Cezmi DOĞANER : SANATIN GÜCÜ

 

SANATIN GÜCÜ

Cezmi DOĞANER

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İnsan her şeyden önce düşünen ve yaratan bir varlıktır. Düşünme, yorumlama ve yaratıcılık özelliği, onu öteki canlılardan ayıran temel niteliklerin başında gelir.

Sanat, hem kişinin yaratıcı gücünü geliştirmek, hem de insanlık niteliklerini yüceltmek için güçlü bir araçtır.

Bir insanın gözlerinin rengini değiştirmek mümkün değildir ama, gözlerinin dünyaya bakış biçimini etkilemek, ona ileri ve çağdaş bir toplumun kurucuları, yapıcıları, yaratıcıları arasına sokmak bir anlamda sanat gücü, eğitimi araçlarıyla olanaklıdır.

Sanırım yaşamdaki her şey sanattır. Ne yaptın. Nasıl, kıyafet, birini sevmenin şekli ve nasıl konuştuğun. Gülüşün ve kişiliğin. Neye inandığınızı ve tüm hayallerinizi. Çayınızı içme şekli. Evinizi nasıl dekore edersiniz. Ya da parti. Bakkal listeniz. Yaptığınız yiyecek. Yazının nasıl göründüğünü. Ve nasıl hissettiğiniz gibi. Hayat sanattır. ” (Helena Bonham Carter, d. 26 Mayıs 1966, Londra. İngiliz oyuncu)

Sanat insanlar içindir. Her şeyden önce bir yaratıcılık demek olan sanat, özgür bir ortam ister. Bu yüzden sanat  özgürlüğün bulunduğu, sanatçının özgürce düşünüp, eserini yaratabildiği yerlerde, toplumlarda gelişebilmiştir.

Sanat, TDK´nın çağdaş Türkçe Sözlük’te;

“1. Bir duygunun, bir tasarının ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü,

2. Bu anlatım sonucu ortaya çıkan üstün yaratıcılık,

3. Bir şeyi güzel yapmak için uygulanan kuralların tümü olarak tanımlanmış

ve sanat kelimesi dilimize Arapça´dan girmiş.”

Sanatçı, sanat çalışmalarında bağımsızdır, özgürdür. Yaratıcı kimliğini yapıtlarında sergiler. Sanatçı genellikle muhaliftir. Muhalif olan birinin karşı taraftan bir şey beklemesi de kendi doğasına aykırıdır. Gölge edilmezse ve toplum düzeyi de uygun ise sanatçı bir yerlere gelebilir. Bu toplumun sosyo-psikolojik altyapı sorunudur.

Sanatçı, örneğin bir yazar, bu ödevlerini, bazen iyiyi canlandırmak, bazen de kötüyü, toplumun ve insanların aksak yanlarını sergilemek biçiminde yerine getirir. Vereceği dersi yasa maddeleri ya da ders notları ezberletir gibi kuru kuruya değil; sezgi, yaşantı ve telkin yoluyla, estetik yolla verir. Bu yönüyle sanat,  genel anlamda eğitimin bir organı ve aracıdır.

Sanatçı aydınlanmacı, hümanist, zekası, seziş yeteneği çok güçlü, dünya kültür üretimine katkısı olan insandır.

“Öte yandan sanata ve sanatçıya değer verilmeyen bir toplumda sanatın gelişmesini beklemek de boşunadır. Bunların yanında, sanatın gelişip evrensel boyutlara ulaşabilmesi için, toplumun bilgi ve kültür düzeyinin sanatçıyı destekleyecek düzeyde olması gerekmektedir. Toplumdaki bireylerin sanata ilişkin bilgileri, onların sanat etkinliklerini izlemeleri ve sanatın yaygınlaşması  için gereklidir.”

Çocuk oynayarak, insan rüya görerek, sanatçı yaratarak güzelliği yaşar, insan karmaşık duyguların zararından kurtulur.

Elit kültür grubu içinde yer alan resim sanatının gelişebilmesi için çok uzun bir süre beklenmesi gerekir. Buna sanatçının kendi yetileri yetmez. Toplumda sanatçıya kaynak olacak veriler olması, çok yönlülük olması gerekir ki sanatçı bu çok yönlülükten birşeyler çıkarabilsin. Tek düze toplum düzeni sürdükçe, sanatçıdan fazla birşey beklemek yersiz olur.

Kültürün, üst düzeydeki güzel sanatların gelişebilmesi için insanların tabandan yetişmesi gerekir. Bu yüzdendir ki resim sanatı nerede olursa olsun ancak sınırlı bir gruba hitap edebilir, gerçek anlamda. Olaya bugünkü Türk toplumu açısından yaklaşılınca bu sınırlı grubun çok daha sınırlı olacağı şüphesiz. Bunun düzelebilmesinin tek yolu da tabandan sanat eğitimi vermek olabilir ancak.

Örnegin Türkiye´nin çeşitli yerlerinde yaşayan

  • başta ressamlar, sürekli üreterek, yeniyi arayarak, sergiler açarak, açacakları sergilerin planlarını yaparak sürdürüyorlar sanat yaşamlarını… Tamam diyen yok, hedef sürekli üretmek, yeniyi güzeli bulmak olmuş, aralarında sözbirliği etmişcesine.

İnsan sınırlamalardan koşullanmalardan kurtulunca düşüncede ve duyguda benliğine daha çok erişebilmektedir. Bu da sanatın yaratıcı gücü ile olur.

Tarih boyunca, Türk toplumu, Türk halkı -dünyanın her yerinde- basmakalıp düşünür olmaktan ve baskılar altında suskunlaşıp veya nesneleşip benliğini yitirmekten sanatla, dil ve kültürüne sahip çıkarak kurtulmuştur. (3.8.17)
============================================
Dostlar,

AKP’nin YOZ BİLİM – SANAT – KÜLTÜR DÜŞMANLIĞI ÇIKMAZI

Sayın Cezmi Doğaner’in yazısı deyim yerinde ise bize “ilaç” gibi geldi..
50 yıldır azim – sebat ve özverilerle sürdürülen Altın Portakal Film Festivali’nin bu yıl iptal edilmesi bizi çileden çıkardı..
Artık bu denlisi de olmaz, olamaz, olmamalı.. diyorduk ki; devr-i AKP’de bunu da gördük!
Bir kez daha AKP =RTE‘nin ülkemizi gericileştirme ve çağ dışına sürükleme politikalarında bir dur – durak olmadığını / olamayacağını acı biçimde gördük, yaşadık..

Zaten “Reis” bir süre önce, “…sosyal – kültürel alanda kafasındaki egemenliği ülkemizde kuramadığını…” her gün birkaç kez yaptığı bıktırıcı TV konuşmalarından birinde emir buyurmuştu.. Talimat alındı ve gereği yapılıyor.. “Şanı” da Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel’e nasip oldu (!) Eh artık çocuklarına ne büyük mirastır Türel’in bırakacağı “şan” (!) Başbakan yardımcılığı ve hükümet sözcülüğünden Kültür ve Turizm Bakanlığına “kaydırılan” Prof. Numan Kurtuluş hazretleri nasıllar acaba? Örn. bu gelişmelere geçelim onayını; bilgisi, haberi var mı ola?

Daha önce nice acı örnekler yaşadık.. Kars’tali “İnsanlık Anıtını” Erdoğan “ucube” diye tanımladı kendince ve parçalatarak kaldırttı! Dehşet verici idi, çooook utandık, O’nun adına da,
acı duyduk, halen duyuyoruz. Ucube olan gerçekten 2006’da Heykeltıraş Mehmet Aksoy’a Kars Belediyesinin yaptırdığı Türk – Ermeni dostluğu temalı 24.5 metre yükseklikteki görkemli İnsanlık Anıtı mıydı??

İ. Melih Gökçek nam “gedikli belediye başkanı” hiç sıkılmadan “.. böyle sanatın içine tüküreyim… ” buyurmuşlardı Bale için.. Müritler – Ümmet bu sözü “hadis – sünnet” gibi görmekteler..

İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) 9 yıldır kullanım dışı ve çürümeye terk edilmiş durumda.. Fiilen ve kasıtla kul-lan-dı-rıl-mı-yor! Yıkmak ve yerine cami yapmak istiyorlar ama henüz kamuoyunu yeterince “yumuşatıp -hazırlayamadılar”..  İstanbul betona boğuldu, artık doğal olaylar afete dönüşüyor ama sanat – kültür kelepçeli..

Siz toplumsal kalkınmayı yol – köprü – gökdelen – tunel – inşaat -adam başı geliri türlü oyunlarla ülkeyi borçlandırarak şişirme mi sanıyorsunuz?? Ne büyük yanılgı, totaliterleşen rejimler – kişiler hep bu tuzağa düşüyor ve sonları çok perişan oluyor….

Ankara’daki AKM de yıllardır amaç dışı panayır yeri gibi kullanılıyor, boş tutuluyor, amacına uygun sanat – bilim – kültür etkinliklerine açılmıyor.. Oysa  bu merkezler çağdaş Halkevleri gibi Ulusun çok yönlü Aydınlanmasının yuvaları olmak zorunda..

Büyük ATATÜRK boşuna mı söyledi :

  • Sanatsız kalmış bir ulusun, yaşam damarlarından biri kopmuş demektir.
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.
  • Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa, tam bir yaşama sahip olamaz.
  • Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
  • Hepiniz mebus olabilirsiniz, Vekil olabilirsiniz, hatta Reisicumhur olabilirsiniz.
    Fakat sanatkâr olamazsınız.
  • Türk topluluğunun bireyleri ne denli Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o denli güçlü olur.
  • Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanın düşmanıyız.
  • … eski devrin bütün hurafelerinden sıyrılmış, Batı’dan ve Doğu’dan gelen yabancı etkilerden uzak ve ulusal yapımızla uyumlu bir kültür kastediyorum
  • Kültür okumak, okuduğunu anlamak, bundan bir sonuç çıkarmak ve zekayı terbiye etmektir.

******
Hiçbir uyarı, öneri, rica…….. kâr etmiyor.. Bildiğinizi görülmemiş bir inatla dayatıyorsunuz.

Örneğin dünkü YAŞ’ta, Deniz Kuvvetlerinde Donanma Komutanı oramiral dururken 2 yıllık bir koramirali Kuvvet komutanı atıyorsunuz.. Seneye erken terfi ile yükselteceksiniz!? Dünyada örneği var mı?? Haydi Hulusi bey, diyelim 2 yıl daha Başkan kalmak için “sustu”(!?).. Zaten emekli olacakları kesin 3 Kuvvet Komutanı ne dediler bu kıyıma?? Donanma Komutanı oramiral bu denli aşağılanacağına, hukuksal kesin kanıtı varsa O da soruşturulur – kovuşturulur, emekli edilirdi.. İstifaya zorlanıyor açık ki! Olacak şey midir, Oramiral, Koramiral’in buyruğuna sokulmuştur.. Bu koramiral nasıl içine sindirebilmektedir buram buram çirkin siyaset soslu nepotik atamayı? Sizin yurtseverliğiniz bu mudur??

Siz ne yaparsanız yapın, 21. yy’ın şafağında Anadolu topraklarında tarihi geriye döndüremeyecek ve dini alet ederek özlediğiniz gerici – yobaz – çağdışı – utandırıcı düzeni kuramayacaksınız.. Tarihsel diyalektik yasaları şaşmaz biçimde işleyecek ve Türk Ulusu bu karanlık – lanetli yılları, AKP Fetreti‘ni de kapatacaktır.. Büyük atasözüdür, “eden bulur”!

Son söz Mustafa Kemal Paşa‘nın :

  • Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.

    Sevgi, saygı ve kaygı ile. 03 Ağustos 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com
    ===================================
    Sayın yazara e-ileti notu :

Değerli Doğaner,

SANATIN GÜCÜ başlıklı yazınız için sizi kutlar ve teşekkür ederim.
Yazınızı web sitemde yayınladım ve ben de altında epey yazdım.. Bakmanızı dilerim…

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir