Türkler Türkmen Aleviliğinden ve Türk Sünniliğinden nasıl koparıldı?

Türkler Türkmen Aleviliğinden ve
Türk Sünniliğinden nasıl koparıldı?

son birkaç yüzyıla gelinceye değin Alevi kimlikli idi.

Dr. Ali Rıza ÜÇER’in takdimi…
Araştırmacı, yazar Cemil Kılıç‘ın “Türkler Türkmen Aleviliğinden ve Türk Sünniliğinden nasıl koparıldı” başlıklı yazısı dikkat çekici. Kılıç, ABD EMPERYALİZMİ güdümünde Araplaştırılmış Türkiye Sünniliiğine karşı Türk Sünniliği ve Türk Aleviliği kavramlarının altını çiziyor, (İlhan Selçuk bunu hoşgörü temelli “Anadolu Müslümanlığı” olarak tanımlardı)

Kılıç’ın yazısında içine sürüklendiğimiz karanlık ortamla ilgili önemli ipuçları var:

“Anadolu’nun pek çok yerinde Yavuz’a gelinceye kadar bugünkü anlamda Sünni bir yerleşim yerine rastlamak olası değildi. Kaldı ki Türkmenlerin büyük bir çoğunluğu göçerlerden oluşuyordu. Göçerlerin yaşam tarzı ise Alevice idi. Osmanlı, göçer Türkmenleri yerleşik yaşama geçirerek bu yolla onları Sünnileştirmeye de çalıştı. Önemli ölçüde de sonuç aldı. Anadolu Türkmenlerinin büyük çoğunluğu son birkaç yüzyıla gelinceye değin Alevi kimlikli idi. Bu kimlikte de ortodoks İslamî inanç ve geleneklerden ziyade SUFİ VE KÖK TENGRİCİ ögeler egemendi.

Önemine dayanarak yineleyerek belirtelim ki, bugün Anadolu’daki Sünni Türk kitlenin çok önemli bir kesiminin ataları, birkaç yüzyıl öncesine değin Alevi / Kızılbaş karakterde idi. Nitekim bundan dolayıdır ki Türk Sünniliğinde diğer Müslüman halkların Sünniliğinde olan bazı şeyler yoktur. Söz gelimi Türk Sünnileri çocuklarına asla Muaviye, Yezit ve Mervan gibi adlar vermezler. Ama Arap Sünnileri içinde bu isimlere rahatlıkla rastlayabilirsiniz.

Ayrıca Türk Sünnileri çocuklarına çoğunlukla hep ehlibeyt isimleri vermektedirler. Ali, Hasan, Hüseyin, Haydar, Ali Ekber, Fatma, Zehra gibi adlar Türk Sünnileri arasında yaygındır.

Geleneksel Türk Sünniliğinde Arap Sünniliğindeki gibi katı harem – selamlık kuralı yoktur. Türkistan piri Ahmet Yesevi’nin meclislerinde kadın erkek birlikte yer alıyor ve birlikte ibadet ediyorlardı. Türk Sünniliğindeki bu özelliğin kaynağı Yesevi etkidir. Son 30 – 40 yıla dek Anadolu’daki Sünni Türkmen köylerinde harem – selamlık diye bir şeyden bahsetmek mümkün değildi. Ancak Türk Sünniliği, Arap Sünniliğine evriliş süreci boyunca gitgide özgünlüğünü yitirdi. Bugün gelinen aşamada dindar Türk Sünni kitle, tarihsel ve geleneksel Türk Sünniliğine iyice yabancılaşmış ve Eş’arî hatta Selefi, Vahhabî bir anlayışla kuşatılmış durumdadır. Bu süreç halen devam etmektedir.

Türkiye’deki dinci cemaat ve tarikatların çoğu Vahhabileşme hareketine destek vermekte ve bu yolda büyük çaba harcamaktadır.

  • Vahhabileşme hareketi, Diyanet yoluyla da devlet tarafından desteklenen bir sapma olarak güncel manada gemi azıya almış bir biçimde hızla ilerlemektedir.

Bu durum Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Kıbrıs’ta da yaşanmaktadır. Vahhabi propaganda adı geçen coğrafyalardaki Türk Sünniliğini de yozlaştırmaya devam etmektedir. Özellikle Özbekistan ve Kırgızistan’da Vahhabi akımın ciddi oranda taban bulduğunu üzülerek gözlemlemekteyiz.
**
Türk Sünniliği dediğimiz anlayış, bugün çok zayıflamış olsa da bir cevher olarak hala toplumsal belleğimizin derinliklerinde varlığını hissettirmeye devam ediyor. Canlandırılmayı ve Selefî, Emevi, Eş’arî Arap Sünniliğine karşı yeniden ayağa kaldırılmayı bekliyor.

Cumhuriyet devrimleri ile hedeflenen yeni toplumsal yapıda dinin denk düştüğü alan, aslında tarihsel Türk Sünniliğidir. Cumhuriyet devrimleri, Türk Sünniliğini bilimsel ve çağdaş düzlemde yeniden diriltmeyi ve Arapçı din anlayışına karşı bir nevi “MİLLİ MÜSLÜMANLIK” kimliğiinşa etmeyi amaçlamıştır. Bu Milli Müslümanlık düşüncesinde Ebu Hanife ve İmam Maturidî’yi esas alan fıkhi ve itikadî bir çizgi ile birlikte Yesevi, Alevi, Mevlevi, Bektaşi kültürel mistik İslamî miras da temel öğedir. Böylesi bir zeminde laik karakterli bir devlet kurulup Türk Sünniliği sosyolojik bir kimlik olarak müesses nizam haline getirilmek istendi. Kısmen başarılı olunsa da toplumun içinde sinsi sinsi faaliyetlerini sürdüren gerici, Selefî, Vahhabî Arap dinciliğini esas alan cemaat ve tarikatlar, yer altı çalışmalarıyla modern Türk Sünniliği projesini büyük ölçüde tahrip etti. Bunda dış destek de çok etkili oldu. Özellikle ABD’nin Yeşil Kuşak projesi Türk Sünniliği yerine gerici Emevi, Selefî, Eş’arî Arap Sünniliğini takviye etti.

Çünkü ABD için gericileşmiş bir Türkiye, sömürmek, yönetmek ve ezmek için daha elverişliydi. 1950 ve 1960’lı yıllarda dünyadaki sol akımların estirdiği laik, seküler fırtına, Müslüman halkların da emperyalizme karşı uyanışını ve ayağa kalkışını müjdeliyordu. Ancak ABD emperyalizmi bu uyanışı dinci tarikt ve cemaatleri destekleyerek boğdu.

  • Şeyhine kul olan kitleleri, o şeyhi emperyalizme kul ederek yönetmek elbette ki daha kolaydı.Oysa birey kimliğinin geliştiği toplumları baskılamak kolay olmayacaktı.

ABD, 1950’ler ve 1960’lardan sonra Türkiye’yi dinci yapılar eliyle gericileştirdi.
Böylece ABD ile cemaat ve tarikatlar el birliği içinde Türk Sünniliğini boğdu.

Oysa Türk Sünniliğini korumak ve geliştirmek maksadıyla Cumhuriyet, Diyanet İşleri Başkanlığını ve İmam Hatip Okullarını kurmuştu, İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitülerini açmıştı. Bir dönem bu kurumlara gerçekten laik cumhuriyete sadık kadrolar egemendi. Lakin gitgide gericilik güç kazandı ve Türk Sünniliği, Emevi, Selefî, Eş’arî Sünniliğine yenildi.

Bahsi geçen kurumlardan azılı Cumhuriyet düşmanları çıktı. FETHULLAH GÜLEN –  TİMURTAŞ UÇAR ve CEMALETTİN KAPLAN gibi isimler azılı Cumhuriyet düşmanlığının simge isimleridir.

Bugün rejimin korunması, toplumsal barışın sarsılmaz bir biçimde yeniden ihdası ve geleceğe emin adımlarla yürüyebilmek için Türk Sünniliğinin canlandırılması, güçlendirilmesi ve geliştirilmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Çünkü Türk Sünniliği dediğimiz dinsel anlayış, cumhuriyet devrimleri ile barışıktır.

Türk Sünniliğinin kökü; “Sünnet imiş kafir de olsa incitme insanı,” diyen Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’ye ve “Yaradılanı severiz, yaradandan ötürü,” diyen Yunus Emre’ye dayanır.

Türk Sünniliği; hayata, akılla, bilimle bakan bir anlayıştır. Bunda büyük Anadolu bilgesi Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin; “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır,” sözünün etkisi büyüktür.

  • Türk Sünniliğinde din devleti talebi yoktur.

Türk Sünniliğinde dinsel yaşam bağlamında ahlak ve ibadet merkezli bir yapı egemendir.

Türk Sünniliği; köklerinin dayandığı Ebu Hanife’nin ANADİLDE İBADET hakkı fetvasından etkilenerek ibadethanelere ve dinsel ritüellere Türk dilinin mevlitler, ilahiler, kasideler, Türkçe hutbe ve Türkçe vaazlar yoluyla girmesini sağlayan milli bir anlayıştır. Bu nedenle Türk Sünniliğinde Türk dili duyarlılığı yüksektir.

Türk Sünniliği; ehlibeyt sevgisi, din kardeşliği ve MİLLETDAŞLIK TEMELİNDE Alevi ve Caferi yurttaşlarımıza karşı da saygılı bir tutum içindedir. Nüfusunun çoğunluğunu Şii / Caferi ve Alevi kardeşlerimizin oluşturduğu Azerbaycan’a dair geliştirilen “Bir millet iki devlet” söylemi bu tutumunun en net yansımalarından biridir.

Türk Sünniliği, tıpkı Türkmen Aleviliği ve Türk Şiiliği gibi ulus olarak mevcudiyet ve istikbalimiz açısından milli güvencemizdir.

Bu nedenle Türkiye nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Sünni – Hanefi kitle düşünülerek yeniden ifade edelim ki; Selefi, Emevi, Eş’arî, Vahhabi radikalizmine karşı modern Türk Sünniliğinin yeniden ihyası elzemdir.

Türk Sünniliği, bizim Muhammedî islam dediğimiz anlayışın Türkler arasındaki nüvesini ifade etmektedir. Türk Sünniliği, egemen Emevi İslam anlayışına karşı kesinlikle muhalif bir İslamî direniş yoludur. Bunun öbür Müslüman halklar arasındaki versiyonları da Muhammedî İslam’ın ihyası için önemlidir. Muhammedî İslam, mezheplerin böldüğü Müslümanları Muhammedî çizgide birleştirme ve akılcı yorumlarla İslam’ı çağdaş manada tecdid etme iradesini ifade etmektedir.

Öte yandan Türkiye özelinde, orta ve uzun vadede kendini; DİNSEL, MEZHEPSEL VE ETNİK KİMLİKLERLE İFADE EDEN BİREYLERİN YERİNİ YURTTAŞLIK KİMLİĞİ İLE İFADE EDEN BİREYLERE BIRAKMASI VE TOPLUMUN MODERN DÖNÜŞÜMÜNÜN SAĞLANIP LAİK CUMHURİYET SİSTEMİNİN TAKVİYE EDİLMESİ İÇİN BU TOPRAKLARIN TARİHSEL VE GELENEKSEL KİMLİĞİNE YABANCI OLAN ARAPÇI ANLAYIŞLARA KARŞI AMANSIZ BİR MÜCADELE ŞARTTIR.
Bu aslında gericiliğe karşı verilen bir ölüm kalım mücadelesidir. Bu mücadeleyi kazanmaktan başka çaremiz yoktur.”
****
Cemil Kılıç‘ın yazısının tümü:
https://odatv.com/turkler-turkmen-aleviliginden-ve-turk-sunniliginden-nasil-koparildi-15111805.html?fbclid=IwAR1AaOEB335d4oMeF5e3w8Jx4mxrzi1PMjFx8FIiamho2N0VT7ki7symsvE

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir