DEMOKRASİ, LAİKLİK ve TOPLUMSAL BARIŞIN SÜREKLİLİĞİ

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Osmanlı Devleti bir imparatorluktu. İmparatorluklar çok etnisiteli, çok dinli, çok mezhepli ve çok kültürlü yapılardır.

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin küllerinden yeniden dirilerek bir ulus devlete ve bir cumhuriyete dönüşmüştür.

Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti’nin demografisi Osmanlı’nin tüm dinsel, etnik ve kültürel çeşitliliklerini bünyesinde barındıran bir yapıdadır. Türkiye toplumu, demografik ve sosyolojik yapı olarak türdeş (homojen) değildir. Çok etnisiteli, çok dinli ve çok kültürlü özellikler taşır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK,

  • ” Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye (Türk değil) halkına Türk Milleti denir.”

diyerek çoğulcu bir çerçeve (zarf) kimlik oluşturmuş, bu çoğulcu kimliğin hukuksal ve anayasal karşılığı olarak tüm yurttaşların eşitliği üzerine bina edilmiştir.

Yürürlükteki 1982 Anayasımızın 66. maddesi Türk kimliğini, “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” diye tanımlamıştır. Bu tanım, tüm etnik ve dinsel çeşitlilikleri olduğu gibi eşit kabul eden bir tanımlamadır.

Bu verilerden hareketle, sosyolojik, siyasal ve hukuksal açılardan Türk kimliği, bir ırk tanımı olmayıp, Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkesin ortak kimliğidir; geniş ve kapsayıcıdır.

Peki devletin ve ulusun varlık ve bütünlüğünü bozmadan bu etnik, dinsel ve kültürel çeşitlilik bir arada, barış ve erinç (huzur) içinde nasıl yaşatılabilir?

Çözüm, bu tür farklılıkları ortak çıkarlar, ortak amaçlar ve ortak idealler rotasında, hiçbir kesimi öbürlerine ezdirmeden, barış, dostluk, kardeşlik ve erinç (huzur) içinde birlikte yaşatmaya yönelik olmalıdır.

ÖYLEYSE:

1- Dinler, mezhepler ve öbür inanç farklılıklarını bir arada yaşatabilmek; evrensel ölçülerde din ve vicdan özgürlüğü sağlayabilmek için LAİK bir rejime gerek vardır.

  • Laiklik olmadan inanç demokrasisi, din ve vicdan özgürlüğü olmaz.

2- Toplumdaki tüm ırk, dil vb. etnik farklılıkları bir arada yaşatabilmek için, çoğunlukçu değil iyi işleyen, temel ve evrensel insan haklarına dayalı ÇOĞULCU BİR DEMOKRASİ gerekir. Ontolojik olarak her etnik kümenin kendisini ifade etmesine ve gündelik yaşamda kendi anadilini konuşmasına engel oluşturmak yanlıştır. (AS: Tek Resmi dil koşulu ile)

3- Devletin anayasal hukuk düzeninin ve bu hukuku uygulayacak siyasal iktidarlar ve devlet bürokratlarının, yurttaşların eşitliğinin vazgeçilmezliği ilkesinden hareketle, devletin tüm nimet ve külfetlerinin adil dağıtılması gerekir. Çünkü DEVLETİN DİNİ –ille böyle söylenecekse- ADALETTİR. Adalet mülkün (Ülkenin) yani iktidar olabilmenin temelidir.

  • Laik devletin dini, ırkı, mezhebi tarikatı, cemaati…olmaz.

Devlet, liyakat ve ehliyet ilkesi dışında, kendi yurttaşları arasında ayrımcılık yapamaz.

4- Başta eğitim, ekonomi, adalet, yargı, diyanet, iç ve dış güvenlık (polis, ordu) vb. kurum ve örgütlerin yukarıda gösterilen 3 ana amaca uygun ve etkin olarak kurgulanması gerekir. Devlet çarkı düzgün ve adil işlemelidir.

5- Demokratikleşmeye, belki de partilerin siyasal örgütlenme yapısından başlanmalıdır. Siyaset kurumunun işleyişi, a’dan z’ye adil ve güvenilir olmalıdır. Siyasal ahlak yasası çıkarılmalıdır. Siyasal partilerin, oy devşirme kaygısı ile ırkçılık, etnik bölücülük, dinsel ayrımcılık vb. konularda ayrıştırıcı ve düşmanlaştırıcı söylemlerde bulunmaları yasaklanmalıdır. Siyasal partiler arasındaki rekabet de kirli değil, dürüst olmalıdır. Partiler arasındaki rekabet konusu, her alanda ekonomik, toplumsal gönencin (refahın) artırılması ve halka hizmet niteliğinin yükseltilmesi üzerine odaklanmalıdır.

6- Hiçbir siyasal. ırkçı, dinci, etnik, bölgeci cinsiyetçi…  kesime demokrasi görüntüsü ya da düşünce özgürlüğü gerekçe yapılarak laikliği, din ve vicdan özgürlüğünü, kişisel ve demokratik özgürlükleri yok etme özgürlüğü verilmemelidir.

Kıssadan hisse, Atalarımız diyor ki :

“Ne doğrarsan aşına o gelir kaşığına.”

Bireyler ve toplumlar kendi geleceklerini ancak kendi akılları, kendi yetenekleri ve kendi olanakları çerçevesinde oluşturabilirler. Eldekini yeterli bulanlara sözüm yok. Ancak, yeterli bulmuyorsanız, mutsuzsanız, daha özgür ve iyi koşullarda yaşamak istiyorsanız o zaman akılcı ve bilimsel olarak gereğini yapın.

İnsan umut ettikçe yaşarmış. Umudunuz, yaşama sevinciniz ve yaşamı güzelleştirmeye yapabileceğiniz katkılarınız hiç eksilmesin..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir