Fırat’ın doğusundaki asıl düşman

Fırat’ın doğusundaki asıl düşman

Barış Doster
Cumhuriyet
, 15.12.18
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından, günlerdir Fırat Nehri’nin doğusuna ve Münbiç’e yönelik tutumunu açıklıyor. ABD ise kendi ifadesiyle, “Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik tek taraflı bir askeri eyleme” itiraz ediyor. Yani Türkiye’nin, ABD’nin bölgedeki en önemli araçlarından olan PKK terör örgütüne ve onun Suriye uzantısı PYD – YPG’ye yönelik askeri harekâtını önlemeye çalışıyor. Kısacası, Irak’ın kuzeyinde yaptığını, Suriye’nin kuzeyinde de yapıyor. Bu, ABD emperyalizmini bilenler, Ortadoğu’daki gelişmeleri izleyenler için şaşırtıcı değil. 

  • Asıl şaşırtıcı olan, Türkiye’nin gerçekte ABD ile cepheden karşı karşıya geldiğini bir türlü kabul etmemesi.
  • Irak ve Suriye’de asıl düşmanın, emperyalizmin güdümündeki terör örgütleri olmanın ötesinde, emperyalizmin ta kendisi olduğunu kavramaması.

Dört bölge ülkesini (Irak, Suriye, İran, Türkiye) bölmek isteyen, bunları bölerek, denize kıyıdaş bir Kürt devleti kurmak isteyen ABD’ye karşı, aynı tehditle boğuşan bölge ülkelerini bir araya getirecek bölgesel ittifaka öncülük etmemesi. Atatürk’ün, bölge merkezli dış politikasını bir türlü gündemine almaması…

Yığınakta yapılan hata
Askerler sıkça, “Yığınakta yapılan hata, cephede telafi edilmez” derler. Türkiye, Suriye konusunda öyle çok hata yaptı ki; kimi eksikler içerse de, son birkaç yıldır atılan doğru adımlar, Astana süreci ile birlikte Rusya ve İran’la birlikte savunulan politikalar, kesin sonuç almaya yetmiyor.

  • Çünkü ABD bağımlılığı, NATO üyeliği açıkça, yüksek sesle sorgulanmıyor.

Hassas anlarda ikircikli tutum alınıyor. Rusya ve İran aracılığıyla değil, doğrudan Suriye ile temas kurulmuyor. Dahası var… 

1) İktidarın çok iddialı olduğu, iyi bildiğini söylediği Ortadoğu hakkında bilgisi sınırlı.
2) Sahaya ilişkin bilgi kısıtlı. Bilgilerin çoğu da yanlış, çarpık.
3) Emperyalizme bağımlılık; cesur, özgün, özgür düşünebilme kabiliyetini aşındırıyor.
4) Yersiz, gereksiz bir özgüven patlaması içindeki kadrolar, başkalarının dediklerini, önerdiklerini dinlemiyorlar. Önemsemiyorlar. Hatta küçümsüyorlar.
5) Osmanlı Devleti’nden beri bürokraside seçkin yeri olan Dışişleri kadroları dışlandı. Yetkin hariciyeciler “monşerler” diye azarlandı. Yerlerini danışmanlar aldı.
6) İdeolojik ve mezhepsel önyargıların da etkisiyle Suriye’de Baas rejimi küçümsendi.
Esad hafife alındı. Rejimin toplumsal desteği, güç aldığı sınıflar, tabanı doğru tahlil edilmedi. Sadece Nusayrilere dayandığı sanıldı. Sünniler, Hıristiyanlar arasındaki, esnafta, burjuvazideki kökleri dikkate alınmadı. Sadece orduya, polise, bürokrasiye, istihbarat teşkilatına dayandığı öne sürüldü. 

Oysa Suriye’de iç dinamikler güçlü olmasa, toplumun farklı ve geniş kesimleri, katmanları, sınıfları rejimi desteklemese, 2011 Mart ayından beri ülke direnemezdi. Sadece dış dinamiklerle, İran’ın, Rusya’nın, Lübnan merkezli Hizbullah örgütünün, cephe gerisinde Çin’in desteğiyle açıklanamayacak bir direnç söz konusu.
Halkın büyük bölümünün gözünde mesele rejim, Baas, Esad meselesi değil, vatan meselesi. Türkiye’nin de bu gerçekler ışığında politika geliştirmesi, hedeflerini, önceliklerini sıralaması gerekiyor.
Kıssadan Hisse: Ortadoğu’da bizim ve tüm mazlum milletlerin asıl düşmanı bellidir.

  • Atatürk’ün dediği gibi; emperyalizmle mücadele etmek, vicdanı olan tüm insanlar için görevdir.
    =======================================
    Dostlar,

    Fırat’ın doğusuna yöneltilecek bir askeri operasyona ilişkin ciddi soru işaretleri var.
    Bizim de ciddi kaygımız.
    Özellikle zamanlaması düşündürücü ve rastlantısal olduğunu hiç sanmıyoruz..
    Klasik siyaset yöntemlerinden biridir; iç politikada bunalan iktidarlar halkın dikkatini çelmek ve dağıtmak için ulusal duyarlıklara dayalı oyunlara yönelebiliyor.
    Kış ortasında bağıra – çağıra “geliyoruz” diye ünlemenin mantığını açıklamak kolay değildir. Böylelikle kendi tabanını ve ve milliyetçi kesimleri birarada ve diri tutma (konsolide) etme politikası kısa bir süre güdülebilir. Ardından “sıcak operasyon” gelmezse bu kez o kitleler kopabilir.
    Üstelik yerel seçim öncesi böylesine bir “Rus ruleti” çok pahalı bir fatura çıkarabilir AKP = Erdoğan’a ve ülkemize..
    Mehmetçiğin kanı – canı en kutsal değerlerimizdendir. Hiçbir çıkara ve güdük ve gündelik parti politikalarına asla alet ve kurban edilemezler.
    Biricik (yegane) istisna, Büyük ATATÜRK‘ün çok yerinde belirlemesiyle,

  • “.. milletin yaşamı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir..”

    Üstelik çok ağır bir ekonomik bunalım yaşanırken, %7,24 gibi olağanüstü yüksek tefeci faiziyle (FED faizi %0,5!) borç ve faizini ödemek üzere birkaç milyar Dolar borçlanmak için çırpınılırken, tasarlanan askeri operasyonların küçümsenemeyecek akçalı (mali) yükü gözardı edilemez. Hele hele şehit tabutları…

    Bir de iktidarın gözünü karartarak yapacağı seçim harcamaları – seçim ekonomisi sorunu var..

31 Mart 2019 sonrasında çok daha sıcak ve bunaltan bir iklim (konjonktür) bekliyor ülkemizi..
Hem de pek çok bakımdan..  Ne yazık ki böyle; ama her kaosun barındırdığı çözümler de var!

AKP=Erdoğan iktidarının olağanüstü sağduyulu davranması gereği tüm zamanlardan daha çok!

Başta Suriye yönetimi ile doğrudan iletişim ve etkin işbirliği olmak üzere İran, Irak ve Rusya ile eşgüdümlü, bölge temelli, dengelere odaklı dış politika dışında seçeneği yok AKP=Erdoğan‘ın.

Sevgi ve saygı ile. 18 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir