TÜRK MİLLETİ, HER ŞEYDEN ÖNCE KÖKLÜ “MİLLİ KİMLİĞİNİ” ÖĞRENMELİDİR

TÜRK MİLLETİ, HER ŞEYDEN ÖNCE KÖKLÜ “MİLLİ KİMLİĞİNİ” ÖĞRENMELİDİR

Konuk yazar :
Güzide Filiz TUZCU

Türk Milleti yaşamını “tam bağımsız, özgür ve sağlıklı olarak devam ettirebilmek, güvenli ve huzurlu yarınlara ulaşabilmek” için,  her şeyden önce ONA unutturulan  “HAFIZASINI“,  mutlaka ama mutlaka geri kazanmak zorundadır.

O halde bir Millet, yaşamı için olmazsa olmaz olan   “Hafızasını” nasıl kazanabilir?
Elbette ki “TARİH  İLMİNİN  REHBERLİĞİYLE” HAFIZASINI GERİ KAZANABİLİR.
Şimdi burada “HAFIZAMIZI TAZELEMEK – YA DA YENİDEN KAZANMAK” üzere tarih ilminin ışığıyla günümüze bir projeksiyon yapacağız;

– Büyük Atatürk’ün en büyük istek ve hedeflerinin başında ne geliyordu? Türk Milletine kasıtlı olarak unutturulan, hatta çalınan “Milli Hafızasını “, yani binlerce yıllık köklü milli kimliğini –  tüm dünya dillerine kaynaklık eden GÖK-TÜRK ASENA RUNİK ALFABESİNİ,

TÜRK dili – kültürü  ve tarihini  yeniden hatırlatmak.

Evet bir Millet, aynı bir insan gibi, “geçmişini, ailesini, soyunu, kim olduğunu – nerden geldiğini – köklerini- atalarını akrabalarını”, kısacası kim olduğunu – soyunu bilmek zorundadır; bilmediği takdirde dünya milletleri içinde  önemini, saygınlığını, gücünü tamamen yitirir ve  güdülmeye hazır kalabalık bir insan  güruhuna – bir sürüye dönüşür…  Büyük Atatürk’ün ifadesiyle ancak “başka milletlere av olur”.

Onun içindir ki Büyük Atatürk Türk Milletine ,  “kadim  – şerefli milli kimliğini” tanıtmak üzere, onun binlerce yıllık (16 bin yılın üstünde) muazzam antik tarihini  öğretmek, hatta bir daha unutmamak üzere hafızasını kazımak  istemiştir.

O, bunu yapabilmek için her şeyden önce yüzlerce yıl  zengin ve güçlü emperyalist batılıların tekelinde ve tasallutunda kalmış olan “GERÇEK ANTİK TARİHİN” üzerine örtülen karanlık perdenin  kaldırmasını, antik tarihin Türk Tarihçilerce kapsamlı olarak araştırılmasını, arkeolojik kazılar yapılmasını ve “ANTİK TÜRK TARİHİNİN” bilimsel kanıtlarla gün ışığına çıkarılmışını zorunlu görmüştür. Böylece O, Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu, Dil – Tarih – Coğrafya Fakültesini kurmuş, Tarih Konferansları düzenlemiş, antik tarih araştırmalarını ve  arkeolojik kazıları bizzat teşvik etmiş, hatta binlerce işleri arasından zaman ayırarak,  bazı kazılara da bizzat katılmıştır.

Çağımızı fersah fersah aşan – ileri düzeyde bir dehaya – öngörüye ve  bilimsel düşünce yapısına sahip olan, ayrıca öğrenmeye, okumaya ve bilhassa “TARİH İLMİNE”  büyük önem veren Büyük Atatürk, bir bilim insanı titizliğiyle yapmış olduğu araştırmalarına ve antik tarih ile ilgili okuduğu yüzlerce kitaba dayanarak, Türklerin tarihiyle ilgili son derece önemli ip uçları ve bilgiler yakalamış ve bunlara dayanarak  “Türk Tarih Tezini” gündeme getirmiştir.

O Büyük İnsan, aklıyla – ahlâkıyla – örnek insanlığıyla,  bilgeliğiyle, bilimsel düşünme yeteneğiyle, bilgisi ve sağlam karakteriyle tüm dünya  milletlerini kendisine hayran bırakmıştı, hayran bırakmaya ve saygı görmeye de devam ediyor… (çeşitli ülkelerde Onun ölümsüzlüğüne  – Ona ne kadar saygı duyulduğuna  ve büyüklüğüne  bizzat şahit oldum…)

O halde  Büyük Atatürk, “Türk Tarih Tezini” gündeme getirirken,  elbette  ne söylediğinin bilincindeydi,  O Büyük İnsan –  O Bilge Tarihçi,  “ayakları yere basmayan – boş işlerle – masallarla” uğraşacak biri değildi! Oysaki bazı sözde bilim insanları, Türk Tarih Tezini  kuvvetle destekleyen binlerce bilimsel kanıtı, arkeolojik bulguları ve kaynak eserleri ” görmezlikten gelerek, ya da bunlardan haberi  dahi olmadan ahkam keserek, hiç utanmadan – sıkılmadan  “Türk Tarih Teziyle” dalga geçip, alay etmektedirler! Ey Türk Milleti, seni, tarihi köklerinden koparan, senin beslediğin – maaşını verdiğin “Türk ve Türklük karşıtı” bu sözde aydınları iyi tanı…

Bu sözde bilim insanlarını şiddetle kınıyor ve soruyorum neye dayanarak – hangi bilimsel kanıta dayanarak “Türk Tarih Tezini”  reddediyor ve  onunla ilgili  bilim dışı – tamamen siyasi  yorumlar yaparak, gülünç duruma düşüyorsunuz? Yabancı ülkelerdeki  tarafsız tarihçiler, “batılıların egemenliğe altına girmiş, bu sözde Türk ve sözde bilim insanlarına” gayet haklı olarak burun kıvırıp, alay ediyorlar… Çünkü gerçek bir bilim insanı, bir tezi körü körüne reddedemez;  hele ki milletinin ve vatanının tamamen lehine olan böylesine  hayati bir tezi!

Okumuş – aydın – bilgili – bilinçli tüm  batılılar, ya da doğulular, “Türk Tarih Tezinin” doğru olduğunu, Türklerin en eski milletlerin başında geldiklerini, Türk Alfabesinin tüm batı dillerine kaynaklık ettiğini, Avrupa’ya ilk medeniyet götüren antik çağ Etrüsklerin (İtalyanca) (ki Etrüskler kendilerini  “Gök-Türk Asena”  olarak adlandırmışlardır) Türk olduklarını, keza Sümerlilerin ve Hititlilerin de Türklerin Ataları olduklarını ve de Antik Tarihin, emperyalist batılılarca  Grekler ve İtalyanlar lehine kurgulandığını ve değiştirildiğini gayet iyi biliyorlar. Gerçek Antik Türk Tarihini bir bilmeyen Türk Milleti! Çünkü Türkleri aydınlatmakla görevli olan ve  bunun için maaş alan – üniversitelerde, ya da bazı sözde Atatürkçü Cemiyet ve Derneklerde   saltanat süren – pek çok bilim insanı görevini yapmamaktadır!

Türk Milletine önemle  hatırlatmak isterim ki  “Türk Tarih Tezinden” çok büyük rahatsızlık duyanlar, onu önemsizmiş gibi, masal gibi, efsane gibi göstermek isteyenler, ezeli Türk karşıtlığı güden emperyalist batılıların sözcülüğünü yapmakta olup, “fanatik Türk karşıtı  batılıların bilim dışı – siyasi iddialarını”  tekrar etmekten başka hiç bir şey yapmıyorlar! Bunlar, Türk Tarih Tezi aleyhine bilimsel kanıt göstermiyorlar, antik tarihle ilgili sorulan sorulara cevap veremiyorlar,  ne de trajikomik duruma düşüyorlar…

Emperyalist batılılar, tarihi siyasi ve iktisadı çıkarlarına tamamen ters düştüğü için “Türk Tarih Tezini – yani Antik Türk Tarihini”  reddediyorlar (bunu bir bakıma anlayabiliriz!  ): Peki bazı sözde Türk bilim insanları bilimsel kanıtlara dayanan bir anti-tez öne süremeden, yani Türk Tarih Tezi aleyhine bilimsel hiç bir kanıt göstermeden,  Antik Türk Tarihini körü körüne niye  reddediyorlar? Niye? Niye? Niye? Niye? Niye? Aslında cevabı hepimiz biliyoruz…

Örneğin Ermeni kökenli Fransız tarihçi Etienne Copeaux da “Türk Tarih Tezini  komik bulduğunu, Türklerin,  Türk Tarih Tezindeki en gülünç iddiaları  terk ederek,   “Türk – İslâm Sentezini” benimsemeleriyle, geçmişteki hatalarını (yani gülünçlüklerini) bir nebze olsun telâfi ettiklerini ” buyurmuş!  (Kaynak:  Etienne Copeaux, Tarih Ders Kitaplarında TÜRK TARİH TEZİNDEN TÜRK İSLÂM SENTEZİNE, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006, s. 367)

 Hayret! E. Copeaux’un  Türkiye’deki   bazı sözde bilim insanlarıyla birebir  aynı dili konuşması ne ilginç! Acaba bu bir tesadüf mü? Naçizane kanaatime göre Türk Milleti mutlaka ama mutlaka “Antik Türk Tarihinden“, yani kadim geçmişinden, antik çağlarda muazzam medeniyetler ortaya koyan Antik Türk Atalarından haberdar edilmelidir ve bunu yapacak olanlarda Gerçek Atatürkçü, Gerçek Vatansever,  Gerçek Bilim İnsanı meslektaşlarım  “TÜRK TARİHÇİLER” olacaktır.

Bu bağlamda Türk Eğitim Sistemimiz yeniden “MİLLİ” olmalı; “Eğitimde Birlik-Bütünlük  Esas Alınmalı” (Tevhidi Tedrisat Kanunu tekrar yürürlüğe sokulmalı) Büyük Atatürk’ün öngördüğü “Tarih Dersleri ve Tarih Kitapları” Türk çocukları ve gençleriyle yeniden buluşturulmalı; Köy Enstitüleri, Halk Evleri ve Halk Odaları yeniden açılmalıdır. Türk milleti bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir; tüm medeni – çağdaş milletlerin aydınlarının yaptıkları gibi…

Kuran’da bile Yüce Allah diyor ki “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?  Bilen gözü gören gibidir, bilmeyen kör gibidir“. Kuran “bilimi,  gerçeği ve bilim yolunda ilerleyen dürüst – namuslu – doğru insanları” hayatımıza rehber edinmemizi öğütlemektedir…

Benzer şekilde başta İsaac Newton, Albert Einstein gibi dâhiler olmak üzere, batılı pek çok bilim insanı da  “din ile bilimi uzlaştırmış ve onları birbirlerine hizmet eder konuma getirmişlerdir.” Türk bilim insanlarına duyurulur… Türklerin köklü dini inancı olan İslam’ı dışlayarak, zaten hiçbir yere varamayız; ancak milleti cahil – sahte  sözde hocaların eline terk ederiz ki, 1938’den beri yapıldığı gibi…

  • KISACASI TÜRK MİLLETİ, ASLINA – GÜZEL ÖZÜNE – KADİM DEĞERLERİNE – KÜLTÜRÜNE VE İNANCI OLAN İSLÂM’I TEBLİĞ EDEN YEGANE KAYNAĞA – KURAN’A  YENİDEN KAVUŞTURULMALIDIR. TEK KURTULUŞ YOLUMUZ BUDUR.

=============================================
Değerli site okurlarımız,

Konuk yazarların bu sitede yayınlanan yazıları kendi görüşlerini yansıtmaktadır.
Sayın Güzide Filiz Tuzcu, bir tarihçi olarak sitemizde yazılarıyla sıklıkla konuk oluyor.
Kendisine teşekkür doluyuz.

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir