Yarbay Mehmet Alkan: Albaylık beklerken tek kelimeyle ihraç edildim

Yarbay Mehmet Alkan: Albaylık beklerken tek kelimeyle ihraç edildim

Yarbay Mehmet Alkan: “Albaylık beklerken tek kelimeyle ihraç edildim”

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Yarbay Mehmet Alkan, şehit olan kardeşinin cenazesindeki isyanıyla Türkiye’nin gündemine oturmuştu ve KHK ile TSK’dan ihraç edilmişti. Aylar sonra konuşan
eski Yarbay Alkan, ‘Albay olacakken ihraç edildim’ dedi. (AYDINLIK, 27.02.2017)

Yarbay Mehmet Alkan, şehit olan kardeşinin cenazesindeki isyanıyla Türkiye’nin gündemine oturmuştu. Mehmet Alkan, RS FM’de Yavuz Oğhan’ın “Bi De Bunu Dinle” programına konuk oldu ve değişen hayatı ile verdiği hukuk mücadelesini anlattı. Yarbay Mehmet Alkan, ihracına neden olan o cenaze gününü şu sözlerle anlattı:

“Biz 9 kardeşiz, ben erkeklerin en büyüğüyüm. Ali, en küçüğümüzdü. Göreve gitmeden önce son 2 yıl yanımda kaldı. Aynı evi paylaştık, aynı işyerinde çalıştık. Şehit olduğu yer de benim bizzat görev yaptığım yerdi. Ben cenazeye Yarbay Mehmet Alkan olarak değil şehit ağabeyi olarak katıldım ve konuştum. Kardeşimin cenazesinde o an aklımızdan geçen ne varsa dile getirdiğimiz bir husustu. Söylediklerim benim sözüm değildi aslında, milletin aklından geçen, herkesin kendi arasında konuştuğu, dile getirdiği bir husustu. Ben sadece yüksek sesle
dile getirdim.”

‘ŞEHİTLİK HEP GARİBANLAR İÇİN’

Yarbay Mehmet Alkan: ‘Şehitlik hep garibanlar için’ Cenazedeki tepkisi nedeniyle uyarı alan Yarbay Alkan, TSK’deki görevine devam etse de yaşadıkları yıpratmış, psikolojik tedavi yardımı almış. Alkan görevden alınmasının kardeşi yaşamını yitirdikten sonra katıldığı bir toplantıdaki ifadeleri nedeniyle olduğunu söylüyor:

“Ali’nin olay gecesi yanında mevzide olan, hayatlarını kurtardığı, vesile olduğu 9 askeri, terhis olduktan sonra benim yanıma geldi. Evlerine, memleketlerine gitmeden benim evime geldiler. Sonra da Osmaniye’ye komutanlarının mezarına gittiler. Ben de Osmaniye’ye bir hafta sonra kardeşlerimle beraber gittim. Mezarlık ziyaretinden sonra Şehit Yakınları ve Gaziler Derneği‘nde yakınlarıyla bir sohbet toplantımız oldu. Toplantıdaki konuşmam da söylediklerimi bugün yine söylerim.

  • Bu ülkede 32 yıldır şehit veriliyor ama bir türlü çözülmüyor.
  • Çünkü ülkeyi yanlış yönetenler, yanlış kararlar alanlar bunun bedelini ödemiyor.
  • Bedeli sadece polis, asker, korucu, öğretmenler yani garibanlar ödüyor.
    Şehitliği yükseltiyorlar hep. Şehitliği yükselten arkadaşların kendileri ya da yakınları şehit olmadığı sürece şehitlik süper bir şey. Çünkü onlar için öyle bir ihtimal yok.
    Bu ancak garibanlar için olabilecek bir şey.Konuşmalarımız basına yansıyınca bu kez hem adli hem de idari soruşturma açıldı. TSK’dan ihraç talebiyle geçtiğimiz haziran ayında Yüksek Disiplin Kurulu toplantısı oldu. Başta Ankara Barosu başkanı olmak üzere yaklaşık 40 avukat savunmak için hazır bulundu. Ama kurul bir karar vermedi.”

‘ALBAY OLACAKKEN İHRAÇ ETTİLER’

Yarbay Alkan asıl savunmasını yapmak için hazırlanıp, albay olmak için gün sayarken, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL KHK’sıyla 48 bin kişiyle birlikte ihraç edildi:

“1 Eylül’de hiç beklemediğimiz bir şekilde bir kararnameyle 48 bin kişilik listeye bir satır olarak beni de koyduklarını gördüm. İnanamadım, benim 30 Ağustos’ta Albay olmam gerekiyor. Beni atıyorsan bile albay olarak atman gerekiyor. İhraç edilmemle ilgili bildiğimiz ya da söylenen hiçbir gerekçe yok. Hakkımda işlem yapanlarla ilgili dava açtım. Çünkü

  • Beni FETÖ ile aynı işleme tabi tutmak alçaklıktır.
    Hakkımda herhangi bir adli soruşturma yoktur olamaz da.
  • Hakkımda işlem yapanlar ve yaptıranlar, kendi FETÖ’cülüklerinin yüzde biri kadar FETÖ’cü olduğumu ispat etsinler, her şeyden vazgeçeceğim.
  • Yetkililer FETÖ hakkında birilerine işlem yapacaksa ilk önce kendi haklarında yapmalı.”
    ===================================
    Dostlar,

Bu haberi okuyunca John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” adlı yapıtı usumuza geldi.
İlahlar, Türkiye nam coğrafyada gazaba gelmişler ve OHAL KHK’sı kılıcıyla onbinleri doğramaktalar. Kuru ya da yaş, masum ya da suçlu, at izi ya da iti izi.. karmakarışık. Üstelik yapılan vahim ve fahiş hataların giderimi (telafisi) de çoğu kez olanaksız. Çelik çembere alınan insanlara hiçbir umut bırakılmaksızın özekıyıma (intihara) sürükleniyor.

  • Genç akademisyen Dr. Mehmet Fatih Traş geçen hafta Adana’da intihar etti!
    İşten çıkarılmış, hocalarının dışarıdan 2 ders verme desteği de engellenmişti.
    Umudun tükendiği yerde “intiharı” seçmek zorunda bırakılmıştı.
    Genç akademisyen Dr. Mehmet Fatih Traşın gerçek katilleri kimlerdir?
    Yazarsak suç olur mu? Yazmazsak suç işlememiş sayılır mıyız?Ülkemizin gündeminde bu süreç “sivil ölüm” olarak adlandırılıyor. Sözde “idam” AKP tarafından AB baskısıyla anayasadan (+ ceza yasasından) çıkarılmış durumda. Biz bu vahşete “post-modern idam” diyoruz..  İntihar etmeseler bile kurbanlar ve yakınları ağır depresyon vb. ciddi ruhsal bozukluklara, yoksulluğa, yoksunluğa, itilmişliğe, ötekileştirilmeye, yalnızlaşmaya itiliyor. Bunca ağır ceza kişisel olarak da kalmıyor böylece. Damgalanan insanların emekli olma, unvanlarını kullanma, mesleklerini sürdürme olanağı da verilmiyor. Malvarlıklarına el konduğu da..
    Tam bir damgalanma!
    Böylelikle dolaylı olarak kalıcı biçimde tasfiye edilmiş oluyorlar.
    Hukukun evrensel ilkelerinin, insan haklarının, anayasa ve ceza hukukunun
    en temel ilkeleri ayaklar altında..ABD, 1963-73 arasında Vietnam’da 10 yıl savaşmış ve ordusu çok büyük yitikler vermişti. 60 bin ABD askeri ölmüş ya da yitmiş, onbinlerce ABD askeri bedensel
    ve ruhsal olarak ağır zedelenmeler (travmalar) yaşamıştı. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) [Post traumatic Stress Disorder – PTSD] başta olmak üzere pek çok ruhsal sorun onbinlerce ABD askerini ciddi olarak hastalandırmıştı. Bu insanlar sosyal yaşamdan kopmuş, yuva kuramamış, iş edinememiş, kariyer yapamamış…. psikiyatrik sağaltıma, psikolojik desteğe, ilaçlara bağımlı duruma düşmüşlerdi. Ağır ve kalıcı yeti yitimine uğramış engelli kalmışlardı. Ezici çoğunluğu ise alt sosyoekonomik sınıflardan gelen Zenci, Hispanik, Indian (Kızılderili) yoksul ve
    iş bulamadığı için ABD ordusuna girmiş, bir bölümü de lejyoner (paralı asker) idi..

ABD neredeyse yarım yüzyıldır bu ağır toplumsal sorun ile deyim yerinde ise boğuşmakta.. “Veterans Administration” (Gaziler İdaresi) bu amaçla özel olarak kuruldu ve ABD bu uğurda yüzlerce milyar dolar (belki de birkaç trilyon dolar!) harcama yapmak zorunda kaldı..

Ne yazık ki, benzer bir acı tablo ülkemizi bekliyor, hatta yaşanıyor. 12 Mart 1971,
12 Eylül 1980 mağdurlarını 15 Temmuz 2016 sonrası OHAL KHK kurbanları izledi. üstelik bu kez “tasfiye edilenler” yüz bini çoktan geçti..

Nazilerin bile akıl edemediği biçimde pasaportlarına da el kondu!
Führer’in faşist Almanyasında bilim insanları pasaportları ile Mustafa Kemal Paşa‘nın Türkiye’sine sığınmışlardı (1933 sonrası ve 140’ı aşkın parlak bilim insanı!)

Benzer tablolar insanlığa karşı suçtur, zamanaşımı yoktur.
Birkaç kez ağırlaştırılmış yaşamboyu (müebbet) hapis cezasına çarptırılan insanlar bile 40 yıl yattıktan sonra çıkabilecekleri umudu ile yaşama tutunmaktadırlar.
Türkiye elbette FETÖ ve militanlarını hukuka uygun biçimde cezalandırmalıdır. 1984’ten bu yana 32-33 yılda can yitiklerimiz 40 bine yakın. ABD’nin Vietnam yitiklerine yaklaşıyor.

Türkiye İNSANCIL HUKUKU asla elden bırakmamalıdır.
Hele hele AKP içinde FETÖ’cü milletvekili, bakan, parti yöneticisi… kadrolarına hiç dokunmayıp yüzbiini aşkın insanın üstüne Tanrıların gazabı düzeyinde gitmek olağanüstü yanlıştır.

Türkiye ABD kadar ağır bir “Veterans sendromuna” sürükleniyor; aman dikkat!

  • Kılı kırk yarmak, itirazları hızla ve duyarlıkla değerlendirerek yanlış işlemler geri almak zorunludur.
  • OHAL asla kötüye kullanılmamalı, Anayasa – yasalar- hukuk -uluslararası andlaşmalara mutlak saygı gösterilmelidir.
  • OHAL koşulları hızla giderilmeli ve olağan rejime dönülmelidir.
  • OHAL KHK’ları Anayasa – yasalar- hukuk -uluslararası andlaşmalara mutlaka bağlı kalmalı, ölçülü – orantılı olmalı, OHALilan gerekçesiyle sınırlı olmalıdır.
  • Cezalar kişisel, ölçülü, geri döndürülebilir, insan onuruna saygılı olmalı ve
    kesinleşmiş bağımsız mahkeme kararlarına dayanmalıdır.

TSK’dan uzaklaştırılan Yarb. Mehmet Alkan‘ın feryadının yanlış, haksız.. olduğunu
kim söyleyebilir?? Çığlıklar herkesin, özellikle iktidarın vicdanınadır :

  • ‘ŞEHİTLİK HEP GARİBANLAR İÇİN’ midir?

Bu vahim yanlışları yapanlar, en azından çok ağır vicdan azabına mahkumdurlar.

  • “Yetkililer FETÖ hakkında birilerine işlem yapacaksa,
    ilk önce kendi haklarında yapmalı.”

ADALET salt ülkenin  temeli olmayıp, tüm erdemleri (fazilet) içeren en üst erdem
ya da erdemlerin erdemidir.. Onsuz yaşam düşünemiyoruz, olmamalıdır..

Sevgi ve saygı ile. 28 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir