanabilecek bütüncül sonuçları yer yer tümevarım (endüksiyon) yer yer tümdengelim (dedüksiyon) yöntemlerini kullanarak başarmıştı. Bilimsel yöntem ve us yürütme (reasoning) ancak bu denli ustalıkla kullanılabilirdi. ODTÜ boşuna ODTÜ değildi ve Prof. Oktar Türel de boşuna bu üne erişmiş değildi. Sonraki yıllarda Oktar hocayı izlemeye çabaladık. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ürünüydü Oktar Türel de.

Oktar Türel ile ilgili görsel sonucu80’lerini bulan Sn. Türel bilimsel etkinliğini sürdürüuyor. Emekli olduğunda Bölüm arkadaşları ve Doktorasını yaptığı Ankara Üniv. SBF’nden çalışma arkadaşları O’na ve kendisi gibi ODTÜ İktisat Bölümü’nün ustalarından (duayenlerinden) Sn. Prof. Yakup Kepenek’e -ki Cumhuriyet’te haftalık makaleler yazıyor- ortak bir Armağan yayınladılar. Bu “Armağan” geleneği çok hoş ve çok yararlı. Gelişerek ve yaygınlaşarak sürdürülmesi çok gerekli. Oktar hocaya biz de Küresel Tarihçe 1945-79 ve 2. cildi olarak Küresel Tarihçe 1980-2009 adlı dev yapıtları için engin teşekkür borçluyuz. KÜRESELLEŞME, gerçekte

  • KÜRESELLEŞTİRME, 21. yy. insanının en büyük karabasanı olarak tanımlanabilir.

    Bu “bela” ile başedebilmek için süreci doğuran ve sürdüren dinamikleri çok iyi kavramak gerekiyor. Kitleleri acı gerçekler karşısında eğitmek ve yaşantılarını kavrayabilmek – anlamlandırabilmek için desteklemek aydın sorumluluğu kapsamında. Anılan 2 kitap,

    * Küresel sermayenin Dünyayı kuşatması ve postmodern köleleştirmesi – sömürgeleştirmesi sarmalı ile savaşımda çok değerli araçlar olacak 21. yy. şafağında.

Sevgi ve saygı ile. 07 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP rejimi yerleşiyor!

AKP rejimi yerleşiyor!

Yakup Kepenek
Cumhuriyet, 14 Eylül 2015

7 Haziran seçimlerinden sonra ülkenin içine sürüklendiği ve giderek yoğunlaşan savaş ortamında bir yanda onca acı kayıp yaşanıyor, diğer yanda da AKP rejiminin yerleşmesi gerçekleşiyor. Ortam, AKP ideolojisi tarafından besleniyor ve o ideolojiyi besliyor.
Nasıl mı?

Namlunun ucunda

Toplum 1 Kasım seçimlerine alnına namlu dayatılmış olarak gidiyor. Böyle bir toplum yalnız ve ancak tek bir tepki verebilir; sağ kalmak!
Yalnızca sağ kalmak için çırpınan toplum, doğal olarak başka hiçbir şeyle ilgilenemez.
Cumhurbaşkanı’nın yetkileriymiş; anayasal düzenmiş; eğitimmiş; bilimmiş; adaletmiş; hukukmuş; hak ve özgürlüklermiş; kadın-erkek eşitliğiymiş; işlemeyen devlet kurumlarıymış; yandaş sermayeye verilen ihalelermiş; sağlanmayan devlet istihbaratıymış; dış politikanın sürüklendiği bataklıkmış; yolsuzluklarmış; ücretlermiş; işyeri güvenliğiymiş; çalışma koşullarıymış; talan edilen orman arazileri, kıyılar ve derelermiş; emeğin ve emekçinin haklarıymış; giderek insanların yaşamına doğrudan dokunan, döviziyle, faiziyle, enflasyonuyla ekonomideki bozulmaymış…

Her gün onlarca ölü ve yaralı verilen; basına, işyerlerine, parti binalarına ve şehirlerarası otobüslere saldırılar yoğunlaşırken, bütün bunların konuşulması tümüyle bir yana bırakılır.
Yaratılan bu ortamda bir şey daha hiç akla gelemez: Barış.

Daha da önemli olarak, ülkeyi giderek bir iç savaş ortamına taşıyan oluşumların sorgulanması da akla gelmez; yaşananların, görünen ve görünmeyen, iç ve dış sorumlularını ortaya çıkaracak yaklaşımlar sergilenemez.

Nitekim, yalnızca HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, yaratılan ortamın asıl siyasal sorumluluğunun başta barışa giden yolu açamayan AKP yöneticilerinde olduğunu vurguluyor, insanlığın unutulmakta olduğu bir ortamda milletvekili Leyla Zana da, çok sarsıcı ve insancıl bir tutumla barış için açlık grevine gideceğini açıklıyor.

Kazanıyorsunuz

Bunları konuşmanın zamanı değil anlayışı; tek yumruk olmalıyız görüşü, toplumun her tarafını sarmış bulunuyor.
Böyle olunca da ülkeyi 13 yıldır yöneten AKP’nin yaptığı çok büyük yanlışlar sorgulanmıyor; tersine kemikleşiyor; kurduğu düzen ya da rejim savaş ortamından da yararlanarak iyice yerleşiyor.

Bu aşamada yinelemek gerekiyor: Cumhuriyetin, çağdaşlaşmayı amaçlayan temel değerlerini unutturmaya çalışan siyasetçiler, yazar, yorumcu ve bilim insanları; kamusal alanın dinselleşmesine kayıtsız kalan ve bunu topluma benimsetmeyi iş edinenler; AKP’nin gerçek niteliğini sorgulayamayanlar; eleştiriyoruz işte deyip, evvelsi günkü kongre öncesinde bile AKP güzellemesi yapan okumuşlar; savaştan çıkar sağlayan iç ve dış sermaye çevreleri; silah satıcıları; savaş rantçıları hepinizin gözü aydın!
Bayram edin! Omuz verdiğiniz AKP’nin rejimi şimdilik kazanıyor!

Ancak
Hiç umutlanmayın ve unutmayın, eninde (AS: önünde) sonunda, bu topraklarda da toplumun barış bilinci kazanacak;

özgürlük,
– eşitlik,
– kardeşlik ve
– dayanışma

toplumun her noktasında geçerli olacak; siz, savaştan beslenenler, siz yitireceksiniz!

================================

Dostlar,

Prof. Yakup Kepenek hocayı tanırsınız.
ODTÜ Ekonomi hocasıdır (emekli). CHP Ankara Milletvekilliği ve Parti yöneticiliği yapmıştır.
Köy Enstitülerinin son demlerinden bir parça dem almış bilge bir siyaserçi ve bilim insanıdır.

TÜRKİYE EKONOMİSİ başlıklı yapıtı alanında bir klasiktir ve bizim de başucu kitaplarımızdandır. 25. basımı Remzi Kitabevince yapılan (616 sayfa) dev bir yapıttır.

Bu sitede Yakup Kepenek hocanın yazılarına zaman zaman yer vermekteyiz. Keşke daha çoğunu yapabilsek.. O’ndan öğreneceğimiz daha çok şey var.

Yukarıya aldığımız yazısı çok öğretici ve uyarıcıdır : AKP Rejimi Yerleşiyor!

Ancak, son sözü yine Ona bırakalım :

“Hiç umutlanmayın ve unutmayın, eninde (AS: önünde) sonunda, bu topraklarda da toplumun barış bilinci kazanacak;

özgürlük,
– eşitlik,
– kardeşlik ve
– dayanışma

toplumun her noktasında geçerli olacak; siz, savaştan beslenenler, siz yitireceksiniz!”

Bu yazı bağlamında, Dr. Erdal Atabek’in TOPLUMSAL DEPRESYON başlıklı yazısının altına eklediğimiz yoruma bakılmasını dileriz.
(http://ahmetsaltik.net/2015/09/14/toplumsal-depresyon/)

Sevgi ve saygı ile.
14.09.2015, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Prof. Yakup Kepenek : Tıkanan AKP Türkiye’si ve CHP’nin Görevi ..

ANKARA PAZARI
Yakup Kepenek
yakup@metu.edu.tr
Cumhuriyet, 8.7.12

Tıkanan AKP Türkiyesi ve CHP’nin Görevi

Genel seçimlerin üzerinden 13 ay geçti. AKP iktidarı üçüncü yasama döneminin ilk yılını tamamladı. Önümüzdeki hafta yapılacak CHP Kurultayı yaşanan siyasal ortamda büyük önem kazanıyor.

AKP ülkesinde, toplumda adalete güven duygusu hızla aşınıyor; giderek yok oluyor. Hukukun evrensel ilkeleri, bağımsız ve tarafsız yargı, iyice unutuldu. Yıllardır sonuçlanmayan ve siviliyle ve askeriyle, milyonlarca kişiyi doğrudan ilgilendiren çok sayıda siyasi dava var. Kitlesel gözaltına almalar bir türlü sona ermiyor; 700’den fazla öğrenci; 100 dolayında basın çalışanı tutuklu.

Toplumun geleceğinin en önemli belirleyicisi olan eğitim, AKP iktidarı tarafından çağdaş eğitbilim ilkeleri bir tarafa bırakılarak dinamitlenmiştir. Eğitim, çocukların ve gençlerin yaratıcı yeteneklerini geliştirmelerinin altyapısı olma özelliğinden hızla uzaklaşmaktadır.

İlk ve ortaöğretim çökertilmiştir. Üniversite sayısı hızla artırılmış, ancak, eğitimin kalitesi yanında üniversite özerkliği ve bilimsel araştırma özgürlüğü tümüyle unutulmuş; TÜBİTAK ve TÜBA’sıyla bilim kurumları tümüyle siyasetin emrinesokulmuştur. Bu durum, ülkemizde bilimsel gelişmenin sonu demektir.

AKP iktidarında, heykelden tiyatroya, oradan müziğe uzanan hemen her alanda sanatsal yaratıcılığa karşı düşmanca bir tavır sergilenmektedir. Giderek, önde gelen sanatçıları kitlesel baskı altına alan bir korku ve linç ortamı yaratılmaktadır.

Demokrasilerde, yasama, yargı ve yürütmeden sonra, dördüncü kuvvet sayılan ve
bu özelliğiyle toplumun sesi olması gereken basın-yayın, yasaklama ve işten çıkarmalarıyla, neredeyse tamamıyla, medya sermayesinin AKP iktidarıyla iyice bütünleşen ilişkilerinin cenderesi altında ezilmektedir.

Yalnız kamu kurum ve kuruluşları değil, başta sendikalarolmak üzere, tüm örgütsel ve kurumsal yapılar AKP sultasına teslim olmaya zorlanmaktadır. Emekçilerin hak arama yolları tıkalıdır. Devlet bürokrasisinin artan kalitesizliği, hızla ekonomik ve toplumsal gelişmeleri engelleme noktasına gelmektedir.

Bütün bu gelişmelerin temeli olarak, Başbakan’ın, bundan mutlu oluyoruz dediği, sermayenin el değiştirmesi süreciyaşanmaktadır. Kimi zaman kaynağı da açıklanmayan
iç ve dış sermayeye sağlanan araziler ve yapılaşmaya dayalı aşırı rantlar, sermayenin başını döndürüyor. İşçi hakları; doğal ve tarihi çevrenin korunması unutulmuş;
geçerli olması gereken serbest rekabet yerini, sermayenin AKP’ye yakınlaşma rekabetine bırakmıştır. Sermaye birikimi, AKP anlayışının kalıcılaşmasını sağlayacak doğrultuda yürütülmektedir.

Dış politikada ABD dışında iyice yalnızlaşan Türkiye, stratejik derinlik verilerek komşularla sıfır sorunlu olacağı ilgili bakan tarafından şaşaalı bir biçimde öngörülen dış politikasını, iki seçkin pilotuyla birlikte, Akdeniz’in derinliklerine gömmüş bulunmaktadır.

***

AKP ülkeyi, insanlığın kazanımı olan hukukun üstünlüğünden, eğitimin ve bilimin bilimselliği, özgürlük ve eşitliğin tüm toplum katmanlarında işlerliği; bilim ve sanatın üzerinde gelişebileceği yaratıcı özgürlük ortamı ve bunları güvence altında kalıcılaştıracak kurumsal yapılardan ve iç ve dış barıştan, yani,evrensel değerlerden hızla uzaklaştırmaktadır.

CHP Kurultayı olağan, ancak ülkenin durumu gerçekten olağandışıdır. Kurultay, bu büyük yanlış gidişi tersine çevirecek çözüm önerileri geliştirmelidir. Aslında AKP tarafından önü tıkanan Türkiye siyasetinin ta kendisidir. CHP’nin başta kurultay delegeleri olmak üzere tüm emekçileri, partilerinin AKP ile yarışırcasına sağcılaşarak güçlenemeyeceğinin bilincindedir.

Gerçekte, AKP’nin ülkeyi uzaklaştırdığı evrensel değerler, Cumhuriyetin kuruluş değerleriyle çok büyük ölçüde örtüşmektedir. Çağdaş solun özgürlük, eşitlik, barış
ve dayanışma gibi ilkeleri, Cumhuriyetin değerleri üzerinde yaşayıp, gelişebilir.
CHP’nin ideolojik kimliği bu birleşimdir.

CHP yalnız ve ancak bu ideolojik kimlikle toplumsal gelişmenin ilerici öncüsü olur.
CHP Kurultayı, bu bilinçle, “Çağdaş Türkiye Çağrısı” gibi bir başlık altında tüm toplum kesimlerini, ülkeyi AKP tıkanıklığından kurtaracak ilkeler çerçevesinde bir büyük işbirliği ve dayanışmaya çağırmalıdır. Bu önemli konuya gelecek haftanın yazısıyla devam edilecektir.