Org. Başbuğ: Musul Konusunda Şeyh Sait Faktörü Üzerinde Niçin Durulmuyor?

Org. Başbuğ:
Musul Konusunda Şeyh Sait Faktörü Üzerinde Niçin Durulmuyor?

Org. Başbuğ: Musul Konusunda Şeyh Sait Faktörü Üzerinde Niçin Durulmuyor?

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, son kitabı

  • “15 Temmuz Öncesi ve Sonrası”

nın Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki D&R’da düzenlenen imza gününe katıldı.

Başbuğ, burada gündemle ilgili açıklamalarda bulundu. İlker Başbuğ,

  • “Son günlerde özellikle Misak-ı Milli yani Ulusal Ant, Lozan ve bu arada Musul nasıl kaybedildi konusu Türkiye‘nin gündemini işgal ediyor. Tabii bu geçmişte yaşanan tarihi olayları anlatırken bütün yaşananları hep beraber, birlikte topluma anlatmak lazım. Bu açıdan bakılırsa bu konuların tartışılmasında ben biraz eksiklikler görüyorum. Bunları şöylece ifade etmek isterim; 1. Misak-ı Milli‘nin 16 Ocak 1920’de ilk taslağı Mustafa Kemal tarafından yazılmıştır. Sonradan Misak-ı Milli Meclisi Mebusan tarafından 17 Şubat 1920’de kabul edilmiştir. Türk toplumu şunu anlamalıdır ki; Misak-ı Milliyi hazırlayan, hazırlatan ve ilk taslağını bizzat yazan Mustafa Kemal Atatürk‘tür” dedi.

 “İNGİLİZLER HAKSIZ BİR ŞEKİLDE MUSUL‘U İŞGAL ETMİŞLERDİR”

İkinci önemli noktanın Mondros Mütarekesi olduğunu vurgulayan Başbuğ, “Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1928’de imzalandı ve bu antlaşmasının 7. maddesi sorunluydu. Buna itiraz eden yine Mustafa Kemal karşımıza çıkıyor. Bu 7. madde sorunlu olduğu için itiraz etmiştir. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanır. Neredeyse bir hafta sonra yani 8 Kasım’dan sonra İngilizler Musul‘u işgal ederler.

“OSMANLI HÜKÜMETİ NE YAPTI”

Peki Musul İngilizler tarafından işgal edilirken, Osmanlı hükumeti ne yaptı?
İstanbul‘da bulunan padişah Vahdettin‘in bu Musul işgaline karşı ne tepkisi oldu?
Yine burada da bir tepki koyan Mustafa Kemal Atatürk‘ü görüyoruz. Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesine dayandırmış İngilizler, haksız bir şekilde Musul‘u işgal etmişlerdir.” dedi.

“MUSUL’UN KAYBEDİLMESİYLE LOZAN ANLAŞMASININ İLGİSİ YOKTUR”

Başbuğ açıklamalarını şöyle sürdürdü:

  • “Üçüncü ve önemli noktaya gelirsek, Kurtuluş Savaşının zaferle neticelenmesinden sonra Lozan Konferansı toplanacaktır. Konferanstan sonraki Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923‘te imzalanacaktır. Ancak Musul konusu Lozan Konferansına gelmiştir. Fakat Musul konusu Lozan konferansında çözülememiştir. Bunu iyi anlamak lazım. Musul‘un kaybedilmesiyle Lozan konferansı ve Lozan Anlaşmasının ilgisi yoktur. Anlaşma imzalandıktan sonra Türkiye ile İngiltere arasında Musul konusundaki görüşmeler başlar.

ŞEYH SAİT İSYANI BAŞLAR”

Konu daha sonra 20 Eylül 1924’te Milletler Cemiyeti’ne intikal eder. Burası önemli. Konunun Milletler Cemiyeti’ne intikal etmesinin hemen akabinde 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait isyanı başlar. Şeyh Sait isyanı ile içeride ilgilenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti tabii ki zorluklarla karşı karşıya kalacaktır. 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti Musul ve Kerkük bölgesinden vazgeçecektir. Daha doğrusu buraları bırakacaktır.

ŞEYH SAİT İSYANI ÇIKMASAYDI BELKİ BUGÜN… “

Bunları anlatanlar bu soruyu sorsunlar:

  • ‘Bu Şeyh Sait isyanı neden çıktı, kimler çıkarttı?’ Şimdi baktığımız zaman Türk tarihi açısından çok değerli eserleri olan Bernard Lewis der ki;
  • Şeyh Sait isyanının çıkartılmasının arkasındaki ana neden, Atatürk Devrimleri ne Cumhuriyet devrimlerine karşı din elden gidiyor diye devlete ayaklanmayı başlatan Şeyh Sait ve Şeyh Sait‘in yanında bu isyana katılanlardır.
  • Şu soru çok haklı bir sorudur : 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait isyanı çıkartılmasaydı, belki bugün farklı bir coğrafya ile Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları farklı sınırlarla karşı karşıya kalabilir idik. Bu konuları unutmamak lazım.”

“BÜTÜN GERÇEKLERİ NET OLARAK İFADE ETMEK LAZIM”

İlker Başbuğ, altını çizmek istediği iki nokta olduğunu vurgulayarak;

  • “Mondros Mütarekesi imzalandıktan bir hafta sonra bu Musul işgal edilirken, ne İstanbul‘daki Hükümet ne de İstanbul‘daki padişah buna hiçbir tepki göstermemiştir. Esas Kurtuluş savaşından sonra Lozan görüşmeleri ile Musul‘un hiçbir ilgisi yoktur. Bazıları Lozan‘la bağ kurmaya çalışıyorlar ki yanlıştır.
  • Daha sonra İngiltere ve Türkiye arasında Lozan‘dan sonra yapılan görüşmelerde bizim Musul‘u kaybetmemizin arkasında yatan ana neden Atatürk devrimlerine, Cumhuriyet devrimlerine karşı din elden gidiyor diyerek halkı kandıran dini kullanan ve devlete isyan yapan Şeyh Sait ve arkadaşlarıdır.
  • Bu faktör üzerinde niçin durulmuyo? Tekrar şunu ifade ediyorum :
    13 Şubat 1925’te yaşanan Şeyh Sait İsyanı olmasa idi, belki Musul ve Kerkük konusu Türkiye açısından farklı sonuçlanabilirdi. Tarihi olayları anlatırken bütün gerçekleri net olarak ifade etmek lazım.” şeklinde konuştu. (22.10.2016, http://www.haberler.com/ilker-basbug-bu-faktor-uzerinde-nicin-durulmuyor-8885744-haberi/)
    ========================================
    Dostlar,

Bir musibet, bin nasihati aşkın hünerde galiba.. (Maliyet boyutunu bilemiyoruz..)
E. Org. İlker Başbuğ paşa Türkiye’mizin 26. Genelkurmay Başkanı idi ve Ergenekon – Balyoz kumpas davalarında 2 yılı aşkın süre hapise atıldı..

Bu iğrenç tuzak davalar ABD – CIA kurgulu, FETÖ taşeronlu ve AKP-RTE savcılı idi..

Seçilen “Cumhuriyetçi – Kemalist – Atatürkçü kurbanlar” sıkı çıktılar ve dik durarak oyunu bozdular.. Yurtsever Halkımız ciddi destek verdi ve mapus damları aydınlanma yuvaları oldu. Kahramanlar oralarda elleri yara olana dek kalemle yazdılar çoooook değerli kitaplarını. Uygarlık tarihine örnek katkılardır Mustafa Kemal’in ülkesinden, O’nun çocuklarından!

Olağan koşullarda köşesine çekilecek olan İlker paşa bir mücadele adamı oldu, bir Aydınlanma milisi işlevi üstlendi. Yazıyor, konuşuyor, başka arkadaşlarını da eyleme çağırıyor.. Nazım Hikmet‘i görmezden gelmelerinin ayıbını üstlenerek cesaretle itiraf ediyor, özeleştiri yapıyor..

İlker Başbuğ paşanın eylemini saygı ve şükranla selamlıyoruz, sürmesini diliyoruz..
Öbür yüksek düzeyli komutanları da yazmaya, konuşmaya, sahaya çağırıyoruz..

Bu arada, meydanlarda avazı çıktığı kadar bağıran ve nerdeyse tüm TV’lerde “mecburiyetten” verilen konuşmalarında Erdoğan, çatlayan sesinin yarattığı terörü bile yetersiz görerek, beden diliyle de kitlelere abanıyor.. “Tarih dersi veriyorum.. “ diyor.. Gırtlağını yırtarcasına bağırmasının da yetmeyeceği kaygısıyla “tüm hünerini” sergiliyor, eliyle – koluyla, bakışlarıyla – mimikleriyle.. tüm beden diliyle tehdit yağdırıyor sıklıkla..

İç dünyasının derin mi derin kaygı ve fırtınalarının hatta kasırgalarının, volkanlarının , korkularının… yansımasını izliyoruz üzüntü ve şaşkınlıkla, kaygıyla..

“Tarih dersi veriyorum.. ” derken tarihin çarpıtılması bizleri çok endişelendiriyor..

Tarih dersini Sn. E. Org. İlker Başbuğ veriyor.. Keşke Erdoğan da izlese ve azıcık yararlansa!
Keşke Erdoğan’ın ilk halkasında yer alan etkili aile büyükleri ve akça – pakça danışmanlar, AKP akilleri ve özellikle eski hocaları Erdoğan’a acil olarak yardım etme sorumluluğunun gereğini artık yapsalar..  Ancak AKP’nin gerçekte azınlık olan şeriatçı çelik çekirdeğinin baskınlığı ne yazık ki hala çok açık..

Oysa Türkiye’nin de, AKP – RTE’nin de dingin ve akla – bilime dayalı kurumsal, ilkeli, barışçıl, tam bağımszılıkçı, onurlu devlet politikalarına gereksinimi öyle çok, öyle zorunlu ve öylesine acil ki!

“Tek adam” dizginlenmeli! Mutlaka ve acil olarak..

Sevgi ve saygı ile.
23 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Lütfen, sitemizin manşetindeki yazıya da bakar mısınız??
AKP – RTE ile Politik Pozitif Feedback – Kapitonaj ve Kollaps
(Bu yazının pdf biçimi : akp_rte_ile_politik_pozitif_feedback-_kapitonaj_ve_kollaps)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk ve ortaokulu Gaziantep'te okudu, Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimentosanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesi’nde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siayasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Uzmanlık alanında 257 yerli, 47 adet yabancı (toplam 304) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 500'ü aşkın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1489 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor. Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 28.10.2016 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

“Org. Başbuğ: Musul Konusunda Şeyh Sait Faktörü Üzerinde Niçin Durulmuyor?” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir